Şirret

Nihat Genç yazdı...

Şirret

Artçı iftiralar devam ediyor.

Gözümüzü bir an kapatmaya vaktimiz olmuyor.

İçinde kalmış kim varsa Veryansın TV'ye saldırmaya devam ediyor.

Daha dün şirretliğiyle nam salmış raporlu tabir edilen, yani hakiki deli bir kadın "gazeteci" Veryansın TV için 'operasyon merkezi' dedi ve aklınca küçültücü aşağılayıcı sözler sıraladı.

Kavaklıdere'de lüks bir meyhanade, bahçe ve sokağın çok kalabalık bir akşam vakti birden masanın üstüne fırlayıp çığlıklar cıyıltılar atmasıyla şöhret olmuş bir kadın. Yani durduralamayan bir kadın.

Acil'de çalıştığımda böyle vakalar da gelirdi, çırılçıplak soyunmuş bir kadını üç erkek zapdedemiyor, herkes, üstüne battaniye atın diye bağırırken, kadını güç bela tutan erkekler bağırırdı -morfin, morfin...

Aslında morfin husumete, caniliğe, gözü dönmüşlüğe, çıldırma seanslarına gayet iyi çözümdür ama geçici bir çözümdür, bir müddet sonra yine azabilir.

Ayrıca kimbilir belki bu hezeyanlı delirme anları morfinli, kokainli halidir.

Şu zavallı hukuki haklarımıza bakın, bir an kadının beyanı esastır desek, olduk çıktık operasyon merkezi!

Bence sabah suratınızdaki mahmur şişkinlik bir müddet sonra geçmiyorsa bu durumu dikkate alın, vücudunuz gözünüz burnunuz şirretlikten şişe şişe patladı patlayacak demektir, dikkatli olun, ne bileyim, yatmadan önce soğan patates sarın.

Ve yine yetişkin yaşına rağmen bir insan evladı büyütmemişse ya da evcil bir hayvan bir canlıya bakmamışsa şirretlerin tehlikesi gerçekten sinsi ve büyüktür.

Evcil bir hayvana bakmanın raporlu delilere faydası şudur, hayvanların duyguları vardır ve duygusuz, sinirsiz, kalpsiz, insansız, tarihsiz, kişiliksiz kalmış şirretler bu güzel canlılarla düşe kalka onlardan duygu eğitimi alıp kısmen iyileşebilir.

Ancak sakın ha sevgili şirretlerimiz duygu eksikliği ve eğitimini asla fil, aslan, gergedan besleyerek kapatmaya çalışmasın, tavsiyem, etoburlarla değil, duygu eksikliklerini kuzu-koyun gibi otoburlarla kapatsınlar! Çünkü etoburlar şirret mirret dinlemez, kesin diş ve pençe geçirip bir tarafınızı kopartabilir, yani sizi malülen emekli edebilirler ayrıca etobur okşanmaya, gıdıklanmaya gelmez!

Araştırmalar şirretlerin şirretini döktükten bir müddet sonra mutlu olabileceğini ortaya koyuyor. Ve ama şirretlerin asla üzgün olamayacaklarını da söylüyor. Çünkü, şirretler, dünya yıkılsa ellerinde cımbız hiç bir olayı ülkelerine ve kendilerine tehlike görmüyorlar, şirretlere göre nükleer silahların ve savaşların sorumlusu dahi karşı kapı komşunuzdur.

Araştırmanın sonunda şirretlerle başedebilmenin yolları da dost tavsiyesi gibi sıralanmış. Şirretlerle baş edebilmek için sürekli onları lafa tutmalısınız. Altın kural, şirretleri durdurmak susturmak mümkün değildir.

Şirretlik de travmatik bir stres bozukluğu sonuçlarındandır. Dikkate alınmazsa hezeyanlar ailesi ve yakınları bipolar düzeyiyle bayağı zor durumlarda bırakır, güzelim ailesinin yaşam düzeyi ve yaşamdan aldıkları tat fazlasıyla azalır, azaldıkça kudururlar!

Şirretlerin öfke ve saldırganlığı daimidir, ağaçkakanın ağacı gagalaması gibi gün boyu salya akıtmaktan gaga parçalamaktan gürültü patırtıdan yorulmazlar.

Böyle durumlarda şirretin önüne hemen kuşyemi kaju ya da siyah çikolata atıverin ya da vişneli dondurma uzatıverin, o yiyeceği ısırmak ve yalamakla meşgulken, bir kaç dakika şirretinden korunabilirsiniz.

Yine de sen ben dikkatli olalım, şirretler en boktan meseleyi dahi büyütüp cinayet işleyebilecek husumete taşıyabilirler, Allah hakimlerimizin cemil cümlesine sabır versin, sırf bu şirretler yüzünden dava yükleri üçe beşe katlanıyor, olan adliyelerimize oluyor!

Yalan iftira sizi kodese tıkmaktan tehdit etmekten hiç geri kalmaz hiç utanmazlar şaka hiç değil gelir evinizi köyünüzü dahi yakabilir yine hırslarını alamazlar! Müge Anlı programlarında bolca izlediğimiz şirretleri izleyin işte dikkat buyurun gözleri patlak patlak ve ama sümsük karakterli. Ve dünya yıkılsa .ikimde değil karakterleri ülkemizin en büyük faciası işte bu geri kalmış cahilce tınmazlık! Ve bu şirretlerin bir de okumuşları var ki, Allah düşmanınıza vermesin. Siz bir Müge Anlı programları biliyorsunuz, bir de Nihat Genç makalaleri var ki hepsi sıra sıra yaz yaz bitmiyor, şirretlerin ajanların koftilerin iftiracıların dibi sonu hiç gelmiyor!

Ve ağızlarını açmasınlar çıra gibi anında kağıt tutuşturur gibi stüdyoyu ve köyü ve yakın tanıdık eş dost akraba herkesi yakarlar ve ortalığa gaz benzin dökmekten hiç çekinmezler, ve ama yine de kuyruklarını dik tutmayı eşarbını gözleri üstüne çekip karanlık ve tehdit edici sütre gerisinde sinsi sinsi mesafeli kalmayı iyi bilirler.   

Çünkü onlara göre ne kadar şirret olursan ahlak ve insanlık dersinde o kadar kazanırsın.

Çünkü onlara göre tıpkı islamcı iktidar gibi ne kadar bağırırsan o kadar bastırır ve o kadar haklı çıkarsın!

Şirretlerin savaşmadıkları delirmedikleri bir güne siz yaşanmış bir gün demeyin.

Unutmayın şirretlerin fetöcülük kriptoculuk mafyacılık üç kağıtçılık dolandırıcılık kariyersizlik, esersizlik, hadsizlik, başaramama vb. gibi mutlaka çok büyük bir açık ya da eksiklikleri mutlaka vardır, işte bu derin boşlukları şirretlikle kapatabileceklerini sanırlar! Gençliğimden beri onlara taktığım ad şudur: Kifayetsiz en yakışıklı maymunlar!

Şirretlik çürümüş marulun, küflenmiş kavunun kokmuş yemeğin çöpe dökülmeden önceki çığlık çığlığa son direnişidir!

Şirretlerle yakın temasa aman ha girmeyin, şayet mecbur kalırsanız elinize uzun boylu bir çalı çubuk alın, öyle uzaktan dürte dürte mesafe koyun. Şirretleri ayrı bir torbaya koyun. Şirretler bağırırken ağızlarından burunlarından fırlayan sümük balgam tükürük parçalarını ise mutlaka belediye nezaretinde veterinere tahlile götürün.

Ve unutmayın şirretler hayatta kalabilmenin tek yolu olarak şirretliği bildikleri için şirretlik onlar için bir yüksek makam, bir statü, şirretlik onlar için nizama alem verme, şirretlik onlar içinde anamı kestim babamı kestim ustura kemal'in kabadayı narası.

İşte bu yüce şirret makamına yükselmiş anlı şanlı şirretlerimiz ülkeyi ve bizleri ve ahlakımızı Osmanlı'dan beri şirretlikleriyle terbiye-tımar etmeye inanmışlardır, işte ekranlarımızda sarayımızın nice şirretleri!

Bu yüzden bizler de şirretlerden korktuğumuz tırstığımız için şirretlerin adını ismini vermeyiz şirretlerden yaka silkip üç mahalle öteden dolaşırız!

Ülkemiz büyük siyasi sosyal felaketlerden geçiyor, pandemi, iflaslar, açlık yoksulluk intihar cinnet gırla giderken, pek tabii hatırı sayıda şirret vakasına da hepimizin katlanması şart, başka napcan? Yani bir şirretten kurtulabileceğini sanacak kadar aptal değiliz!

Bilinen bütün şirret vakalarında şirretlerin hiç uyumadıkları özellikle uykuya giremedikleri ve uykusuz kaldıkları ve uykusuzluklarına bahane aradıkları bu yüzden sabah önüne ilk kim çıkarsa onu hedefe koyup cırlayıp carlayıp üstüne saldırdığını ortaya koymuştur! Bu yüzden şirretler için halkımız 'nursuz' ve 'gudubet' ya da yüzünü şeytan görsün der, bence en güzeli: 'Suratsız'!

Çünkü bir siması suratı kişiliği saygınlığı karakteri olmayan insanlar yırtmanın şöhret olmanın en ucuz yolu olarak şirretliği tek yol bilirler!

Ve şirretler sadece kendi ağızları kendi tırnakları kendi sıçmık ve kusmukları olduğuna inanırlar yetmez en güzel bok püsürük benim en zeki salyalar benim en etkili yalan ve iftiralar bende diye inanıp şarlayarak .ıçarak kusarak herkesi mat edip susturabileceğine inanır!

Şirretler bilmezler ki bir eser sahibi olmamış şirretlerin kusmuğu iftirası ancak kendisini zehirler!

Şirretler iflah olmaz yay gibi gergindir, yakınları dostane yaklaşıp 'hadi oynayalım' diyerek onları yumuşatacaklarını sanırlar, nafile! Yine de canınızı sıkmayın, aklınızı kullanın, sokağa çıkamayıp sinemaya tiyatroya gidemediğimiz bu günlerde şirretleri ortaya alıp onlarla maymun gibi bakiyim cici şey sen kimin kuklasısın, dillerini yesinler sen kimi sözcüsüsün diye sevip oynayıp eğlenebiliriz.

Şirretlik doğuştan gelen kalıtımsal bir hastalıktır, müzakere, tartışma, anlama, fikir ileri sürme, dinleme, saygı duyma, empati, vicdan, merhamet, vs. gibi en temel duygularını yitirmişler ve sadece saldırarak ve sadece ısırarak ve nihayetinde bir mahalleyi bir mahalleyle savaştırmadan rahat edemeyen bir türdür!

Yapmanız gereken, oradan uzaklaşmaktır!

Boşa düşüp ya da yanılıp cevap verirseniz 'hee heee' deyip alttan alın!

Ancak?

Ben yine de insanlığın en doğal taş devri halini yaşayan bu vahşi şirretlerin yaşamasından yanayım. Yani şirretlerin zehirle itlaf edilmesine insanlık olarak karşı çıkmalıyız. 

Bu vahşi tür için özel milli parklar tahsis edilmeli, yanlarına bir kaç karaca ve geyik koyulmalı, doğada şöyle kardeşçe!

Vahşi türler bu milli parkları yırtıcılıkları keskin dişleri vahşi pençeleriyle ısırabilir pisleyebilir dağıtabilir kırabilir mahvedebilir, olsun, bir canlı türü olarak bu vahşiliğe insanlık olarak katlanmalıyız.

Bence şu Twitter'ı icat eden adama da saygı duyalım, işte şirretler için ilk simülasyon milli parkı kurmuş bile...

Ancak twittercı amcaya tavsiyem bu twitter tarlasının parkının sınırına şöyle jilet gibi, bıçak gibi kesici tel örgüler de kurmalı, vatandaşın arasına bu kadar kolay girip çıkmasınlar!

(Fetö'nün dağılmış operasyon merkezi  son günlerde uzaktan talimatla bazı gazetecileri ve siteleri kullanıyor, akıllı bir insan arkadaşlarını uyarır, fetönün parasına dünyanın şöhretine kanıp fetö'nün yalan iddialarını seslendirmeyin, diye ikaz eder, aksine, siz önden yürüyün Fetö'nün kemalist denizciler darbe yapacak imaları taşıyan belgesellerini yayınlayın, arkanızdan birileri onlar gazetecilik yaptı diye bağırıp ortalığı velveleye verip sizi savunur gibi bir düşünceyi  akıllı bir insan asla savunamaz, oyuna kumpasa gelmez, gelirse de şirretlikle kumpası boğuntuya getirip  kumpası dahi şirretliğinin .okuyla örtmeye çalışmaz, kumpası asla masum gazetecilik faaliyeti olarak göstermez!)