Siyasal İslamcılık ve nihilizm

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

“Değişik çağları birbirine karıştırma, herhangi bir olayın ya da olgunun çağıyla ilgili yanılgıya düşme; çağdaşlığa, çağdaş yaşama ayak uyduramama ve günü geçmiş törelere, inançlara ve uygulamalara bağlılık”, anakronizm, yani tarih yanılgısı demektir. Tarih dışı kalmak, içinde bulunduğu çağı ve o çağın gereklerini; ne getirip ne götürdüğünü anlamaya engel bir yaklaşım tarzı dediğimizde işte bu kavram karşımıza çıkar. Olay ve tarihsel kesitler arasında uyuşma, örtüşme olmamakla kalmaz; ya olay yanlış kurgulanır, ya da tarihsel kesit yüceltilir veya aşağılanır.

II. Abdülhamit ve yaşadığı tarihsel kesit, bugüne taşındığında anakronizm ortaya çıkar. Hele “milyonlarca km karelik toprak kaybedildiği gerçeği”, “bir karış toprak dahi kaybedilmemiştir” iddiası ile yer değiştirirse, anakronizm en dayanılmaz hale gelir. Yaşanılan çağı ve ülkeyi, asırlar önceki inanç ve uygulamalar yönünde zorlamak, yine bir anakronizm örneğidir.

Peki, tarih yanılgısına düşmek, yani anakronik olmak bu noktada kalır mı? Hayır, doğal olarak nihilizm üretir. Nihilizmi besleyen en önemli kaynak, siyasal İslamcılık için, işte bu anakronizm, yani, tarih dışılıktır.

Peki, neden?

II. Abdülhamit örneğinde, tarihsel geçmiş çok eski değildir. Yanlış bir tarihsel eşleştirme ve yanlış bir tarihsel bilgi, hemen denetlenip doğrusu ile düzeltilebilir. Buna benzer her tarih dışılık düzeltilip insanlar doğrusuna ulaştıkça, nihilizm artar.

Peki, nihilizm nedir?

Felsefe tarihinde nihilist filozoflar arasında Sofistler, Nietzsche, Albert Camus, Jean Paul Sartre’yi sayabiliriz. Ama konumuz bu düşünürler değildir. Nihilizm, yaşamın anlamsız olduğuna inanarak bütün dini ve ahlaki ilkeleri reddetmektir.  Bu reddin içinde olumsuzluk, sinizm, karamsarlık, inkâr, feragat, inançsızlık, şüphecilik, kanaat eksikliği, ahlaki değerlerin yokluğu, agnostisizm, ateizm ve deizm saklıdır. Aslına hepsi birden nihilizm dediğimiz tutumun bileşenleridir. Çaresizlik, moral çöküntüsü, pasiflik, umutsuzluk ve hayal kırıklığı ise önce anakronizmin, ardından da doğal olarak nihilizmin acı sonuçlarıdır.

Anakronizm, kasıtlı ya da kasıtsız olması fark etmeksizin, günlük yalanlardan bilimsel, dinsel ve siyasi yalanlara kadar uzanan bir tarih yanılgısı olarak, nihilizmi sürekli besleyen bir kaynak olarak kullanılır. Çaresizlik, hayal kırıklığı ve umutsuzluk bu mekanizmanın doğal ve beklenen sonuçları olarak zamanla kabullenilir. Kitleler bundan başka bir dünya ya da yaşam olmadığına inandırılır. Bu inancın dokunulamaz bir kutsallığa büründürülmesi ihmal edilmez. Anakronik ve nihilist, kendi ürettiği bu inancı, ters yüz ettiği tarihsel eşleştirmelere yüklediği dinsel gerekçelerle tahkim eder. Bu tahkimatın nöbetini, inandırdığı kitleler tutar.

Nihilist, tümüyle faydacıdır. Çünkü hiçbir şeyin kendinden bir değeri olmasına izin vermez. Örneğin para sahibi olmak da hoş olabilir, ama bu, kelimenin tam anlamıyla nihilist bir durumdur, çünkü niteliksel farkları niceliksel farklara indirger.[1] Oysa Aristoteles’in dediği gibi, “kendisi uğruna yaptığımız bir şey varsa, o da bütünüyle iyilik olsa gerek”

Boşluk ve anlamsızlıkla baş edebilmek için umutsuz ve çaresizce bir kenara çekilmek, pasif nihilizmdir. Anlamsızlığını bildiğimiz dünyanın yıkılmasını ve yenisinin kurulmasını isteyerek yanıt veren aktif nihilizm, siyasi nihilizmin bir türüdür. Siyasi nihilizm kendini en saf haliyle, Kızıl Ordu Fraksiyonu, Kızıl Tugaylar ya da daha yerelde El Kaide veya Işid gibi isimler altında faaliyet gösteren terör örgütlerinde gösteriyor.[2]

Siyasal İslamcılık açısından bakıldığında, masum dindarlıktan apayrı olan bu ideoloji, siyasi nihilizm olarak pasif nihilizmin de kaynağıdır. Öncelikle anakroniktir. Tarih dışı ve bilimsel olana karşıttır. Üstelik tam da savunduğu dinin temel ilke ve inançlarını; dinin ahlaki prensiplerini ve evrensel ahlak kurallarını hiç sayar.

Anakronizm ve nihilizm, bu ideolojide tarihsel ya da epistemolojik bir yanılgının ötesine geçmiş; ahlak ve hukuk tanımazlığa dönüşmüştür. İlk tür yanılgıdan, bilgi ve araştırma ile dönülebilir; ama ikincisinden dönmek çok daha zordur. Çünkü hiçbir dini kural ya da ahlaki prensibi tanımamak, planlı ve sistematik bir tercihtir. Faydacılık zirvededir. Ahlaksızlık ve faydacılık birleşince, ilki, ikincisi tarafından sürekli perdelenir; hatta kutsanır.

Fetö başta olmak üzere siyasal İslamcılık (burada İslam dinini değil, ondan türetilmiş modern bir ideolojiyi kastediyorum), kitlelere, yaşamın anlamını, hayallerinde kurguladıkları tarihsel dönemlerde ve yarattıkları kahramanlarda aramasını telkin eder. Türkiye Cumhuriyeti onlara göre, din ve gelenekle kavga halinde bir rejim olarak, “İslam Yurdu”na el koymuş bir “Yabancı rejim” sayılıyor. Eğer o dönem ve o kahramanlar bugüne getirilirse, toplumun gerçek İslam’ı yaşayacağı vaat ediliyor. Hilafet ve şeriat kurulursa, hem bu dünyada hem de öteki dünyada (dareyn: her iki cihanda) mutlu, mesut bir dindar olunacağı bilimden daha kesin hükümlerle bildiriliyor. Ne var ki hep tersi durum gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

Dikkat ediniz, kitlelerden önce kendileri nihilist olmuşlardır. Terör elebaşı Fethullah Gülen ve bir yığın şeyh-şıh güruhu, ruhsal ve zihinsel olarak nihilizmin bütün özelliklerini taşırlar: Dini prensipleri ve ahlaki ilkeleri tanımazlar. Tecavüzden uyuşturucuya, terörden hırsızlığa, vatan hainliğinden bölücülüğe kadar, aktif bir nihilistin savrulabileceği tarih-dışı ve insan-dışı alanlara savrulmuşlardır. Kendilerini Peygamber, yazdıklarını kutsal kitap, bağlandıkları dini ya da siyasi lideri ilahlaştıracak kadar zıvanadan çıkan bir nihilizme düşmüştürler.

Irak’ta, Suriye’de ve başka İslam ülkelerinde emperyalistlerin yaptıkları Müslüman soykırımına “dua”larla destek olanlar, terör devleti kurmak için, sağ kalanları bombalayıp ülkemize boca edilen sığınmacı ve kaçaklara “Ensar-Muhacir” anakronizmi yapmakta;  Türk halkı bu tarih-sahteciliğini fark edince, ahlaki-insani kuralları işine geldiği gibi uygulamakta ya da çiğnemektedir. “Ensar-Muhacir” şablonu tarih-dışılıkla ifşa olunca, şimdi “salt kardeşlik” hak ve hukuku” söylemi başlatıldı. Oysa devletler, “kardeşlik” ile değil, “yurttaşlık” hukuku ile yönetilirler. Kaldı ki gerçek anlamında bile kullanılsa, kardeş kardeşe durup dururken her şeyini haraç mezat vermez.

Siyasal İslamcılık, dindar ya da ahlaklı değildir. Böyle olsaydı, değiştirmeyi ve yıkmayı din-iman meselesi haline getirdiği Cumhuriyet’i ve onun erdeme dayalı yönetim biçimini, ilke ve değerlerini sahiplenirdi. “Tren”le demokrasinin birbirinden pek farklı şeyler olduğunu öğrenirdi. Olmayacak şeyler vaat edip kitleleri hayal kırıklığına ve umutsuzluğa sevk etmek, onları nihilist bir hayat anlayışına hapsetmek aslında bunu yapanların nihilist olduğunu gösteriyor. Çünkü Siyasal İslamcılık, dini, milli, örfi, evrensel, kültürel ve medeni hiçbir kuralı önemsemiyor. Ona göre tüm bunlar, çağımızın ürettiği tağutlar, putlardır. Öyleyse, bunları yıkmalı, kendi putunu kendisi yapmalıdır. Oysa onun yaptığı put, çağdaş yaşamın ürettiği bu putlar yanında, Tanrı’ya daha çok şirk koşmak anlamına gelmektedir, ama bunu fark edemez.

Cumhuriyet eğitimi ve terbiyesi almış bir Türk vatandaşı, herhangi bir sembolü Allah’a şirk koşmak için edinmez. Çünkü ona dini içerik vermemiştir. Oysa siyasal İslamcılık, dünyaya, çağa ve ülkemize ait ne varsa hepsinin karşısına anakronizmle düşmanlaştırdığı dinciliği koyar. Siyasal dincilik, önce kendi nihilizmi ile kendini, sonra da ülkeyi ve halkı çaresiz bırakır.

Cumhuriyet, dün olduğu gibi bu gün de çaresizlerin çaresi, umutsuzların umudu ve Türk milletinin hayatını vakfettiği geleceğidir. Siyasal İslamcılar kendilerini ve etkiledikleri kitleleri anakronizmden ve nihilizmden kurtarmak istiyorlarsa, Kurtuluş Savaş’ında, Çanakkale Savaşı’nda “işgalcilerle savaşanların “yeşil sarıklılar” olduğu yalanını bırakıp aklını çalıştıran Atatürk ve Cumhuriyet kadroları olduğu gerçeğini kabul etmek zorundadırlar. Kişi aklını kullanırsa Allah’a karşı gelmiş mi olur? Tam tersine, aklını kullanmazsa “üzerine pislik yağar.” Aklı olmayanın imanı olmadığı gibi, ahlakı da olmaz.

Yakınılan ateizmi, deizmi ve agnostisizmi üreten, Siyasal İslamcılığın nihilizmidir. Ahlaksal çöküntü ve toplumsal tefessüh, yine onun eseridir. Nihilist bir ideoloji ile “dindar”lık kurulamaz.

Türkiye Cumhuriyeti, apaçık bir tarihsel gerçekliktir ki, her türlü anakronizme ve nihilizme 1923’den beri meydan okumaktadır ve bundan sonra da okuyacaktır.

Neden mi?

“Hükümdarlıklarda, devlet başkanlık makamına kalıtımsal yolla gelinir.  Kuvvetinin ve yetkisinin Allah’tan geldiğini ve yalnız ona karşı,  ahrette hesap verebileceğini düşünen ve devleti, ülkeyi miras kalmış bir malikâne kabul eden bir hükümdar, her türlü kayıttan kendisini serbest görür. Böyle bir yönetimde, milletin benliği, hürriyeti söz konusu olamaz. Bu nedenle, yetkileri sınırlı da olsa hükümdarlık şekli demokrasiye, milli egemenlik ilkesine uygun değildir. Hükümetin, sınırlı sayıda insanların, sınıfların elinde bulunması da millet varlığının hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir durumdur. Milletin bütün olarak çoğunlukla devlet yönetimine katılımına engel olan bu “oligarşi” usulü de bir grubun kendi menfaatlerini elde tutmak için bütün bir millete ait egemenliği, elinden zorla almaktan (gaspından) başka bir şey değildir.”[3]

Cumhuriyet bizimle, biz Cumhuriyetleyiz. Çünkü Türk milleti ne anakronist, ne de nihilisttir.

 

[1] Bkz. Svend Brinkmann, Hayata Nereden Bakmalıyız? Yeni Bir Dünya İçin On Eski Fikir, Çev. Mercan Yurdakuler, İletişim Yayınları, İstanbul 2022, s.26.

[2] Bkz. Svend Brickmann,s. 27.

[3] Mustafa Kemal Atatürk (yazar), Afet İnan (Düzenleyen), Medeni Bilgiler Türk Milleti’nin Elkitabı, 2. Baskı, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 2010, ss. 58-59.

Siyasal İslamcılık ve nihilizm

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 1 ay önce

    siyasal islamcilik yerine siyasal dincilik daha dogru ve daha genis kapsamli bir tanim olacaktir. Bu tiplerden dunyanin her yerinde var. Insanlik olarak ister budizm, ister hinduizm, ister islamiyet, ister hristiyanlik, ister yahudilik olsun, siyasal dinciligin her cesidinden kurtulmamiz gerekiyor. Din (borc) insan ile yaraticisi arasindadir ve devletlerin, kralliklarin, sultanliklarin, emirliklerin tekelinden arindirilmalidir.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!