Siyasal İslamcılıkta ahlak, hukuk, siyaset

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

Siyasal İslamcılıkta ahlak, hukuk, siyaset

Öncelikle ülkemizdeki orman yangınlarının bir an önce sona ermesini, söndürülmesini ve Türk halkının bir daha böyle felaket yaşamamasını diliyorum.

Güzel yurdumuzun neredeyse her köşesinde ormanlarımız yanıyor, ülkemiz yanıyor. Nasıl, neden çıktı, kimler tarafından çıkarıldı, sabotaj mı, yoksa başka nedenler mi var? Hiç birini bilmiyoruz, ama son ve en doğru kararı hukuk verecek; sorumluları hakkında Türk halkının yüreğini ferahlatacak kararın gereğini yapacaktır. Bunu umuyor ve bekliyoruz.

Gelen haberlerde linç girişimleri paylaşılıyor. Son derece yanlış ve hukuk dışı bir yaklaşım olduğu unutulmamalıdır. Eğer sabotaj var ise, asıl bundan sonraki yangınları çıkarmak isteyenlerin oyunu olduğunu, Türkiye’de bir iç çatışma planı hazırlandığını akılda tutmak gerekir. Bu noktada birlik ve beraberlik içinde olmamız en doğrusudur.

Korkunç ve üzücü günler yaşıyoruz.  Bunu felaket tellallığı yapmak için söylemiyorum. Hepimizi tedirgin eden bu yangınlar, kontrolsüz, körlemesine gelen göçmenler, hayat pahalılığı, Covid-19 sorunu, içerideki ve dışarıdaki tehditler, başta sorumlu mevkide olanlar olmak üzere hepimizi doğrudan ilgilendiren sorunlardır. Bütün bunları düzeltmek, sırasıyla ahlak, hukuk ve siyaset arasındaki  ilişkiyi doğru kurmaya bağlıdır.

Siyasal İslamcılık, dindarlığı ve samimi inançlı insanları anlatan bir kavram değildir. Üstelik onları baştan dışlar. Dinin siyasetini yapanlar,  ilk önce o dine gönülden, arı duru kalple inanan insanları ayıklamakla işe başlarlar.

Onun için gerçek dindarlara ve samimi insanlara hiçbir sözümüz olmaz.

Her şeyden önce hukuk düzeninin yaşayabilmesi, istikrarlı bir kamu düzenine bağlıdır. İstikrarlı bir kamu düzeni hak ve adaletin sağlanmasıyla doğrudan ilgilidir. Hak ve adalet zedelendiğinde istikrar sarsılır; kamu düzeni bozulur.

Ahlak, hukukun temelidir. Hukuk ahlaktan beslenir. Ahlaksız bir hukuk meşru olamaz. Çünkü her yasa, her hukuki yapı, meşruiyetini ahlaktan alır. Ahlak, insan olmanın tek ve vazgeçilmez kaynağıdır. İnsanı diğer canlı ve cansızlardan ayıran en belirgin özelliktir. İnsanlaşmamız ahlakla mümkün olur. Ahlakı olmayan birey insanlıktan çıkar; mensubu olduğu toplum da sürüleşir. Bu temelsizlik üzerine hukuk inşa edilemez.

Hukuk, insanlaşmanın alfabesi olan ahlak üzerine kurulu olmalıdır. Ahlakın kaynağını tek bir ölçüye indirgeyemeyiz. Türk kültürü, inancı, değerleri, yaşam biçimi, bilimsel birikimi, tarihsel ve toplumsal unsurlar hep birden ahlaka kaynaklık eder. Hukuk bütün bunlardan beslenerek kendisini yeniler. Hukuk çiğnendiği zaman hak ve adaletten söz edilemez. Hukuku saymamak, hak ve adaleti gayrı meşru ilan etmek demektir. İşte bu yüzden Cumhuriyetimiz ahlak ve erdem örneğidir.

Öyleyse hukuk ahlaktan ayrı düşünülemez. Ardından siyaset gelir. Siyaset ise, ahlaka ve hukuka dayanır ve bunlar sayesinde meşrulaşır. Ahlaksız ve hukuksuz bir siyaset, insanlık dışıdır.

Siyasal İslamcılık, tam da bu nedenle insanlık dışı bir siyaset yapma biçimdir. Pratikleri, günlük siyaset tarafından oluşturulur. Siyasal İslamcılık, samimi dindarların içinde bulunduğu bir akım değildir. Çünkü ahlakı ve hukuku hiç sayan bir dindarlık söz konusu değildir. Bu akım içinde bölücülük, etnikçilik, çeşitli çıkar çevreleri, her kutsalı haraç mezat satılık sanan türlü ideolojilerden insanlar vardır.

Bu yaklaşım, ahlak ve hukuka değer vermediği için, tüm günlük pratiklerini hak ve adaletin kaynağı olarak görür. Siyasi pratikler değiştikçe ilke ve niyetleri de değişir. Sabit, herkesi kucaklayan; hak ve adaleti öne çıkaran bir kaygı gütmez.

Peki, neden?

Siyasal İslamcı, hak ve adaleti, demokrasi ya da demokrasi dışı yollarla elde ettiği güçten devşirir. Bu gücü, metafiziksel sayar; ilahi güce sahip olduğuna insanları inandırmak için her türlü hukuk-dışı, ahlak-dışı yöntemleri kullanır. Faşizm’in “biricik ve metafiziksel ilke” saydığı devlet kavramının yerine, özçıkarlarını koyarak kutsar; onun özçıkarları, ahlak ve hukukun yerini aldığı için, siyaseti bu çıkarlarının gerektirdiği şekilde düzenler. Faşizmin önde gelen kuramcılarından Alfredo Rocco, Corrado Gini, Gentile ve Sergio Panunzio’nun dedikleri gibi, “hak demek , güç demektir, her güç ahlakidir” ilkesinden şaşmaz. Hak ve adaleti, elinde bulundurduğu güçle açıklar. Ahlaksız hukuk, hukuksuz siyaset ve çıkarları için hedef gözetmeyen bir pratikler düzeni geliştirir.

Kamu istikrarı, kamu için düzensizlik, kendi çıkarları için “düzen” olan böyle bir siyaseti kaldırmaz.

Ahlakın kaynaklarından biri olan din, “şeriat söylemleri” ile boğulur;  cemaat ve tarikatların ekmek kapısına dönüşür. Fetö örneğinde olduğu gibi, din adına ülkenin tepesinden bombalar boca edilir.

Ülkemizi dört bir yandan cehaletle yangın yerine çeviren  tarikat ve cemaatler, ormanlarımızı dört bir koldan saran yangınlara karşı duyarsızdır. “Yanmaz terliksiler”, “bir yudum içki için kıyameti koparanlar”, 3-4 yaşındaki kız çocuklarımıza sözüm ona tesettür için ordu gibi caddelerde nümayiş yaptıran bu odaklar, ülke yansa en ufak bir insani tepki göstermezler. Çocuklarımızı her türlü iğrenç emellerine alet eden bu ve benzeri yapılar, tecavüzcü şıhları için milyonluk kalabalığa anında ulaşırken, yanan ormanlarımız içi kılını kıpırdatmazlar.

Neden?

Çünkü ahlakı çiğnedikleri için, insanlaşamamışlardır. Hukuku çiğnedikleri için, hak ve adalet duygularını yitirmişlerdir. Siyaseti de bu anlayışlarına dayandırdıkları için de kamu istikrarını sarsmaya devam etmektedirler. Saçlarını taramaya devam ederler.

Siyasal İslamcılığın bu nedenlerle vatanı olmaz, dini olmaz, merhameti olmaz, milleti, milliyeti olmaz, insanlığı gelişmez.

Eğitim sistemimiz, her bireye ahlak-hukuk-siyaset bütünlüğünü mutlaka öğretmeli; bunların birbirinden ayrılamayacağını zihinlere kazımalıdır.

Diyanet, merkez ve taşra teşkilatlarında, Kuran’ı ezberleterek, yüzünden okutmayı öğreterek din eğitimi verdiği yanılgısından bir an önce kurtulmalıdır. Kendisine bağlı tüm teşkilatlarda bu üç kavramı, yani insanlığı öğretmeli, bunun için de felsefeyi Kuran Kursları müfredatına almalıdır.

İnsanlaşmadan dindar olunamaz. İnsanlaşmayan dindar olamaz.

Alfredo Rocco, “Faşizmin Siyasal Doktrini”nde demokratik düzeni herkesin herkese karşı savaşı olarak tanımlar