Siyasetin simyası: Mezhepler, tarikatlar olimpiyatı

Siyasetin simyası: Mezhepler, tarikatlar olimpiyatı

Her kültürün kökeninde bir ‘ölümsüzlük iksiri’ icad etmek vardır. Her kültürün kökeninde madenlerin metalik dönüşümüyle ‘altın’ bulmak vardır. Kimyanın sihridir bu, adına ‘simya’ denilir, kimyanın ilkel adı prokimya diyebiliriz. Cemaatler, mezhepler, derebeyleri yani feodal yapılar da siyasetin prokimyasıdır, siyasetin ‘ölümsüzlük iksiridir’ bu. Bin yıl olduğu gibi yine aynı madenlerin aynı palavraların alaşımıyla malikaneler kurup adına devlet diyoruz!

Her kültürün perileri, cinleri, şeytanları, muskaları, büyücüleri vardır. Her kültürde bazı eşyaların ruhları vardır, türbeler, okunmuş üflenmiş taşlar, giysiler, sular. Her kültürün derin sahipleri, bekçileri iddiasında palavra iddiaları vardır. Gizemli manevi güçlerdir bunlar, azizler, Kırklar Meclisi, erenler, evliyalar, mübarek insanlar, aksakallılar, bilgeler ve tarikat silsileleri.

Aslında ‘anlam yüklemedir’ bunlar, toplum öğretmenleri ya da organik (halkla iç içe) aydınlar ya da kanaat önderleri gibi isimler takabilir milleti de yok yere kandırmayabiliriz.

Her kültürün bin yıllık bitmeyen büyük palavraları vardır. 9. ve 10. asırda mesela Nakşi ve kollarıyla uyuşturulmuş Türkler ‘savaşçılığını’ kaybeder. Batılı tarihçilerin ortak fikridir bu, Türklerin Moğollara defalarca yenilmesinin sebebi Nakşi gibi beleş, asalak uyuşturucu tarikatlardır. Orta Asya ve İran ve Anadolu topraklarında 11. asırda ayrı 14. asırda ayrı 19. asırda ayrı, yüz yıl önce ayrı, otuz yıl önce ayrı, aynı isimli tarikatlara gömülmüş Türkler asırlarca kesintisiz Moğollara ve Ruslara esir oldular, işgal edildiler, yenildiler ve Türkistan’da Kafkasya’da Ortadoğu’da hala aynı tarikatların karanlığında bellerini doğrultamıyorlar.

Her tür işgalci yönetimle işbirliğine girip araziye uymada mahirdirler. Ve her dönem kendi saltanatlarını devletten önde görürler. Nedense bu tarihi gerçeği bu ülkenin tarihçileri elleri varıp neden yazamıyor, cemaat ve tarikat yapıları hüsran ve hezimetle defalarca Moğol hakimiyetine, defalarca Rus ve İngiliz hakimiyetinde esir olmamızın asli unsurlarıdır. Teslimiyetçi ve uyuşuk yapılardır, beleşten ya da devletten geçinirler, devletlerimizin en güçlü döneminde zayıf karakterli yöneticiler bulmaya görsünler devlete karşı şantaj, tekfir ve güç gösterirler, palavra hikayelerle devletimizin tarihini dahi kendi şeyhleri üstlerinden anlatırlar.

Fatih Sultan Mehmed han bu tarikatların zaviyelerine, tekkelerine, arazilerine el koydu, ellerinden aldı. Sonra gelen II. Beyazıt arazileri tekrar iade etti, bu yüzden II. Beyazıt’ı çok severler, Fatih, II. Mahmut, Atatürk’ü ise hiç sevmezler, ancak, II. Mahmut ve Atatürk’e küfür edecek gücü bulurlar ama Fatih’in mallarını ellerinden almasına müridleri duyar diye korkudan ağızlarını açıp söyleyemezler.

Kimdir bunlar, hristiyan mısınız kilise gibi vaftiz-kabul törenine ihtiyacınız var, tarikata-şeyhe bağlılık yemini töreni yaptırırsınız. Hristiyan mısınız kilisenin affına şefaatine ihtiyacınız var, oturun aşağı. Allah yukarıda. Bir tesbih nedir kendinizce zikredin. Hristiyan mısınız efendiye, babaya, aracı ruhani kurumlara ihtiyacınız var. Sığır sürüsü müsünüz kemente, değneğe, çobana, köpek misiniz tasmaya, kuş musunuz tarikat kafeslerine ihtiyacınız var.

Bin yıldır aynı saçma hikaye, yok efendim Abdülkadir Geylani tavuk yemiş kemiklerine ol demiş tavuk canlanmış, bu palavrayı keramet-mucize diye hala anlatırlar. Asıl mucize Malazgirt’te yokturlar, Haçlı Seferleri’ne karşı yokturlar, Kanuni’nin Mohaç’ında yokturlar, Çanakkale’de yokturlar, akıncılıkla, gazilikle, alperenlikle hiç bir ilişkileri yoktur, savaşmadan hikaye anlatıp beleş yaşayan asalak gruplardır bunlar.

Menzili, FETÖ’sü, İsmailağası, İskenderpaşası, Süleymancısı, hepsi aynı koldandır, Özal dahi müritleridir, İmamoğlu, İyi Partisi aynı köktendir, beleşçi-asalak bir ‘soy’dur. Sivrilmiş, meczup egosu yüksek bir adam çıkıp güya yeni bir metodla yeni bir kol-şube açıp kendi ailesini kurar, alayı aynı meşreptendir, başkalarının sırtından geçinme, hepsinin derdi baba-oğul aile hanedanlığı kurmaktır.

Wikileaks belgelerinde ABD elçisi üstlerinin sorularını cevaplıyor, -Bu tarikatların oy gücü nedir? -Kimler üye olabiliyor? -Dışarıdan buraya nasıl sızılır?

FETÖ kimdir, nedir aynı koldandır.

Düşmanlar bin yıldır işi çözmüş, bir kaç gün önce de Arap basınına bir bilgi sızmış, ‘Fransızlar Anadolu’da FETÖ gibi kullanışlı uygun bir tarikat arıyor’ diye. Bin yıl önceye gidin, düşmanlar topraklarımıza saldırmadan önce ilk işleri içine sızıp, kafaya aldıkları yapılar bu tarikat ve cemaatlerdir, hiç mi tecrübe edinmez bir toplum.

Savaş cephelerinde hiç yokturlar, şöyle adını anıp dua edebileceğiniz tek mübarek isimleri yoktur. Türkistan’da kurduğumuz irili ufaklı bir çok devletten Selçuklu’nun Osmanlı’nın ve şimdi Cumhuriyet’in çürüye çürüye çözülüp ilgasına sebep bu tarikatlardır. Bunlar erkekçe cenk edemez, devleti oyar, devlete çöker, postlarına gömülüp asalak yaşarlar, cephedeki şehitlerin köydeki dul kadınlarına ve mallarına çökerler.

Bugünlerde bin yıl sonra nihayet hayret verici değişimler meydana geldi, şimdi tarihte ilk defa olacak şey değil Nakşiler bin yıl sonra ağız-dil değiştirdiler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde tam hakimiyet sağladıklarından olacak, bağıra bağıra şöyle diyorlar: ‘Cumhuriyet, Osmanlı’dan da ilerde’.

Üniversiteler, hastaneler, bakanlıklar oh maşallah iman serveti (?) işte biat ettiriyor, ya da Cumhuriyet tam anlamıyla mülklerine geçmiş olacak ki ilk defa Türkiye Devleti’ni sahiplenen, koruyan, Osmanlı’dan dahi ilerde övgüler düzen yepyeni bir gelişmedir bu.

Tüm tarihimiz boyunca devlet su, bu tarikatlar balıktır, devleti çekin acınacak bir dilenci gibi kalırlar. Devlet yıkılsa, Rus ve İngiliz efendilerine ses çıkartmadan anlaşıp yüzlerce yıl içiçe hiç isyan çıkartmadan güle oynaya kamufle olup utanmaksızın yaşadılar, yaşarlar.

Yüksek karaktere sahip tek bir müridleri yoktur, ruhlarını bedenlerini cemaate rehin etmişlerdir, şu cümleler hepimize ders olsun: Türk Devleti’nden başkasına ‘isyan’ edip esaretten kurtuldukları görülmemiştir.

Başlayalım, Fransız İhtilali’yle insanlığın kazandığı, anayasa, meclis, halk, yurttaş..

Halk kelimesinin merkezi konumuna meclisin iptal edilip yerine ikame edilen bugün bu tarikat ve cemaatlerdir. Sözleri, şikayetleri, dilekçeleri, istekleri kanundan da güçlü ayet gibidir. Müridleri, şeyhleri ‘dokunulmaz’ imtiyazlıdır.

Halk ve yurttaş ve meclis vs. anayasal kelimeleri asıl unutan bir diğer parti Yeni CHP’dir. Bir önceki 47 kişilik parti meclisinin 45’i Almancı ‘Alisiz Alevi’ kimliktir. Yani ‘cumhuriyet’ kelimesi artık siyasi denklemde hiç olmayacak.

İktidar mücadelesi bir tarafta Nakşi kolları arasında, karşı tarafında Alisiz Alevilik gibi mezhebi yapıların elinde ve şimdi AKP’ye muhalif Nakşi kollarıyla birleştiler, ortak adaylar gösteriyorlar. Bu siyasi fotoğraf, 2020’in Türkiye Cumhuriyeti’nde çekilmektedir.

Anlaşılan Batılı ajanlar bu sefer işi şansa bırakmak hiç istemiyor, kim ne taraf kazanırsa kazansın ‘tarikatlar’ kazanacak, kim kazanırsa ortada ‘cumhuriyet’ olmayacak.

Başından beri bu mezhep, cemaat ve tarikatlara vehmedilen güç palavradır. Bu ülkenin siyasi dinamiklerine, iradesine, tarihine çok büyük haksızlık, bu toprakların birikimine ihanettir.

Çünkü bugün Anadolu’ya çıktığınızda Ahi Evran gibi mesleği, işi, çalışmayı öne çıkarmış, tek başına ayakta durup kimseye muhtaç olmadan yaşayan ve Hallaç’ı Yunusları, Nesimileri, Ömer Hayyamları vs. dilinden düşürmeyen ve iyiliklerini ve ibadetlerini gizleyip asla öne çıkartmayan tarikat ve cemaat dışında tek başlarına yaşayan binlerce-onbinlerce toplum önderlerini görürsünüz.

Yalnızdırlar, itilmiş, dışlanmış hatta iftiraya uğramışlardır ve hangi iktidar gelirse gelsin harbi ve dobra uluorta korkusuz konuşmayı kendilerine düstur edinmişlerdir. Hatta biraz derine inince Muhiddin Arabi ekolünden dünyada yaratılmış her şeyi eşit gören efendiliğin, sahipliğin her şekline karşı duran Tanrı’yı ateşler içinde kalbinde yaşayan insanlar göreceksiniz. Soylu geleneğimize kültürümüze türkülerimize tutunmuş Anadolu topraklarında tek başına kendince yaşayan bu güzel insanlar çoğunluktadır. Tek tek savaşırlar sazlarını tek başlarına çalar kimseye minnet etmeden tek tek karınlarını doyururlar.

Eski bir Çin hikayesidir, Çin sultanına at lazım olmuş, kimse yetiştirmiyor at bulunamıyor. Han bir ferman çıkartmış, ‘ölmüş atların kemiklerini satın alacağız’ diye. Han’a, ‘At yerine kemikleri mi satın alacaksın, neden?’ demişler. Han, ‘ölüsüne bu fiyatı verirsek halk canlısını yetiştirmek için kuyruğa girer’ demiş.

Siyaset, ekranlar, gazeteler, aydınlar, tercihleriyle ihtilal ve kışkırtmalarıyla bir şeyleri ters düz eder ve sizleri cemaat ve tarikatların daha güçlü olduğu vehmine sokarlar, siz de iş bulmak, adam olmak, bir makam için tarikat ve cemaatlerin esiri-kölesi haline gelirsiniz.

Mesela 15 Temmuz FETÖ darbesi, liberallerin kışkırttığı ilk eylem değildir. İlki Ahrar Fırkası ve Prens Sabahattin’le 31 Mart Vakası’dır, İmamoğlu ve Yeni CHP’yle üçüncüsü de kapıdadır.

Mesela yüzlerce liberalin yazılarına bir bakın, tek tek bağımsız insanların varlığından gücünden onurlu direnişinden hiç ama hiç bahsetmezler. Hesapları varsa yoksa tarikat ve cemaatler üzerinedir. Batılı casuslarla birlikte cemaatlere yoğunlaşıp devletin karşısına tarikatları çıkartmak tek ve en büyük görevleridir, çok mahirdirler.

Muhafazakar dünya görüşünde iseniz mesela AKP’liyseniz şeyhlere, cemaatlere, tarikatlara ve tarihteki velilere, erenlere palavradan çok fazla ‘anlam’ yüklersiniz. Bu çürümüş bir gelenektir. Kokmuş, çürümüşüne anlam, hikaye yükleyip, utanılacak bu tarihi siyasi piyasada oya dönüştürür kısa yoldan iktidar olursunuz.

Çürümüş, kokmuş hurafelere anlam yükleyerek kendini geleneğe (sürekliliğe) bir kökene bağladığınızı düşünürsünüz. Çürümüş tarikatları, size, hakikaten büyük çarpıtmadır bu, Anadolu’nun köklü çınar ağaçları gibi gösterirler. Mesela Yeni CHP’liyseniz ‘konum’ değişir ama durum değişmez. Bu sefer köken olarak alevi dedelere, pirlere, babalara ve onların bugünkü temsilcilerine, ne tuhaf, onlar da Almanya’ya bağlanır, Türkistan’da İran’da bin yıl öncesinde Nakşilerin düşman ordulara nasıl niye neden bağlandığının tıpkısı aynı hikayedir bu.

Bu bağlılığın kökenleri kültürümüzde derindir, büyüğe, tarihi şahsiyetlere, kurumlara saygı, türbeye sandukaya yaşlılara tarihe saygı ilkokuldan beri hepimizin içinde bir terbiyedir. Bu tertemiz ham duygular suistimal edilir. Çocuklarımız bir zaman sonra uydurma hikayelerle öz anne babasını terk eder, şeyhi baba bilir, öz devletini terk eder tarikat hanedanlığının köleleri, sonra ülkesini arkadan bıçaklayan casuslar haline gelir.

Cemaat ve tarikatlar ‘bir manevi sahiplik’ iddiasındadır. Bu manevi sahiplik devletlerden coğrafyalardan çok üsttedir, evrenin sahipliğidir, gaiplerden başlar kıyamete sürer.

Yani toprağımızın tapusu Cumhuriyet ve Kurtuluş Savaşı ve bağımsız anayasasında hiç değil, bu meczup şeyhlerin elindedir.

Bu manevi sahiplik hatta Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’i yani devletleri de aşar, hepsini var eden hepsinin en ulularıyla gaiplerde gizemli evliyalar meclisi kurarlar.

Ve kendilerini devleti ebed müdded (tarihi bir sürekliliğin) manevi kondüktörleri olarak görürler. Kendilerini işte bu tarihin en önüne tüm bu devletleri yöneten ilahi bir meclisin başına koyup peygamberimiz ve sahabeyle rüyalarıyla kainatı ve siyasetimizi işte güya onlar yönetirler.

Bu nice safsata bilgilerle palavradan dini ve tarihi çarpıtıp hegemonyalarını zavallı bilgisiz müridlerinin üzerinden kurarlar. Oya ihtiyacı olanlar da bu palavralara ya inanırlar ya sessiz kalıp naçar kabullenirler.

Mesela palavra hikayelerinde savaşlarda işgallerde kriz anlarında nasıl oluyorsa hep bu derin manevi güçler-gizemli görünmeyen manevi varlıklarıyla göklerden inip bizi kurtarır.

Ve sanki devletlerimiz, bayrağımız ve Fatihlerimiz bu insanların şefaatiyle yaşamış, bu insanların yüzü suyu hürmetine ülkemiz kurtulmuş gibi, oturdukları yerden ellerine kılıç almadan, bir günleri cephede geçmeden, palavradan kendilerini bu tarihin ruhani kahramanları ilan ederler.

Çanakkale’de Kocatepe’de nicesinde yokturlar, ancak ele geçirdikleri devlet imkanlarıyla, çocuk dizileriyle, uydurma tarihi savaş dizileriyle savaşın asıl kahramanları arka planda vay anasını sayın seyirciler işte asıl kurtarıcı kahramanlar bu şeyhlermiş?

Saçma sapan palavra hikayelerle öyle bir atmosfer ve gelenek baskısı oluştururlar ki mesela sıradan insanlar olarak bir devlet içinde yaşayacaksak mutlaka bu meczup şeyhlerin dualarını almak zorundaymışız gibi çok sert dini ve manevi otorite oluştururlar, siz de diz çöker etek öper, bu palavraları yersiniz.

Bu öyle yüksek bir manevi baskıdır ki yakın siyasi tarihimizin istisnasız bütün sağcı milliyetçi muhafazakar partileri bu insanların dualarını almak için Anadolu şehir ve kasabalarında yarış içindedir.

Sizler siyaseti ekranda, medyada, mecliste, demeçlerde, siyasi tartışmalarda, anketlerde, seçimlerde, siyasi partilerde, köşe yazılarında, vs. gördüğünüzü sanırsınız, değil, bu görünür siyasetin derininde-arkasında bir nevi kırklar meclisi gibi Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde yaşayan manevi güç vehmedilmiş simalar (güya, maneviyat ordusu) vardır.

Bin yıllık çürümüş siyasetimizin gerçeği budur. Bu meczupların devleti ele geçirdiği bütün eski tarihlerde bütün Türk Devletleri işte bu yüzden çökmüştür. Tarikat ve cemaatlerin pohpohlanması, beslenmesiyle Cumhuriyet Türkiyesi’nin çöküşü de aynı akıbet, istikamet içindedir.

Hayatını Ankara’da yaşayan bir yazar kardeşiniz olarak söylüyorum, Ankara’dan yönetilen siyasetin en temel sütunları, en etkili elemanları sözü, en geçerli insanları ya da duaları ve bedduaları maalesef ciddiye alınıp tırsılan korkulan itibar edilen ağzının içine bakılan simaları oy deposu oldukları vehmedilip palazlanmalarına susulan işte bu apaçık düpedüz deliler ordusudur.

Yakın siyasi tarihimizin meşhur simalarına gidin, diyelim Erbakan’ın, Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Demirel’in, Tayyip Erdoğan’ın vb. etraflarında ve başlarının üstünde bir siyasi hale olarak bunları göreceksiniz. İtibarları çok yüksek kabul görürler. Manevi öğretmen kabul edilirler. Toplumun derin kanaat önderi sayılırlar. Tarikatları, şeyhleri, silsileleri mübarek addedilip elleri nazik bir kadınmış gibi öpülür.

Şüphesiz itibarlı, saygın, mübarek, bilge, sözüne güvenilir kişiler tabii ki kanaat önderleri olarak siyaseten etkili olurlar. Ancak muhafazakar partiler tercihlerini neden hep tarikat ve cemaatlerden yana kullanır?

Bu cemaat ve tarikatlar dışında ‘başka itibarlı’ insanlar yok mu?

Bu toplumun yetiştirdiği, kimseye muhtaç olmadan meslek sahibi olmuş yüzbinlerce tertemiz insanı yok mu? FETÖ’cülere bakın mesela istisnasız hepsi ‘mesleksiz’ insanlardır, cemaatin torpiliyle liyakatsiz makam ve meslek sahibi olmuşlardır.

Ve dikkat edin tarikat ve cemaat sapıklıklarını, yolsuzluklarını, ihalelerini dile asla getirmeyen, kendilerini eleştirip sigaya hiç çekemeyen ve binlerce yıldır olduğu gibi merkezleri gizli, kapalı, gizemli bir örgüt yapısıyla karşılaşacaksınız.

Bu gizemli yapılar an itibariyle Türk ekonomisinin hazinelerini, arsalarını, belediyelerini imkanlarını ele geçirmiş en üst en itibarlı(?) en yüksek sosyal sınıfıdır.

Yani diyelim ki siz ekrandan medyadan baktığınızda AKP destekçisi-yandaşı-tarafı olarak Mehmet Metiner, Resul Tosun, Nagehan Alçı vb. isimleri görürsünüz, ama, hiç değil. Bir AKP’li ya da Milli Görüşçü ya da yeni CHP’li’nin ağzının içine baktığı işte bu mistik ve gizemli ‘yerel’ otoritelerdir.

Kendinize hiç sormaz mısınız iktidarın gazetesi Yeni Şafak, muhalifi gördüğü İmamoğlu’nu bazı konularda tek satır neden eleştiremez, alttan derinden aynı tarikatın aynı ahtapotun kollarıdır bunlar. Daha da belalarını bulsunlar, bu gizemli ilişkiler çok ziyaret edilerek, çok sözü edilerek çok kapısı çalınarak destek ve beslenerek öne çıkartılıp otorite güç haline getiren kendileridir.

Karşı muhalif taraf farklı mı? Diyelim yeni CHP Hatay’da seçime gidiyor, kapısını ilk çaldığı ve onayını aldığı falan dede filan baba filan kökten-gelenekten gelendir. Diyelim partinin oy istediği bölücü federasyoncu bu aday dedelerden onay almışsa o halde bir bölücü dahi bu kurumların ve manevi kişilerin oluru onayıyla meşrulaştırılıp vekil olabiliyor, muhalefette değişen nedir?

Diyelim yeni CHP Ekmeleddin’i ya da Abdullah Gül’ü aday gösterebiliyor, soralım, nasıl oluyor da bu bin yıllık köklü kurumlar tam da Amerikan-İngiliz istihbaratının adaylarını açık ve aleni ve kimseden korkmadan destekleyebiliyor. Açın bakın Kurtuluş Savaşımız bizi arkadan hançerlemiş İngiliz yanlısı hocalarla nice örneklerle dolu.

Bir beş yıl öncesine kadar da aynı ‘kültürel gelenek’ bütün siyasi kapıları sümüklü bir şeyhin emrine aynı palavradan çürümüş bu örgütlerin derin yapısıyla bağlamadı mı? Tartışmasız tarihi bilgidir: İslam’ı kabul eden Türklerin her kurduğu devletin yıkılıp parçalanmasında kendi postlarından başka hiç bir şeyi düşünmeyen bu ruh hastalarının parmağı vardır, ilk örneği değildi beş yıl önce yaşadığımız en son tecrübemiz de olmayacaktır.

Kabul edelim, siyasetimizin simyası budur, yani siyasetimizin bileşenleri meclis, anayasa, halk, sendikalar, sivil kurumlar, partiler, hiç değildir.

Siyasetimizin binlerce yıldır hiç değişmeyen ‘derin’ trajedisi, sarmalı, gayya çukuru, ülkenin mülkünü tarihini sahiplenmiş cismani olup görülmeyen bu gizli yapıların manevi derebeyleridir.

Akademiyi siyaseti medyayı meclisi bilimi hukuku kovup yerine iktidar alanına seksen yıldır sessiz kalınarak oy için bütün insanlık değerlerini Cumhuriyet’i ve kurumlarını satıp dolduran muhafazakar sağ yapıların Demireller’in Özallar’ın Tansular’ın Tayyip Erdoğanlar’ın hediyesidir bu.

Sonuç ortada, siyasetimizde artık Cumhuriyet yoktur.

Gördüğünüz siyaset mezhep ve cemaatlerin kendi aralarında nemalanma savaşıdır. Abdullah Gül’ü İmamoğlu gelir kendi içinde kollara ayrılır, aynı mezhep ve tarikat savaşı başka isimlerle kaldığı yerden yola revan olur tıpış tıpış peşinden gidersiniz.

Tarihi birikimimiz içinde hayali mistik palavralarla oluşmuş bu büyük mezbelelik (çöplük) artık baş edilmeyecek kadar siyasete büyük külfettir, bu büyük çöplüğün ülkeyi patlatmaktan başka akıbeti de kalmamıştır.

İslamcı iktidar her gün Fatih Sultan Mehmed Han’ı iftiharla dilinden düşürmez, o halde, Fatih kadar güçlü ve akıllı olun, Fatih gibi alın bu asalakların elinden ihaleleri malları arazileri.

Evet büyük konuşuyorum, tarikat ve cemaatlerin iktidara ortak olma, iktidarı yönlendirme, iktidarı şekillendirme oyunu bugün itibariyle iddia ediyorum mesela Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca en güçlü en kudretli pozisyondadır.

Bu çok yüksek etkili pozisyona tarih içinde ilk defa fırsat bulup çıkmışlardır. An itibariyle sarayın ve meclisin üstündedirler. Siyaseten tek ciddiye alınıp bakanlıklar hazineler servetler ihaleler dağıtılan iktidarın tırsıp diz çöktüğü sessiz kalmak zorunda kaldığı dehşetengiz yapılardır.

Tarih değişmemiştir, şeyhleri ya da manevi önderleri, padişahı ya da reisi ya da cumhurbaşkanını elinde oynatıyor.

Dua ve beddularıyla güya manevi güç veriyor ya da mahvettiğini iddia ediyorlar.

Bin yıllık palavra an itibariyle dolu dizgin iktidardadır.

Bin yıldır iktidara en büyük tehdit ve şantajları şudur: Desteğimizi çekeriz.

An itibariyle ihale alamadıkları bakan olamadıkları her Allah’ın günü ‘desteğimizi çekeriz’ şantajları hala iş yapmaktadır.

Alem-kainat güya onların avucundadır, sarayların üstünde yükselen manevi sarayları vardır.

İyilik kötülük manevi ferahlık ve manevi cezalar şefaatler hukukun yasaların değil hala onların inisiyatifindedir.

Güya istediklerini başa geçirir, istediklerini tarihten siler. Allahım bu saçmalıklar nasıl oluyor demeyin herkesi inandırmışlardır.

Bu uydurma hikayelere lütfen saçma-sapan demeyin, önce o şehirdeki bir ihalenin kime verildiğine bakın, sonra o bakanlık kimlerin eline geçmiş görün, kurultaylarda seçim arefesinde kapısı çalınıp elleri öpülen şeyhlerin, dedelerin birden yükselen itibarlarına, siyaseten oturdukları baş köşelere bakın ve bugün müridlerinden kaç vekil kaç bakan çıkmış, ona bakın.

Kültürümüzün ölümsüzlük iksirini içmiş muhafazakar siyaseti işte budur.

Kendi postlarının-tarikatlarını bir örgüt olarak yaşatmak için yardıma, devlet desteğine, himmete kendileri muhtaçlar, bu yüzden tarih boyu tek hedefleri üretim meslek çalışmak yorulmak didinmek değil hedefleri tek istikamet yağma gasp hücum sadece devlet imkanlarıdır.

Tarikatlarının hanedanlığı ve postlarının devamı için işbirliğine girmeyecekleri siyasetçi yoktur. Tarih içinde bolca örneklerini gördüğümüz gibi bazıları an itibariyle bazıları mamaları kesilince İngiliz-Amerikan ajanlarıyla ilişkiye girmekten hiç çekinmezler. Bazıları devlet etkilerinden çıkıp sıkıştıklarında yine PKK’yla yine FETÖ’yle ilişkiye girmeyeceklerinin bir garantisi hiç yoktur, bazıları an itibariyle bu ülkede etnik mezhep kumarları oynayan Alman istihbaratının oyuncağıdır.

Şu hale bakın Selçuklu, Osmanlı ve bugün Cumhuriyet yıkılıyor ama Nakşi hanedanlığı bütün kol ve şubeleriyle hala kesintisiz iktidar. İktidarımız sayesinde fakirlikten ihtişamlı bir zenginliğe geçmiş zibil gibi çoğalan tarikat ve cemaatler ortada, ancak, zenginlikten feragat edip hakkıyla nefis terbiyesine girmiş yoksul halkımız gibi işsizliğe ilgisizliğe dışlanmışlığa fakirliğe geçmiş tek bir tarikat örneğimiz yok.

‘House of cards’ dizisi Amerika siyasetinin kirli entrikalarını anlatır, dizinin yazarı 70’li yılların İngiliz politikacısı, yani konuya hakim, Mıchael Dobbs’dur. Diziyi Obama ve Cameron gibi başkanlar dahi izlediğini söylemiştir. Mide kaldırmaz bu entrikalar dizinin yayınladığı 2013’ten beri izlenme rekoru kırmaktadır.

Bizim ‘House of cards’ dizimiz cemaat ve tarikatların iktidar ilişkileridir, yukarıda satır aralarına sokuşturduğum Yeni Şafak, İmamoğlu, Abdullah Gül, FETÖ, Nakşi kolları, Süleymancılar, Alisiz Alman alevileri, yani iktidar ve muhalefetin birbirine girmiş entrika ve ilişkilerini toplayın, kimin eli kimin cebinde, kim kimlerin yatağında, House of cards dizisi basit kalır.

Henüz cemaat ve tarikatların entrikalarla iktidarı ve muhalefeti kucağına aldığı hikayeleri filmleri çekecek yürekli tek bir yazar içimizden çıkmamıştır, heves eden yeltenen olursa da anında Silivri’de kodestedir.

Aksine mafya-cemaat-tarikat karışımı TRT dizileri, hatta çocuk çizgi filmleri ve Ezel, Kurtlar Vadisi gibi diziler mafya-cemaat ilişkilerini moda etmiş, yüceltmiş hatta gençlere mafya-tarikat kabadayılarını rol model yapıvermiştir.

Bu diziler Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için yazılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunu, anayasasını ve kurumlarını onlarca yıl süren binlerce bölümle masonların yönettiği bir mafya devleti gibi gösterirken niyetleri, amaçları, hedefleri kimdi?

Sonuç, bu dizileri yazdıran besleyen tarikat ve cemaatler, bugün para, ihale, fidye, kurban, hediye, himmet, avanta ve tasfiye ettikleri devlet kadrolarını ele geçirmişlerdir.

Evet, kırk yıldan fazla Ankara’da yaşayan bir yazar olarak iddiamı büyütüyorum, bugün tepede bir azınlık olan Çin Komünist Partisi totaliter güç olarak Çin için neyse bu tarikat ve cemaatler Türkiye siyasetinde aynı mutlak güce sahiptir.

Siyasetimizin iktidarımızın üst yapısı bu zehirli kandır.

Sadece meclis değil toprak kokan, atölye, fabrika, mühendisler, ziraatçiler, tarla kokan yüzbinlerce onurlu bağımsız güzel insanımızı devreden çıkartıp dışlayan, siyaset dışına atan bu yapıdır, muhalefetimiz dahil, atın nalı değişir ama at aynı at, eşek aynı eşektir.

Üretmeyen insanlardan hurafeden medet uman çaresizlik ve ‘yoksulluk kültürümüzün trajik sonucudur bu.

Gelelim bir diğer palavra ‘oy deposu’ oldukları vehmine.

FETÖ neden parti kurmadı? Çünkü bir kaç şehirde bir kaç vekil ancak çıkartabilirdi. Süleymancıların da İyi Parti’deki varlığı bu kadar. Yıllardır nadasta bekleyen Demokrat Parti’nin oyu işte yüzde birleri aşamıyor. Yani hangi cemaat seçime girse bir kaç şehirde toplam üç-beş vekilden fazla katkı sağlayamaz. Mesela 1980’li yıllarda bu cemaat ve tarikatların desteklediği partiler yüzde 1 yüzde 3’ü onlarca yıl asla bir türlü geçemiyordu.

Zaten bu cemaatlerin sayısal güçleri olsaydı hiç değilse kendi il, ilçe ve semtlerdeki camilerin doluluk oranı birazcık fazla olurdu(?!) Cemaatlerin üç-beş katkısı şüphesiz vardır ancak siyaseten çok ciddiye alınacak kadar büyük ölçekte hiç değildir. Hem FETÖ cemaati hem de ‘liberaller’ bunun en bariz örneğidir.

FETÖ medyada adliyede devlette okullarda her yerdeydi, peki sayısal gücü neydi?

15 Temmuz’dan önce sayıları elliyi geçmeyen irili ufaklı liberal yazar her akşam ekranlardaydı, her gazetede baş köşelerdeydi. Sonra? Şimdi ekranlar ve gazetelerden ayrıldıktan sonra yazıp konuştukları youtube kanalları internet sitelerinin izlenme oranlarına bakalım. İçler acısı. Yüz kişi dahi bulup konuşamıyorlar.

On yıllarca ekranlarda şöhret olmuş bu yazarlar için insan soruyor bunca zaman ekranlardan yüzbin kez kitlelerin karşısına çıkıp konuştukları halde neden okuyucu-izleyici bulamıyorlar, çünkü dışardan dizayn edilmiş holding medyasıyla pompalanmış, gazlanmış balon adamlardı, gerçek bir ağırlık ve etkileri hiç yoktu, dayatmaydı, projeydi.

Ve bu liberallerin osuruktan da olsa bir hikayeleri vardı, etnik yapılar ve cemaatlerin önünü açarsak AB’ye gireceğiz gibi, otuz uzun yıl bu AB’ye gireceğiz hikayesiyle maaşlandılar, ekranlardan inmediler ve sonunda suçüstü yakalandılar kolpa ve kumpas oldukları ortaya çıktı. Yani yabancı istihbarat ve holding medyası olmadan üç-beş okuyucu-izleyici bulma şansları hiç olmadı.

Cemaat ve tarikatların da sayısal üstünlüğü yok, ama bir hikayeleri var, beyin yıkıyorlar, palavradan tarihi hikayeler anlatıyorlar, şeyhleri ve cemaatlerine olmayan güçler vehmediyorlar, babadan oğula geçen kendi saltanatlarına kutsallık atfediyorlar, rüyalar sahabeler evliyalar ve yukarda Allah ve Peygamber her gün hep bu şeyhlerin tahtını korumak için aşağı emirler yağdırıyor musibet olaylar gönderiyorlar?!

Artık iktidarları var, ekranları var çoktandır şeyhler bir milyon dolarlık jeeplere biniyor, artık şeyhlerin elini öpen müridler bakanlık yapıyor.

Oysa siyasetin gerçeği nedir, anayasadır, hukuktur, seçimdir, halktır, yurttaşlıktır, yasa önünde eşitliktir, bunların hepsini iptal ettiler.

Simya nedir, eldeki değersiz bakırı kurşunu kalayı kokmuşu çürümüşü sihirle ‘altın’a çevirdiğini iddia eden hurafelerin tarihidir. Ama tarihi tecrübe, bu çürük değersiz teneke alaşımlarla ‘devlet’ olur mu, olmadı, olamaz.