‘Soykırım’ misyonerliği

Ahmet Müfit yazdı...

featured

Biden’ın geçtiğimiz yıldan sonra, bu yıl da 24 Nisan’ı Ermeni soykırımı olarak niteleme hadsizliği, siyasi sahnede arzı endam eden bir kızım zevatı da heyecanlandırmış, cesaretlendirmiş durumda.

Bir dönem “gazeteci”, “yazar”, “sanatçı”, vb. ad altında piyasayı dolduran yetmez ama evetçi, ikinci cumhuriyetçi, Karen Fogg’cu “kalem erbabına” söylettiklerini şimdi doğrudan siyasetçiler söylüyorlar. Biden başta olmak üzere, Sevr’in mimarı ülkelerden de aldıkları gazla olsa gerek, Garo Paylan’dan, Sezgin Tanrıkulu’na, Ali Babacan’a bir kısım siyasetçi, “soykırımı” alenen anma, Ermenilerin acısını paylaşma yarışına girmiş durumda.

24 Nisan günü bir kez daha toplanan 6+ Masasından yani yukarıda sizlerle paylaştığım açıklamaları yapan siyasetçilerin bizzat ya da Genel Başkanları tarafından temsil edildiği muhalefet koalisyonundan, Biden’ın soykırım yalanına/kışkırtmasına ilişkin yapılan açıklama da -aynı keskin dil kullanılmıyor olsa da-, özde çok da farklı değil.

Açıklama şu şekilde; “Ayrıca, bugün ABD Başkanı Joe Biden’ın tarihi gerçekleri siyasi istismar aracı yapan açıklamasını kınıyor, geçen sene “soykırım” ifadesinin ABD Başkanı tarafından ilk kez kullanılmasına güncel kaygılarla sessiz kalan iktidarın bu ağır vebalin ortak sorumluluğunu taşıdığını vurguluyoruz.

Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüklerinde “istismar” kelimesinin, “istismar etmek” kavramının karşılıklarına bakıldığında, bir üst paragrafta sizlerle paylaştığım cümledeki kullanılışında kelimeye yüklenilen karşılığın/anlamın “kötüye kullanmak” olduğu, açıklama metninde Biden’a yöneltilen “tarihi gerçekleri istismar etme” suçlamasının, tarihi gerçekleri yok sayma, çarpıtma, ters yüz etme anlamına gelmediği sanırım son derece açık. https://sozluk.gov.tr/

Bu durumda, “nedir istismar edilen tarihi gerçekler” diye sormak, bildiride ifade edilen/eleştirilen şeyin, “soykırım iddiasının” gerçek dışılığını ifade etmek değil, ne olduğu açıkça ifade edilmeyen “tarihi gerçeklerin” istismar edilmesi olduğu sonucuna varmak sanırım doğru, haklı bir değerlendirme olacaktır.

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın, soykırım iddialarını açıkça reddetmek yerine, “Siyasetçinin görevi yasayla tarihten husumet çıkarmak değil; geleceği inşa etmektir” şeklindeki açıklaması da farklı değil ve bu algıyı güçlendiriyor. Daha da ötesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’a gönderdiği 24 Nisan mesajında, “Acıları büyütmek yerine bin yıla varan köklü birlikteliğimizden ilham alarak geleceği beraber inşa etmemiz gerektiğine inanıyorum. Vefat eden Osmanlı Ermenilerini bir kez daha saygıyla yâd ediyor, hayatta olan yakınlarına samimi taziyelerimi iletiyorum” demesinden bir farkı da yok.

Sonuç olarak, iktidarın da, muhalefetin de açıkça “soykırım” iddialarını yalanlamaktan kaçındığı, Ermenilerin yaşadığı acıları dile getirirken, Ermeni isyancılar tarafından yaşatılan acıları açıkça ve yüksek sesle dile getirmekten kaçınıldığı, tehcire neden olan süreci görmezden geldiği, işi tarihçilere bırakalım ya da geçmişi bırakıp, geleceğe bakalım diyerek üzerini örttüğü bir “birliktelik” söz konusu aslında.

Sorun yalnızca, “Ermeni Soykırımı” iddialarına verilen benzer, sade suya tirit tepkiler de değil aslında. Devletin üniter niteliğini yani Anayasanın 3. Maddesini yok sayıp, bir veya bir kaç etnik ya da dini kimlik üzerinden sorun tarif edip, çözüm vaat eden açıklamalar, açılım günlerine benzer şekilde siyasi gündemi doldurmuş durumda. Neresinden bakarsanız bakın, Kürt, Alevi, Ermeni açılımı, vb. diye başlayan ve ulusu etnik ve dini kimlikler esasına göre bölen, tarihi gerçekleri yok sayan, daha da ötesi tarihi Sevr savunucularının gözünden yeniden yazmaya çalışan açılım yıllarını bir kez daha yaşıyoruz adeta.

Ortalıkta görünen, başrolde yer alan aktörler kısmen değişse de, siyasi “duruş” değişmiyor/değişemiyor, farklı bir isim ya da maskeyle, farklı parti çatıları altında aynı şeyler söylenmeye/yapılmaya devam ediliyor. Bu duruşun, “alttan alışın”, net konuşamamanın nedeninin, son 40 küsur yılda oluşturulan, AKP döneminde hız kazanan ekonomik bağımlılık olduğunu, ekonomik olarak bağımlı olan bir ülkenin siyaseten bağımsız olamayacağı gerçeğini görmediğimiz, bu bağımlılığa karşı durmadığımız/duramadığımız sürece de sanırım aynen devam edecek.

 

 

 

 

‘Soykırım’ misyonerliği

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 2 ay önce

    Ancak şunu da unutmamak gerekir ki ”siyasi bağımsızlık olmadan” da ekonomik bağımsızlık olmayacaktır. Bence bir daha düşünün sayın yazar.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!