Söz veriyoruz Amiralim…

Söz veriyoruz Amiralim…

“Söz veriyorum Erdem, başaracağım, yeneceğim bu hastalığı” demişti son konuşmamızda.

“Yener yenmez ilk senin programına çıkacağım söz!” diye de eklemişti.

“Sen de söz ver, gazeteciliği bırakma, büyük işler yapacaksın” demişti.

Sesi yorgun geliyordu, hastanede 1 haftalık ağır bir tedavi sonrası evine yeni gelmişti.

“Bir ihtiyacınız var mı amiralim” dedim.

“Sen haberlerini yap, ben her haberini zevkle okuyorum o güç veriyor bana” demişti.

“Ben o zaman daha fazla çalışıp daha fazla haber yapayım da bir an önce iyileşin” demiş, gülüşmüştük.

KİBARDI, DÜRÜSTTÜ, KORKUSUZDU

Dünyanın en kaba insanı yanına yaklaşsa, onun kibarlığı karşısında konuşmaktan utanırdı, o kadar kibar ve saygılıydı ki kibarlığı altında ezilirdi, o kaba insan eğer konuşsa.

Dürüsttü, “arayacağım” derse arardı.

Korkusuzdu, “Mücadelemi yatakta da sürdüreceğim” derdi, son gününe kadar yazısını yazdı.

Mavi Vatan’ını kurtarmak için verdiği mücadelede öncü oldu.

Savaşçıydı, tam bir Mustafa Kemal’in askeriydi.

Bir soru sorduğunuzda, öyle bir anlatırdır ki, derya deniz bilgisini görünce gururlanırdınız, “İşte benim Türk subayım!” diye.

FETÖ dönemin en büyük, onurlu ve gururlu subaylarını hedef aldı. Soner Polat o subaylardan sadece biriydi.

Cumhurbaşkanı olacak adamdı o.

‘ZAYIF OLDUĞUMU DÜŞÜNSÜNLER İSTEMİYORUM’

Vatan Partisi saflarında mücadelesini yaparken, aradım, “Görünmüyorsunuz komutanım” dedim.

“Erdem gizliyorum, hastayım, o nedenle şimdilik televizyona veya bir konferansa konuşmaya gitmiyorum. Hastalığımı bilsinler, ona göre konuşsunlar istemiyorum. Zayıf olduğumu düşünsünler istemiyorum. Aslında çok daha güçlüyüm. Biz ne savaşları yendik, bunu da yeneceğim” demişti.

İçim parçalanmıştı. Ama vakur duruşu… Gözlerimi yaşartmıştı.

Benden övgüyle bahseden çok güzel mesajlar göndermişti, hâlâ saklarım. Ve onun sonunda şu cümlesini yüreğime kazıdım:

“Allah yolunu açık etsin, kötü insanların hasetlerin şerrinden korusun, nazar değmesin! Hem bu savaşı (hastalığı yenmekten bahsediyor) kazanacağım hem de Mustafa Kemal’in subayı olarak mücadelemi sürdüreceğim, sen de büyük gazetecilik savaşını sürdüreceksin. Türkiye seni tanıyacak!”

Türkiye bizi tanısın istemiyoruz amiralim.

Senin gibi subaylar yetiştirmeye devam etsin, senin kadar onurlu ve mücadeleci olsun, senin kadar ülkesine ve mavi vatanına sevdalı olsun istiyoruz. Onun için yapıyoruz bu gazeteciliği.

Ben gazeteciliğimi sürdürüyorum, hem de korkusuzca, tıpkı sizin söylediğiniz ve benim söz verdiğim gibi.

MAVİLER SİZİN OLSUN

Ben sözümde durdum…

Siz de sözünüzde durdunuz.

Bu savaşı kazandınız.

O kadar çok kahpeyi, haini yere serdiniz ki, ülkemizi sarmış tüm bu urları bizlere ifşa ettiniz.

O urları göstermek size, onları temizlemek bize düştü.

Şimdi yine sizi mavilere uğurluyoruz, o en çok sevdiğiniz renkle buluşturuyoruz.

Siz savaştan galip çıktınız, maviler artık sizin olsun, biz karanlıkta bu hainleri size verdiğimiz sözlerle yere sereriz.

Söz veriyoruz!

Uğurlar olsun…

Mavi yolunuza ışık olsun…

Türk milletinin başı sağolsun.