Split, Hırvat deniz müzesi

Gürcan Elbek yazdı...

Split, Hırvat deniz müzesi

Bu hafta sıcaklarda çok bunaldık. Hafta içinde Ayvalık, genelde bizi ferahlatan, hatta bazen yoran poyrazını unutunca adeta kavrulur gibi geçen bir hafta yaşadık. Umarım bu yazıyı, içiniz biraz daha ferahlamış ve serinlemiş bir havada okursunuz.

Serin Zadar’dan ayrılıp ulaştığım Split’te hava, bu hafta Türkiye’de yaşadığımız kadar olmasa da sıcaktı.

Split, Hırvatistan

Ferahlatan Split’e varış…

İstanbul’da içim kararmış bir haldeyken, ani bir kararla çıktığım yolculukta birçok deneyim yaşamıştım. Yaklaşık 10.000 km sürecek yolculuğun dönüş safhası başlamıştı. Beni rüzgar ve fırtınayla karşılayan Hırvatistan, Split’e geldiğimde dingin bir Akdeniz havasıyla merhaba diyordu.

Arabayı merkezden biraz uzak bir yere iki saatliği 4 Kuna’ya (bugünkü kur karşılığı olarak 5,5 TL) park edip kısa bir keşif yürüyüşüne başlamıştım. Akdeniz’in kokusu beni mutlu etmişti. Öylesine yürüdüğüm sokaklarda etrafımı izliyordum. Bir ayran almıştım; buralarda ayrana, yoğurt diyorlar. Yolumun üzerinde çöpleri karıştıran bir kadın gördüm. İsteyince elimdeki ayran şişesini ona verdim. Sokaklarda öylesine dolaştım. İlk andan itibaren sevmiştim Split’i.

Split sokakları


Hırvat Deniz Müzesi bahçesinde…

İlk durağım Hırvat Deniz Müzesi oldu. Müze, şehrin sakin bir yerindeydi. Deniz kuvvetlerinin kara birliklerinin kendine has bir havası vardır. Genelde gözden görece uzak yerlerde kurulmuş bizdeki birliklerdeki gibi, eski binalar, bahriye renklerine boyalı çitler, alt kısmı kireç boyanmış ağaçlar, yürüyüş yollarının kenarında taşlar ve kendi emekleriyle yaptıkları belli olan çardak gibi yapılar bulunuyordu. Bahçede açık havada sergilenen avcıbot benzeri küçük gemiler, tarihi topların yere yatırılmış ve kaderlerine terk edilmiş halleri, uçaksavarlar, gemilerden sökülmüş silahlar,  gemi demirleri, zincirler ve halatlarla dolu bahçeye bir de çam ağaçlarının dökülmüş kozalakları, iğne yaprakları ve bunların kokusu eklenince, hava ve ortam bana Heybeliada’da geçen yaz günlerimi anımsatmıştı. Çok tanıdık bir yerdeyim hissiyle duygulanmıştım.

Hırvat Deniz Müzesi bahçesi


Çam kokuları arasında nostaljik bir mutluluk…

İstanbul’un adalarında yaşayanlar, çamların yazın güneş altındaki halini, yerlere dökülen iğne yaprakları ve ortama yayılan at pisliği kokusunu çok iyi bilirler. Çok karakteristik, kendine özgü kokulardır bunlar. Kokular hafızamızda yer tutan önemli hatırlatıcılar. İşte Split’te ziyaret ettiğim Deniz Müzesi bahçesindeki kokular da aynı biçimde bana, Heybeliada’yı, gençliğimi hatırlatıyordu. O basit müzenin bahçesinde, sadece yürümek bile, bana bağ kurduğum ve ait olduğum bir yerdeyim hissini vermişti.

Müze, tarihi 16. yüzyıla dayanan Gipser Kalesi’nin içinde yer alıyor. Daha sonraki yıllarda yenileme faaliyetlerinde eklenen binalarla buram buram tarih kokan bir yerleşim burası.

Tarihi Hırvat Deniz Müzesi’nden görünümler

Binanın ve zeminin eskiliği, kalın duvarları, sergilenenlerin askerce düzenli ama kısmen estetikten uzak yerleşimi, büyük sergi salonlarıyla iptidai ve mütevazı bir görünüm verse de içindekiler meraklısına ve uzmanlara birçok ipucu verebilecek nitelikteydi. Müzede tanıtım yazılarının çoğunun İngilizce çevirisi de vardı.

Gemi resimleri ve donanmanın gücü…

Müzede çok sayıda eski gemi resmi bulunuyordu. I. Dünya Savaşı ve çok öncesi dönemlere uzanan resimler vardı.

Gemi resimleri


Suüstü gemilerinde görev yapmış bir deniz subayı olsam da, babam Hayrettin ELBEK’in denizaltıcı olması sebebiyle, su altının bu sürpriz savaşçıları algıda duygusal önceliğe sahiplerdir bende. Salonlardan birinde eski denizaltı maketleri bulunmaktaydı. Bunlardan biri de 1929’da Newcastle’da inşa edilmiş Osvetnik denizaltısına aitti.

Denizaltı maketleri


Düşündürücü tarihi husumet vesikaları…

Müzenin bulunduğu kale, limanı gören hakim mevkii ile, temelde Osmanlı Donanması’nın seferlerine karşı tahkim edilmiş bir yapı. Osmanlıya denizden karşılık vermek yerine kendilerini karadan savunmaya çalışmışlar. Epey de korkmuş olmalılar ki müzede, maalesef “korsanlar ve barbarlar” gibi altyazıyla sunulan resimde o zamanki Osmanlı bayrakları, sancakları bulunuyordu. Elbette o dönemdeki donanmamızın oluşma dinamiklerini iyi gözden geçirmek gerek. Geçmiş bize bir şeyler fısıldıyor olabilir.

Osmanlı donanması Split önünde


Tarihi gemilerin değişik dönemlere maketleri incelemeye değerdi.

Tarihi gemi maketleri


Üniformalar, tabancalar, kılıçlar, gemi başı süsleri (figurehead) ve daha neler neler…


Değişik dönemlere ait üniformalar, kılıçlar, meçler*, hafif silahlar, telsizler, dürbünler, seyir aletleri de müzede sergilenenler arasındaki başka bir bölümü oluşturuyordu.

* Meç: keskin olmayan, yalnızca süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan, düz ve ensiz kılıç.)

Müzede sergilenenlerden örnekler


Eski tahta gemilerin baş kısmında bulunan heykeller, balıkçılıkta kullanılan eski aletler, teknelerin resimleri, diploma örnekleri, eski haritalar da müzede bulunan ilginç parçalardan bazıları.

Müzede sergilenenlerden örnekler

Müzeden bir bölüme ait video

Denizci portreleri…

İnsanın sureti oluşturduğu ilk izlenim açısından her zaman öncelikli olarak dikkatimi çekmiştir. Bir surat ilk görüşte de olsa bazı şeyler anlatır diye düşünürüm o insan ve dönem hakkında. Ardında gizlenen, bilinmez deneyimler ve belli bir yanılma payı olmak üzere, portreleri incelemek her zaman hoşuma gitmiştir. Bu bağlamda tarihte ve yakın dönemde yaşamış kişilerin portrelerini inceliyordum müzede.

Portreler


Eski Yugoslavya ve bölünme döneminden manzaralar…

Atatürk’ün ideolojisini birçok alanda benimsemiş Tito yönetimindeki Yugoslavya harika bir ülke algısı bırakıyor ruhumda. O dönemde yaşayanlarla yaptığım konuşmalar da istisnasız iyi yönetilen bir dönemi anlatıyor bana. Bu güzel ülkenin deniz müzesinde o döneme ait fotoğraflar ayrıca ilgimi çekiyordu.

Yugoslavya ve bölünme döneminden fotoğraflar


Gemili mezar taşları ve arkeolojik bulgular…


Müzede ilgimi çeken bir başka grup da eski gemilerin figürlerini içeren mezar taşları oluyordu. Bunların yanı sıra denizcilikle bağlantılı veya doğrudan ilgili arkeolojik buluntulara yer verilmişti.

Gemi figürlü mezar taşları ve arkeolojik bulgular.


Tarihteki ilk torpidolar ve dalışa ilişkin malzemeler…


Tarihte ilk torpido üretimi ve denemelerinin, 19. Yüzyılda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan şimdiki Hırvatistan’da, bir İtalyan-Hırvat denizci ve asilzade olan Giovanni Lupis tarafından yapıldığını, bu müzedeki torpidoları incelerken öğrendim. Bu kişinin yaşam öyküsü ile torpido üretimine değin uzanan öyküsünü merak edenler verdiğim bağlantıdan bu bilgilere ulaşabilirler. https://tr.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Luppis

Torpido fotoğrafları


Son olarak, dalışa ilişkin malzemelerin, Split Tersanesi’nin ve müzeden ayrılmadan önce çektiğim müzenin fotoğraflarına yer vermek istiyorum.

Müzeden son fotoğraflar


Bu haftaki gezimiz, bana Heybeliada’yı hatırlatan Hırvat Deniz Müzesi’nde geçti. Haftaya Split’i kısaca dolaşıp yolumuza devam edeceğiz.

Müzeler, deniz müzeleri ve bilgi...

Gezginliğe başladığım 2013 yılından itibaren, yazmayı ve gördüklerimi anlatmayı seviyorum. Bugüne kadar gezilerimi bir konsepte dayalı yapmamı öneren birçok değerli kişi oldu. Ancak ben gezilerimde, hayatımın doğal akışı içinde, elimden geldiğince ilgi duyduğum birçok konuya eğilmeye çalıştım. Ancak her ne konuda olursa olsun, müzeler gezilerimde ilk sırayı aldılar. Bir deniz subayı olmamdan ötürü de deniz müzeleri gittiğim yerlerde ziyaretimin kaçınılmaz adresi oldu. Bilginin en hızlı ve huzur veren biçimde aktarımının müzeler sayesinde olduğunu düşünüyorum.

Benzer şekilde Split’te ilk durağım olan Hırvat Deniz Müzesi bana birçok bilgi aktarırken bahçesi, binaları ve  gördüklerimle birlikte nostaljik bir yolculuk yaptırıyordu. Denizcilerin hayatının ne kadar benzer olduğunu bu kez de Split’de gözlemlemiş oluyordum.

Müzeden çıkıp Split’e yürürken yüzümde huzurlu bir gülümseme vardı.

Bu haftaki boğucu sıcakların bizi terk ettiği ama yazın keyfini çıkaracağımız, sağlık ve huzurla geçecek bir hafta diliyorum.

Saygı ve sevgilerimle.

gurcan.elbek@gmail.com      www.gurcanelbek.com