Su sızdırmayan dokunun petekler arası hücreye hapsolmuş sırları

Ayşe Deniz Temiz yazdı...

Hijyenik ped firmasi Orkid’in yeni tasarım (veya moda terimle dizayn) ürününün tanıtımı için İngiliz ortaklı bir ajansa sipariş verdiği çift dilli reklam filmi, sosyal medyayı harekât sonrası durum muhasebesinden bile daha fazla meşgul etti.

FUJIKO:

Reklamın Türkçe ve İngilizce versiyonlarını ardarda izlediğimizde iki ayrı metinle karşı karşıya kalıyoruz. Türkçe metinde hijyenik ped “özellikle mahalle arası bakkallarda satılırken gazeteye sarılır,” deniyor. Oysa İngilizce metinde kelimesi kelimesine şu ifade kullanılmış: “ TÜRKİYE’DE hijyenik pedler satılırken gazete kağıdına sarılır.” Bakkalı ve mahalle arasını çevirmiyor. Acaba ne mahalle ne de bakkal, ne AB ne de ABD’de olmadığı için mi çevirmen kestirme yoldan “Türkiye” diyor? Öyle olduğunu, bir art niyet gözetilmediğini varsaysak bile, şöyle bir durum çıkıyor ortaya:

Batı’da mahalle bakkalı yok, yani satın alma işi yüz yüze ilişkilerin gerektirdiği mantıkla değil, aksine kişiliklerin devre dışı bırakıldığı anonim ve soyut ilişkilerle yürüyor, ve böyle bir toplumsal durumda Orkid’i, diyelim Numan Bakkal’dan değil de Walmart’tan alıyorsunuz. Dolayısıyla Walmart’tan çekinmek için bir nedeniniz yok, çünkü hâl hatır sorduğunuz bir satıcı değil, her gün hatta her saat başı vardiya değiştiren yarı-zamanlı kasiyer ve tezgahtarlar var karşınızda.

Walmart tipi alışveriş sosyolojisini biraz daha derin inceleyecek olursak, bu kez ulusal çaplı indirim günlerinde, söz gelimi ABD’de “Kara Cuma” tabir edilen tatillerde, herkesten önce davranmanın heyecanıyla bir önceki geceden hipermarket otoparkında sabahlayan, kapılar açıldığında ise malları kapışma telaşı içinde market çalışanlarını çiğneyip geçerek ölümüne sebep olan, üstelik öldürdüğünün farkına bile varmadan alışverişe devam eden, Batılı, özgüveni yüksek, ve utanmasız tüketici kitlesinden de bahsetmek zorunda kalabiliriz, utancın farklı bir türü olarak.

Reklamın daha birinci dakikasında birbiriyle karşılaştırılamayacak denli farklı iki toplumsal durumun, “In Turkey” (Türkiye’de) sözüyle dümdüz düzlenip genellenerek Batı kamuoyuna aktarılması söz konusu.

Aynı dakikada çeviriden kaynaklı iki farklı sorun daha çıkıyor karşımıza: Birincisi, bu “In Turkey” sözü reklam boyunca tekrarlanan bir nakarata dönüşecektir. Oysa Türkçe metinde böyle bir ibare yok. Bu nakarat bir de İngilizcede, Türkçedeki “utanma”dan çok farklı anlamlar taşıyan “shame” ile birleştiğinde, reklamın İngilizce sürümünde Türkiye ve Utanç sözcükleri birbiriyle sürekli yan yana gelerek yankılanmaya başlıyor. Türkiye’den bakan izleyici bu durumdan bihaberdir.

“Utanç”ın karşılığı olarak “Shame”in alınması başlı başına sorunlu. Bakkaldan hijyenik ped alırken utanmak, İngilizce’de “Shame” gibi ağır bir sözle değil, ancak “Modesty” gibi bir sözcükle karşılanabilir. Sakınımlı davranmak, göz önüne çıkarmamak, tevazu olarak çevirebiliriz bunu. “Shame” ise İngilizce’de “Disgrace” ile eş anlamlıdır ve yüz kızartıcı bir utancı, onursuzluğu ifade eder.

İngilizce metnin ikinci cümlesinde, “TOPLUMUMUZDA (asıl) utanç verici olan şeyin, aybaşı UTANCI nedeniyle gazeteye sarılan hijyenik pedler olmadığını göstermek istedik” deniyor. Türkçe metinde ise Toplum yerine Ortam sözcüğü kullanılıyor, “güncel durum” karşılığı olarak. “Toplum” sözcüğü, tıpkı, “In Turkey” ifadesinde olduğu gibi, Türk izleyicinin işitmediği bir genelleyicilik, bütün toplumu, bütün kültürü kapsayan ve karalayan bir ifadede ısrarı gösteriyor.

Reklamın devamında ise, “TÜRKİYE’de kadına karşı şiddet”, “TÜRKİYE’DEN UTANÇ VERİCİ HABERLERİ İÇEREN bir gazete hazırladık,” “asıl utanç verici olan şeyin TÜRKİYE’DE KADINA YAPILAN MUAMELE olduğunu gösterdik,” yollu devam ediyor. Nihayet, UTANCI İFŞA ETTİK, diyerek sona eriyor, ki Türkçe metinde “ifşa etmek” ifadesi geçmiyor.

Türkiye’deki bir UTANCIN İngiliz İngilizcesiyle konuşan bir anlatıcı, ya da sinemacılık diliyle söylersek, voice-over tarafından “ifşa” edilmesi ise Türkiye’ye ait bir olumsuzluğun yurt dışından bilirkişiler tarafından ortaya çıkarılmış olması gibi bir duruma yol açıyor doğal olarak.

O halde kimdir bu bilirkişiler?

ARSÈNE LUPIN/ KOICHI ZENIGATA:

WPP plc, GREY Group ve GREY/Turkey ya da 4129Grey kimdir? Dünya çapında pazarlama hizmetleri sunan bir şirket arayan Rupert Murdoch, 1985 yılında şirketin kontrol hisselerini satın almadan önce WPP, 1971 yılında tel ve plastik ürünleri üretmek için kurulan, telden alışveriş sepetleri üreten bir şirket olarak görülüyor. 2018 yılına kadar Martin Sorrel tarafından yönetilen WPP Group, reklam, halkla ilişkiler, medya ve pazar araştırma ağlarının yer aldığı dev şirketleri bünyesinde barındıran yüz binlerce kişinin çalıştığı ve 2018 yılı açıklanan resmî geliri 15,6 milyar Pound olan bir dev. GREY Group isimli şirketi de bünyesinde barındıran WPP, 24 Haziran 2012 tarihinde yaptığı açıklamada 2007 yılında kurulduğu belirtilen ve 31 Aralık 2011 tarihindeki geliri o günlerde yaklaşık 5 milyon TL olduğu açıklanan 41?29! Media şirketinin çoğunluk hissesini satın alacağını bildirmiş. GREY/Turkey’in daha önce http://41-29.com sitesinden erişilebilen sayfalarına bugün http://grey.com/turkey üzerinden erişim sağlanabiliyor. Pek çok yerde 4129Grey olarak da adlandırılan bu reklam ajansı, ekşisozluk’te lobisi en güçlü ajans olarak da anılıyor.

***

FUJIKO:

Reklamın yapımcısı ajans, GreyTurkey’in (Gri yahut Bozbulanık Türkiye olarak çevirebiliriz) bağlı olduğu WPP şirketi, medya devi Rupert Murdoch tarafından satın alınınca, şans, ajans sahibi Alemşah Öztürk’ün yüzüne gülmüş. Rupert Murdoch dünya çapında feministlerce iyi tanınıyor. İyiliğiyle tanıyorlar demek istemiyorum, tam aksine. 2017’de çok uzun zamandır saklı kalmış, sineye çekilmiş cinsel taciz suçlarının kadın kurbanlar tarafından itiraf edilmesiyle başlayan “Me, too” (“Ben de”) hareketinin öncüsü, Rupert Murdoch’un sahibi olduğu Fox TV’nin ana haber sunucusu Bill O’Reilley’nin taciz ettiği bir kadındı. Şirket üst düzey çalışanı beyaz yakalı veya “yuppie” diyebileceğimiz bir zümrede andız ateşi gibi yayılan itiraf ve ifşaatlar silsilesi, ABD’lilerin ekran ve medyadan tanıdığı nice ışıltılı simanın foyasını ortaya döktü, hala da dökmeye devam ediyor. İfşaatların sonuncusu, tam ortaya çıkacakken yeniden esrara gömülen Jeffrey Epstein vakası. Reşit olmayan bireylerin de içinde olduğu zincirleme fuhuş skandallarının müsebbibi olarak tutuklanan, ancak Amerikan yönetiminin en üst kademesinden, hem Clinton gibi demokrat, hem de Trump gibi cumhuriyetçi siyasetçilerle olan yakın ilişkileri nedeniyle ne gibi kirli çamaşırları ortaya dökeceği ABD ve dünya çapında merak konusu olan davası henüz başlamadan hapishanedeki hücresinde ölü bulunan Epstein.

GreyTurkey (Bozbulanık Türkiye) reklam ajansı ve sahibi Alemşah Öztürk’ün niyeti eğer kadın mücadelesine omuz vermek ise, işe belki de Türkiye’deki mahalle bakkallarının müşterilerine karşı sakınımlı tavrından değil, patronu Murdoch’un portfolyosundaki şirket üstdüzey çalışanlarından başlamalı. Çünkü limitsiz kredi karti sahibi bu yuppie’ler, “Me, too,” feminist hareketinin ifşa ettiği kadarıyla, hem çok sayıda kadının aklını çelebiliyorlar, hem de yüzkızartıcı (Shameful) suçlardan o bembeyaz yakalarını tereyağından kıl çeker gibi sıyırıyorlar.

FUJIKO

ARSÈNE LUPIN