Suriye düğümü: Türkiye-Rusya-ABD

Suriye düğümü: Türkiye-Rusya-ABD

YÜZ YILLIK STRATEJİ

ABD, 1998’de açıkladığı 21.yüzyılı kapsayan ‘Yeni Bir Yüzyıl İçin Amerikan Ulusal Stratejisinde’, Orta Doğu’dan 2050 yılına dek vazgeçmeyeceğini açıklamıştır. Açıklama yönünde Büyük Orta Doğu Projesi’ni uygulamaya sokmuş ve bugüne getirmiştir. Orta Doğu’dan çekilmeyi aklından bile geçirmemekte, Rusya’nın bölgeye yerleşmesinden rahatsızlık duymaktadır. ‘Nükleer füzyon ve elektrikle işleyen arabalar, petrolü tahtından indirene kadar stratejik önemini koruyacak’ dediği Orta Doğu’ya, kesin olarak gereksinimi vardır. Bu nedenle, Orta Doğu’ya egemen olmak için her yolu deneyecek, şiddetin her türünü kullanacaktır.

Rusya, Avrupa’nın doğalgaz gereksinimini karşılayan ülkedir ve bu konuda rakipsizdir. Durumdan rahatsız olan Avrupa Birliği ve ABD, bu bağımlılığın sona erdirilmesi için yeni seçenekler peşindedir. Günümüz koşullarında bu seçenek, Basra Körfezi’yle Doğu Akdeniz’de bulunan ve dünyanın en zengin yatağı olduğu söylenen doğalgazın, Katar’a düşen kesiminden Avrupa’ya taşınmasıdır. Suriye, bu geçişe izin vermediği için ‘kan gölüne’ çevrilmiştir. Katar gazına, şimdi İsrail’in çıkardığı Doğu Akdeniz doğalgazı da eklendi. Doğu Akdeniz’deki doğalgazın, Avrupa’nın ve bölgenin yüz yıllık gereksinimini karşılayacak düzeyde olduğu ileri sürülüyor.

Büyük güçler, bu bölgeye egemen olma ya da en azından denetleme savaşımı içindedir. Putin’in, ‘bizi üçüncü dünya savaşına zorluyorlar’ sözü, çatışmanın şiddetini göstermektedir… İki büyük silahlı güç, Türkiye’nin de içinde olduğu Orta Doğu’da, çatışma olasılığı bulunan bir konumda karşı karşıya gelmiştir. Nükleer silahların tehlikeli gücü, tarafları görüşmelerle sağlanacak bir uzlaşmaya zorlamaktadır. Olasıdır ki uzlaşacaklar ve bu uzlaşıdan Türkiye zararlı çıkacaktır.

‘ALTIN KÖPRÜ’

Suriye ve Orta Doğu, ABD ve Rusya için olduğu kadar, Avrupa Birliği ve Çin için de önemlidir. O nedenle Suriye’deki çatışmayı, bloklar arası çatışma olarak görmek gerekir. Orta Doğu’daki egemenlik yarışı, kalıcı bir çatışmayı barındırmaktadır. Suriye, tarihte olduğu gibi bugün de ve Anadolu’yla birlikte; Doğu-Batı arasındaki ‘altın köprü’dür. Amerikalılar bu nedenle, ‘Suriye’yi kontrol eden Ortadoğu’yu kontrol eder. Orta Doğu’yu kontrol eden Rusya’nın ve İpek Yolu üzerinden Çin’in anahtarını elinde tutar’ diyor.

Suriye’de giderek artan gerilim düğümlenmiştir ve bu düğüm içinde yer alan; Türkiye-Rusya-ABD arasındaki ilişkilerde, yapısal karşıtlıklar vardır. Suriye sorununun, Türkiye yararına sağlam bir çözüme kavuşturulması için, ilişkilerde köklü dönüşümlere gitmek gerekmektedir. Bunun için, yani küresel iki büyük güç arasında siyaset yapmak için; yüksek bilinç, tutarlı çizgi, doğru ve kararlı tutum gerekir. Kamusal değerleri dağıtılmış, üretimden yoksun, borca batmış ve hepsinden önemlisi ulusal birliği zedelenmiş bir ülkede; önlemi alınmamış tepkisel çıkış ve değişimler, yalnızca yararsız değil aynı zamanda tehlikelidir.

Orta Doğu’da bugünkü somut durum şudur: ABD; Orta Doğu’da Kürt devleti kuracağını, “koridoru” açacağını, PYD’yle ittifakının süreceğini ilan ediyor ve açıklamaları yönünde adım adım ilerliyor. Rusya, Doğu Akdeniz’de olacağını ve doğal gaza dayanan tekelini koruyacağını, bu nedenle Suriye’den çekilmeyeceğini söylüyor. Üslerini kuruyor, kurduklarını genişletiyor ve bölgeye kalıcı biçimde yerleşiyor. Olayların gelecekte alacağı biçim, güç dengelerinin değişkenliğine bağlı kalıyor. Türkiye, ABD’den kopmuyor, Rusya’yla güvenilir olmayan ilişkiler kuruyor. Bir o yana bir bu yana yanaşıyor.Ulusal çıkarlarını savunan tutarlı bir programa sahip değil.

NEDEN SURİYE?

Suriye’yi kana bulayan çatışma süreci, 2009’da Katar’ın Şam’a, doğalgaz boru hattı inşa etme önerisiyle başladı. Öneriye göre, Katar gazı Rusya’nın inisiyatifi dışında; Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye’den geçip Türkiye’ye dek uzanacak buradan Avrupa’ya ulaştırılacaktı. Öneriyi Katar yapmıştı ama projenin gerçek sahipleri ABD ve AB’ydi.

Suriye, bu öneriyi kabul etmedi ve tam tersi bir tutumla, Rusya’nın içinde bulunduğu rakip bir projeye imtiyaz verdi. 2010 yılında, 10 milyar dolarlık İran-Irak-Suriye ‘İslami Boru Hattı’ tasarısını seçti. Aynı yıl Suriye’nin orta kesimlerinde bulunan doğalgaz, bu hatta bağlanacaktı. Anlaşma, 2011’de yapıldı ve o yıl Suriye kan gölüne döndü. Terör örgütleri Suriye’ye doldu. Çatışmalar sürerken, bu kez 2012’de, İran’la bir memorandum imzalandı.

Rusya ve İran’la girdiği ilişki, Batı’nın Beşar Esad’a karşı, gazetecilerin ‘boru hattı savaşları’ adını taktığı terör saldırılarını başlatmasına neden oldu. Bu gelişmeler, Batı’ya bağlanmış olan Türkiye’nin, aşırı dostlukla başlattığı Suriye ilişkisini, aniden Esad üzerinden aşırı düşmanlığa dönüştürmesine neden oldu. AKP, Batı’dan buyruk almışçasına Şam yönetimine karşı tavır değiştirdi ve ABD yetiştirmesi muhalif gruplara destek verdi.

Rusya, doğalgazda kurduğu tekelin kırılmasını önlemek, Doğu Akdeniz’de var olmak ve Suriye’den çıkmamak için her türlü çatışmayı göze almıştır. Bu amaçla ABD’nin yaptığı gibi, şimdilik çatışmalara dolaylı katılmakta, sürekli olarak işbirliği yapacağı yardımcı güç aramaktadır. Suriye onun en büyük bağlaşığıdır (müttefikidir) ama PYD’ye Moskova’da büro açtırması, İsrail’le anlaşmalar yapması, muhaliflerin bir bölümüyle ilişki kurmaya çalışması bu arayışın örnekleridir.

Türkiye, oluşmakta olan tehlikelere karşı, ulusal nitelikte bir yönetime kavuşup Atatürk’ün bölgeye yönelik politikasını; günün koşullarını gözeterek ve kendi gücüne güvenerek uygulamak zorundadır. Bunu yapmadığı sürece, giderek karmaşık duruma gelen olaylar karşısında kendi yolunu belirleyemeyecek, Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, büyük gördüğü bir gücün peşinden sürüklenecektir.