Suriye'den Afganistan'a... Önce aşı sonra işgal

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Suriye'den Afganistan'a... Önce aşı sonra işgal

2011’den beri Türkiye’ye 5 milyondan fazla Suriyeli geldi.

Daha ortada hiçbir şey yokken, sınırda mayınlı bölge temizlendi.

CIA ölüm meleği Angelina Jolie daha savaş patlamadan Akçakale’de yapılan sığınmacı kamplarını gezdi.

Bu bir Amerikan projesiydi.

Tıpkı AKP’nin de olduğu gibi.

“Ilımlı” (İhvancı) İslam ile Neo Osmanlı sentezinin temelleri, İstinye’deki Amerikan Başkonsolosluğu’nda atıldı.

Türkiye 19 yılda kullar ve vatandaşlar arasında ikiye bölündü.

Kullara Amerikan destekli Suriye (Arap) aşısı yapıldı.

Ümmet için Arap lazımdı.

Türkiye’nin Cumhuriyetçi toplumuna karşı ümmetçi, Emevi aşısı yapıldı.

Tıpkı Biontech ve benzer Messenger RNA türü aşılarda olduğu gibi, Türk halkının genetiğiyle oynandı.

AKP ve lideri hep Suriyeliler’den yanaydı.

Asla onları evlerine göndermeyi düşünmedi.

Onları kendi tabanına katıp, gelecekteki projesinde kullanmayı hedefliyordu.

Bizde İslamcılık denilen şey esasen Sünni Arapçılıktır.

Tarikat ve cemaatler, şeyhler şıhlar ve benzerleri hep Araplardan araklanmıştır.

Atatürk’ün Türk ulusu tezinin tam karşıtıdır.

AKP iktidarı Suriye’de ordu kurdu, bayrak tasarladı.

AKP yancıları her fırsatta Türklere nefret kustu ve Arapları savundu.

O savundukları da Amerikan ve İsrail etkisindeki Körfez Arapları ve İhvancılardı.

Bu Suriyeli aşısı işgale dönüşmeye başladı derken, gerçek bir işgalle karşı karşıya kaldık.

Suriye’de olduğu gibi yine başrolde Amerika vardı.

AFGAN İŞGALİ 

Amerika’nın Afganistan’dan çekilme kararı ani geldi.

Biden, muhtemelen İndo-Pasifik hamlesi olarak bunu planladı.

Afganistan’ı Taliban’a bırakmak, Rusya, İran, Pakistan, Hindistan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Tacikistan’ı Çin’in kuşak ve yol girişiminden soğutmak ve ortalığı karıştırmak demekti.

ABD, asıl düşmanı olan Çin’i olası müttefiklerinden ayırarak yalnızlaştırmak ve kuşatmak istiyor.

Suriye, Irak ve Lübnan’da çıkan iç savaş ve kargaşalık da esasen Asya’nın batıya açılımını kesmeyi hedefliyordu.

Taliban’ın hızla ele geçirdiği tüm noktalar doğu batı ve kuzey güney akslarını kesmeyi amaçlıyor.

Eşgüdümlü bir yıldırım saldırısında, Taliban sadece dört gün içinde en az altı Afgan eyalet başkentini bastırdı. Kabil'deki merkezi yönetim, Doha'daki istikrarını savunmakta zorlanacak.

Taliban halen ülkenin beşte dördünü kontrol ediyor.

İşler daha da kötüleşiyor.

Afgan Devlet Başkanı Eşref Gani, Doha sürecini neredeyse gömdü.

Taliban'a karşı savaşmak için bir "istekli koalisyon" inşa etme niyetiyle, (ana şehirlerdeki sivillerin silahlandırılmasından bölgesel savaş ağalarına yaygın rüşvet verilmesine kadar) iç savaşa oynuyor.

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Taliban ile benzeriz” mealindeki ifadeleriyle, Taliban’ın en eski diplomatik merkezinin Katar’da bulunması ile Külliye ile Washington arasındaki gizli Afgan göçü anlaşması arasında illiyet bağı olduğunu düşünüyorum.

Burada hem sıkışık ekonomiye taze kan, hem de iç siyasette kaos hesapları güdüldüğü açıkça ortada.

Afganistan’a dönersek…

Nimruz eyaletinin başkenti Zaranj'ın ele geçirilmesi, büyük bir Taliban darbesiydi.

Zaranj, Hindistan'ın Afganistan'a ve daha sonra Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru (INSTC) üzerinden Orta Asya'ya erişiminin kapısıdır.

Hindistan, “Yeni İpek Yolları”nın tökezleyen versiyonunun kilit merkezi olan İran'daki Çabahar limanını Zaranj'a bağlayan otoyolun inşası için para ödedi.

Burada söz konusu olan, Güneybatı/Orta Asya ulaşım koridorunda hayati bir İran-Afganistan sınır kapısıdır. Oysa şimdi Taliban, Afgan tarafındaki ticareti kontrol ediyor. Ve Tahran, İran tarafını yeni kapattı. Daha sonra ne olacağını kimse bilmiyor.

Taliban titizlikle stratejik bir ana plan uyguluyor. Henüz dumanı tüten bir silah yok – ancak dışarıdan oldukça bilgilendirilmiş bir yardım – Pakistan ISI istihbaratı mı? - makul.

İlk olarak, kırsal bölgeyi fethederler - bölgenin en az %85'inde neredeyse tamamlanmış bir işgal-. Ardından Tacikistan, Türkmenistan, İran ve Pakistan'daki Belucistan ile Spin Boldak'ta olduğu gibi kilit sınır kontrol noktalarını kontrol ederler.

Son olarak, her şey eyalet başkentlerini kuşatmak ve almakla ilgili - şu anda bulunduğumuz yer burası.

Bölge uzmanı ve stratejist yazar Pepe Escobar’a göre, son eylem Kabil Savaşı olacak.

Bu, Eylül ayının başlarında olabilir.

Kuzeyde olup bitenler, güneybatıdan daha da şaşırtıcı.

Taliban, Özbeklerin yoğun olduğu Şibirgan'ı fethetti ve şu anda işgal altındaki Dostum Sarayı'nın önünde çalınan kıyafetlerle pozlar verdi.

Kuzey Birliği lideri Özbek General Raşid Dostum, şu an Afganistan başkan yardımcısı.

Dostum bu gelişmeler üzerine Kabil’den ayrılıp bölgeye gitti.

Taliban'ın büyük sıçraması, henüz tamamen bastırılmamış olan Kunduz'a girmek oldu.

Kunduz stratejik olarak çok önemlidir.

370.000 nüfus ve Tacik sınırına oldukça yakın, kuzeydoğu Afganistan'ın ana merkezidir.

Kabil hükümet güçleri Taliban’ın önünde kaçıyor.

Taliban ele geçirdiği yerlerde tüm mahkumları serbest bırakıyor.

Bunların önemli bir kısmı Türkiye’ye geliyor olabilir.

İran, Afgan sınırından Türkiye sınırına kadar,bu genç adamları 1200 avro karşılığında tırlarla taşıyor.

Afganistan’da ise yollar kapalı.

Bu önemli çünkü Kunduz, iki önemli koridorun Kabil ve Mezar-ı Şerif kavşağında bulunuyor.

Ve en önemlisi, aynı zamanda afyon ve eroin ihraç etmek için kullanılan koridorların bir kavşak noktası.

Taliban şimdi, Kunduz'dan bile daha önemli olan büyük kuzey şehri, tarihsel olarak efsanevi Mezar-ı Şerif'i kuşatmaya kararlı.

Mezar-ı Şerif, (eski Uygur ve Türk toprakları olan) Belh eyaletinin başkenti.

Yerel savaş ağası Atta Muhammed Nur'un yönetimi altında bulunuyor.

Nur şimdi “kanının son damlasına kadar”, “kendi” şehrini korumaya yemin ediyor.

Bu, başlı başına büyük bir iç savaş senaryosunu ortaya koyuyor.

Taliban'ın buradaki son oyunu, Şibirgan'dan Kunduz'a ve aynı zamanda ele geçirilen Tahar eyaletinin başkenti Talokan'a, Belh ilindeki Mezar-ı Şerif üzerinden, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ile kuzey sınırlarına paralel bir doğu-batı ekseni kurmak.

Bu olursa, neredeyse tüm kuzeyin Kabil'in kontrolünden çıktığı, geri dönüşü olmayan, lojistik bir oyun değiştiriciden bahsediyoruz.

Taliban'ın bu galibiyeti Doha'da veya başka bir yerde "müzakere etmesi" mümkün değil.

Daha şaşırtıcı bir gerçek de, güneyde Kandahar ve güneybatıda Lashkar Gah'ın aksine, Taliban'ın hala tam kontrol sağlamak için savaştığı tüm bu bölgelerde Peştun çoğunluğun bulunmaması.

Taliban'ın gümrük geliri sağlayan neredeyse tüm uluslararası sınır geçişleri üzerindeki kontrolü, uyuşturucu işinin ne olacağı konusunda ciddi sorulara yol açıyor.

Molla Ömer'in 2000'lerin başında yaptığı gibi, Taliban yine afyon üretimini yasaklayacak mı? Güçlü bir olasılık, Afganistan içinde dağıtıma izin verilmeyecek olmasıdır.

Bu arada Amerikan ricatının arka planında afyonun artık eskisi gibi para etmemesi yatıyor.

Yeni çıkan sentetik uyuşturucular, afyon sakızı ve eroin gibi pahalı bir malzemeye olan talebi azalttı.

Oysa ABD Afganistan’ı işgalinden sadece 16 sene sonra afyon üretimi 100 katına çıkmıştı. Bunu ben değil BM raporları söylüyor.

NATO'nun Afganistan'daki başarısızlığı her açıdan bariz biçimde görülüyor.

Geçmişte Amerikalılar Özbekistan ve Kırgızistan'daki askeri üsleri kullandılar. Alman ordusu, Özbekistan'ın Tirmiz kentindeki üssü yıllarca kullandı.

Tirmiz artık Rus ve Özbek ortak manevraları için kullanılıyor.

Ruslar da Tacikistan'da ortak tatbikat yapmak için Kırgızistan'daki üslerinden ayrıldı. Komşu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki tüm güvenlik yapıları Rusya tarafından koordine ediliyor.

Bu arada Çin'in ana güvenlik önceliği, Afganistan'dan Tacikistan'a ve ardından Wahan koridorundaki insansız topraklara son derece sert dağ geçişlerini içeren Sincan'a yönelik gelecekteki cihatçı saldırıları önlemek.

Pekin'in elektronik gözetimi, dünyanın çatısının bu bölümünde hareket eden her şeyi takip ediyor.

Çin realpolitiği, “ABD ve diğer ülkelerin Afganistan'daki operasyondan uzun yıllar kolayca vazgeçmeyeceklerini ve Afganistan'ın diğer ülkelerin etki alanı haline gelmesine izin vermeyeceklerini” öngörüyor.

Erdoğan-Biden gayri resmi anlaşmasına göre, Türkiye’ye gelen (işgal göçü şeklinde) potansiyel Afgan güçlerinin NATO standartlarına göre eğitilerek yeniden Afganistan’a gönderilecek olması da bunu doğruluyor.

Bu, pratikte Taliban ile diyaloğu sürdürmeyi ve onlara "Gani hükümetini bir çırpıda değiştirmeme" tavsiyesini de içeren tipik Çin dış politik ihtiyatına yol açıyor.

BİR İÇ SAVAŞ NASIL ÖNLENİR

Afganistan’da iç savaş demek Türkiye’ye daha çok Afgan gelmesi demek.

Katar merkezli Taliban siyasi ofisinin üyeleri ve Kabil müzakerecileri ile hararetli “istişareler” yapıldığına dair söylentiler var.

Başlangıç, ABD, Rusya, Afganistan'ın komşuları ve BM'nin bu Salı günü yapacağı bir toplantı olacak. Ancak ondan önce, Taliban siyasi ofis sözcüsü Naim Vardak, Washington'u Afgan iç işlerine müdahale etmekle suçladı.

Pakistan, genişletilmiş troykanın bir parçası.

Pakistan medyası, İslamabad'ın Taliban üzerindeki etkisinin “artık sınırlı” olduğunun altını çizmekle meşgul.

Taliban'ın, aslında bir kaçakçılık cenneti olan Spin Boldak'taki kilit sınır kapısını kapatması buna bir örnek.

Şimdi bu gerçek bir engerek yuvası sorunu.

Eski okul Taliban liderlerinin çoğu Pakistan Belucistan'ında yerleşiktir ve Ketta'da güvenli bir mesafeden sınırdan giren - çıkanları denetler.

Genişletilmiş troyka için ekstra sorun, müzakere masasında Türkiye, İran ve Hindistan'ın olmaması.

Üçünün de Afganistan'da kilit çıkarları var, özellikle de Orta-Güney Asya bağlantısı için bir geçiş merkezi olarak umut verici yeni barışçıl rolü (Kuşak ve Yol girişimi) söz konusu olduğunda.

Moskova başından beri Tahran ve Yeni Delhi'nin genişletilmiş troykanın bir parçası olmasını istedi. Ama bu imkansız.

İran asla ABD ile aynı masaya oturmaz ve bu ABD için de geçerli.

Şu anda Viyana'da, Avrupalılar aracılığıyla “iletişim kurdukları” İran nükleer enerji programı (JCPOA) müzakerelerinde bile durum böyle.

Yeni Delhi ise “Pakistanlı terörist” olarak gördüğü Taliban ile aynı masaya oturmayı reddediyor.

İran ve Hindistan'ın Afganistan konusunda birlikte hareket etme olasılığı var.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, geçen hafta Tahran'da Devlet Başkanı İbrahim Reisi'nin göreve başlama törenine katıldığında, Afganistan’da da "yakın işbirliği ve koordinasyon" vurgusu yaptı.

Bunun yakın gelecekte getirisi, uluslar arası kuzey güney nakliye koridoru INSTC'ye ve Hindistan-İran-Afganistan Yeni İpek Yolu koridoruna Hindistan yatırımlarının artmasıdır.

Ancak bu, Zaranj'ı kontrol eden Taliban ile olmayacak.

Pekin, kendi adına, Tacikistan ve Afganistan'ı birleştiren Farsi bir koridor olarak tanımlanabilecek, İran bağlantısını artırmaya odaklanıyor.

Bu, bir kez daha Taliban kontrolünün derecesine bağlı olacaktır.

Ancak Pekin bu konuda gayet pragmatik.

Çin’in nihai planı, sonuçta, Kabil'de kim iktidarda olursa olsun, Afganistan'ın dahil edildiği genişletilmiş bir Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC).

Açık olan şu ki, mevcut müzakere tablosu, gelecekteki Avrasya entegrasyonunun karmaşık ayrıntılarını şekillendirmeyecek.

Bu, Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, İran ve Afganistan'ı mevcut gözlemciler ve gelecekteki tam üyeler olarak içeren Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) bağlı olacak.

Ve elbette Amerika adına kendi ülkesini işgal planına dahil olmayan bir yönetim ile Türkiye’nin de kaçınılmaz olan Avrasya kararına bağlı olacak.

Bu yüzden ŞİÖ’nün nihai testinin zamanı geldi: Kabil'de neredeyse imkansız bir güç paylaşımı anlaşması nasıl yapılır ve B-52 bombardımanıyla tamamlanan yıkıcı bir iç savaş nasıl önlenir.

Bunun bazı işaretlerini de görür gibiyiz.

Mesela Çin ve Rus birlikleri, Afganistan'a yönelik olarak kuzeybatı Çin'de ortak tatbikatlar düzenlemeye başladı.

Kara birlikleri ve savaş uçaklarının katıldığı tatbikatlar, Cuma (13 Ağustos 2021) gününe kadar Ningxia Hui Özerk Bölgesi'nde devam edecek.

Tatbikat bölgesi, Sincan'ın doğusunda bulunuyor.

Hakeza Rus, Özbek ve Tacik ordusu, Tacikistan ve Özbekistan’da askeri tatbikatlara ve sınıra yakın bölgeye konuşlanmaya başladı.

Türkiye’nin Asya ve Orta Doğu’daki Amerikan/NATO koçbaşı rolü bize yıkımdan başka bir şey getirmiyor.

Ankara, Afganistan ile Suriye ile doğrudan ilgilenmeye ve diyalog yollarını bölge ortaklaşmasında açmak zorunda.

Aksi takdirde, ülkemiz önce Suriyeli aşısı, şimdi Afgan işgali altında, 1979 sonrası Pakistan’a dönüşür ve günyüzü göremez.  

KAYNAKLAR: 

https://asiatimes.com/2021/08/all-roads-lead-to-the-battle-for-kabul/