Tanıdığım Levent Göktaş

featured

Nihat Genç yazdı

Yazması söylemesi zor işler!

Ancak büyük soruyu kafamda ilk gençlik yıllarında çözdüm, kendime, “Atatürk isteseydi Topal Osman’ı kurtarır mıydı?” dedim. Evet, karmakarışık çetelerle dolu Samsun’dan Anadolu’yu dolanıp Ankara’ya kadar kendini koruyan Topal Osman’ı pekala korurdu, ancak, Atatürk’ün kurmak istediği, derebeylik değil, bir hukuk devleti’ydi…

Hablemitoğlu iddianamesinde adı geçince arkadaşlarımız önce Levent Göktaş‘ı aradı, “isminiz geçiyor, bir açıklamanız olacak mı?” dendi, “-ya öyle mi, haberim yok, bir bakiyim” denildi ve bir daha haber alamadık, ve sonra avukatını aradık, “neler oluyor kafamız çok karışık şok içindeyiz” dedik, avukatıyla çok samimi olduğumuz halde “bu konuda tek bir kelime konuşmayacağım” deyince…

“İşler karışık” dedik, hapisteyken, “soylu kahraman subayımız” diye yazılarımız dahi var, filmin finalini tahmin edebilmek hiçbirimiz için mümkün değildi ve medyamız yine kulak arkasına yattı ve sadece Veryansın TV’de peşi sıra “açıklama yapması lazım, kaçmaması lazım” ve bir çok sorulu, programlar yaptık ve ama nereden bakılsa sindirilmesi anlaşılması çok güç bir olay, çevresindeki herkesin ruh dengesini bozacak kadar şaşırtıcı karışık işler!

Devlet paramparça, kime güveneceksin, alevler her tarafı sardı, bizi ancak, açıklık, harbilik ve hukuk kurtarır, sessizliğe bürünüp hiçbir kirli işin uzantısı parçası ya da töhmet ve ithamı ve şüphesi altında asla kalmayacağız, “her gün program yapın ve her gün sorun, niye kaçıyor?”

Biz, Cumhuriyetçiyiz, hukuk karşısında herkes eşittir ve kimseye eyvallahımız olamaz, yaptığımız cesur programlar bağımsız karakterimiz ve onurumuz olarak VeryansınTV youtube’de duruyor, zor ve belalı günlerde konuşmaya cesareti olmayanların vatanı ve ahlakı olamaz!

Geçen sene, Fenerbahçe’de işler çok kötüye gidiyordu ve son maçlara doğru çok genç bir futbolcu Arda Güler sahneye çıktı, bir kaç asist ve gol atınca, hayal kırıklığına uğramış ve tribünleri terketmiş Fener taraftarına umut verdi, ancak…

Artık Arda Güler, ne yapsa, artık herkes beğeniyor, her pası, her şutu, her topa girişi, muhteşem, inanılmaz, mucize, işte büyük futbolcu diye kabul görüyor, buna şeytan tüyü mü diyorlar!

Cem Yılmaz da aynı kaderi yaşadı, ilk gençlik yıllarında bir kez Leman Kültür’de sahneye çıktı ve sonra, ne söylese ne yapsa (iyi, kötü, güzel, neyse) seyirci onu hep baş üstünde taşıdı.

Fazla örneğe gerek yok, artık ne yapsalar peşin peşin beğenilen takdir gören nice insanlar tanıdık!

Levent Göktaş da bunlardan biridir, an itibariyle, silah arkadaşlarından hiçbiri, olup biten karşısında konuşmak istemiyor, “önce Levent konuşsun, Levent konuşmadan tek laf etmeyiz”i, topluca ağız birliğiyle söylüyorlar!

Oysa bizim anadan doğduğumuz günden beri hiç böyle bir şansımız olmadı, herkes pusuda bir yanlışımızı kolluyor, herkes hâlâ bir hata yapsa da linç etsek diye bekleşiyor, havada .ötünle kuş tutsan, yaranamazsın! Kırk yıl önce ilk yazımı yazdığım günden beri “kesin bir gün patlayacak” diye; becerine, cesaretine değil, bir küçük hatana ve tökezlemene odaklanmış şeytani ve dogmatik bir tayfanın radarları altında hergün linç yiyoruz!

Önce şunu hiç unutmayın, Levent Göktaş’ın Kara Harp Okulu’na girdiği, 1976 yılını, bu yıl, Türk Silahlı Kuvvetler tarihinde hiç olmadık bir şey oldu, ve otuz öğrenci, ‘dışardan’ tabir edilen ‘sözleşmeyle’ okula alındı diyor(bu uygulama peyderpey devam etmiş) Levent Göktaş’ı çok yakından tanıyan bir ‘devre arkadaşı’…

Sonuçları bugüne kadar tartışılan büyük sorumuz işte budur, standart ve kural dışı bir kararla bu yüz kişiyi kim askeri öğrenci neden yaptı?

Kimileri kumpas derecesinde sızma olaylarını çok büyütürken dahi vahameti yeterince derinlikte tahmin edemiyor, çünkü, 70’li yıllardan beri MİT’imiz ordumuz özel kuvvetlerimiz Nato’nun ve CIA’nın kontrolünde, dahi değil, emrinde çalışıyordu, ülkemizde bu acımasız gerçeği hâlâ kabullenemeyen büyük bir aydın ve devlet erkanı var!

Devlet, özgür değilse biz yurttaşlar nasıl özgür olabiliriz?

Şunu da unutmayın, Gandi’yi fanatik bir Hindu öldürdü, et yenilmesi tabusuna karşı çıktığı için, İzak Rabin, Oslo’da Arafat’la el sıkıştığı için öldürüldü ve İsveç Başbakanı Olof Palme Rusya’ya yakınlaşacağı şüphesiyle öldürüldü ve hatta Kral Faysal 1975’te kız okulları ve televizyon açtığı için öldürüldü…

Ancak bizim suikastler çok farklı, hepsi istisnasız Cumhuriyetçi aydınlar, Muammer Aksoy’dan Hablemitoğlu’na, yani devletin kurucu yasalarına sahip çıktıkları için!

2007’li yıllarda bir şey dikkatimi çekmişti, ekrana çıkanlar bir ağız alışkanlığı Uğur Mumcu ve diğer aydınların niye öldürüldüler kim öldürdü diye adlarını geçiriyorlar ancak Hablemitoğlu’ndan bahseden hiç kimse yok, bu bir eksiklik, deyip, yüzlerce TV programında adını geçirmeye yemin ettim! Katledilmiş bir aydının adını dahi anmaya zaman bulamamak ya da kimsenin aklına gelip tek cümlecik anmaması aslında medya sahipleri ve hakim ideolojilerin girdabıyla ülkemizi nasıl boğduğunun bir işareti!

Geçen günlerde, bir yazımı takdir için, çok eski gençlik arkadaşım, Erkan Mumcu, aradı, hoş-beş derken, gençlik yıllarına döndük ve şu soruyu sorduk, “hangi gizemli el hangi rüzgar bizi, Türkiye’de olup biten büyük siyasi olayların tam ortasına atıverdi”, çünkü, mafyasından siyasetine sinemacısına vs. kim varsa, bir şekilde arkadaşlık kurmuşuz, birlikte olmuşuz, ve siyasi çatışmaların en kızgın anlarında kendimizi hep dün çok yakından tanıdığımız insanlara kılıç çekerken bulmuşuz!

Bugün falan mafya liderinin en baba adamlarından sarayın en has adamlarına kadar bir çok insanla gençlik yıllarında karşılamıştık, dertleşmiş, çoğuyla bir zaman arkadaş olmuşuz ve heyhat bir zaman sonra yollar ayrılıvermiş, ama, tanırız işte, yolculuklarını karakterlerini ve onlar da bizi tanır! Bir sınıflama yapmak mümkün olsa paranın ve makamın peşinden giden beyinsizler ve bağımsız vicdanları ve özgür beyinleri için hiç kimseyle arası hoş olmayan biz çulsuzlar!

Büyük trajediler üzerine konuşmak kolay değildir, Hablemitoğlu’nun babasız kızları geçimlerini nasıl sağladı, okuyabildiler mi, Uğur Mumcu’nun kızı, Metin Altınok’un kızı, Abdi İpekçi’nin kızı, Behçet Aysan’ın kızı, (nicesi) ve şimdi Levent Göktaş’ın kızları… Hepsi ağır travmalar yaşamış!

Ağır travma yaşamayan insanlara, hiçbir sinema filmiyle romanla, güya sözümona empati kurarak, yaşanmış psikolojik depremlerin bu insanlar üzerindeki sonuçlarını anlatabilmek-anlayabilmek asla mümkün değildir!

Bu insanların beyinlerinde neler yer değiştirdi neler artık bir daha iflah olmaz şekilde yandı bitti kül oldu, kimse bilemez.

Bu ağır travmalar an itibariyle başta devletin sonra yazıp çizen biz aydınların üstünde ölünceye kadar sarsıntısı bitmeyecek küllenmesi unutulması mümkün olmayan büyük ıstıraplardır! Ve bu ağır travmalar sadece aileleri değil devleti ve hukuku da kilitleyip çok derin bir umutsuzluğa sosyal paniğe yol açıyor!

Levent Göktaş’ı tahliye olduktan sonra birebir tanıdım, ama önce, oğlumun lise mezuniyet töreninde yargıtay üyesi eşiyle ayaküstü konuşmuştuk, onun da aynı okulda kızı mezun oluyordu. Şöyle dedi: “Şaşkınlık içindeyim, Levent’in içerde olmasına hâlâ inanamıyorum” biz, dedi, “Tayyip beyle, ailecek görüşür gider gelirdik”.

Çok kültürlü çok okumuş ve kendini çok iyi yetiştirmiş bir cesur kadın yargıçla tanışmak sinema filmi gibiydi, geçen aylarda kanserden vefat etti. “Hanımefendi, uzun yıllar çatışma bölgelerinde ve dağlarda ve hep yurt dışında savaşmış Levent Göktaş’ın bu kadar sakin bir eşinin olması beni de şaşırttı” dedim. Hanımefendinin hayattan dersler çıkartmış çok saygın değerli cümleleri içinde kayboldum gittim, ve şu son cümlelerini hiç unutmadım: “Levent’in bir gidip, iki yıl üç yıl hiç dönmeden ve aylarca hiç haber almadan görevlerine alıştık diyemem zamanla kabullendik!”

Gerçekten Levent Göktaş’ı efsane bir komutan bilirdik, bugün yaşadığımız şok ve şaşkınlığın bu yüzden sınırı yoktur. Hikayelerinden bir kaçını ilk ağızdan dinleyince “psikolojisi ne güçlü insanlar var” dedim. Bir gün, üç gün hiç uyumadan bir çatışmanın ortasında kalmış, o günlerde de Galatasaray’ın UEFA kupa finali var, elinde küçücük bir radyo, maçı dinliyor ve birazdan ölen arkadaşlarının cesedini taşıyor, olayı anlatırken, aynı anda, hem ölen arkadaşlarının isimlerini anılarını anlatıyor hem de ara verip Galatasaray’ın takım kadrosu ve ataklarını anlatıyor! Şu, Cappola’nın Vietnam filmleri ve sahnelerine ne çok benziyor!

Ve hangi uzun sürmüş çatışmayı sorsan Cem Yılmaz parodisi gibi renkli süslü esprili bir atraksiyon gibi anlatıyor, hüzün, acı, zayıflık, güçsüzlük, acziyet, hiç göstermiyor, şurada mahsur kaldık şuradan günlerce çıkamadık derken bile milli bir bayram milli bir zafer gibi anlatıyor!

Cephede hiç olmamış insanları karşı bir kibirleri var, cephede yaşamamış insanları ciddiye almaz hatta horlar hatta dalgasını geçer, sadece tehlike ve ateş altında kazanılmış kahraman bir kimliğin kıskançlığı mı, bilemem!

Savaşmamış insanlara hiç inancı ve saygısı olmadı, defalarca ateş altında cehennemi yaşamış bu insanların ruh hallerini anlayabilmemiz mümkün değildir, belki de bu yüzden, dağda cephede bir soluk yanlarına gelen çok çok büyük komutanlarla bile eğlenir, onları cahillik ve acemilikle suçlar, yüzlerine karşı ciddiye almadığını esprili laf sokuşlarıyla anlatır! Çünkü: “Hiçbiri, burada olup biten dehşetin farkında değil! Ölüm kalım günlerce ateş altında kalmış insanlar üniforma ve apoletlere hiç inanmaz hiç değer vermez, hiç saygı göstermez! Yüksek komutanlara sadece formel hiyerarşi ve disiplin gereği selam ver ve geç, bu kadar!”

Paris’te öldürülen Sakine Cansız adını ilk kez ondan öğrendim, dağda bir şekilde PKK’yla bir irtibat kanalını hep açık tutarmış, Sakine Cansız çok defa Levent Göktaş’tan yakalanan ya da ağır yaralanan PKK’lı kızları ister ve Levent Göktaş: “verirdim” derdi, bir merhamet değil, çünkü, karşılığında PKK bölgesinden yaralı ya da şehit arkadaşlarını anlaşıp kurtarmak çıkartmak için!

Herkes biliyor, ki, Levent Göktaş, tutuklanmasaydı, bölgede isim yapmış İran’ın efsane komutanı Kasım Süleymani’den daha etkili ve şöhretli olacaktı ve hapse tıkılıp Kuzey Irak’ın çok zor günlerinde kendini ve tecrübelerini gösteremeyişinin hayıflanışı hep içinde kaldı!

Levent Göktaş’ın kendi kadar şöhretli bir silahı vardı ve on yıllar boyunca o silahı yanından hiç ayırmadı, çok daha kalite markalar bulduğu halde, bu eski silahına duygusal bir bağlılığı vardı, bir an bile, ya belinde ya da el mesafesinde hep aynı silah, ofis masasının üstünde, eski günlerinde kendini ölümlerden koruyan terk etmediği tek sevgilisi!

Yanından hiç ayırmadığı ikinci şey, seccadesi! Arapça, İngilizce, Kürtçe, vb. birçok dil bilen Levent Göktaş’ın hafızlığı da var! Yurt dışı görevleri yüzünden Levent Göktaş’a James Bond yakıştırması yapılır ve ancak James Bond güzel kızlarıyla ünlü, ve Levent Göktaş’ın yanından ayırmadığı ise seccadesi!

Silah ve seccade, size çok şey anlatsın!

Tahliye olduğunda ona ilk sorum, fikirlerinde bir değişiklik olup olmadığı: “bakın, siz içerdeyken sadece bir avuç Cumhuriyetçi muhaliflik yaptı” dedim, hiç yüz vermedi. Solculuğa kökünden karşı. “Ama içerde solcu arkadaşların oldu” dedim, güldü, dalgasını geçti, “hiçbirinden bir .ok olmaz”a getirdi, lafı… “Bu kadar ağır ve hiç beklenmedik sırtından hançer yemesine rağmen hâlâ sağcı muhafazakar bir yerdesin” dedim, “Sağcılık, solculuk, bize göre değil, tek hakikat devlettir, her şartta devlet için varız..” “Ama dedim, devlet, ordusu hukukuyla işgal altında…” “Devlet, her daim var, olacak” gibi, laflar etti, devlet koruyucu bir melek değil, devlet uğruna savaşılacak bir şey de değil, başka bir yere getirdi lafı, devletten başka fikir zikir başka tür bir gerçeklik hiçbir şey yoktur, gibi bir yere…

Devlet’i sizin benim bildiğimin dışında başka türlü anlattı, bedeninin bir organı gibi ya da bedeni büyük parçaya bağlı gibi, “istesem de başka türlü düşünemem, devlet olmadan hiçbir şey yapılamaz başka hiçbir yerde olamam!”

Silah, seccade, ve devlet!

Sonra, adı Mit müsteşarlığında geçti, sonra, o kumpas ve sıkıntılı yıllarda sarayın korumalığını ve birçok bakanlığın korumalığını yaptığını ve sonra Sinan Aygün’ün ofisinde ve sonra İnan Kıraç’ın avukatlığını ve, sonra, işte, Hablemitoğlu davasında adının geçtiğini!

Birileri, Sedat Peker’in Erol Evcil’in Levent Göktaş’ın ve pek yakında narko siyasette marinalarda adı geçenlerin ipini mi çekmeye başladı, uzun zamanlar birlikte çalıştıkları derin ve karanlık yapıları, birileri, kendi mezhep ve meşreplerine daha yakın tarikat vs. yapıların nüfuzuna verme vakti geldi mi diyor, bilemiyoruz.

Unutmayın, 15 Temmuz’da Fetö, ilk önce ele geçiremediği Gölbaşı’ndaki Özel harekatı bombaladı ve 51 kişi yataklarında kömür olup şehid oldu, belki de, Amerika, Hablemitoğlu kuşkuları üzerinden özel kuvvetlere yıpratmak kriminalize etmek için yine bildik bir operasyon mu çekiyor, .mına koduğum ülkede, buğday hasatından çok operasyon kumpas var! Yoksa mafyanın narkoanun kara haydut bayrağı artık her yerde iç savaş halinde mi?

Silah, seccade, devlet ve kara para, ne çok müşterisi ne büyük cazibesi var!

Yenilgiyi güçsüzlüğü acizliği asla kabullenmeyen bu karakterler için böcek aciz çaresiz zavallı olan hiç tanışmak ve yerinde olmak istemedikleri, bizler miyiz?

Bilindiği üzere, Soğuk Savaş yıllarında Nato-gladyo, sağcı yapıları yuva yapmış ve birçok kirli kumpaslar çevirmişti! Ve 90’lı yılların ortası-sonu itibariyle Nato, Fetö’yü kullanıp, elli yıldır yığılmış bu suikast ve kirli işleri, Ergenekon’un üstüne yıkmaya çalışmıştı. Yani, yeni gelen Fetö tertemiz bir başlangıç yapsın, diye, şimdi yine buna benzer bir şeyler mi dönüyor! Tarikatçı dinci siyasi yapılanma mecbur kaldıkları eski kriminal ortaklıkları iptal edip edindikleri yeni derin becerilerle sıfırdan yepyeni bir sayfa açmak mı istiyor!

Kirlilik her yerde, işte bakın ünlü avukatlara, “Sadatvari” silah ticareti yapıyorlar, bakın milliyetçi narko mafya babalarına, PKK’ya karşı ama ortak uyuşturucu tüccarlığı yapıyorlar ve nerede haraç nerede kara para nerede üstüne konacak çökülecek bir yer var, sağcı solcu İslamcı ileri gerici demeden, hepsi ‘hazır kıta’ yanyana içiçe, silah, seccade, devlet ve kara para, aynı beden içinde! Siyahla beyazı ayırtetmek imkansızlaştı! Şeytan kim melek kim kafamız karıştı? Amerika ve Fetö ve İslamcılar öyle bir ressamlık becerisi yaptılar ki kim kahraman kim fare kim hırsız kim vatansever bilenimiz anlayanımız kalmadı!

Bazen, Musa’nın niye Mısır’dan firavundan kavmini çıkartıp kaçtığını anlamaya çalışıyor insan!

İslam “Allah” deyip saray kuranlar, “Atatürk” deyip CHP’den vatanseverleri kovup Cumhuriyet düşmanlarıyla helalleşenler ve hepsiyle irtibatlı Enver Altaylı, Fetöcüler, gladyo, Süleymancılar, İsmailağa ve Menzil ve 90’lı yılların meşhur derin devlet simaları, hepsi aynı partilerde iç içe yaşıyorlar ve artık gizlenecek saklanacak bir korkuları da kalmadı, yorgun ve yaralı çok uzun yıllar yaşadık ve artık umut da kalmadı.

Oysa, tarih boyu, kara para, uyuşturucu, katiller, hep sotada hep gizli hep zulada yaşarlardı, şimdi, sayenizde gladyo ve Fetö ve ABD hepsi aynı legal ‘beden’ içinde!

Merhabalaştığımız tanıdığımız en yakınlarımıza kadar, vatanımız neresi bilen var mı, kime nereye sığınacağız, bu şeytani yıkım karşısında yine nereye kadar sessiz mi kalacağız!

Silah, seccade, kara para, silah tüccarlığı, aynı beden içinde!

Bu kanlı eller girdabıyla Cumhuriyet’e ve geleceğimize dehşet yaşatıyor!

Depresyon, çöküntü, mutsuzluk her yerde!

Musa’nın da İsa’nın da geleceği yok, hastalığımızı bu halkın yoksul çocukları, biz teşhis edeceğiz!

Çünkü bizim hâlâ bir ülkemiz var, milli egemenlik, bu toprakların çocuklarına, anasının ak sütü gibi hakkımız!

Bilemiyorum.

Ama çok derinden hissediyorum, sanki, çok deli çok yaman bir rüzgâr esecek!

Bir rüzgâr esmeli!

Cumhuriyet’i geri getirmeli!

Bir rüzgâr esmeli!

“Herkes, hukuk karşısında eşittir”i, geri getirmeli!

Bir rüzgâr esmeli ve kimse artık bu bizden bu yakınımız bu adamımız bu partilimiz bu bizim tayfadan kabileden tarikattan dememeli!

Bir rüzgâr esmeli, geri getirmeli, bağımsız yasalarımızı Cumhuriyet savcılarımızı!

İslamcısı, Fetöcüsü, liberali, hepsi, görmüyor musunuz, sadece .ötleri tutuştuğunda hukuk arıyor!

Bir rüzgar esmeli, geri getirmeli, hukukumuzu ve İstiklal harbiyle kurulan yüce devletimizi!

O eski günleri görmüş yaşlılar bir daha anlatmalı ve gençler Cumhuriyet’i hiç unutmamalı!

İşte, yaşadınız gördünüz, Işidci gençler, iş yoktu eğitim yoktu, umut yoktu, sanki kendilerini yok etmek için İslam’ı bahane edip, kendilerini patlattılar!

Mafyası, narkosu, çakalı, hırsızı, İslamcısı, hepsi, boş avare asalak, üretim yok, beceri yok, hepsi istisnasız, çalmak-çırpmak rezil olmak için ‘devlet’in bekasını bahane edip devleti soyuyor ve hepsi hepimizin en değerli varlığı Cumhuriyet’i patlattı, unufak dağıttı bile.

Bir soru sorun, İsrail’in nükleer bombaları var ama neden kullanamıyor, neden hiç işe yaramıyor, çünkü, Lübnan’a atsa rüzgar nükleer bulutlarını Kudüs’e Tel-Aviv’e geri getirecek, Sina’ya Mısır’a atsa, nükleer bulutlarını rüzgar İsrail’e yine geri getirecek….

Oysa biz devletin bekasını bahane edip hukukun üstüne nükleer bombaları çoktan attık!

Devlet’i ele geçiren güçler, güya devlet için tetik çekenlerin mermilerini, işte rüzgar, devlete geri çevirdi, çeviriyor, kuşattı teslim aldı bile!

Ölen sadece Uğur Mumcular Hablemitoğulları Hrant Dinkler olsaydı, acılarına trajedilerine yaslar tutar belgeseller çeker bir nebze avuturduk kendimizi.

Ama ölen Uğur Mumcular Hablemitoğulları değil, yıkılan parçalanan ve üstümüze çöken hepimizi bir arada tutan: Türkiye Cumhuriyeti Devleti!

Kardeşlerim, bu karanlık kumpas suikast kirli işlere kim ne şekilde ne adına bulaşmışsa, uzak durun. Selam vermeyin, avukatlığını yapmayın ve asla susmayın ve hızla yana çekilin!

Çünkü, üst üste göğe kadar dizdikleri ve içine tarikatlarla  gladyoyla Fetö’yle ve altınlar ve dolarlar ve kara parayla tıka basa doldurdukları en altındaki küp, yerinden oynuyor!

İçinizdeki bağımsız Cumhuriyet’i, firavunlardan saraydan tarikatlardan silah tüccarlarından tetikçilerden narko siyasetten, uzak tutun.

Rüzgar, eli kulağında, geldi geliyor!

 

Tanıdığım Levent Göktaş

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

19 Yorum

  1. 2 ay önce

    Içten dertlesmisinuz Nihat bey.. hepimiz şaşkınlık güvensizlik icindeyiz

  2. 2 ay önce

    Ne denilebilir bilmiyorum umarım suikaste uğramadan tüm gerçekler ortaya çıkar.

  3. 2 ay önce

    1950 den sonra kurulan yapı sağ sol bütün yapılara, örgüt ve cemaatlere sızdı. Ergenekon operasyonu yeni ve genç tasarının eskinin yerine ikamesidir. Avukat doğan yıldırımın şüpheli bir şekilde ölmeden önce paralelin aksiyonunda verdiği röportajda söylediği gibi hilal şeklindeki bir yapılanma kendisini devlete hizmet ediyor zanneden, ima edenlerle doludur. Ancak peker in göktaşı azarlamasi aslında türk devletinin itibarına yöneliktir.

  4. 2 ay önce

    👏👏👏👏👏 bekliyoruz sabırsız bir şekilde o rüzgarı var olun

  5. 2 ay önce

    Necip Habletmitoglu cinayetine bulasmis ise yaptiginin karsiligini almasi gerekir. Gecmiste yaptigi dogrular, sonra yaptigi yanlislari telafi etmez. Burada soz konusu olan kisi Necip Hablemitoglu ve saygideger ailesi. Bilindigi kadariyla tayyib ile ailecek gorusmeyen ailesi. Ha su da var, kumpas davalarinda gorduk, yalanin bini bir para fetocularda ve bademlerde. Kendi cinayetlerini aklamak icin her halti yiyebilecek capta olduklari da asikar. O yuzden, birsey demek icin erken.

  6. 2 ay önce

    Rüzgar senin nefesindir abim, butun yokluğumla, var olacağım kutlu davanzda.
    Sizden bir esinti, firtina kopartir şu Yörük yüreğimde. Es deli Rüzgar es.

  7. 2 ay önce

    Pisliğe bulaşınca temiz olunmuyor işte! Bir de şuna benzer bir laf var; altın çamura da düşse altındır. Fakat altını çamurdan çıkaran yüzle onu çamura düşüren yüzün resmini bir yan yana getirin bakalım!

  8. 2 ay önce

    Sedat peker’e sardın sen abi sedat pekerin sözcüsü gibi oldun
    Yunanistan işğali başlıyacak kafamıza silahi dayadilarmi al gündemine olurmu

    • 2 ay önce

      Kimse kimsenin sozcusu degil. Sen bu laflari yunanistan’a adalari birakanlara, zamaninda basbakanlari ile abi-kardes gibiyiz triplerine girenlere soyle. Yunanistan coktan kafana silahi dayadi farkinda bile degilsin. Sedat Peker’in narko siyasetini desifre etmesi bile yeter. Feto kumpaslari gibi ufurme degil bunlar. Bir tane savci daha hala dosya acmadi.

  9. 2 ay önce

    Ne şimdi bu ? Levent ne kahramanmışta biz farketmemişiz!Allah razı olsun abi.Bize diğer seccadeli kahramanlarımızı tanıtmanı dört gözle bekliyoruz…

  10. 2 ay önce

    Bütün bu karanlık ,pis işler Atatürk’ü anlamamak ve sevmemekten geliyor.Bu asker ve çevresindeki cinayet işleyecek askerler belli ki,Atatürk’ün askerleri değil,içlerindeki kirli karmaşayı askerlikle yoğuran kişilermiş.Bir de üstüne din ,namaz,seccade biraz da cesaret koymuş kendilerine kahramanlık yaratmışlar!Hablemitoğlu cinayetini bu seccadeli askerlerin fetönün oyunu ve kandırması üzerine işlediğine inanıyorum.Hem Hablemitoğlu Mit müsteşarı olmak istiyormuş hem de Göktaş.Çıkar çatışması fetönün yönlendirmesi ile güzelce cinayetle sonuçlanmış ,hem fetönün en büyük düşmanı ,Atatürkçü Hablemitoğlu ortadan kalkmış hem de kullanışlı aptal askerler Mit için çalışıyoruz derken burunlarından yakalanmışlar. Göktaş o kadar pkklı ile savaşmış da ne olmuş,pkk ortadan mı kalmış?Onun kadar iyi savaşan askerler çukur hendek savaşlarında yitip gitmedi mi?Bu gün bile 2 erimiz şehit,onlar da Göktaş’tan bile kadar kahraman……

  11. 2 ay önce

    Nihat Abi, özellikle son bölümde göz yaşlarıma hakim olamadım. İyi ki varsın, yüreğine sağlık. Essin artık deli rüzgar, birlikte bekliyoruz.

    • 2 ay önce

      Levent Göktaş henüz konuşmadı..belki Kozinoglu gibi öldürüleceğini bildiği için teslim olmuyor , kim bilir.. suçlu da suçsuz da (herşey) olabilir..hatta hayatta mı o bile belli değil..ancak belli ki Levent Göktaş aradan çıkarılmak istenen birisi..ailesine birşey yapmazlar umarım..

  12. 2 ay önce

    Devam Nihat Genç, devam… Kalplerimiz bir çarpıyor…

  13. 2 ay önce

    Fitilin ucu yandı, ateş yürüyor… 2023- 2030 arası çok çalkantılı olacak, kazanan gariban halkımız, Mustafa Kemal’in askerleri olacak.

  14. 2 ay önce

    Umutsuzluk verirken, son anda “umuda dümen kırmak” buna denir. Çok değerli ve düşündürücü, sorgulayıcı. Elinize BİLGİNİZE sağlık

  15. 2 ay önce

    Ağzına ve yüreğine sağlık GENÇ NİHAT

    Cevapla
  16. 2 ay önce

    Merhum Hablemitoğlu beni MİT başkanı yapacaklar demiş Emin Gürses hocaya oda ona kendine dikkat demiş muhakkak ki Mit te görevlendirme de ikisinin isminin geçiyor olması sıkıntı yaratmıştır düz mantıkdan bakınca birinin elinde kalem birinin elinde kılıç sonuç kötü hemde çok kötü kahramanları soru işareti ile sarmal olan toplumların yegane tedavisi şeffaflık cumhuriyet adalet

  17. 2 ay önce

    Hani diyorsunuz ya bizim suikastler çok farklı, hepsi istisnasız Cumhuriyetçi aydınlar … devletin kurucu yasalarına sahip çıktıkları için suikaste kurban gitti… Nedenini biraz yukarısındaki açıklamanızda: ABD/CIA ve NATO senaryosu gereği suçu karşıtlarının yani dindarların üzerine yıkmak için!

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!