Tarihin, kültürün ve sanatın şehri; Viyana

Gürcan Elbek yazdı...

Tarihin, kültürün ve sanatın şehri; Viyana

Viyana tarihi yapısıyla birçok açıdan gözde bir turistik şehir. Zamanında dünyaca meşhur filozofların, sanatçıların, bilim adamlarının kahvelerini yudumladıkları sıcak ortamıyla Viyana kafeleri başlı başına bir gezi veya kitap konusu bile olabilir. Müziğin ve sanatın baş köşede yer aldığı bir kent.  

Başlık böyle olunca sanki bir methiye yazısı olacak sanabilirsiniz. Elbette bu güzel kenti size anlatacağım ama her zamanki gibi kendi yaşadıklarım ve duygularımla. Rehber niteliğindeki tanıtımları da onu çok daha uygun anlatanlara bırakacağım.

Benim Viyanam...

Viyana, hakkında ne söylesem diye düşündüğüm bir şehir oldu benim için hep. İlk kez 2000 yılında gittiğim şehirdeki anılarım turist ziyaretinden farklı bir deneyimdi. İki yol arkadaşım daha vardı o yolculukta. Onların tanıdığı birine gitmiştik. Üç kişi, tandıkları bir yaşlı adamın evinde kalıyorduk. Güzel ve tarihi olan bu kentten, o geziden ilk aklımda kalanlar; mahalledeki halk havuzu, Schönbrunn Sarayı, Baden’de kahverengi suları olan bir gölde yüzüşüm, Tuna Nehri yanındaki kulesi “Donauturm”’ın tepesindeki döner restoranda yenilen yemek, kuleden aşağı atlama (bungee jumping) deneyiminden çekinmem, kaldığımız kişinin evindeki köpeğin kıllarıyla dolu yatak, banyo, vesaire.

Bu şehre ikinci kez merhaba diyordum 2014 Ağustos ayında. Sizlerle uzun süredir bu platformda paylaşmakta olduğumuz yazı dizinde, Balkanlar, Orta ve Doğu Avrupa’yı kapsayan arabalı turumda Viyana’ya ulaştığımda ilk işim, misafir kalacağım evin anahtarını almak olacaktı. Ancak anahtarı getirecek kişinin akşama doğru müsait olması üzerine vakti değerlendirmek için ilk olarak yolumun üzerindeki Askeri Tarih Müzesi’ne yöneldim.

Askeri Tarih Müzesi…

Müzenin bahçesi harikaydı. Park yeri sorunu da olmayınca Kara Şimşek’i park edip hemen müzeye daldım.

Askeri Tarih Müzesi’nin dışarıdan görünümü 

İnsanlığın hazin tarihi gözümün önünde akmaya başladı. Özellikle Dünya Savaşlarının acılı dönemleri. Müzede çok sayıda eser ve değişik nesne var. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının kıvılcımı olan olayda Bosna’da suikaste uğrayan Arşidük Ferdinand’ın arabası bile burada sergileniyor. Gezinin bundan sonraki duraklarında da bu savaşlara ilişkin çok yer gezeceğiz.

Veliaht Ferdinand’ın suikaste uğradığı araç.

 Viyana Askeri Tarih Müzesi’nden görüntüler.

Avusturya Macaristan ordusunda Bosnalı bir asker (soldaki)

Zaman zaman Osmanlı’nın kapılarına dayandığı Viyana’nın Askeri Tarih Müzesi’nde Osmanlı’dan bolca izler görmek de mümkün tabii. Bu son kapının geçilememesinin tarihi değiştirdiği kesin. Osmanlı’nın Avrupa’ya yürüyüşü için tedirginlik duyan birçok insan varmış o zamanlarda doğal olarak. Viyana dendiğinde bunlardan biri aklıma gelir hep. Eskilerde rahmetli Atilla İlhan’ın bir televizyon programında anlattığı şeyler geliyordu aklıma dolaşırken salonlarda. Üstad, hayatını özgürlüğe vakfeden Voltaire’in “Görüşlerinize hiç katılmıyorum ama bunu savunmanız için hayatımı verebilirim” demesi yanında Avusturya Macaristan kralına yazdığı bir mektupta “Ne yaparsanız yapın ama bu barbar Türkleri Avrupa’ya sokmayın” gibi düşündürücü sözler söylediğini hatırlıyorum. Teyidi meraklısına bırakıyorum. Bu sözlerle olmasa da Voltaire’in Türkler ile ilgili yaklaşımını gazeteci sayın Rahmi Turan’ın bir yazısından okuyabilirsiniz. https://www.hurriyet.com.tr/turkler-ve-voltaire-16452406 

Osmanlı, bu şehri zapt ederek Avrupa’ya girememiş belki ama, kendinden o kadar çok şey bırakmış ki Viyana’da. Kuşatmalardan kalan yüzlerce değişik parça vardı müzede. Osmanlı komutan giysilerinden, savaşçı zırhlarına, gürzlerden, mehteran bando aletlerine kadar çok farklı parçalar sergileniyordu. Panolarda litografik baskılarla değişik sınıflardan Osmanlı askerlerinin resimleri ve bolca bilgi bulunuyor.

Kuşatmalardan kalan Osmanlı’lara ait giysiler, malzemeler.

Osmanlı askerlerinin giysi resimleri ve açıklama içeren litografik panolar. 

Tuna’da gemilerden oluşan bir filo olduğunu okuyordum yazılarda. Bizim asker giysilerimiz yanında onların da dönemsel asker kıyafetleri sergileniyordu. Askerlerin üniformaları, silahlar, şifre makinaları, yazışmalar ve panolarda yer alan anlatımlardan tarihi, belgelerle izliyordum. Uçaklar ve maketleri de özenle yerleştirilmişti salonlara. Çok güzel düzenlenmiş müzeyi uzun uzun gezdim.

 Avustrurya Macaristan üniformaları

Asker kayağı ve donanımları.

Tuna Filosundan gemiler ve panolardan açıklamalar.

Müzeden görüntüler

Müzenin mimarisi dışı kadar içten de ihtişamlı alanlarla doluydu. Modern sergi salonları yanında binanın iç mimari yapısı da etkileyiciydi. Çok bilgi veren güzel bir müzeydi. Adeta yaşayan bir tarih üzerinde yürüdüğümü hissediyordum burada.

Müzenin salonlarından görüntüler.

Müzeden çıktıktan sonra dışarıda sergilenmekte olan topları izledim. Eski topların namluları üzerindeki kabartmalar ve ayrıntılar sanat eseri değerindeydi. Savaş aletleri bile belli bir estetiğe kapı açıyormuş zamanında.

Müzenin dışında eski top namluları ve bir savaş uçağı.

Kahve ve kafeler...

Kahve Osmanlı kültürünün bir hediyesi bu topraklara. Hikayesi de ilginç. Osmanlılar kuşatma sonrası bazı malzemeleri bırakmışlar geri çekilirken. Çuvallarda bırakılmış yeşil kahve çekirdeklerini bulan Viyanalılar önce deve ve at yemi sanmışlar bu kahveleri. Sonradan kahve olduğunu öğrenip kendi usullerini geliştirip bugünkü kahve kültürüne ulaşmışlar. Ben de biraz dinlenmek adına müzenin kafesinde oturup bir kahve içtim. Ardından da evin anahtarını almak için şehre yöneldim.

Viyana’da kahvenin öyküsü ve kafelerde bir tur (İngilizce)

Viyana’daki ilk altı geleneksel kafe seçimini sunan bir video.

Geleneksel kafeden kopup modern mekanlarda daha çok kahve tadı peşinde koşanlar için seçenekler sunan aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Viyana’da gittiğim bazı kafeler ve sunum örnekleri.

Evin anahtarını almaya gidiş…

Önceden haberleştiğim, anahtarı alacağım kişinin şehir merkezinde verdiği randevu nedeniyle, ulaştığım yerde park yeri bulmakta oldukça zorlandım. Kapalı bir otopark bulmuştum ve fiyatların gerçek olduğuna inanmak istemedim.

Viyana’da otopark ücretleri çok yüksekti ve sokaklara park etme bir sürü kural ve işareti bilmeyi gerektiriyordu. İlk park yerini bulup çok yüklü bir otopark parası verdim. Kara Şimşek’i saatliğine, yanlış hatırlamıyorsam 10-15 Euro civarında hatta belki daha fazla bir para ödediğim bir kapalı otoparka bıraktım. Hemen yoldaki insanlara sora sora buluşma noktasına yöneldim. 

Viyana’da araba park etme bilmecesi…

Bu yüksek ücret bir iki gün kalınsa bile çok büyük rakamlara evrilebilirdi bu park yerinde. Benim gibi parasını dikkatli kullanmak zorunda olan kısıtlı bütçeli bir gezgin için bu bir sorundu. Bir de yanlış yer ve yanlış zamanlarda yapılan parkların sonucunda kesilebilecek ağır park cezaları can yakıcı olabilirdi.

Büyük Avrupa şehirlerini arabayla geziyorsanız. Park işlerine dikkat etmeniz gerekiyor. Bilmeniz gereken bir sürü kuralları var. Levhaları dikkatlice okumak gerekiyor. Kısa süreli ücretsiz parkları limitinde kullanmak, hafta sonu bedava olan park yerlerini bilmek, arabanızın camından görülecek şekilde gerekli park kartlarını doldurup bırakmak ve diğer ayrıntılar.

Eve ulaşma…

Anahtarı alıp adresi öğrendikten sonra eve yöneldim. Ev, müzeleri de içeren tarihi ve turistik Belvedere Sarayı’nın burnunun dibinde olunca orada da park sorunu yaşadım. Uzak bir yere kısa süreli park ettikten sonra apartmana ve eve girdim. O kadar hostel gezdikten sonra bu ev bana harika geldi. Biraz sonra evin önünde boşalan bir park yerini görüp arabayı getirdim. Hemen bir duş alıp odalardan birinde olan yer yatağına uzandım. Rahatlamıştım. Herşey güzeldi ancak ufak bir sorun vardı. Elektrikler yoktu. Evde oturan gençler uzun tatile çıkınca ödenmemiş fatura nedeniyle elektrikleri kesilmişti. Karanlık, internetsiz, televizyon ve müziksiz bir gece olacaktı. Allahtan sular akıyordu.

Hemen dışarı çıkıp bir market alışverişi yaptım. Çok kısa bir müddet yan komşum olan Belvedere Sarayı’nın bahçesinde kısa bir tur attım.

Belvedere Sarayı bahçesinden görüntüler.

Kısa tur sonrası eve dönüp akşam yemeğimi hazırlayıp yedim. Artık hava kararmıştı ve elektriksiz bir evdeydim. Işığa ne kadar bağımlı olduğumuzu yaşayarak görüyordum. Dışarı çıkıp gezmek mümkündü ama araba park yeri bulma düşüncesine biraz yorgunluk ve tembellik eşlik edince evde kalmaya karar verdim.

Karanlık ortamda meditasyon gibi bir gece…

Gezginlerin yerini yadırgaması olmuyordur diye düşünüyorum. O yer yatağında harika bir uykuya dalmadan önce takati olan tek aygıtım olan ses kayıt cihazıma günün özetini yaptım. Viyana kapılarına dayanmıştım ama tekrar Balkanlara dönme arzumu da ses kayıt cihazıma söylüyordum. Ruhum gezideki en kuzey noktanın burası olacağını fısıldamıştı. Atalarım gibi daha batı veya kuzeye gitmeyecektim bu gezide. Ancak Viyana’da daha görülecek birçok yer vardı. Karanlık ortamda kendinden oluşan meditatif bir ortamda huzurlu bir uykuya daldım.

Haftaya Viyana’yı dolaşmaya devam edeceğiz.

Sağlık ve huzurla geçireceğiniz bir hafta diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.