Tarikat yurdu faciası

featured

Yavuz Alogan yazdı…

Enes Kara kardeşimizin şüpheli ölümü bana ilk gençlik çağımızın kimlik arayışıyla geçen zor günlerini hatırlattı.

Ortaokul öğrencisiyken odamın duvarında uzaya çıkan Amerikalı astronotların resimleri asılıydı. Lise birinci sınıftayken resimler yerlerini Marx-Engels ve Lenin’in fotoğraflarına bıraktı. Bunun üzerine sert Kemalist ve kararlı antikomünist babamla aramda şiddetli bir çatışma oldu. Evi terk ettim.

O zamanlar bize ıssız bir orman gibi görünen günümüzün Botanik Parkı’nda ve arkadaşımın Adalet Partisi milletvekili olan babasının Şevrole marka arabasının arka koltuğunda birkaç gece geçirdim. Çok romantik bir durumdu. Kendimi İvan Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanındaki  Yevgeniy Bazarov gibi hissediyordum. Kız arkadaşım bana yiyecek getiriyordu. Arkadaşlarla aramızdaki derin siyasî tartışmalar yeni bir anlam kazanmıştı.

İntihar etmek gibi bir düşünce aklımın köşesinden bile geçmedi. Steinbeck, Zola, Dostoyevski okuyan, tiyatro meraklısı akıllı çocuklardık. Diskoteğe de giderdik, TİP’in mitinglerine de…

Ailelerimiz hödük değildi. Bizi adam yerine koyup komünizmin ne kadar zararlı bir fikir olduğunu güzel güzel anlatırlardı. Aramızda empati vardı. Bizim görüşlerimize saygı duyarlardı. Tartışma bazen felsefî boyutlar kazanırdı: “Evladım, komünizmin kaideleri mükemmel olsa dahi tatbiki kâbil değildir, insan tabiatıyla tezat teşkil eden bir fikirler manzumesidir.”

Biz 1961 Anayasası’nın özgürlükçü ortamında yetiştiğimiz için öyleydik. Bugünkü gençlik karşıdevrimci düşüncelerin hâkim olduğu gerici bir iklimde yaşadığı için böyle. Tarikat cemaat kıskacında intihar eden Enes Kara kardeşimiz bu iklimin kurbanlarından sadece biridir. Çocuk arkasında acı dolu bir çığlık bırakarak gitti.

Son sözlerini söyleyerek hayata veda eden oğlunun hatırasına karşı mensup olduğu tarikatı savunan babanın sözlerini okuduğumda burnumun direği sızladı.

Adam hiçbir şeyin farkında değil; oğlunu tanımıyor, derdini bilmiyor, pedagojiden anlamıyor. Oğlunu tarikat ortamı değil ateizm öldürmüş: “Benim cemaatten hiçbir şikâyetim yok. Keşke çocuğum cemaatçi olsaydı. İslâmiyeti kalben kabul etseydi, zaten bizim dinimiz intiharı yasaklamıştır. Çocuğum maalesef bunu kalben kabul etmemiş. Ateist arkadaşlarından etkilenmiş. Telefon bağımlılığı da vardı.”

Telefon bağımlılığı varmış!

Tarikatlarla bütünleşmiş bir eğitim sisteminin içinde sıkışıp kalan, dersane-okul-aile baskısının dayattığı kimliğin altında bunalan fakat bu çemberin dışında rengârenk bir dünyanın varlığını da derinden hisseden, isyan kültürü olmadığı için sürekli ezilen bir gençliğin geleceği yoktur.  Dolayısıyla ülkenin de geleceği yoktur.

Kız arkadaşlarıyla gezeceği, kitap okuyacağı, müzik dinleyeceği, kendi gençlik kültürünü yaratacağı çağda zeki bir  çocuğu tarikat ortamında günde beş vakit namaz, arada risaleler, ardından Fizik-Kimya-Biyoloji arasına sıkıştırırsanız ya onu aptallaştırırsınız ya da intihara sürüklersiniz.

Tarikatlar Millî Eğitim’den ayıklanmadıkça, cemaatlerin eğitim kurumları kapatılmadıkça, bir Devrim Kanunu olan tevhid-i tedrisat  uygulanmadıkça bu ülkenin geleceği yoktur.

Millî Eğitim’de uygulanacak reform programını yeniden keşfetmeye ya da yeni baştan yazmaya gerek yok.

Program yerli yerinde duruyor:

“Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanacaktır.  Sekiz yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulacaktır; temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak devam edebileceği Kuran kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idarî ve yasal düzenlemeler yapılacaktır.”

Asgari program budur!

Siyasî toplum bu programa kayıtsız kaldığı gibi, bu programı 1997 yılında zamanın siyasî iktidarına kabul ettiren ve günümüzde 80 yaş civarında olan askerlerin cezaevinde tutulması gerçeğine de sırtını dönmüştür. Görmezden, duymazdan, anlamazlıktan geliyorlar.

Enes Kara’nın ölümü üzerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine bakın:

“Gençlerimizle ilgili canımızı yakan olgular söz konusu olunca, paylaşacağımız içeriklerde hepimiz sorumlu davranmak zorundayız.  Bana kızanları anlıyorum ama etik sebeplerden dolayı paylaşım yapmayacağım.  Zamanı gelince gereken yapılacaktır.”

Laiklikle ilgili değil de “etik”le ilgili sebepler. Öyle mi?

Bu kafayla gereğinin yapılacağı zaman hiçbir zaman gelmeyecek.

CHP yönetimi, “Çocukları bütün dünya nasıl yetiştiriyorsa öyle yetiştirmek varken bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın ne bu Cumhuriyet’e ne bu millete faydası var; ne de Anayasa’ya uygunluğu var,” diyen kendi milletvekiline sahip çıkamadı. Oysa milletvekili yerden göre kadar haklıydı.

Sayın Saray “Bre gafil, asıl çağdışı olan sensin, senin bu faşist zihniyetin…” diyerek Özgür Özel’e saldırdı. Kılıçdaroğlu  bu saldırıya karşılık verecek yerde, isim vermeden kendi milletvekilini eleştirdi: “Siyaset, inanç ve kimlik alanlarına asla girmemeli.”

Lafa bakar mısınız?

İnanç ve kimlik alanı  sadece  siyaset alanına değil, ekonomiye, kışlaya, okula girmiş, hepsini harıl harıl şekillendirmeye koyulmuşken,  siyasî lider olarak dolaşan biri böyle bir sözü söyledikten sonra  geceleri nasıl uyuyabilir?

CHP’nin millî eğitimden sorumlu milletvekili Yıldırım Kaya bir süre önce “Millî Eğitim Bakanlığı tarikatlar tarafından paylaşıldı” diyerek gerçeği dile getirmişti.  Dün sosyal medyada ilginç bir paylaşım yaptı: “Genel başkanımızın bir huyu var, ben yaptım diye anlatmaz. Umreye gittiğini, peygamber soyundan geldiğini de kimse bilmez.”

Meğer peygamber soyundan geliyormuş! CHP’nin imamı!… Ana muhalefet partisinin “sosyal demokrat” başkanı, peygamber soyundan gelen Dersimli Seyyid Kemal! “Allah’ın izniyle” iktidara geldiğinde “Kul Hakkı” yedirmeyecek!

Böyle aptalca laflar edince tarikat ve cemaatlerden oy alacaklarını sanıyorlar. Bu nasıl bir korkaklık, nasıl bir zavallılıktır! Ülkenin millî eğitimi mezheplerin, cemaatlerin paylaşım alanına dönüşmüş.

Türkiye’de siyasî parti faaliyetleri boş sözlerle sürdürülen bir tür şarlatanlığa, seçmen dalkavukluğuna indirgenmiştir.

Faaliyet hâlinde olan 2,6 milyon tarikat üyesinin 84 milyonun geleceğini belirlemesine izin verilemez.

Toplum, Enes Kara kardeşimiz gibi intihar ediyor ya da karanlık eller tarafından yedinci kattan aşağıya itiliyor.  Üstelik arkasında düzgün cümlelerle derdini anlatabildiği bir ses ve görüntü kaydı bile bırakamadan…

[email protected]

Tarikat yurdu faciası

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

7 Yorum

  1. 5 ay önce

    Çocuklar ölüyor…Toplumun direnme yaşı on onikilerde,belkide üç ve dörtlerde…Kim ve ne durabilirki…Miting de önderlikte buralarda ..
    Süreç katlanılabilirlik ötesinde insanı,insani olanı ve hatta varolmayı dayatıyor..Çürüyenlerle işimiz olmamalı..Kendilerimizede önderlik edebilmeli yiz

    Cevapla
  2. 5 ay önce

    Eğer doğru anladıysam, Sayın Alogan, o gün evden zorla çıkarılmış değildir, evden kendi isteğiyle çıkmıştır.
    Karşı tarafın fikirlerine olan kararlı bağlılığı her zaman yobazlığı gerektirmez.
    Anlaşılabileceği üzere Alogan da o dönem fikirlerine kararlıca tutunmuş hatta bunun uğruna evden ayrılmayı bile gerekli görmüştür.
    Eğer ki bi taraf fikir dünyasını size dayatır ve sizin, en azından kendisi gibi, denk ölçüde, denk kararlılıklarla
    kendi fikirlerinizin olmasını veya oluşmasını engellerse işte o zaman yobazlıktan, baskıdan bahsedebiliriz.
    Burada Alogan’ın anlatımıyla o sonuca ulaşamayız diye düşünüyorum.

    Cevapla
  3. 5 ay önce

    Maalesef,seçimler çok yakın ve umut ile beklediğimiz 0 Cumhuriyetçi parti hala ufukta gözükmüyor.Bu nedenle olası en iyi oluşumu destekleyeceğiz ,başka çare yok, lakin , Sn.Aloğan çok doğru şeyler yazmış. yahu , aman kimseyi urkutmeyelim diye diye bugünlere geldik. Siz siz olun ve “Altı ok”a “sahip çıkın yeter.Millete umut olun ve Cumhuriyeti korumanın temel refleksini gösterin artık.yeter.

    Cevapla
  4. 5 ay önce

    Sayın Alogan, çok doğru yazmışsınız da ülkede gerçek bir muhalefet partisi olsa ülke bu günlere gelir miydi? onu da okuyanlar düşünsün diye mi devamını getirmediniz?

    Cevapla
  5. 5 ay önce

    Çok güzel, aydınlatıcı bir yazı. Teşekkür ederiz.

    Cevapla
  6. 5 ay önce

    Lise birinci sınıftayken resimler yerlerini Marx-Engels ve Lenin’in fotoğraflarına bıraktı. Bunun üzerine sert Kemalist ve kararlı antikomünist babamla aramda şiddetli bir çatışma oldu.
    Ailelerimiz hödük değildi. Bizi adam yerine koyup komünizmin ne kadar zararlı bir fikir olduğunu güzel güzel anlatırlardı. Aramızda empati vardı. Bizim görüşlerimize saygı duyarlardı.
    YANLIS ANLAMAYIN BIR CELISKI YOK MU.

    BU ARADA YAZINIZDA COK HAKLI NOKTALARA DEGINMISSINIZ.

    Cevapla
  7. 5 ay önce

    Malesef, sosyal medya entrikalarla gücü eline geçirmiş ana muhalefet partisi genel başkanının en yumuşak ifadeyle zavallı söylem ve politikalarını (daha gerçekçi ifade ile satılmış emperyalist filtreden geçirilmiş söylemleri olabilir) murit sadakatiyle savunanların geçilmiyor.
    Kral çıplak diyemiyor. Odtü’lü parlak eski bakan Babacan açık açık tarikatların savunuyor. Davutoğlu zaten içlerinden çıkma, Işid’i bile savunan bir militan tavrı var.
    Bir oyları böldürmeyin terörü gidiyor. Bu satılık tarikatçıları demokratik siyaset içinde cezalandırma, yeni kadrolarla değiştirme şansı yok.
    Çözüm: kral da çıplak, veliahtları da diye her platformda bağırmak.. Midasın kulaklarını açık etmek. Ne kadar insana ulaşıp yaşanan matrix düzenini açık edersek o kadar iyi. Mavi hapı mı içersiniz kırmızıyı mı diye sormak.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!