Tarikatçı yalanları ve İslam

featured
service

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı…

İlim ve irfan adlarını tarikatlarının önüne koyup karartma uygulayan bir tarikat sözcüsü geçtiğimiz günlerde din adına bir dizi yalanlar ve korkutucu uyarılarla Türk milletini yanıltmaya çalıştı.  Evlad-ı Resul yani “Peygamber’in evlatları” sıfatını da ekleyip halkın Peygamber’e olan sevgisini kendi çıkarları için kullanmayı da ihmal etmiyor.

Bu tarikatların “ilim”den anladıkları nedir? Nasıl bir ilimdir? Kur’an’daki ilim mi yoksa sadece tarikat kılıfı olarak kullandıkları bir sözcük mü?

Kur’an’daki bazı  ayetlere  bakalım:

 “De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır.” …

 “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[1]

“Allah’tan kulları içinde ancak ilim sahibi olanlar korkar.”[2]

Tarikatçılara göre ilim, şeyhin müritlerin kalbine  manevi olarak, doğrudan verdiği bir nurdur. Hepsi ilmi böyle anlar. Şeyh müridine nasıl ve neyi indirir, bu ilim neyin ilmidir derseniz, ledünni derler. Yani Allah katından şeyhe doğrudan verilen külli bilgidir ve şeyh bu bilgiden uygun gördüğü kadarını ve yine uygun gördüğü müridine kalben aktarır.  Ama bunun mahiyetini ne mürit bilir, ne de şeyhi neyin ne olduğunu anlar. Egemenlik, sadece söylemdedir. Buna inanmak yeterlidir. Teslim olup şeyhe boyun eğmek ve ilmi yalnız ondan ve onun aracılığıyla almak, mürit için en büyük bahtiyarlıktır.

Oysa bütün bunlar din adına söylenen tarikat yalanlarıdır. Ayetlere dikkatle bakınız. İlmimi artır diyor. Hangi ilim? Dini ilim mi, pozitifi ilim mi? Yoksa tarikat yalanının ilmi mi?

Kuşkusuz Kur’an, ilim ayrımı yapmıyor. Dini-din dışı ilim ayrımı yoktur. Maddi olsun manevi olsun, gerçeğin bilgisi Kur’an için ilimdir. Gerçeği, hakikati vermeyen şey ilim olamaz. Artırılacak ilim, şeyhin himmetiyle değil, kişinin araştırmasıyla olabilir. İlim peşinden koşan, araştıran, çalışan kişi için  artar. Durduk yerde hiçbir ilim kimsenin kalbine hazır inmez.

Tarikatçılar bilgisizdir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetinde, bilmediğini bilmeyenler, en koyu cahildirler. Tarikatçılar, bilgisizliği  ilim sanırlar. Oysa Kuran cahili hor görür, bileni yüceltir. Neyi bileni?  Gerçeği bileni yüceltir. Neyin gerçeği? Tıbbın gerçeği, ekonominin gerçeği, siyasetin gerçeği, dinin gerçeği, aklın gerçeği ve benzeri gerçekleri bilen kişi, bunları ya da bunlardan birini bilmeyene eşit değildir. Tarikatçılar hiçbir ilmi bilmedikleri gibi, kullandıkları dini de bilmezler; bilmediklerini bilmemekle kalmaz, kalkar bir de onu istismar ederek “biliyoruz, öğretiriz” yalanını söylerler. Neyi biliyorlar ki neyi öğretecekler? Onlar Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar. Çünkü ilim sahibi değildirler. Cahil cesurdur; tarikatlar cehaletlerinden dolayı çok cesur ve cüretkardırlar. Oysa Kur’an’daki bu ayetleri anlasalar, el içine çıkamaz, Allah’tan korkar, kuldan utanırlar. Ne var ki tarikatçılıkla cehalet ikiz kardeştir; birbirinden ayrılamazlar. Cehaletleri besin kaynağıdır.

Tarikat yalanlarından biri budur. Onlarınki ilim değil, ancak sayıklama ve şeyhin kuruntularıdır. Kurandaki ayetler ilim sandıkları kuruntuyu yalanlar.

İrfana gelince; irfan ilim sahibi olmanın ötesine geçip anlayış ve derin kavrayışa ulaşmak demektir.  Olgunluk, yüce ahlak, erdemlilik halidir. Yunus Emre’nin dediği gibi yetmiş iki millete bir nazarla bakabilme enginliğidir. Heyhat! Tarikatçılarda bu engin ve yüce gönül ne arar? Cahilin kafası dar olunca gönlü geniş olmaz. Kendi din kardeşine bile insan gözüyle nazar etmez. Bilgisi dar olanın irfanı engin olmaz. İrfan bilgi ile derinleşir, kucaklayıcı olur.

Bu tarikatçılar, çocuğa din eğitimi vermenin babanın görevi olduğunu söylerler. Kısmen doğrudur. En doğrusu, anne ve baba birlikte  bu eğitimi vermelidir. Kadını sürekli kenara itmeye çalıştıklarından olsa gerek, çocukların ailedeki eğitiminde tek sorumlu olarak babaya yetki tanırlar. Doğruyu pek söylemezler ama söylediklerinde de burada olduğu gibi, eksik ve sansürlü söylerler.  Oysa çocuğun terbiyesi yani eğitimi, ilk önce anne babası üzerindeki bir haktır. 

Hadis’e bakalım:

“Çocuğun güzelce terbiye edilmesi, çocuğun anne babası üzerindeki haklarından biridir.”[3]

 Ataerkil bir Arap coğrafyasında erkeğin daha çok anılması bir nass değil, sosyolojik bir olgudur.

 “Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz.”[4]

İkinci hadis, bu olguyu yansıtır.

Demek ki çocuğu anne-baba birlikte eğitir. Sorumluluk ikisinindir. Hele anne daha çok sorumluluk altındadır. Çünkü asıl eğitimini anne verir. Peki, bu eğitim neyin eğitimidir?

Kur’an, namaz, abdest, ve benzeri ibadetlerin öğretilmesinden mi ibarettir? Tabii ki hayır. Hatta Kur’an’da ailede çocuk eğitiminin sınırları çok geniş tutulur. Asıl amaç çocuklara erdemli olmayı öğretmektir. Yoksa oruç, namaz ve Kuran’ın öğretilmesi en kolay şeydir. Asıl zor olan ahlaklı ve erdemli olmalarını sağlayacak uzun bir eğitimdir.

Lokman oğluna öğüt verirken ona şöyle dedi: “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır.”[5]

Anneler babalar, ilk önce çocuklarına “Allah’a ortak koşmama”yı öğretmelidir. Yani tarikatçıların şeyhlerini, şıhlarını, sözde alimlerini, Seydalarını örnek göstermemelidirler. Allah’a ortak koşmamak için tarikatlardan uzak durmayı öğretmek ailelerin birinci vazifesidir. Eğer din adına çocuklarını tarikatçı şıhlara teslim ederlerse, işte asıl o zaman özgüvenle inanan çocuk değil, tarikat yalanlarına kanan, şıhlarına kul köle olan çocuklar yetiştirirler. Çocuklarına tarikatlara karşı tetikte olmayı öğretmeyen, tam aksine onların eline teslim edip şirke boğan aileler, “Allah’a karşı haksızlık eder” duruma düşerler. Ayetler çok açıktır. Eğip bükmeye gelmez.

Anneler, babalar! Allah sizlere, çocuklarınızı neden en yakınınızdaki bir tarikata, şeyhe veya seydaya vermediniz diye değil, neden onlardan uzak tutmayıp şirk koştunuz diye hesaba çekecektir. İyiyi yapmayı, kötüden uzak durmayı öğrettiniz mi diye soracaktır. Hz. Lokman, oğluna, “en küçük bir kötülük dahi olsa yapma, mutlaka o kötülük gelir seni bulur” diye öğüt vermektedir. Yoksa “seni  bir tarikata götürüp oradaki şeyhe teslim edeceğim, artık o şeyh ne isterse sana yapabilir, sakın geri dönme” dememiştir. Demek ki tarikatçılar, “çocuklarınızı şıhlarımıza teslim edin, bize verin” derken, başka bir yalan daha söylemekte; çocuklarımızı bizden koparmaya;  doğruluk,  dürüstlük ve bilgiden  uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Hem bilgisiz, hem irfansız hem de köle yapmak üzere çocuklarımızı bizden çalmanın sinsice yöntemlerine başvurmaktadırlar.

Hz. Lokman bakın oğluna ne diyor:

 “Lokman:“Oğulcuğum! Yaptığın iyi veya kötü iş, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa ve bu bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa, yine de Allah onu karşına getirir. Doğrusu Allah lâtiftir, haberdardır.” [6]

İyilik ve kötülükten haberdar olan, yalnız Allah’tır. Şeyhin, şıhın, seydanın kendinden haberi yok ki, senden olsun. Hayır diyorsan, ayetlerle savaşmayı göze alacaksın. Ama en kestirme ve sinsi yol, İslam üzerinden yalanlar uydurmaktır.Asıl burada dikkatli olmak gerekir.

Tarikatçıların bir diğer yalanı hem de sunturlusu da, adı Türkçe olan çocukların cehennemden en son çıkacak olmalarıdır. Dikkat ediniz. Çocuğunuzun adı Arapça, Farsça, Aramice değil de Türkçe olursa,  cehennemde daha çok yanacaktır. İnandınız mı? Çocuğumuza Türkçe dışında ad koymak onun cehennemde uzun süre yanmasına yol açıyormuş. Oysa Hz. Muhammed, “çocuklarınıza güzel adlar koyun”  demez, “ille de Arapça ve Farsça adlar koyun” diyebilirdi.  Verilen adın anlamı iyi ve güzelse, her dilden ad verebilirsiniz. Türk çocukları Türk adları alırsa Allah’ın cehenneminde yanmazlar ama tarikatçıların cehenneminde yanabilirler. Onlar kendi cehennemlerinden söz ediyorlar. Korkmayın, Türk adı verdiğiniz çocuklarınızı, tarikatlara teslim etmediğiniz sürece onların cehenneminde yanmazlar. Aksine cenneti bu dünyada yaşamaya başlarlar. Çünkü tarikatçılar burada da yalan söylüyorlar. Kandıramadıkları aileleri çocukları üzerinden tuzağa çekiyorlar. Türk kültürüne İslam’ı kullanarak, din üzerinden yalanlar kurarak saldırmaktadırlar.

Tarikat yalancısı şunu ekliyor: “Baba, çocuğun annesini seçecekmiş.” Şu cümleye bakın. Baba, seçen makamındadır. Baba için hiçbir şart koşulmuyor. O seçendir. Ataerkil bir yalanın baş aktörü babadır. Seçme hakkı ondadır. Ancak anne, onun seçimine layık olmak için, bu yalancılara göre şu şartları taşımalıymış: “Mini etek giymeyecek, örtünecek (ucu açık bir örtünme şartı), namaz kılacak.” Anne olmak için dinde böyle şartlar yoktur. Ama tarikat yalanları kendince annelik şartları sıralıyor. Baba böyle bir anneyi seçmesin ki o anneden doğacak çocuklar, ahrette anneleri yüzünden cehennemde yanmasınlar. Anneleri günahkar olduğu için, çocuklar da sırf ondan doğdukları için doğrudan cehennemi boyluyor. İlim ve irfan adını dernekleri için kullanan şu yalancılara bakar mısınız? Bunun hiçbir yerinde ilim, irfan, hak, adalet, insaf, insan ve İslam yoktur. Baştanbaşa yalanlardan oluşturdukları tuzaklarla çocukları annelerine düşman etmekte; babaları da –kazara böyle annelerle evlendikleri için!- annelerine karşı kışkırtmaktadırlar. Aileyi böyle parçalıyorlar. Daha ne yapsınlar?

Eteğin mini ya da uzun olması, annelik vasfına engel olmadığı gibi, çocukların cehennemlik olmasına da sebep değildir. Kuran’da böyle bir şart asla yoktur ve tarikatçılar düpedüz yalan söylemektedirler. Örtünmeye gelince, İslam’da en çok istismar edilip yalan yanlış yorumlar yapılan konulardan biridir. Bir kere, İslam’da örtünmenin cinsiyeti yoktur. Örtünme tarikatçılar tarafından yine ataerkil kaygılarla yalnız kadınların sorumlu tutulduğu dini bir ödev olarak gösteriliyor. Oysa her iki cins de örtünmelidir. Nasıl ? Önce “en mahrem yerleri” örtülmelidir. Sınır, kadınlarda göğüs üzerinden dizlere, erkekler de yine göbek üstünden dizlere kadardır. Bu örtünme, asgari koşuldur. Bundan sonrası, örflere ve adetlere göre değişebilir, kişiye ve topluma kalmıştır. O  halde tesettür, her iki cins için de geçerlidir. Tarikatçıların kadın düşmanlığı, tesettürü kadınlara ve üstelik yüzlerini bile örtecek sınırlara odaklanır. Başın örtülmesi örfidir. Erkek ya da kadın, isterse başını örfe göre veya sırf kendine yakıştırdığı için örtebilir ya da örtmeyebilir. Tesettürden sadece kadınların başını örtülmesinin anlaşılması doğru değildir. Propaganda yapılarak bunun dini bir farz olarak ilan edilmesi kesinlikle İslam’ın bir emri değildir. Bu konuda geniş bilgi için benim “Tarikat, Cemaat, Kadın”, Saykitap, İstanbul 2014 adlı kitabıma bakılabilir.

Tarikatçılar, aileleri korkutup parçalamak ve ortada kalacak çocukları kapabilmek için yalanlarının sonuna, “böyle bir anneyi seçen baba, ondan olacak çocukları tarafından sonunda huzur evine bırakılacaktır” diye ekleyerek, ailede korkutup ürkütmedikleri birey bırakmazlar.

Sonuç ne mi olur?

Baba, yanlış bir anneyi seçmiştir. Yanlış anne zaten seçilmese de kılık kıyafeti, ibadetteki eksiklikleri yüzünden  yanlışlık damgasına maruz kalmıştır. Bu yanlış seçimden yanlış çocuklar doğmuştur. Doğmuş olmaları bile günahtır ve cehennemde yanacaklardır. Eğer bir de Arap ya da Farisi bir ad verilmemişse, cehennemde yanacakları süre daha uzamıştır. Bu arada baba, yanlış seçimden dolayı, bu günah eseri çocukları tarafından ömrünün sonunda huzur evini boylamıştır.

Şu mantığa bakar mısınız? Tarikatçı yalancılar, bütün bir aileyi baştan aşağıya suçlu ilan ediyorlar. Hıristiyanlıktaki “doğuştan günah” bile vaftizle affedilirken, tarikatçı engizisyon, ailenin her ferdini uydurduğu günahın kurbanı yapıyor. Tarikat haçına geriyor.

 Ey aileler! Şimdi tarikatçı yalancıların, çocuklarınızı çalmak için nasıl yalan söylediklerini anladınız mı?

Anne ve babalar! Çocuklarınıza dinini, ibadetini ve hele hele erdemli olmayı öğretin. Allah ‘tan başka güç tanımasınlar. Sözüm ona hiçbir şeyhi, seydayı, müşidi ilah edinmesinler. Allah’a ortak koşarlarsa, tarikatçıların  kulu kölesi ve kepazesi olurlar.

Lütfen çocuklarınızı, tarikatçıların uzanamayacağı yüksekliklerde tutunuz.

[1] Zümer sûresi 39/ 9.

[2] Fâtır sûresi 35/ 28.

[3] İbn Mace, “Edeb”, 3.

[4] Tirmizi, “Birr”, 33.

[5] Lokman 31/13.

[6] Lokman 31/16.

Tarikatçı yalanları ve İslam

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

3 Yorum

  1. 4 ay önce

    Allah aynı zamanda Latif’ tir, Batın’ dır, Evvel’ dir, Ahir’ dir.
    Bilgi sadece çalışma ile akıl ile elde edilmez. Allah u Teala istediği kulunun kalbine, istediği bilgiyi koyar.
    Bir taraf gençleri bundan (mükaşefe, ledun ilmi) mahrum bırakmaya çalışıyor.
    Bir taraf da, bilimsel düşünceden.
    Türkiye’ nin bu bölünmüşlükle yol alması zor görünüyor.

    Cevapla
  2. 4 ay önce

    Bilgi sadece aışma ie ede edilir. “Sizin için çalışmanızdan başkası yokturé buyurur Allah (C.C.). Yani Allah bilgiyi nasip edip verecekse hazır olana çalışana verir. Bu kişi kafir bile olsa ki bilimde ilerleyen onlar görüldüğü gibi.

    Cevapla
  3. 4 ay önce

    Kuran okumaya başladığım ilk zamanlardan beri,Kuranı asla bir sevap, çip para felan kazanmak için okumadım. Tanrı ne diyor? diye okudum. Tanrının en olduğunu ve ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Kuran okurken bile anlamadığım, bana ters gelen yerlere soru işareti koymaktan çekinmedim. Allah’ın bunlardan dolayı bana kızdığı ve beni cezalandıracağı hiç aklımın ucundan geçmedi. İçimden geçen şeyi biliyor ise. kimi kandırıyorsun. Anlayıp kavrayabildiğim yerler bana göstermiştir ki bu sözleri ancak evrenin yaratıcısı söyleyebilir. Ama buraya gelebilmek için aynı sorgulamayı tabiat bilimlerinde de yaptığım için önceki cümledeki kavrayışa ulaştığımı söyleyebillirim. Allah’ın sözlerini derinlemesine anlayabilmenin ve takdir edebilmenin ön koşulu başka alanlarda bir anlayış ve kavrayışa ulaşmak olduğunu gördüm. Dış dünyada bir anlayışa, kavrayışa ulaşmamışsan Kuran’dan dün anladığından başka bir şey anlamanın zor olduğunu gördüm. Sen kendini evrenin bir şeyini sırf anlamak için verdiysen, Allah’ın seninle her daim konuştuğunu gördüm. En ey genç arkadaş, tarikatların gayya kuyusundan çık, Allah’ın sefkatli dünyasına gel. kaybedeceğin hiç bir şey yok. Allah sana güceniyor, sen ona güvenmiyor musun?

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!