Tarikatlardaki FETÖ tehlikesi

Tarikatlardaki FETÖ tehlikesi

Fetö operasyonlarının hukuki, siyasi ve adli süreci üzerinde durmayacağım. Operasyonlar çok önemli ve vazgeçilemez olmakla birlikte, bence dinsel, kültürel ve bilimsel operasyonlar için mutlaka köklü önlemlerin alınması gerekiyor. Cemaat ve tarikatların büyük çoğunluğu Fetö yapılanmasından farksızdır. Dinsel, kültürel ve bilimsel alanlarda bir türlü giderilemeyen aksaklık ve eksiklikler, Fetö operasyonlarından uzun vadede beklenen olumlu sonuçları elde etmemizi geciktirmekte, hatta güçleştirmektedir.

Fetö operasyonlarının kısa ve uzun vadede kalıcı başarıya ulaşması için bazı önerilerimi sıralamak istiyorum:

Tarikat ve cemaat yapıları birbirine benzer. Fethullahçı cemaatin İslam, insanlık ve ahlakla hiçbir ilgisi olmadığını anlamak için 15 Temmuz kâbusunu milletçe yaşamamız gerekmezdi. 1980’lerden beri bu cemaatin tehlikeli bir terör örgütü, dışarıdan beslenen bir tedhiş hareketi olduğu gerçeği devletin güvenlik birimleri ve adalet sistemi tarafından sürekli rapor edilmekteydi. Bu rapor ve istihbarat verileri zamanında değerlendirilebilseydi belki ülke ve millet olarak bu felaketi daha kolay atlatabilirdik.

Neyse ki 15 Temmuz darbe girişimi, anında bastırılmış, bu terör örgütü bertaraf edilmiştir. Egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk milletine ait olduğu gerçeği, bu menhus girişimde yeniden hatırlanmıştır. Sürekli hatırlamak zorunda kalmamak için, millete ait olan egemenliği gasp etmeye yönelik olarak yapılanan bütün cemaat ve tarikatlara devlet dikkat kesilmek zorundadır. Unutulmamalıdır ki hiçbir tarikat ya da cemaat, kendi siyasal ve ekonomik çıkarları dışında hiçbir kimseye, hükümete, dine ya da inanca dost değildir. Çünkü örneğin İslam’ın dostu olsa, halkının çoğunluğu Müslüman olan bir milletin egemenlik hakkına göz dikmez. İslam ahlak ve maneviyatını her türlü çıkarın üstünde tutar. Oysa hiç biri böyle değildir. Böyle olmaması da kendi doğasının gereğidir. Bir cemaat var olmak, büyümek ve egemen olmak üzere ortaya çıkar. Varoluş gerekçesi bunlardır. Gerekçesiz bir cemaat ya da tarikat kurulmaz. Yine öz çıkarları için belli dönemlerde bazı siyasi hareketlere, hatta devlete destek veriyor olabilirler. Bu destek yine kendi çıkarlarını korumak ya da zarardan korunmak içindir. Öyleyse devleti yönetenler, cemaat ve tarikatlar adına değil, millet adına yönetmek zorundadırlar.

Onlar kendilerinden olmayanı Müslüman, hatta insan yurduna bile koymazlar. Kendilerinden başkasını dünyalarına almazlar. Mensup kazanmak için her türlü ahlaksal ve dinsel değeri kullanmaktan bir an bile geri durmazlar. Gruplarını güçlendirmek için her yolu mubah sayarlar. Bilmeyenler de, bunları gerçekten insan ve dindar sanırlar. Ama yanılgı tez anlaşılır; toplum bölünür, halk mezhepçilik ve etnik ırkçılık etiketleriyle birbirine düşer; ülkenin, Cumhuriyetin temel değerleri düşman ilan edilir; kurucusu Atatürk’e sürü psikolojisi kullanılarak yalan ve iftira linçi reva görülür, karalanır, küfredilir. Oysa hepimizin birlik ve barış içinde yaşamamızı sağlayacak olan biricik değer, 82 milyonluk millet ülküsüdür.

Cemaat ve tarikatlar, bizzat toplumsal karmaşa ve siyasal istikrarsızlığı körükleyen bölücü, ayrımcı topluluklar olmakla kalmaz, kendilerine benzeyen ya da benzemeyen tüm terör örgütlerinin neşvü nema bulması için verimli bir zemin yaratırlar. Çünkü kökü dışarıda ve emperyalist ülkelerin desteği sayesinde, sanıldığından daha hızlı ve örgütlü bir şekilde güçlenirler, müdahale edip etkisiz hale getirmek için çoğu zaman fırsat bulunamaz. Kökleri dışarıda, malzemesi içerideki cehalet ve aymazlık olan bu kliklerle mücadelede elbette güvenlik başat rol oynar. Ancak güvenlik önlemleri, kemikleşmiş cehaletin yarattığı karmaşayı kendi başına çözemez. İşi temelden çözmek için Cumhuriyet değerlerine içtenlikle sahip çıkmak gerekir.

Okul öncesi ve sonrası eğitimde çocuklarımıza bir takım dinsel sembollerin telkin edilmesi, dindeki ahlaki derinliğin aktarılmasına engeldir. Görünür, somut ve sınırlı bir takım dinsel semboller ve simgeler yerine, görgü kuralları, günlük yaşamda dengeli, adil ve saygılı olmanın öğretilebilir kuralları, hem de uygulanabilir yollarla gösterilmelidir.

Çocuklarımızın eğitiminde en büyük eksiklik, İslam’ın evrensel görgü kurallarıdır. Günlük yaşamda sabah uykudan uyandıktan sonra aile içinde büyüklerine karşı davranışlarından tutun dışarıda arkadaşlarıyla güzel geçimine ve yatağına girinceye kadarki zamana kadar, çocuğun bir gün içindeki yaşamı basit, uygulanabilir bir takım görgü kurallarıyla disiplin altına alınabilir. Aşama aşama çocukluktan ergenliğe, gençlik dönemini takiben bütün yaşam safhalarında bireyin kendi bedeninden başlayarak çevresini tanıyabileceği eğitimlerin verilmesi son derece hayatidir. Örneğin, kız ya da erkek çocuklarına-pedagogların gözetiminde- işin uzmanlarınca sağlıklı cinsel eğitimin verilmesi, onların kendi bedenleri ve ruhlarını tanımalarını sağlayacağı gibi, bu bilgileri sayesinde aileden ya da yabancılardan gelebilecek farklı tehditlere karşı bilinç sahibi olmalarını kolaylaşır. Özellikle çocuklara yönelik cinsel saldırılarda, cemaat ve tarikat zihniyetiyle cahil bırakılmalarının rolünü yadsıyan çok az insan vardır. Çocukların eğitimini, bazı tarikatların ve cemaatlerin sözüm ona “İslami” kıyafet adı altında birkaç sembolle sağladıkları yanılgısı ve cehaleti, bu ülkeyi gelecek kuşaklar için yakın gelecekte yaşanmaz bir cehenneme dönüştürebilir. Yani şunu demek istiyorum: Türk halkının bu cehaletten kurtulması, çocuklarımızın tarikat ve cemaatlerin pençesinden kurtarılmasıyla mümkündür. Suyu baştan kesmek gerekir. En büyük bütçeye sahip kurumlardan biri olarak Diyanet, bu kutsal ve acil görevi vakit kaybetmeden kendi üzerine almakla yükümlüdür. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı eğitim öğretim kademelerinde Türk kültürü, İslamiyet’in temel ahlak ve görgü kuralları, Türk ve İslam büyüklerinin örnek hayatları, felsefe, mantık ve kültür bilimleri dersleri mutlaka okutulmalıdır. Felsefeyi dışlayan din, cemaatleri ve tarikatları üretir; dini dışlayan felsefe ise, başka bir din kültürü için boş alan yaratabilir. Bu ise kültürel yabancılaşmaya neden olabilir. Ne yazık ki ülkemizde her iki felsefe türü vardır. İkisinin de tek yanlılığını izale edecek hakiki bir felsefe öğretimine geçilmelidir

Fetö ile mücadele, özellikle zihniyet alanına odaklanmalıdır. Fethullahçılık yalnız Fethullah denilen terörist başı ve onun kölelerinden oluşan özel bir gurup olarak değil, benzer yapıdaki bütün zihniyetlerin adıdır. Bu cehalet hareketlerinin en çok korktuğu ve uzak durduğu şey, güvenlik tedbirleri yanında ve hatta ondan daha fazla olarak, felsefe öğretimidir. Dikkat ederseniz, bu tip akımlar ve mensupları, insanlığa ve İslam’a taban taban aykırı her türlü ahlaksızlığı mubah sayarken, nedense felsefenin “f”sini bile duymak, görmek, okumak istemezler. Nedeni, kölece bağımlı kıldıkları insanların Tanrı’nın verdiği aklı kullanmalarına fırsat tanımamaktır. Fetöcüler arasında profesör, siyaset adamı, müdür, ceo, para babası, futbolcu, iş adamı, hırsız, uğursuz, cinsel sapık, vatan haini, bölücü, ajan, kumarcı, Türk düşmanı, hatta ateist, hileci, sahtekar…. her türlü meslekten ve meşrepten insan bulabilirsiniz ama felsefeyi ya da düşünmeyi seven bir tek kişiye rastlayamazsınız. O halde Fetö ve benzerlerinin en önemli panzehiri, felsefedir; düşüncedir, mantıktır, eleştirel kültürdür

İlk, orta ve yüksek öğretimin bütün aşamalarında felsefe derslerini artırarak, İslam düşüncesinin diyalektik gücünü ve zenginliği, eleştiri geleneğini yerleştirecek süreci besleyen farklı kültürleri öğrencilerle tanıştırabilecek yeni bir eğitim öğretim modeli yaratılmalıdır. Tümüne birden felsefe eğitimi ve öğretimi diyorsak eğer, Fetö’yü felsefesiz temizleyemeyiz sonucuna varırız. Felsefe olmadan Fetö salt güvenlik kavramıyla ancak geçici bir süre için bastırılmış olur. Oysa Türk milletinin kılcal damarlarına dek sinmiş bu karanlık, köleci ve işbirlikçi zihniyeti yine köklü tedbirlerle etkisiz hale getirmek olasıdır. Bu köklü ve derinlikli önlemler, Fetö’yü toplumun zihin haritasından silmekle kalmaz, benzerlerinin de serpilip gelişmesine en ekonomik, en az hasarla ve en çabuk şekilde engel olmuş olur.

Cemaat ve tarikatlar, Müslüman görünümlü İslam düşmanıdır. Maddeci, inançsız, hiçbir kutsalı olmayan, liderlerinden başka otorite tanımayan, onlara tapan, hatta cinsel organlarına tazim gösterecek kadar insanlığından çıkan bir anlayışın sosyolojik örnekleridir. Hepimiz neler yapıp etkilerini günü gününe takip ediyor, biliyoruz. Geleceğimiz olan çocuklarımıza kast etmekle işi başından sıkı tutan bu yapılanmalardan çocuklarımızı korumakla işe başlamak da, bizim görevimiz olmalıdır.

İslam’ı kendi kaynaklarından doğru bir şekilde öğretmek, özellikle Hz. Muhammed’in, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini, ahlaksızlığa, soysuzluğa, adaletsizliğe, fuhşa, hırsızlığa, adam kayırmaya, insanlar arasında ayrımcılık yapmaya karşı kutsal bir görevi olduğuna halkımızı ikna edip, tüm bunların kaynağı olan cemaat ve tarikatların ise, Hz. Muhammed’in misyonu önünde kasıtlı engeller yarattıklarını ilgili, yetkili ve yeterli eğitimcilerin mutlaka vakit geçirmeden devreye sokulması gerekir.

Hukuka aykırı davranan nasıl cezalandırılıyorsa İslam’ın barışçı ve ahlaka dayalı öğretisine, bilim ve insanlığa, düşünme ve felsefeye olan yakınlığına dikkatleri çekmeli; İslam adına yalan yanlış şeyler üretip toplumu cehaletle kirletenlere fırsat verilmemelidir.

Fetö, oldum olası Atatürk’e, Türk Milletine, Türk bayrağına ve Cumhuriyet ilkelerine açıkça düşmandır. Öyleyse, aynı düşmanlığı tekrarlayarak Fetö’yü Fetö ile temizlemeye kalkmak gibi bir aymazlığa düşmemek gerekir. Fetö’nün felsefeden başka öyleyse ikinci panzehiri, anılan değerlerimizdir. Bir yandan bu değerlere düşmanlık yapan Fetö ile mücadele edip diğer yandan aynı düşmanlığın başka cemaat ve tarikatlarda yeşermesine göz yummak, Fetö’yü ortadan kaldırmayacağı gibi, onu başka guruplarda, hatta kendisiyle mücadele eden hükümet ya da hükümetlerde kendi elimizle yaşatmak anlamına gelir. Bu durum, Fetö’nün metamorfozu sürdürmesine yaramaktadır.

İlahiyat ve İmam-Hatiplerin sayısını değil, düşünsel ve eleştirel etkinliğini artırmak gerekir. Sayıları sürekli arttığı halde, etkileri azalırken, cemaat ve tarikatlar hem sayı larını hem de etkilerini artırmaktadır. Bu ters orantıda yaşamakta olduğumuz eğitim sorunlarını gittikçe büyütmektedir. Devamı halinde Türkiye’nin geleceğini niteliksiz kalabalık İmam-Hatipler ve İlahiyatçılar değil, iyi yetiştirilmiş etkili cemaat ve tarikat üyeleri belirleyecektir. Bu ise hem İslam hem de Cumhuriyetimiz, devlet ve milletimiz için çok büyük bir risktir. İlahiyat Fakülteleri’nden felsefe derslerini kaldırma girişimi korkunç bir eğitim cinayetidir. Farkında olmadan, düşünmeye kapalı insan sayısını artırarak cemaatlerin değirmenine su taşımaktır.

Cemaat ve tarikatlar emperyalistlerin taşeronudur. Fetö, Türkiye’nin ve Türk milletinin öz kaynaklarını sınırsızca kullanarak ABD’de Türkiye aleyhinde faaliyette bulunmaya devam etmektedir. Türkiye’deki kaynaklarını, başkalaşıma uğrayarak ad değiştirmiş ama zihniyeti baki odaklarını, andığımız tedbirler doğrultusunda kurutmadıkça, Fetö temizliği yüzeysel kalmaya yazgılı olacaktır.

Eğitim-öğretimin tüm birimlerinde vatansever, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı, başta İslamiyet’e ve diğer bütün inançlara saygılı kadrolar görevlendirilmelidir. Çünkü Balyoz, Ergenekon gibi din kisveli tertiplerin hedefi, bu kadrolardı, bu kadrolar şahsında devleti ve milleti ile bölünmez bütün olan Türkiye Cumhuriyeti idi. Düşman aynı düşman, hedef aynı hedef olmayı sürdürdükçe, Fetö temizliğinden emin olmayı istemekten vazgeçmemeye mahkûmuz.