Teknoloji odaklı ordu ve milli tutum

Nasıl savaşacağınızı, hatta bazen ne yapıp yapmayacağınızı, önemli bir ölçüde elinizdeki sistemler belirler. Bu açıdan olumlu gelişmeler var. Ama personelin siyasi unsurlarla, daha açıkçası şaibeli bağlantıları olan parti, grup ve cemaatlerle bağlantısı olursa, bu yeni felaketleri hazırlar.

Teknoloji odaklı ordu ve milli tutum
(DHA)\n

Bazı kişiler milli savunmanın partiler üstü bir devlet görevi olması gerektiğinin idrakinde değil gibi. Biz, bu işin doğrusunu ortaya koymak zorundayız.

İstediğimiz bir iktidarı görünür gelecekte hiçbir zaman bulamayacağız ama ülke savunması gene de yapılacak. Bu, iktidarların hataları, eksiklikleri ve haksızlıklarıyla birlikte yapılacak.

Sorunlar çok ve bu yönetime karşıyız diye savunmasız mı kalacağız? Bu nasıl bir bakış?

O halde, sağlık politikasını beğenmiyoruz diye hastanelerle ilgili konuşmayacak mıyız? Şimdilik, düzeltme olanağına sahip değiliz ama yönetimin hatalarını ortaya koyuyoruz. Bunları ne zaman ve nasıl düzelteceklerse (ki bu konuda muhaliflerin en ufak bir kabiliyetlerine şahit olmadık), boş iddia bile öne süremeyenler, kendileri gibi olmayan herkese çatacaklarına biraz oturup bunu düşünsünler. Kaldı ki muhalefet, alternatifi ileri sürmeden adım atabilir mi?

ASKERİ KONULARDA ÖNEM SIRASI

Askeri konuları önem sırasına göre ele alırsak, her birisi diğerleri etkilemek üzere, en başta düzgün idare ve işin siyasi/stratejik yönetimi gelir. Bunu doğru örgütlenme ve personelin niteliği izler. Üçüncü sırada maddi ve teknolojik kapasite gelir. Farklı çatışma şekilleri farklı sonuçlar yaratsa da, genelde sıralama yukarıdaki şekildedir.

Bizim için en önemli yönetim sorunu, ordunun sözde müttefikler tarafından altının oyulmasını engellemektir.

Bu yapılamadı ve oyma için cemaatler kullanıldı ama sonuç milli savunmanın terk edilmesi değildir.

Her dönemde elden gelen yapılır ve yapılmayan ya da yanlış yapılan şeyler eleştirilir. Eleştiri çözüm getirmeyebilir, nitekim çoğu zaman da getirmez ama ortada bir referans olması gerekir.

ORDUNUN DEVAMLILIĞI

Ordunun devamlılığı önemli bir konudur. Tarihi tecrübeler göstermiştir ki, bir birlik personelinin yarısıyla bile ayakta kalsa, savaş değeri taşır. Yeni kurulan bir birlik, kayıpları şu veya bu ölçüde giderilmiş eski bir birlik kadar nadiren verimli olabilir, çünkü komuta ve uygulama usullerini geliştirmesi ve alışması zaman alır. Bunlar talimatnamelerin öğrenilmesiyle çözülecek şeyler değildir. Bu nedenle birliklerin bütünlüğünü koruması halinde, personel ve teçhizat eksikliği yeterince giderilmese bile, durum çok kötü değildir. Personel ve silah olarak tam kadro elbette ki istenir ama her orduda nadiren mümkündür.

PROFESYONELLEŞME

Modern ordularda teknik işlerin çoğalması profesyonelleşmenin artmasını kaçınılmaz kılmıştır. Artık, subay ve astsubayların, emirlerindeki birkaç aylık eğitimden geçmiş askerlerle savaşta netice alması pek mümkün değildir. Çok fazla teknik sistem, dolayısıyla teknik kadro vardır. Profesyonelleşmenin iyi yanları işlerin ehil ellerde olmasıdır. Ayrıca, gayrı-nizami savaşların ancak profesyonel birliklerle yürütülebileceği açıktır.

TEKNOLOJİ VE MİLLİ TUTUM

Teknoloji odaklı bir ordu işin gerekli şartıdır ama yeterli değildir. İşin özü milli tutumdur. Öte yandan profesyonelleşmenin derecesi ne olursa olsun, bunun bürokratik bir ağa dönüşmemesi gerekir. İşlerin rutinleşmesi ve kırtasiyenin artma eğilimi her kurumda kaçınılmazdır ve askeriye istisna değildir. Bunun önlenmesi özel bir çaba ve anlayış gerektirir. Gerçi, hizmet içi eğitimin önemi bilinmektedir ama bunun nasıl ele alındığı önemlidir. Bu arada, profesyonelleşme artarken, eğitimli yedek personelin sayısının azalmaması önemlidir. Bu konuda siyasi amaçlı tavizlerin endişe verici olduğunu ifade edebiliriz.

Özellikle son terhisler gerçekten personel eksikliği yaratmıştır. Hiç istemesek de 2 cephe + iç emniyet cephesinde savaşmak ve bunu Akdeniz ve Ege’de hava ve deniz savaşlarıyla birlikte yürütmek gibi en kötü durum senaryosuna hazırlıklı olmak şarttır. Buna mahal verilmemesi için dışişleri ile askeriye arasındaki koordinasyonun çok sıkı olması gerekir ama son tahlilde bunu önleyecek şey caydırıcı bir güce sahip olmaktır.

TEKNOLOJİK GEREKSİNİMLER

Esasen, en azından son üç asır boyunca Türk ordusunun gelişmesi, örgütlenme becerilerinden çok, teknolojik gereksinimler nedeniyle meydana gelmiştir. Sahra topçusunun geliştirilmesi, kadırgalardan kalyonlara ve buharlı gemilere geçiş, daha yakın dönemde de ordunun motorize olması, hava unsurları ve özellikle de elektronik savaş gereksinimleri bunu zorlamıştır. Yaşadığımız dönemde ise silah sanayiindeki atılımlar bunun bir anlamda sürükleyicisi oldu.

Milgemlerin yapılması, İHA ve SİHA’lar, seri üretimine geçilmiş olan Korkut uçaksavarları, Fırtına obüsleri, Hürkuş uçakları, her cins uçaksavar, gemisavar, tanksavar güdümlü roketler, piyade silahları, elektronik sistemler, denizaltı savunma sistemleri, elektronik savaş gemisi, EC-EWCM unsurları, haberleşme ve komuta kontrol sistemleri … say sayabildiğin kadar.

Toplamda 500’den fazla proje var.

Silah sanayinin özelliklerini bilenler bunların bir kısmında sorunların giderilmemiş olduğunu duyarsa şaşırmaz, çünkü bunların testleri ve iyileştirilmesi uzun yıllar sürer. Ama bu konuda gerçekten önemli mesafeler alınmıştır.

Bunun sonucunda TSK’nın kendisine güveni arttığı gibi, teknolojik kapasitesi de gelişmiştir. Bu yeni silahlar ve sistemler henüz yeterli sayıda üretilmiş olmaktan uzaktır. Kalite geliştirmesi ise hiç bitmeyecek bir süreçtir. Dünyanın her ülkesinde sürekli yeni silahlar yapılacağına, mevcut olanların kapasitesinin artırılmasına gidilir. Aynı sistemin B, C, D, E, K, ….N modelleri yapılır ve eskilerin bir kısmı da modernizasyondan geçer.

TSK, ambargolar sayesinde elindeki sistemlerin ömrünü uzatma ve yeteneğini artırma konusunda büyük bir birikim sahibi olmuştur ve bu, silah sanayi için bir bilgi sermayesi teşkil etti.

ORDUNUN ÖRGÜTLENME DOKTRİNİ

Kısacası, teknoloji doktrini, dolayısıyla örgütlenme biçimlerini hızla değiştirmektedir, çünkü nasıl savaşacağımızı, hatta bazen ne yapıp yapmayacağınızı, önemli bir ölçüde elinizdeki sistemler belirler. Bu açıdan olumlu gelişmeler var. Ama personelin siyasi unsurlarla, daha açıkçası şaibeli bağlantıları olan parti, grup ve cemaatlerle bağlantısı olursa, bu yeni felaketleri hazırlar.

İktidar, siyasi taviz uğruna buna göz yumduğu takdirde, kendi ayağına kurşun sıkmış olur ve bu kurşunlar tüm ülkeyi tekrar yaralar.

Ama Fetö başta, bunların dış güçlerin ajanı olduğu unutulmamalıdır.

ORDU ve OPERASYON GÜCÜ

Operasyonel konularda ise milli doktrin (savaşın nasıl yapılacağına dair temel bakış) geliştirilmesi nasıl örgütlenileceği, hangi unsurlara önem verileceğini, dolayısıyla silah ve teçhizat seçimini belirler. Bu konular bir bütündür. Bu konuları daha sonra ele alacağız.

Mehmet Tanju Akad

Veryansintv.com