Totalitarizmin biyolojik sesleri

Totalitarizmin biyolojik sesleri

Totalitarizm mutlak güç demek, toptancı demek, bütüncül demek, diktatörvari demek, gücün tek elde toplanması demek, otoriterizm barındırır.

Örnek olay, pandemi sürecinde bilimadamları dünya tarihinde bir eşine rastlanmayacak ‘totaliter’ (toptancı) kararlar aldılar, şöyle, virüse karşı ne yapılmalı sorusuna her gün hep aynı cevabı (direktifleri) verdiler: Evden çıkmayın.

Yani bilim kurullarının aldığı kararlar ‘diktatörvari’ tedbirlerdir.

Yani ‘yasak’ herkesedir.

Bulaşıcı bir hastalık karşısında ‘sağlık’ tedbirleri şüphesiz bütüncül-toptancıdır ve bütün dünyalılar sağlığı için bunu anlayışla karşılayıp uyguladı.

Sorun, siyasetin totaliterleşmesinde, daha da ilerisi, totaliter anlayışın toplum tarafından içselleştirilmesi-benimsenmesinde.

Bugünkü yazımızda totalitarizmin nasıl bir dönüşüm yaşayıp nasıl popüler hale gelip yasakçı bir zihniyetin içimize nasıl sirayet ettiği üzerine.

Bilindiği üzere ülkemiz totalitarizmin eşiğinde bir ülke, şöyle, mesela bütün siyasi yetkiler ‘saray’a bağlandı, meclis siyaset dışına itildi. Mesela meclis siyaset dışına itilmeden önce ‘sayıştay’ gibi devletin asli denetleme kurumları meclis dışına itildi. Yani yürütme ve yargı tek elde ‘saray’da toplanıyor.

Mesela bugünkü barolar yerine daha kolay idare edilebilecek çoklu baro yasası da ‘totaliter’ bir anlayış, çünkü çoklu baroyla bugünkü baro yapısını kırıyor, sarayı barolar karşısında daha güçlü hale getiriyorsunuz. Yani yargının en temel yasal ayağı olan ‘savunmayı’ da ‘saraya’ devrediyorsunuz.

Corona sonrası bir travma yaşıyor olmalıyız, corona tedbirleriyle alışık olduğumuz diktatörvari talimatlar normal hayatımıza haberlerimize-yazarlarımıza-siyasetimize çoktan sirayet etmeye başladı.

Ki, mesela, Habertürk ekranında onlarca yandaş yazar baroların bugünkü yapısının iptal edilmesini pekala savunabiliyor, bugünkü yapısıyla ‘barolar’ kapatılsın isteniyor.

Şu cümlenin vehameti ne kadar sıradan hale geldi: ‘kapatılsın’.

Başta Habertürk kanalı bu toptancı anlayışı çok çabuk içselleştirip benimseyen kanalların başında geliyor.

Şimdi aşağıda vereceğim örneklerin üçü de 24 saat içinde Habertürk ekranında dile getirildi, mevzuyu çok yanlış anlamışlar sakın demeyin, bir toptancı bakış çoktan içselleşmiş normal hale gelmiş bile.

Birinci olay. Birkaç gün önce bir sapık sapıkça bir tweet attı sonra, Habertürk kanalında şöyle sesler yükseldi: Twitter’ı kapatalım.

İkinci olay. İstanbul’da bir çocuk denizde boğuldu. Bunun üzerine Habertürk ekranından şöyle seslenildi: Denizi kapatalım yasaklayalım, kimse denize girmesin.

Üçüncü olay. Havai fişek fabrikası patladı. Habertürk ekranından şöyle seslenildi: Havai fişekleri yasaklayalım kimse kullanmasın.

Toplayalım: denizleri kapatalım, fabrikaları kapatalım, Twitter’ı kapatalım, bugünkü baroları kapatalım, yenisini açalım, çoğaltalım.

Yakında Habertürk’te şöyle fikirler söylenirse şaşırmayalım, ‘bir çocuk erik yutup boğuldu, erik yemeyi yasaklayalım’. ‘Bir adam attan düşüp öldü, ata binmeyi ve atları yasaklayalım’. ‘Bir adam yine karısını öldürdü, evlilikleri yasaklayalım’.

Yani herhangi bir olay meydana geldiğinde ilk tepkimiz ‘hemen kapatalım’.

İşte TOTALİTARİZM budur.

Dün Ekşi Sözlük’te okudum: ‘Habertürk’te üçüncü osuruk vakası’ diye.

Malum ilk iki makaralı osuruk vakasına 80 milyon şahit olmuştuk. Ve osuruğun duyulması üzerine spiker osuruğun mazur görülmesi affedilmesi olur böyle şeyler gibisinden açıklamalar yapma ihtiyacı hissetmişti. Ve dünya televizyon tarihinde ‘osuruğun’ dahi tevil eden (izah edilmeye çalışıldığı) bir açıklamaya şahit olmuştuk.

Ancak Habertürk ‘osurunca’ kalkıp, ‘arkadaşlar osuran yerlerinizi tıkayın-kapatın’ kimse demedi, ‘insan hali olur’ dedi, sanırım RTÜK de bu aleni osuruğa bir ceza kesip TV’yi kapatmadı.

Osurmak .ıçmak artık alışkanlık haline gelmiş olmalı, Fatih Altaylı bugünkü yazısında çok ama çok değerli bir müzisyen Özdemir Erdoğan’a aynı ‘toptancı’ zihniyetiyle küfrediyor, şöyle:

Özdemir Erdoğan’ı dinlemeye gitmiş, ne görsün, Özdemir Erdoğan genç popçuları eleştiriyor. Kalkıp ‘abi popçuları eleştirmeyi bırak’ demiş. Özdemir Erdoğan genç popçuları eleştirmeye devam etmiş. Sonra olaylar şöyle gelişir:

Fatih Ataylı: ‘Baktım Özdemir Erdoğan bokluyor, kalkıp çıktım’.

Bokluyor ne demek, kelimenin anlamı .çıyor, demek.

Artık nasıl bir güç varsa Fatih Altaylı’nın elinde, Türk müziğine bunca değme eser vermiş bir sanatçıya çok kolaylıkla ‘bok’ atabiliyor.

Yani ekranda rahatlıkla osuruyorlar insan içine bir konsere gidince de aynı rahatlıkla çok müstesna bir sanatçının ağzına rahatlıkla .ıçabiliyorlar.

Totalitarizm budur işte.

Tek ve büyük gücü eline geçiren sadece ‘saray’ değildir.

Saraya bu gücü veren yandaşlar da bu güçten nemalanır ve topluma sanatçılara sana-bana toptan ‘ağzımıza .ıçmaya başlarlar’. Ve osurdukları ve .ıçtıkları yeri kapatmaya kimsenin gücü yetmez.

Hepimizin ağzını dilini sözünü eleştirisini çığlıklarını feryatlarını sitemlerini şikayetlerini Habertürk benzeri ekranlarla susturuyor ve tıkıyor, ancak, sarayın gücüyle osurmak .ıçmak serbest hale geliyor.

Konuşmak, tartışmak, söylemek, dilimiz ağzımızla yapılan insani bir eylem, osurmak ve .ıçmak ise .ötle yapılan biyolojik bir eylem.

Buyrun, TOTALİTARİZM nerelerimizi kapatıyor nerelerin vanasını musluğunu hortumunu açıyor?

Artık bu ülkede yaşayabilmek için sağlam bir .öte ihtiyacımız var.

.ötüne güvenmeyen ekrana çıkmasın, şarkı söylemesin, eleştiri yapmasın.

Denizleri kapatalım, baroları kapatalım, Twitter’ı kapatalım, fabrikaları dahi kapatalım, sadece .ötlerimiz iktidarın mutlak pervasız gücü olarak osursun, .ıçsın.

Osurmak ve .ıçmak’ı küçümsemeyin, çok rahatlatıcı özgürleştirici(!) bir eylemdir, osurmadan ve .ıçmadan biyolojik varlığımızı sıhhatte tutamayız.

Ve bu gerçek AKP iktidarından önce sadece kadın değil AKP iktidarından önce bu millet ağız tadıyla osuramıyor .ıçamıyordu.

İslamcı iktidarımız böyle küfürlü kelimeleri günah diye kullanmaz mesela ‘.ıçmaya’ ‘büyük abdest’ der.

Biyoloji, ‘dışkılamak’ der, yediğiniz şeylerin posasını dışarı atarsınız.

Habertürk ekranı yüzünüz aman kızarmasın, utanma duygusuyla sosyal bir ayıpla hiç alakası yok, ha hela, WC, yüznumara, tuvalet ha haber ekranı ne fark eder hepsi rahatlamakla alakalı?

Bütün bu ‘rahatlıklar’ halkın değil, insanlığın hiç değil, ahlakın, sorumluluğun hiç hiç hiç değil.

Bütün bunlar hepimizi rahatlatıp koyveren salıveren totalitarizmin BİYOLOJİK sesleri!