Türk birliği ve Karabağ sorunu

Türk birliği ve Karabağ sorunu

Bundan uzun bir süre önce bir televizyon kanalında basınımızın nüktedan isimlerinden biri, çabuk bölünmesinden dem vurarak milletimizi yarma şeftaliye benzetmişti. Esasen çok şık bir benzetme olmasa da, son derece doğru bir tespit bu. Çünkü milletimiz sadece bugün değil, tarihte de birçok defa kendi arasında cepheleşmiş, savaşmış ve bölünmüştür. Ana gövdeden koparak başka milletlere dönüşen Macarlar ve Bulgarlar bunların en açık örnekleridir. Son iki asırdır da Kürtler için benzer bir senaryonun sahnede olduğunu biliyoruz.

***

Türk milletinin kendi arasında yaptığı savaşların ve rekabetlerin çok uzun bir listesi çıkartılabilir. Geniş bir coğrafyaya yayılmanın ve çok fazla devlet kurmanın doğal bir sonucu da sayılabilir belki bu durum… Yakın sayılabilecek tarihlerdeki sahnelerden sadece ikisi bile, günümüzde doğurduğu sonuçlar itibariyle son derece önemlidir.

Bunlardan birincisi Timur ile Yıldırım Bayezid arasında meydana gelen Ankara Savaşı’dır. Eğer Ankara Savaşı ile Osmanlı’nın gelişimi durup Fetret dönemi yaşanmamış olsaydı, acaba Viyana kapılarından döner miydik? Yoksa Padişah otağı, Atlas okyanusunun kıyısına kurulur muydu? Acaba Avrupa’nın bağrına Türk sancağı sonsuza dek dikilmez miydi?

İkincisi Safevî-Osmanlı rekabetidir. O rekabet olmasaydı, Çaldıran’da o uğursuz savaş yapılmasaydı, Oğuz Han’ın çocukları arasındaki uçurum artar mıydı bu kadar? Hakikat olan şu ki, eğer bu rekabet olmasaydı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki sayısız Kızılbaş Türkmen aşireti yerlerinden sürülmez, katledilmez, kalanlar da dilini değiştirmezdi. Hatta daha da önemlisi, bugün yaşadığımız terör sürecinde enerjimizi heba etmezdik.

Bütün bu yaşananları, muhakkak kendi özgün koşulları içinde değerlendirmek daha yararlı olacaktır. Bugün de “keşke”lerle başlayan cümleler kurmanın bir yararı yok. Ama bütün bir tarihi bilip bu ayrılıkların milletimize zarar verdiğini bildiğimiz halde bugün için geniş bir bakış açısı geliştirmemek nasıl izah edilebilir? Can sıkan, bizi kara kara düşündüren soru da budur.

Hep Türk birliğinden, imkânlardan, fırsatlardan, kardeşlikten bahsedilir ya! Doğru hepimiz Türk’üz ve kardeşiz! Hem de öz kardeşiz… İmkânlar ve fırsatlar son derece fazla… Ama hala bizi sınırlayan birçok engeli, özellikle psikolojik engelleri aşamadık.

***

Karamanoğlu Mehmet Bey’i hepimiz biliriz. Türkçeyi resmi dil yapmış, yayınladığı ünlü fermanıyla Türk çocuklarının Türkçe konuşmasını ve yazmasını emretmiştir. Bütün Türk çocuklarının gönlünde Karamanoğlu Mehmet Bey’in yeri bâkidir.

Daha niceleri vardır tarihimizde…

Bunlardan biri de Karakoyunlu Türk Devleti’nin son büyük hükümdarı Cihan Şah’ın evlatlarından Emir Yusuf’tur. Akkoyunlu Türk Devleti’ni şiir tadında anlatan bir kitap vardır: Kitab-ı Diyarbekriyye. Bu kitabın müellifi Ebu Bekir Tihrani’nin kaydettiğine göre Emir Yusuf, Emir Osman’a haber yollayarak; “Biz ikimiz de Türkmen'iz. Daha fazla birbirimize saldırmak için çaba harcamayalım. Bundan fazla birbirimizle dövüşmeyelim” demiştir.

Yüzlerce yıl öncesinden günümüze ışık tutan bu sözün sahibi Emir Yusuf, Karamanoğlu Mehmet Bey’e verdiğimiz yürek payesinden hakkını almalıdır.  Şüphesiz, Türk kanı döken Türk hükümdarlarından ziyade, Türk milletini ve birliğini korumaya ahdetmiş Türk hakanlarını ululamak, onları gençlerimize örnek göstermek, Türk birliğine daha çok katkı sağlayacaktır.

***

Bugün bir Türk devleti olan Azerbaycan, kendi topraklarını geri almak için büyük bir mücadele veriyor. İşgal altındaki topraklarını kurtarmak istiyor. Çok şükür, her gün yeni bir adım atarak işgal altındaki topraklarını parça parça kurtarıyor.

Millet olarak Azerbaycan Türklerinin yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak insan düşünmeden edemiyor. Bu hallere düşmeden önce “hazırlıklı” olunamaz mıydı? Gerekli tedbirler alınarak Karabağ’ın işgalinin önüne en başından geçilemez miydi? Hep bir adım önde olunamaz mıydı? Plan kuran taraf, Türk tarafı olamaz mıydı? Olabilirdi. Atatürk’ün 1933 gibi erken bir tarihte bu olabilirliği şu sözlerle ifade etmişti:

“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.”

Atatürk’ü büyük yapan ve olaylar geliştikçe daha da büyüten özelliklerinden biri bu geniş ufkudur. “Azerî Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz…” diyen ve Türk birliği hakkında birçok açıklama yapan Atatürk, adım adım Türk birliğini inşaya da koyulmuştu. “İstanbul'da çıkan bir gazeteyi Kaşgar'daki Türk de anlayacaktır” sözü belki de Türk birliğine vurgu yaptığı zirve sözlerinden biridir.

***

Esasen ulusal başarılar ve yaslar, uluslaşmada önemli işleve sahiptir. Uluslar, ulusal başarılarda ve yaslarda birbirine kenetlenir, bir bütün olur, aynı duygu dünyasında birleşir.  Aynı duygu dünyasında birleşen ve ortak ülküleri hedefleyen halklar uluslaşır, millet olur. Bugün Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ın adım adım işgalden kurtulması hepimiz için millî bir başarıdır. Umarız en kısa sürede başta bütün Karabağ olmak üzere işgal altındaki bütün Türk yurtları işgalden kurtulur ve tek tek asli sahiplerine kavuşur. Bunun gerçekleşmesi için en azından gelecek birkaç yüz yılı planlayacak ve buna göre adımlar atacak liderlere ihtiyacımız var.