Türk kültürü, şiddet ve yarınlar!

featured

Bu hafta Türkiye’nin önemli iki meselesiyle ilgili iki etkinlik var. İki sempozyumdan bahsedeceğim. Birisi bu yazı yayınlanırken (3-5 Ekim) devam eden I. Uluslar Arası Türk Kültürü “Merkezî Asya’dan Avrupa’ya Türk Kültürü” Sempozyumu. Diğeri ise hafta sonunda (8-9 Ekim) yapılacak olan Türkiye’de Şiddet ve Çözümleri Sempozyumu.

İki konu da Türk milletinin bugünü ve yarınları için çok önemli. Özellikle kültür konusu cemiyet olarak içine düştüğümüz şiddet sarmalıyla doğrudan ilişkili. Kültürün birçok sosyolog tarafından yapılan tarifinde milletin (topluluğun) yaşama tarzı, hayatı var. Ziya Gökalp, “Kültür bir milletin dinî, ahlâkî, hukukî, muâkalevî (entelektüel), bediî (estetik), lisanî, iktisadî, fennî (teknik) hayatlarının ahenkli bir mecmuasıdır (bütünü).” diyor (Türkçülüğün Esasları).

1. Uluslar Arası Türk Kültürü “Merkezî Asya’dan Avrupa’ya Türk Kültürü” Sempozyumu, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü (TKAE) ve Keçiören (Ankara) Belediyesi iş birliğiyle yapılıyor. Azerbaycan, Kazakistan, Hollanda, Rusya Federasyonu Altay Bölgesi ve Güney Kore’den gerek konuk olarak gerekse bildiri sunmak için gelenler var.

TKAE, 1961 yılında kurulmuş bir dernek. Amaçları da “Türk Dünyasının tarihini ve etnik durumunu, Türk lehçelerini, folklorunu, sanatını, Türk Dünyasının sosyal problem ve dinî meselelerini, Türk ülkelerinin coğrafî ve iktisadî jeopolitik durumunu ilim metotlarıyla araştırmak. Bu çalışmalardan elde edilen neticeleri plânlamak ve Türk Kültürünün meselelerini yayın, kurs, konferans ve benzeri faaliyetlerle umuma tanıtmaktır.”

Enstitü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun açılış konuşmasında kültürün devamlı gelişmesi gerektiğini söyleyerek, kültürünü donduran milletlerin öleceğini vurguladı.

Azerbaycan Diller Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Abdullayev de  “Bu sempozyum bir bayramdır. Şüphesiz ki ülkelerin sınırları olur kültürlerin olmaz. Biz kendimize, özümüze bir daha yakınlaşmış olacağız.” diyerek Türk kültürünün birleştiriciliğine işaret etti.

İki konuşmada çok zarifti. Kemal Hoca’nın Azerbaycan lehçesinin içinde bir tane bile anlaşılmayan kelime yoktu. Özümüze yakın olmak dediği tam da buydu. Gökalp’ın kültür tarifindeki lisanî birlik, entelektüel birlik, estetik birlik gibi. Görünen, yürekler birlikte atıyor ve ortak akıl oluşmuş görünüyor.

Ayrıca, Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları’nda dediği Oğuz Türklerinin birliği kurulmak üzere. Ama bu sefer Türkiye Türklerinin birliğinde büyük sıkıntı var. Nasıl mı?

YA ŞİDDET KÜLTÜR HALİNE GELİRSE?

Bu konuşmaları dinlerken, Millî Düşünce Merkezi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte düzenleyeceği Türkiye’de Şiddet ve Çözümleri Sempozyumu aklıma geldi. Kültür ve şiddet, ikisi de birbiriyle iç içe konular. Biri diğerinin panzehiri. Ama bugün, Türkiye Türkleri arasında şiddet hâkim olmaya başladı. Her geçen gün de tırmanıyor.

Şiddet, doğrudan toplumun toplam kalitesiyle ilişkili. Ancak söz konusu olan hayat standardının maddi boyutu değil elbette. Belirleyici olan, kültür ve insan davranışları ilişkisi. Kültür, kimliğin en önemli yapı taşı. Bugün Türk kültürü ve Türk kimliği arasındaki uzaklaşma ürkütücü boyutlarda.

Sanatla, şiirle, resimle, edebiyatla uğraşanların sesi eskisi kadar duyulmaz oldu. Hatta bu alanlarda dahi tartışmalar kimlik zeminine kaydı. Türk edebiyatı yerine Türkçe edebiyat denmeye başladı. Siyasetin Türk kimliğine yirmi yıldır devam eden saldırısı, buralarda da kendini göstermeye başladı.

Her gün en sert siyasi konuşmalar televizyonlardan birkaç defa canlı yayınlanıyor. Yirmi yıldır devam bu yayınlar zaten gerginlik kaynağı. Bu yetmiyor. Bir de en sert ve nobran cümleler kuruluyor. Siyaset nezaketi kaybedince, halk birbirine giriyor.

Ülkeyi yönetenler ve yönetecek olanlar Türk kimliğiyle ilişkilerini bozunca, insanların -en azından- bir kısmı da onlara uyuyor. İşin içine siyasi rekabet ve popülizm de girince serleşme artıyor. Ve hem siyasiler hem de insanlar artık söylediklerine inanmaya başlıyorlar. En nihayet kendisi olmaktan uzaklaşıyorlar. Geriye de başkalaşan bir toplum kalıyor.

İşte bu ortamda bu iki sempozyum çok değerli. Birisi Türk kültürü ve Türk kimliği açısından, diğeri sorunları tespit ve çözüm yolları açısından önemli. Her ikisinde de çok kıymetli araştırmacı ve fikir insanları var. Ayrıca gençlerin bu çalışmalar içinde görülmesi de çok ümit verici. Hani ölümsüz Atatürk’ün “Ey Türk istikbalinin evladı!” dediği gençler var ya, işte görünenler onlar.

1. Uluslar Arası Türk Kültürü “Merkezî Asya’dan Avrupa’ya Türk Kültürü” Sempozyumu, Keçiören Belediyesi Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezinde ve TKAE’de yapıldı / yapılıyor. Türkiye’de Şiddet ve Çözümleri Sempozyumu 8-9 Ekim’de Ankara Büyükşehir Belediyesi Kuşcağız Aile Yaşam Merkezi’nde olacak. Geleceğe dair güzel şeyler işitmek isteyenler birkaç saatini ayırabilirler.

 

Türk kültürü, şiddet ve yarınlar!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!