Türk Milletine borcunuz var!

featured

Hakan Paksoy yazdı

Türk Milleti, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte hiç vakit kaybetmeden eski ve amansız düşmanları yoklukla, yoksullukla, cehaletle mücâdele etmeye başlamıştı. Ama benzeri olan bir mücâdele de değil hani. Olanları saymak, olmayanları saymaktan daha kolay aslında. Anlatmaya merhum İdris Yamantürk ağabeyin dediği, “Ayakkabıların ayaklardan daha değerli olduğu yıllar” cümlesi bile yeter. Nasıl değerli olmasın, ilkokula ve ortaokula hep 4-5 km yürüyerek gittiğini yazıyordu. Hatta orta ikiden sonra parasız yatılı okuduğu Erzurum’dan, ilk yaz tatilinde Rize’ye, köyüne de, bir kervanın arkasına takılıp yürüyerek üç günde gitmişti. İdris Yamantürk, Türkiye’nin önemli firmalarından GÜRİŞ’in kurucusu bir mühendis. Hayatını anlattığı “Türk Milletine Borcumuz Var” kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim.

Türk Milletinin karşı karşıya olduğu şartlar, 1921 Anayasası denen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülürken de ortaya konmuş. Burdur Mebusu İsmail Suphi Bey komisyon çalışmalarını Meclis’e sunarken sözlerine: “Biliyorsunuz ki; bu memleketin öteden beri bir hastalığı vardır. Bu hastalık sui idare hastalığıdır. Memleket devri inhitata (çökme, gerileme) başladığından İtibaren sui idare anbean artmış ve eksilmemiştir.” diye başlar. Devamında da memleketi anlatırken küllük, harabe, nüfusumuz azalmış, yolumuz kalmamış, orman yok, servet yok diye sayar. Bütün bunlardan münevver ve memurin diyerek aydınları ve memurları da sorumlu tutmaktadır.

HAREKET İÇİN GÜVEN LAZIM

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk Milleti ayağa kalkmış artık yürümeye ve hatta koşmaya başlamıştı. Ama en önemlisi de yedi düveli dize getirmenin verdiği özgüvenle başarılan işler mutluluk ve huzur veriyordu. Bu mutluluğun en önemli sebeplerinden birisi de Türk Milletinin, başta Büyük Atatürk olmak üzere yöneticilerine olan güveniydi.

Milletin, bu güvenle birlikte ülküleri de vardı. Hedeflerine ulaşmak için düşmanla savaşırcasına saldırdılar. 1931 yılında kapanana kadar Türk Ocakları’nda, sonrasında Halkevleri’nde bu mücâdele devam etti. Halkevleri’nin dergisinin adı da Ülkü’ydü. Tıpkı düşmanı İzmir’e doğru kovalarken koştukları gibi koşuyorlardı. Okuma yazma kursları açılıyor, hafta sonlarında doktor, ziraat mühendisi, veteriner, öğretmenden oluşan ekipler köylere gidiyordu. Vatan sathı arı kovanı gibiydi.

İşte bu yıllarda ayağında ayakkabı olmayan çocuklar okudular, çalıştılar, yokluklarla savaşarak büyüdüler. Büyüyen sadece kendileri değildi. Ülkeyi de büyüttüler. Yollar, fabrikalar yaptılar. Tarlaları işlediler, ürettiler. Doktor olup bu milletin insanlarına, veteriner olup hayvanlarına baktılar, hastalıkları yendiler. Yurtdışına gidip okudular. Büyük Atatürk’ün dediği gibi kıvılcım olarak gittikleri yerden ateş olup döndüler.

BUGÜNKÜ KIVILCIMLAR DA ATEŞE DÖNMELİ…

Bilimin sınırı yok. Dolayısıyla üniversiteler de evrensel eğitimin verildiği bilim yuvaları. Evinden çıkıp kendi ayakları üstünde duracak çocukların son istasyonları. Buralarda bilgiyi aldıkları kadar yeni dünyalara da açılacaklar. İnsan ilişkilerindeki ve sosyal çevredeki büyüme gençlerin ufuklarını genişletecek. Fırsat bulurlarsa yurtdışına gidecek ve başka kültürlerle tanışacaklar. Ve hepsi de bir kıvılcım olarak çıktıkları baba ocağına bir ateş olarak dönecekler. Sonra da herkes kendi yuvasına konacak, kendi ocağını yakacak.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, Fatih Belediyesinin 13 kütüphane ve gençlik merkezi açılışında yaptığı konuşmada gençlere: “… tüm şehirleriyle ülkemizi, imkânınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın. Bunları yaptığınızda diğer imkânların, diğer mecraların önünüzde bambaşka dünyalar açtığını, size bambaşka faydalar sağladığını göreceksiniz” dedi. Çok haklı ve çok doğru uyarılar. Ama ülkenin geldiği yer neresi ona bir bakmak gerek.

Bugün Türkiye’de 209 üniversite var. Hem her şehirde devlet üniversitesi açıldı hem de vakıf (özel) üniversiteleri kuruldu. Vakıf üniversiteleri adı üstünde özel, yani paralı. Çok az sayıda öğrenci burslu okuyor. Çoğunluğu da büyük şehirlerde. Dolayısıyla şehir üniversiteleri üzerinden düşünmek daha doğru olacak.

ŞEHİRLERDEKİ YÜKSEK LİSELER

Orta büyüklükteki şehirlerimizin bazılarında ikinci üniversiteler de kurulmaya başlandı. Üniversite olunca ilçelere de meslek yüksekokulu açılıyor. Hem kadro (!) için gerekiyor hem de öğrenci sayısını artırmak için. Sanıyorum meslek yüksekokulu açılmayan ilçe de kalmadı.

Bu husus ilk olarak memleketim Kahramanmaraş’ta dikkatimi çekmişti. 1992 yılında kurulan Sütçü İmam Üniversitesi’nin ilk meslek yüksekokulu Elbistan ve Afşin ilçeleri arasında, ikisine de uzaklıkları yaklaşık on kilometre olan bir kasabada açılmıştı. Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin işçi lojmanlarının olduğu kasabadaydı. Bir de öğrenci yurdu vardı. Kasabada barınıyor, kasabada okuyorlardı. Şimdi diğer ilçelerimizde de merkezden uzağa okul ve yurt binaları yapıldı.

Yurdun diğer illerinde de durum farklı değil. Büyüklüğüne bakmadan ilçelerde, yerleşim yerlerinin dışında açılan yüksekokullar, gençlerin sadece kendi arkadaşlarıyla birlikte olabileceği ortamlar. Bir okul binasıyla yanındaki yurt binası.  Adını yerleşke koydukları -neredeyse- modern hapishane. Haydi, 50 – 60 bin nüfuslu ilçeler azıcık da olsa şanslı, ya 8-10bin nüfuslu küçük ilçeler ne yapacak? Bu çocuklarımızın dünyalarını küçültmez mi? Onlara yazık olmuyor mu?

Meslek yüksekokullarına girişte de büyük kolaylıklar var. Bir delikanlı, kız ya da erkek, ufkunu genişletmek, evrensel eğitim almak yerine şehir merkezine kilometrelerce uzak bir mekânda iki ya da üç yılını geçirecek. Ufuk genişler mi, daralır mı? Ya da bu daha çok çocukları oyalamak anlamına gelmez mi?

Bu milletin, yönetenlerden alacağı her geçen gün biraz daha artıyor.

Şevket Süreyya Aydemir’in Toprak Uyanırsa romanında Keltepe’nin yatalak imamının öğretmene söylediği sözler ne kadar da bugüne uygun düşüyor:

“Köyü yazarsın. Mektebi de açarsın. Ama sen bana bak, efendi: Köyün dirliğine el atmadıkça, Keltepe’ye mektep değil ya darülfünun açsan nafile. Sen köyün dirliğine el at oğlum, köyün dirliğine bak…”

Dirliğini kaybetmiş, ülküsü olmayan, rüyalarında yurdunu görmeyenlerle bu coğrafyada tutunamazsınız.

Türk Milletine borcunuz var!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!