Türk ve Türkiye düşmanlığının ahlakı yoktur

Ali Rıza Özdemir yazdı...

Türk ve Türkiye düşmanlığının ahlakı yoktur

Bilmem adını hiç duydunuz mu? Baytar Nuri lakabıyla tanınan Mehmet Nuri Dersimi adında biri var. Önce hakkında kısa bilgi verelim.

***

Mehmet Nuri Dersimi, 1890 yılında Hozat’ın Ağzunik (şimdiki adı Akpınar) köyünde doğdu. Dedesi Colikzadelerden Mehmet Ali, babası ise kendi takdimiyle “Kürt halk şairi” Mılla İbrahim’dir. Baytar Nuri, babası Mılla İbrahim’i şöyle tanıtıyor: “Kürt halk şairi olarak tanınmış, Kürtçe ve Türkçe şiirler yazmış, mûsikiye olan arzu ve aşkı dolayısıyle şiirlerini daima çok hazin terennüm ettirdiği kemanıyla ve tamburiyle seslendirerek aşiretlerin milli duygularını heyecana getirmiş, Kürtlüğün yüksek emellerini sözünde ve sazında dile getirmiş, Kürdün elem ve kederlerini yüksek ruhuyla, söz ve sazıyla ağlatmış bir Dersim halk şairi olmuştur.”[i]

Baytar Nuri, Harput Askeri Rüştiyesine kaydoldu ama okulu bitiremedi Sonra Harput İdadi Mektebi'ne (lise) devam etti. Buradan mezun olduktan sonra 1911 yılında İstanbul’un Sultanahmet semtinde bulunan Baytar (Veteriner) Mektebine girdi. Birinci Cihan Harbi’nden sonra okulunu bitirdi ve Baytar Nuri adıyla tanındı.

Baytar Nuri, 20. yüzyılın başındaki birçok Kürtçü ve etnik ayrılıkçı harekette ve isyanda yer aldı. Kürt Talebe Hevî Cemiyeti, Kürdistan Muhibban Cemiyeti ve Kürdistan Teali Cemiyeti'nde üst düzey ve aktif görevler aldı. 1921 yılında Kürdistan Teali Cemiyeti’nin örgütlediği Koçgiri isyanını teşvik etti. Sonra kaçarak Dersim’de saklanmaya başladı. Bir süre Dersim’de daha sonra Harput’ta ikamet etti. 1937 yılında Dersim’de meydana gelen olayların kışkırtıcılığını yaptı. Seyit Rıza’nın teslim olmasından sonra yurt dışına kaçtı. Birincisi Hatıratım, ikincisi ise Kürdistan Tarihinde Dersim adını taşıyan iki kitap yazdı.

Halep’te bir süre kaldıktan Hoybun Cemiyetine katıldı. Türkiye vatandaşlığından Suriye vatandaşlığına geçti. 22 Ağustos 1973'te Halep'te öldü.

***

Mehmet Nuri Dersimi, Birinci Cihan Harbi’nde Erzincan’da subay olarak görev yaptı.  O dönemde Ermeni çetecilerin yaptığı mezalime şahit oldu. Kürtçülüğün ateşli savunucularından Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım adlı kitabında Ermeni çetecilerinin mezalimini şöyle anlatır:

“Erzincan, Erzurum, Bitlis, Muş, Hınıs ve Pülümür merkezlerindeki bütün mühimmat ve depo ambarlarına Ermeniler tarafından ateş veriliyor ve Kürdistan'ın bu merkezlerinden Rusya hududuna kadar uğradıkları köy ve bölgelerdeki Kürtler’i de katlediyorlardı. Gebe kadınların karnını deşerek rüşeymlerini yerlere dökmüş, memedeki çocukları süngülere takmış, kestikleri Kürtler'in derilerinden cep yapmak gibi türlü zulüm ve vahşetler yapmış, bir aralık kadın, çocuk, erkek kafilelerini damlara doldurup gazladıkları bir camuzu da ateşleyip bunları camuzun ayakları altında ezdirmiş ve üstelik dama ateş verip bunların hepsini kül etmiş ve henüz memede olan çocukların karınlarını yarıp tuzlatmış ve bazan da bir süt emen çocuğun başını keserek annesinin karnına sokmuş, insanlığa ve akla sığmayacak eziyetlerle Kürdistan'dan yüzbinlerce Kürd'ü yakmışlardır.”[ii]

Aynı kitabında Mehmet Nuri Dersimi, “Bilmem ki Ermeniler’in Kürtler’e yaptıkları ihaneti, zulm ve katliamları şimdiye kadar niçin hiçbir Kürt bilgin ve düşünürü yazmamıştır. Bu da, Ermeniler'e karşı bir hüsnüniyet göstergesi değil midir?” [iii] diye sorar.

Sonra Ermeni çetecilerin Kürtlere yaptığı mezalimi detaylarıyla, isim vererek detaylı şekilde tasvir eder:

“1914 yılı Cihan Harbi başlamıştı. Ben Şark cephesinde Erzincan'da muvazzaf olmakla beraber Ermeniler'le yakından alakadar bulunmayı kendime vazife addetmiştim. Kürtler'in Ermeniler'e karşı göstermiş oldukları iyilik dolu hizmetlerine mukabil Ermeniler'in Kürtler'e karşı reva gördükleri mezalimden bahsedelim. Bu savaşta, Kürdistan'da mevcut 36 Kürt (Aşiret) Hamidiye Alayları sayısız miktarda Rus ordularının karşısına sevk edilmişlerdi. Bu Hamidiye Alayları kırık silahlarıyla beraber Rus ordusuna mukavemette bulunurken Rus ordularına pişdarlık (öncülük) yapmakta olan Ermeni kuvvetleri tarafından, Cibranlı 3. Aşiret Alay Kumandanı Maksut Halil Bey, Pasinler'de şehit edilmişti. Keza Pasinler'de Hasenanlı aşiret reisi Halil Haydar ve birçok arkadaşları keza Ermeniler tarafından öldürülmüşlerdi. Seydanlı Abdülmecit Bey de keza bu maktüller arasında idi. Harbin başlangıcında Kürdistan'da bulunan Ermeni köylerindeki Ermeni fedaileri Kürtler'i öldürdükten sonra, Rus ordusuna iltihak ederek, tekrar mukabil tecavüzlerde bulunmaktan geri durmuyorlardı. Ve Rus ordusuna tamamiyle pişdarlık yapıyorlardı. Bitlis'in Reşadiye müdürlüğüne bağlı Karçikan mıntıkasında bulunan Kürt köyü Rus süvari kazaklarına pişdarlık yapmakta olan Ermeniler tarafından yakılmıştır. Şafakla beraber yaptıkları baskın neticesinde ele geçirdikleri 30 erkek ve bir kadın kılıçlar altında tamamen kesilmişlerdi. Bunlardan 5 kişi Berikar köyüne götürülmüş gözleri oyularak, hayaları kesilmiş ve envai çeşit mezalim icra edilmişti.

Bu şehirler Azo, Mehmet,Molla Piran, Kena, Sori, Aşur, Kena Sori, Molla Eyüp, Ağdadi isimlerindeki felaketzedelerdi. Kenasorlu Hacı Ömer ve zevcesi Emine ve bir kızıyla oğlu gördükleri mezalimden kaçarak "Ağdat" köyündeki ziyaretin manevi kudretine iltica etmişlerse de tekrar orada Ermeniler tarafından yakalanarak Emine Kenasori ve oğlu Ahmet, dört yaşındaki kızı Asya mezkur ziyaretin merkadi üzerinde parçalanmışlardı. Aynı köyde (Kenderes) köyünde beş kişinin başları süngülere takılmıştı. Bırakum köy imamı Hacı Ali bağlı olarak Ermeni köyü olan Bitlis'in Kendivi köyüne götürülmüş ve mezkur köyün Ermeni Patriği tarafından boynu kesilerek sevinç gösterisi yapılmıştı. Bitlis'e bağlı Kisan vadisine sığınmak mecburiyetinde bulunan 100 haneden ibaret çoluk-çocuk, kadın-kız; Ermeniler tarafından muhasara edilip top tüfek ateşine maruz kalmışken Cankez köyünden yetişmiş olan Kürt Şeyh Salahattin kuvvetleri tarafından kısmen bu bedbahtların hayatları kurtarılabilmişti. Bu vadide Ermeniler, "Ey Kürtler nereye gitseniz bizden kurtulamazsınız" diye hücum etmişlerdi.

1915'te Ruslar Pasinler'i işgal edince Muş, Varto, Kığı, Palu bölgelerindeki Ermeniler açık olarak isyan ettiler ve çeteler halinde Kürt köylerine saldırmağa başladılar. Harp devam ettiği müddetçe Ermeni silahlı kuvvetleri Kürtler'e, Kürt köylerine, kadın ve kızlarına merhametsizce saldırış yaparak yüzbinlerce Kürdün kanına sebebiyet vermiş oldular. Bu harb esnasında Ermeniler'in Kürdistan mıntıkasında işledikleri suçlar haddini aşmış ve bir çok Kürt ocakları sönmüş ve bu vahşi cinayetlerden evlatlarını kaybeden anneler, kocalarını ölmüş gören gelinler hep kara giymişlerdi. Babaları Ermeniler tarafından öldürülen binlerce Kürt öksüz yavru harabe damların duvarları önünde aç ve çıplak dilenmiş ve en son açlıktan ölmüşlerdi. Bu mezalim, Aralık 1917 tarihinde Erzincan'da Rus ordusuyla Osmanlı ordusu arasındaki mütarekenâme (silah bırakışması) imzasına kadar bütün şiddetiyle devam etti. Ve bir müddet sonra Ruslar çekilirken, Kürdistan mıntıkasını Ermeniler'in hâkimiyetlerine teslim ettiler. Ve Ermeniler'e cephane top, tüfek bıraktılar.

Ermeniler Erzincan, Pülümür, Tercan, Erzurum, Varto, Hınıs ve Pasinler'de kuvvetli hükümet idare merkezleri kurdular. Bu bölgelerde bulunan Kürtler’in çoğu hicrete vakit bulamamış ve Ruslar'ın eline esir düşerken Ermeniler tarafından kâmilen öldürülmüş ve bütün mal ve yiyecekleri ellerinden alınarak çocukları ve kadınları sefil bırakılmışlardır. 2 Mart 1918 gecesi Ermeniler Hınıs'ın Mirsit köyünde Hasan Ağa kabilesini basmış ve oradaki bütün Kürtler'i imha etmişlerdi. Yine aynı günlerde Ermeniler Karaköy nahiyesinde bulunan Lolan Kürtleri'nden erkek-kadın, çoluk-çocuk 1500 kişiyi evlere doldurarak öldürmüş ve yakmışlardı. Ermeniler iki gün sonra Varto ve Hınıs'tan çıkarken buldukları ve gördükleri müdafasız ve silahsız kişilere merhametsizce davranmaktan geri durmuyorlardı. Kürdistan'ın her tarafından çekildikleri mahallerde Kürt köylerini, zahire ambarlarını, silah depolarını ateşlemeye devam ediyorlardı.”[iv]

***

Görüldüğü üzere Mehmet Nuri Dersimi, 1914 yılından itibaren Ermenilerin Ruslara koçbaşılık yaparak katliamlarla başladığını ve bu katliamların 1918 yılına kadar devam ettiğini söylemektedir. Aynı Mehmet Nuri Dersimi, aynı kitabında “Türkiye'de Ermeni katliamı”nın 15 Mart 1915 tarihinde başladığını yazarak Türklerin Ermeni katliamı yaptığını iddia etmektedir.[v]

Mehmet Nuri Dersimi, dürüst değildir. Çünkü Türkler (ve tabii ki Türklerle hareket eden diğer zümreler) vatan savunması yapmıştır. Ermeni çetecilerinin 1914 yılında başlayan mezalimine karşı, kendini savunmuş ve meşru müdafaa hakkını kullanmıştır. Ermeni çetecilerin mezalimini uzun uzun anlattıktan sonra Türkleri katliam yapmakla suçlamak, en hafif tabiriyle dürüst davranmamaktır.

***

Mehmet Nuri Dersimi’yi büyük bir kahraman olarak gören, onun hayatını ve kitaplarını kutsayan bugünün etnik ayrılıkçı Kürtçü takımı onun gibi soykırım yalanına sarılıyor. Ama başka bir ikiyüzlülük örneği sergileyerek Ermeni çetecilerin mezalimini görmezden geliyor. Türk milletini soykırımcılıkla suçluyor.

Maksat Türk'e ve Türkiye'ye düşmanlık olunca her yolu mubah sayıyor bu alçaklar. Etnik ayrılıkçılık tarihe, bugüne ve geleceğe ihanettir. Onlar için doğruluk, dürüstlük ve hakikat denen değerler yoktur; sadece fitne, fesat, yalancılık, kışkırtıcılık ve emperyalizme hizmet vardır. Tek amaçları kötülüğü yaymak ve toplumda huzur bırakmamaktır.

Türk ve Türkiye düşmanlığının dün ahlakı yoktu, bugün yoktur ve yarın da olmayacaktır.

Sonnotlar

[i] Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım, İstanbul: Özge, 1992, s.19

[ii] Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım, s.52

[iii][iii] Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım, s.48

[iv] Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım, s.49-51

[v] Mehmet Nuri Dersimi, Hatıratım, s.93