Türkiye Cumhuriyeti 2. yüzyılına girerken

Türkiye Cumhuriyeti 2. yüzyılına girerken

Cumhuriyetimiz 2. yüzyılına girerken, bir öncekinde olduğu gibi dünya benzer koşullarla karşı karşıya; salgın, savaş, kara ve deniz sınırı anlaşmazlıkları ve değiştirme çabaları, ekonomik kriz...
Tarih tekerrürden ibaret derler.
Yüzyıl önce İspanyol gribi salgını vardı. 1918 ile 1920 arasında yaşanan İspanyol Gribi Salgını iki yıl içinde o sırada 2 Milyardan az olan dünya nüfusunun üçte birini hasta etmiş ve tahminen 20 ile 50 milyon kişinin ölümüne yol açmıştı. En düşük tahmine göre bile İspanyol gribi, aynı dönemde devam eden Birinci Dünya Savaşı’ndan daha çok can almıştı.
Bugün ise koronavirüs pandemisi içindeyiz ve nasıl, ne zaman ve ne kadar kayıpla sonuçlanacağını bilemiyoruz.
O zaman Birinci Dünya Savaşı vardı ve topraklarımız işgal edilmiş, dayatılan Sevr Antlaşması’yla Vatan topraklarının çoğu elden gitmişti.
Misak-ı Milli sınırlarımızı Kurtuluş Savaşı ile çizip Lozan Antlaşması ile de tasdikletmiştik.
Bugün yine savaşlar var coğrafyamızda; ancak işgal kuvvetlerinin artık kendi ordularıyla gelmek yerine terör örgütlerini kullanarak vekalet savaşlarını tercih ettiği görülmektedir.
Doğu ve Güneydoğumuzda 40 yıldan beri terörle mücadelemiz sürerken şimdi ayrıca Suriye ve Irak üzerinden sınır ötesi harekâtlarımız da sürmektedir.
Yüzyıldır dünyanın gözü Ortadoğu’da olup burası kan gölüne çevrilmişken şimdi de gözler daha doğrusu emperyal eller; zengin doğalgaz ve petrol yataklarına sahip olduğu öğrenildiğinden beri Doğu Akdeniz’de; Türkiye ise burada en uzun kara sınırına sahip ülke konumundadır.
1972 Yılında Bülent Ecevit; Amerikan Ambargosu’na göğüs gerip Kıbrıs Barış Harekâtını düzenlemiş ve yaşanan süreçlerin sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Gelinen noktada liderlik öngörüsü ve cesaretin, ülkemiz için ne kadar büyük bir kazanım olduğu şimdilerde daha iyi görünmektedir.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme hakkı var. Bu kapsamda Türkiye, 1986’da Karadeniz’de 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge ilan etti. 2011’de de Doğu Akdeniz’de KKTC ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzalayan Türkiye bugüne kadar Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmedi. Bu konuda daha fazla zaman kaybedilmemelidir.
Türkiye ve Yunanistan arasında deniz sınırı henüz bir anlaşmayla belirlenmiş değil. Bu nedenle hem Türkiye hem de Yunanistan kara sularının Ege Denizi'ndeki genişliği 6 deniz milİ kabul etmekte, fakat Yunanistan bunu 12 mile çıkartmak istemektedir.
Akdeniz ve Ege deniz sınırlarımız başta olmak üzere ABD ve AB tarafından Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden ikinci bir Sevr dayatılmak istenmektedir.
Tarihi bir dönüm noktasındayız, ilginç olan koşulların da çok benzer olması. O halde şimdi hep birlikte Atatürk gibi düşünme zamanı; aklın ve bilimin ışığında kararlı ve cesur, Lozan’a, Montrö’ye ve tüm uluslararası sözleşmelerle pekiştirdiğimiz kazanımlarımıza sahip çıkarak, topraklarımız gibi denizimizi de koruyarak...
Ege ve Akdeniz’deki mücadelemiz sadece güvenlik, savunma ve refah kaynağı olan deniz yetki alanlarımızda, hak ve çıkarlarımızın mücadelesi değil, Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olarak var olma mücadelesidir.Bu güne kadar petrol ve doğalgaz gibi hidrokarbon kaynaklara ulaşması, enerji kaynaklarına sahip olup dışa bağımlılıktan kurtulması istenmeyen Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulayacağı politika II. yüzyılına yön verecektir.Bugün için Cem Gürdeniz; Misak-ı Milli’mizin sınırı Mavi Vatan, Akdeniz’deki donanmamız da Kuvayı Milliyemizdir diyor. Görülüyor ki gelecek 100 yılın sınırları Doğu Akdeniz’de çizilecek.

İnanıyoruz ki tıpkı Kara Vatan topraklarımız gibi Mavi Vatan’ımız olan denizlerimizden de bereket fışkıracaktır...