Türkiye-NATO ilişkileri ve NATO’nun genişleme kararı

featured

E. Tümgeneral Beyazıt Karataş yazdı

1- GİRİŞ:

24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ile daha önce katılmaları yönünde telkinler olmasına rağmen istekli olmayan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olması yönünde girişimler önem kazanmıştır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “İsveç ve Finlandiya ile sorunumuz yok. NATO’nun İsveç ve Finlandiya’ya genişlemesinde Rusya’ya doğrudan tehdit yok ancak askeri altyapının bu bölgeye genişletilmesi tepkimizi tetikleyecek. Oluşturulacak tehditlere bakacağız.” Açıklamasını yapmıştır.

29-30 Haziran 2022 tarihlerinde İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılacak üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı NATO toplantısının ana gündem maddeleri Rusya-Ukrayna Savaşı, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelikleri ile Türkiye’nin ikna edilmesi olacaktır.

Tüm uzman ve yorumcular Rusya-Ukrayna Savaşı ile NATO’nun genişlemesi ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin çeşitli değerlendirmeler yaparak görüşlerini çeşitli ortamlarda paylaşmaktadırlar. Bu yazı içerisinde; Konunun daha iyi anlaşılması açısından NATO’ya ait özet bilgiler, her zaman gündeme gelen NATO’ya ilişkin olumlu ve olumsuz görüşler ile Türkiye’nin  NATO’nun genişlemesine yönelik tutumu ne olmalıdır konuları yer alacaktır.

2- NATO ÖZET BİLGİLERİ:

04 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından imzalanan antlaşmayla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü İngilizce: NATO/ North Atlantic Treaty Organization, Fransızca: OTAN/ Organisation du Traité de l’Atlantique Nord’a; 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan’ın, farklı dönemlerde toplam 14 ülkenin, 05 Haziran 2017 tarihinde Karadağ’ın son olarak 27 Mart 2020 tarihinde Kuzey Makedonya’nın katılmasıyla günümüzde NATO’ya üye ülkelerin sayısı 30 olmuştur.

 

NATO Üyesi Ülkeler-30 Ülke

Fransa, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 2009 yılında tekrar dönmüştür. Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 12 Eylül 1980 sonrası 20 Ekim 1980’de Türkiye’deki “yetkililerin” mesnetsiz Rogers Planı’na güvenerek veto kararını geri çekmesi ile dönmüştür

Fransa’nın 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekilmesine kadar NATO’nun merkezi; 1949-1952 Londra, 1952-1967 yılları arasında Paris Fransa’dadır. NATO’nun merkezi 1967 yılından itibaren Brüksel Belçika’ya taşınmıştır.

Paris’te bulunan NATO Karargahının inşası sırasında üye ülkeler çeşitli katkılar sağlarken yemek salonuna ünlü sanatçımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’nca tasarlanan mozaik pano Türkiye tarafından hediye edilmiştir.

1967 yılında Brüksel Belçika’ya taşınan NATO Karargâhı 2017 yılına kadar eski binasında hizmet vermiş, 25 Mayıs 2017 tarihinde yapılan açılış töreni ile eski karargâhın yanındaki ana yolun hemen karşısında yer alan yeni karargâhına taşınmıştır.

Yeni NATO Karargâhı Binasının Açılışı-25 Mayıs 2017                    

Bu arada öncelikle bir yanlış kullanımı düzeltelim. Türkiye’de herhangi bir ABD-NATO üssü ve tesisi yoktur. ABD ve NATO varlığı vardır. Türkiye’nin antlaşmalar gereği ABD ve NATO’nun kullanımına tahsis ettiği yerler vardır. Yani Türkiye ev sahibi ülke olarak istediği anda tahsis edilen üs-tesis, birlik ve yerleri ABD ve NATO’nun kullanımına kapatabilir.

3- SON ÜÇ NATO SKANDALI:

08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında NATO Harp Merkezi-Stavanger Norveç’de icra edilen Trident Javelin-2017 NATO Bilgisayar Destekli Komuta Yeri Tatbikatında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düşman olarak gösterilmiştir.

25 Ekim-23 Kasım 2018 tarihleri arasında yine Norveç’te icra edilen Trident Juncture-2018 NATO Fiili Tatbikatı sonrası tatbikat süresince medyadaki etkinliğine ilişkin verilen tatbikat ve medya yansımalarının anlatıldığı bir brifingde 14 Mayıs 2018 tarihli “Rise of the Strongman (Güçlü Adamın Yükselişi)” başlıklı Time Dergisi kapağı kullanılmıştır.

Time Dergisi-14 Mayıs 2018

03 Mayıs 2019 tarihinde NATO Genel Sekreteri Jens Soltenberg’in katıldığı Belçika-Brüksel yakınlarındaki Mons’da bulunan NATO’nun tüm operasyonlarını kontrol ettiği Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı (SHAPE)’nda, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı (SACEUR) komutanlık devir teslim törenine diğer Avrupa Birliği (AB) üyeleriyle beraber, NATO nezdinde herhangi bir statüsü bulunmayan GKRY davet edilmiştir.

4- NATO’YA İLİŞKİN OLUMLU GÖRÜŞLER:

Türkiye NATO’ya güvenlik endişeleri ve çıkarları gerektirdiği için girmiştir. Bu karar öncesi de bir “karşılık” istenmiş ve Türkiye Kore’ye Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında askerlerini göndermiş 741 Mehmetçik şehit vermiş, 2000’den fazla Mehmetçik gazi olmuş ve önemli bir bedel ödemiştir.

Türkiye NATO’da “eşit” üyedir ve NATO üyelerin ittifakla, hepsinin olumlu oyu ile ancak “kararlarını” alabilir. Yani Türkiye itiraz ederse NATO kendisinin veya ittifakın iyiliği adına bir karar alamaz. Türkiye’nin muhalefeti halinde de NATO’nun dışına Türkiye’yi çıkaramaz. Böyle bir gücü veya yöntemi yoktur.

NATO’da veto hakkımız vardır. Dolayısıyla NATO, Türkiye aleyhinde herhangi bir karar alamaz. Ayrılmamız durumunda ise her türlü Türkiye aleyhinde karar alınabilir, engel olma olanağımızı kendi elimizle yok etmiş oluruz.

NATO’nun ABD’nin emir kulu bir örgüt olduğu düşüncesi yanlıştır. Etkisi olduğu doğrudur; ancak bu etki sizin ne kadar bağımsız veya etkili politika uyguladığınız ile sınırlıdır. Beceriksiz merkezi bürokrasi ve yeteneksiz NATO temsilcisi elemanları o örgütte görevlendirirseniz, etkili elbette olamazsınız. NATO’nun binlerce sayfadan oluşan örgütsel işleme kurallarını hâkim değilseniz yine NATO’da etkin olamazsınız. Ama etkin olursanız, saygı duyulan ağzınızı her açışınızda dikkatle dinlenen, itirazlarınıza yerinde ve ağırlıklı sonuç verecek değerde alıcı bulan bir üye ülke konumuna yükselebilirsiniz.

ABD’de sizin itirazınızı aşamadan hiçbir işlem ve eyleme geçemeyecektir. Burası son derece nettir. Bunun için içeride de yeterli ve güçlü bürokratlarla askeri-siyasi entegre içinde ve dünya güvenlik sorunlarına hâkim kamu görevlilerinin çalıştırılıyor olmaları gereklidir ki son zamanlarda yapılabildiğinden hayli tereddüt ederim.

NATO’dan çıkmak belki diğer NATO üyelerinden bir kısmının Türkiye için planladığı karanlık bir hedef olabilir. Ama biz onların oyununa düşmemeliyiz elbette ki. Bunun için NATO’dan ne elde ediyoruz ve karşılığında ne veriyoruz bunun iyi bilinmesi ve politikaların da buna göre oluşturulması gerekmektedir

Türkiye’yi batıya bağlayan tek örgüt NATO kalmıştır ve içinde hayli güçlü konumdadır. Bu NATO örgütünün bir alternatifi dünyada yoktur ve gelecek onluk yıllarda da oluşması mümkün görülmemektedir. Türkiye olmasa NATO elbette varlığını koruyabilecektir. Ama bu ittifakın üyelerinin Türkiye’yi hedef listesine katmaları da oldukça gerçekçi bir ihtimal görülmelidir. O zaman güney sınırımızdaki kargaşaya NATO/AB desteğinde bir Ege-Yunan çatışması veya Kıbrıs’a ABD ve AB’nin zorlayıcı siyaset ile müdahalesi de beklenir olmalıdır.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ne NATO’nun alternatifidir, ne de Türkiye bu örgüte girebilecek coğrafi, kitabi, metotsal, hatta ekonomik imkanlara sahiptir. Davet eden de yoktur

Türkiye, NATO üyesi olduğu için GKRY’nin NATO üyeliğini veto etmektedir. Ayrılmamız durumunda Rum kesimi NATO üyesi olur ve Türkiye, Kıbrıs ve Ege sorununda sadece Rum kesimi ve Yunanistan’ı değil, bütün NATO ülkelerini karşısına almış olur.

NATO’dan ayrılmamız durumunda mevcut silah sistemimiz kendimizi savunmamız açısından yeterli olmaz. Durup dururken dünyanın en gelişmiş silah sistemlerine sahip askeri paktını karşımıza almak akıllıca olmaz.

5- NATO’YA İLİŞKİN OLUMSUZ GÖRÜŞLER:

NATO’yu kâğıt üzerindeki amaçlarına ve görevlerine göre değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Günümüzde başta ABD olmak üzere tüm NATO üyeleri, gerektiğinde başka başka isimler altında birliktelikler kurarak koalisyonlar yaratarak “NATO teşkilatının adını kullanmadan, NATO sayesinde elde ettikleri imkanları milli imkanlar gibi kullanarak faaliyetler operasyonlar” yürütmektedirler. Dolayısıyla NATO, eşit oy veya veto hakkını kullanmanızın ve NATO üyesi olmanın sağladığı haklardan yoksun bırakan durumlar yaratmaktadır.

NATO üyelerinin Kıbrıs, Ege ve Adalar konusundaki genel tutumu başından itibaren Yunanistan lehine olmuştur. NATO, Ege Adalarının Yunanistan tarafından silahsızlandırılmasına karşı girişimlerde bulunmadığı gibi NATO tatbikatlarının söz konusu adalarda planlanması için her fırsatta girişimlerde bulunmaktadır.

NATO ve ABD, Türkiye’ye ait olan ada, adacık ve kayalıkların Yunanistan tarafından işgaline de ses çıkarmamaktadır. NATO ve ABD, Ege’de iki ülke arasındaki sorunlara taraf olmamaya özen gösteriyormuş gibi davranmasına rağmen her fırsatta Yunanistan lehine Türkiye aleyhine davranışlarda bulunmaktadır.

Türkiye, silah sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmak için gayret göstermektedir. Türkiye,1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD tarafından uygulanan silah ambargosu nedeniyle savunma ihtiyaçlarında yerlilik oranını ve farklı ülkelerle işbirliği yapma faaliyetlerini artırmıştır.  NATO ve ABD en son S-400 ve F-35 örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin savunma sanayiinin gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanmasındaki en büyük engel olarak her zaman karşımıza çıktığı gibi yaptırım ve gizli ambargo uygulamaktadır.

Türkiye’nin; Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında NATO’nun barış ve savaş zamanında ikinci büyük askeri gücü olmasına ve bu gücü destekleyebilmek için kaynaklarını harcamasına rağmen, NATO içerisinde arzu ettiği saygınlığı görmediği gibi “gladyo” yapılanmaları nedeniyle demokrasisin zorunlu kesintiye uğratılarak yıkıcı operasyonlara maruz kaldığı yurtiçi ve yurtdışı belgelerle ispatlanmıştır.

Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakarlıklarda bulunmasına rağmen ABD ve bazı NATO Üyeleri Türkiye’ye karşı genelde iki yüzlü davranışlar sergilemiş, sergilemeye devam etmektedirler.

Türkiye, NATO şemsiyesi adı altındaki nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış uçaklardan atılabilen 50 adet ABD nükleer bombasına ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır.

NATO ve ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri diğer bir deyişle NATO’nun ikinci büyük ordusu Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarla zayıflatılırken sesini çıkartmamış, 15 Temmuz 2016 ABD-CIA destekli darbe girişimi nedeniyle tutuklanan FETÖ/PDY üyeleri için “en yakın çalışma müttefiklerini kaybettiklerini” söylemişlerdir.

ABD liderliğindeki 84 ülke ve kuruluştan NATO üyesi 30 ülkenin 29’u Türkiye hariç IŞİD ile mücadele adı altında PKK/PYD’ye Irak ve Suriye’de destek vermiştir/vermektedir. NATO destek veren kuruluşlar arasında koalisyonda ve üyeleri de oradadır.

Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak kullanan ABD, yani NATO’nun lider ülkesi sözüm ona IŞİD’le mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadır.

Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini bozmak için çalışan NATO ve ABD ikiyüzlü politikaları ile insanlık suçu işlemekte ve IŞİD’le mücadele altında PKK/PYD terör örgütüne yardım etmekte Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü açıkça tehdit etmektedir. Görüldüğü gibi zaten NATO organizasyonu dışında hareket eden ABD ve NATO üyeleri adeta gözünüzün içine baka baka Türkiye ile alay etmektedir.

NATO kesinlikle güvenilir bir organizasyon değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 seçim çalışmaları sırasında ifade ettiği gibi IŞİD terör örgütünü yaratan ABD, NATO’nun lider ülkesidir. NATO ve ABD, daha önce örtülü olarak terör örgütlerine verdiği desteğini artık açıkça yapmaktan kaçınmamaktadır.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin bir numarası FETÖ/PDY lideri 21 Mart 1999 tarihinden itibaren ABD’nde yaşamaktadır. Birçok FETÖ/PDY üyesi özellikle NATO üyesi ülkelerden sığınma ve siyasi destek almış, almaya da devam etmektedir.

NATO üyesi ülkelerin yine büyük bir çoğunluğu ve ABD, PKK/PYD’yi yanına alarak eğitmiş, tonlarca karadan ve havadan silah yardımı yapmış, hava gücü ile desteklemiş ve desteklemeye devam etmektedir. NATO’yu kullanan ABD, Suriye’de kurduğu üslerle Ortadoğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. NATO ve ABD artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sonrasında Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü hedef almış terör destekçisi potansiyel bir tehdit unsurudur.

NATO tartışmalarını sadece antlaşma ruhuna uygun akademik olarak yaptığınızda eşit üyelik ve veto hakkınızı ön plana çıkarabilirsiniz, hatta faydalarını saymakla bitiremezsiniz. Fakat NATO’yu, lider ülkesi ABD’yi, üyelerinin politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirmek zorunluluğu kaçınılmazdır.

Soğuk Savaş sonrası NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendilerine farklı görevler bulmaya başlamıştır.  Bu fırsattan istifade ile ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullanmaya ve farklı oluşumlarla şeklinde görevlendirmeye ve kullanmaya başlamıştır. Yani NATO ABD’nin oyuncağı hale gelmiştir.

6- SONUÇ:

NATO Genel Sekreteri yetkisi olmadan üye devletlerin onayı alınmadan şimdiden karar verilmiş gibi Finlandiya ve İsveç’in üyeliklerinin sorunsuz ve hızlı olacağını ifade ederek yetki aşımı yapmıştır. Türkiye’nin seçim ortamında olması ve kırılgan ekonomisi baskı unsurudur. Türkiye’nin ikna edilebileceğine yönelik çeşitli açıklamalar bu nedenle dikkat çekicidir. Rusya ile ilişkilerimiz de dikkate alınarak milli menfaatlerimiz siyasi ikbal için pazarlık konusu yapılmamalıdır. Konu ekonomiye yönelik borç parasal yardım almak veya F-16 uçağı tedarik edilmesinin ötesindedir.

NATO’ya üye olmaya istekli Finlandiya ve İsveç’i teröre destek vermeleri nedeniyle eleştirip veto hakkının kullanılabileceği ifade edilirken aslında “çıban başı” ABD’ye ve diğer ülkelere dolayı mesaj verilmeye çalışılmaktadır. Dolaylı ve diplomatik mesajlardan ziyade Türkiye’nin güvenliğini birinci dereceden etkileyen PKK/KCK/PYD/YPG/SDG ve FETÖ/PDY gibi ileride isim değiştirse, başka isimle de olsa terör örgütlerini destekleyen, sözde soykırımları tanıyan tüm NATO ülkelerinden ve adaylarından teröre desteklerini kesmeleri ile sözde soykırımları siyasi baskı unsuru olarak kullanmamaları yönündeki beyanlarının sözlü değil yazılı olarak alınması gereklidir.

Yunanistan’ın 1974’de askeri kanadından çıkıp, 1980’de Rogers Planı’na güvenerek Türkiye’nin veto kararını çekmesiyle NATO’ya geri dönüşünde hata yapıldığını her seferinde ifade ediyorsak, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelikleri konusunda verilecek kararda da tarihi bir yüzleşmeyle karşı karşıya olduğumuzu unutmadan tüm Türkiye’nin yararına olacak şekilde hareket edilmesi hayati önemi haizdir. Ayrıca, NATO’ya üye olmak isteyen Finlandiya ve İsveç için verilecek kararın, her fırsatta Türkiye karşıtı politikalar konusunda olan Fransa’nın 2009 yılında NATO’nun askeri kanadına dönüşüne verilen destek gibi olmaması en büyük beklentimizdir.

Türkiye-NATO ilişkileri ve NATO’nun genişleme kararı

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

8 Yorum

  1. 1 ay önce

    Paşam, NATO’nun ABD’nin emir kulu bir örgüt olduğu düşüncesi yanlıştır demişsiniz ama bu yaşıma kadar onların çıkarları ve planları dışında hareket ettiğini şahsen görmedim. Sanki biraz “aman Nato da kalalım!” türünden bir yazı gibi geldi bana? Saygılar.

  2. 1 ay önce

    Demek ki nato’dan çıkmayalım demek ile natoculuk yapmak aynı şeyler değilmiş. Çok güzel yazı. Elinize sağlık Komutan’ım…

  3. 1 ay önce

    NATO içinde kalarak NATOnun Türkiyeye saldırmasını veto etmek savunulabilir ama bu diğer üyelerin NATO dışında bize düşmanca eylemler yapmasını engellemedi. Biz de aynı yöntemi kullanmalıyız, başlangıç olarak hedef tahtası olmamak için nükleer silahlarından kurtulmalıyız..

  4. 1 ay önce

    Saygıdeğer Komutanım, nato ile ilişkilerimizin olumlu, olumsuz yanlarını çok güzel özetlemişsiniz. Sağolun varolun. Bende uzun uzadıya bir şeyler eklemek isterdim ancak çok kısa yazmamın daha doğru olacağını düşündüm. Batı, Osmanlı’ ya karşı 1. Dünya savaşında ilan ettiği savaşı Cumhuriyetimiz döneminde de sinsice, alçakça devam ettirmiştir. Ve bugün durumumuz 1919′ dan çok çok daha iyidir. Biz cesaretle, bize karşı açılan bu savaşı kabullenmemiz, savaşmamız gerekiyor. Evet yaralanırız ama ölmeyiz, acı çekeriz (zaten çekiyoruz) ama gelecek kuşaklar varlıklı, özgür bir ülkede başları dik, onurlarıyla yaşarlar. Saygılarımla…

  5. 1 ay önce

    Sevgili Beyazıt Paşamız’dan aşşağıdaki suallere netlik getirmesini ve bizleri aydınlatmasını arz ediyorum. Fransa ve Yunanistan NATO’ya geri dönmek istediklerinde Türkiye yeterince düşünmeden buyursunlar ikisininde başımızın üstünde yeri var gibi sammîmi bir müttefik davranışı göstermişti. Bugün Fransa, Yunanistan, ABD gibi ismen müttefik olduğumuz ülkeler Türkiye karşıtı politika olarak PKK’ya destek, FETÖ’ye destek, bize silah ambargoları, mültecîleri tutmamız için para yardımı vaad edip yerine getirmemek, zavallı mültecîlerin lastik botlarını delip kadın, çocuk demeden denizde boğmak gibi bize ve mâsumlara ellerinden gelen her kötülüğü yapıyorlar. Son günlerde Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan ABD kongresinde Kıbrıs adamızın tamâmına sâhip olmak ve ABD’nin bize F16 ambargosu yapmasını istiyor. 741 Kore şehidimiz’in ve 2000 den fazla gâzimiz’in kanları ile desteklemiş olduğumuz NATO’dan şıp diye ayrılmak tabiki stratejik bir intihar olur.
    Sayın Paşamıza arz ettiğim sualim :
    29-30 Hazîran NATO toplantısına Türkiye, bir liste ile gitmelimidir? Bu listede NATO üyelerinin birbirlerine silah ambargosu uygulamak, bâzı kânunsuz organizasyonları hem terörist îlan etmek hemde desteklemek vs gibi maddeler bulunmalımıdır? Bu listedeki maddelerin “binlerce sahifelik NATO örgütsel kurallarına” ilâve edilmesi talep edilmelimidir? Bu talep kabul edilmezse önerimizin 30 NATO üyesinin oylamasına sunulması talep edilmelimidir? En önemlisi, üye olmak isteyen iki yeni devletin onayımızı almak için listemizdeki davranışlara son vermeleri dayatılmalımıdır?
    Uzun oldu ama çok teşekkür ederim Sayın Beyazıt Paşam.

  6. 1 ay önce

    Sayın editör, sizleri tanımama yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim.

  7. 1 ay önce

    İktisatta kaybedenin diplomaside veya kumarda kazanma şansı, tabii, yok.
    Muz yiyen Afgan göçmenlerle uğraşmayı bırakıp İstanbul’a göçle gelenleri “memleketlerine” dönmeye tatlı dille ikna edersek, 1950 öncesinde tahıl ambarı olan Türkiye’yi ve onun köylüsünü, gıda krizleriyle sarsılıp duracak olan 21. yüzyılın efendisi haline getirebilir, diplomasi masasında ondan sonra efendi gibi söz alabiliriz.

    Cevapla
  8. 1 ay önce

    Nato da hemen her şeyi veto ederek örgütün kendisini fesh etmesini sağlayabiliriz, dünyaya bir faydamız olur. Gerçi dediğiniz gibi ve pratikte Irak ve Suriye de uyguladıkları gibi Abd öncülüğündeki koalisyon, DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu vs adlar ile NATO yu bypass edip Nato imkanlarıyla dünyayı kana boğuyorlar.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!