Türkiye’de vergi adaletsizliği

Türkiye’de vergi adaletsizliği

2018 yılına dair bütçe gelirleri kesin hesap cetveli Meclis’e sunuldu. Rapora göre, tahakkuk eden bütçe gelirlerinin yüzde 41’i (GSYİH’nin yüzde 15’ine yakın kısmı) tahsil edilememiş!

Devlet halktan vergi toplayıp, karşılığında piyasaya bırakılsa talebi karşılamakta yetersiz kalacak temel mal ve hizmetleri sağlamakla yükümlüdür. Güvenlik, savunma, altyapı, çevre, gıda güvenliği, eğitim, sağlık, işsizlik güvencesi  geleneksel olarak devletin sağlaması beklenen kamu hizmetleridir. Vergi gelirleri, dünyanın yaklaşık yarısında toplam kamu gelirlerinin yüzde 80’ine yakınını oluşturmakta.[1]

Toplanan verginin GSYİH içindeki payı ise, Türkiye’de, 1980’lerden bu yana neredeyse iki katına çıkmasına rağmen, 2017 itibarıyla sadece yüzde 25 seviyesinde iken, bu oran, mesela Fransa’da yüzde 46.2, İsveç’de ise yüzde 44.2. 2000’lerde düşen enflasyonun vergi toplamada kolaylık sağlamış olması beklenirken, bu karşılaştırmalar, vergi toplama konusunda Türkiye’nin hâlâ çok yol alması gerektiğini göstermekte.

Vergi toplamadaki zafiyet, kamu hizmetlerindeki yetersizlikler yoluyla özel sektör borçluluğunun da sebepleri arasında; zira, örneğin kamu hizmeti olması gereken eğitim yerine halk giderek daha fazla paralı eğitime yönelmek ve bunun için de borçlanmak zorunda kalmakta. Kamu eğitimi kalitesi ve/veya yaygınlığı azalırken hane halkı borçluluğunun artışı bu tesbiti desteklemektedir. Genel olarak, Türkiye’de kamu harcamaları yaklaşık 2018 itıbarıyla GSYİH’nın yüzde 13’i ile OECD ortalaması olan yüzde 19’un önemli ölçüde altında (kaynak: data.OECD.org).

Vergi toplamadaki etkinliğin, mükelleflerin aldığı kamu hizmetinin miktar ve kalitesine de bağlı olduğu düşünülürse, normal şartlarda kamunun talepleri doğrultusunda mal ve hizmet sağlayan bir devlet yapısının vergi gelirlerini artırması beklenir. Sosyal devletin geçerli olduğu Avrupa ülkelerinde yüksek vergi toplama oranı bu argümanı desteklemektedir (vergi gelirlerinde OECD ortalaması GSYİH’nın yüzde 35’i civarı iken bu oran 2000’ler boyunca Türkiye’de sadece yüzde 25 düzeyinde kalmış). Sağlanan hizmetin talepleri karşılamaması durumu, ve özellikle de keyfi ve kayırmacı vergi afları, ise vergi kaçırmaya teşvik edici sebeplerdir. Belediyeler Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanı talimatıyla vergiden muaf tutulan cemaat ve vakıflara aktarılan kamu kaynaklarının kamu hizmeti sağlamaması yanı sıra, seçili firmalara tanınan vergi afları da Türkiye’de vergi adaletine ve tahsilat sorunlarına işaret etmektedir.

VERGİ ADALETİ YOK

Vergi türleri de, vergi toplamadaki etkinliği etkiler. Vergi gelirin kaynağından ve artan gelirin düzeyiyle artan oranda alınırsa adil, harcamadan alındığı durumda ise özellikle de gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde adaletsizdir.

Orta gelir grubundaki ülkelerde gelir vergisinin toplam vergilere oranı ortalamada yüzde 45, yüksek gelir grubundaki ülkelerde de bu oran yüzde 65 iken (IMF,2004), Türkiye’de ise, 2018 itibarıyla verginin ancak yaklaşık yüzde 35’i gelirden, gerisi harcamadan toplanmaktadır (ourworldindata.com).

Yani vergi adaleti konusunda almamız gereken yol da toplam vergi gelirinde alacağımız yol ile orantılı görünmektedir. Bu bağlamda, vergi reform taslağındaki “artan gelir dilimi sayısına göre vergi artışı” ve “değerli konut vergisi”, uzmanlarına danışılarak tasarlanıp uygulamaya konması durumunda, olumlu girişimler olarak görünmektedir.

Yukarıda irdelenen tüm yönlerinin yanı sıra, vergi toplamada başarının ön şartı tabii ki istikrarlı büyümedir. Son bir yıldır iş arayan genç işsizliğinin (TÜİK’in dar ölçüm yöntemine göre) yüzde 20’ye yaklaşması, artan yapısal işssizlik sorununa işaret etmektedir. Yapısal işsizlik artışına çare olacak planlı sürdürülebilir büyüme ve adil kaynak dağılımı sağlanmadıkça, kamu hizmeti ve kamu, özel ve cari açıklara dair sorunların çözülebilmesi de olası değildir.

[1]  ourworldindata.org.