Türkiye’ye kurulan demografik tuzak: Tehlike çok büyük

featured

Mustafa Özbey yazdı…

Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, resmî ziyareti sonrası yapılan basın toplantısında; insan hakları, hukukun üstünlüğü, Yunanistan’a karşı kışkırtıcı (!) eylemleri, Doğu Akdeniz, Irak ve Suriye ve Ermenistan’a karşı yapıcı olmayan (!)tutumu nedeniyle, aklınca Türkiye’yi bir güzel fırçalamış… Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da, verdiği cevaplarla Alman Bakanı bir güzel benzetmiş (!)…

Ziyaretin diplomatik magazin kısmı böyle. Batıdan gelen resmî ziyaretlerin basın toplantılarının değişmeyen bu şablonuna alıştık. Bu söylemlerle taraflar, bilinen tutumların değişmeyeceğini çok iyi bilmelerine rağmen, kayıtlara geçsin diye tekrar edip dururlar.

Benim üzerinde duracağım konu ise Alman Bakanın şu sözleri:

” Türkiye’ye teşekkür borçluyuz. Bu kadar çok insanı kabul etmeniz çok etkileyici. 4 milyon mültecinin güvenle yaşaması, çok önemli”…

Bu kadarı eleştiri ardından yapılan bu övgünün nedenini irdeleyerek bazı somut sonuçlara ulaşmak, Avrupa’nın Türkiye ile ilgili kalıcı göçmen politika ve niyetini anlamamızı kolaylaştıracaktır.

Önce bazı verileri paylaşalım

Aşağıda, Avrupa Birliği, Rusya ve Türkiye’deki doğurganlık oranları yer alıyor:

AB 2020 %1.5

Rusya 2019 %1,5

Türkiye 2021 %1,70

Suriyeli 2022 %5,3

Verilerin çabuk değerlendirmesinde hemen şu sonuçlara ulaşılıyor; Avrupa süratle yaşlanıyor ve doğurganlık ve nüfus azalıyor. Rusya’da durum daha da kötü. Doğurganlık azaldığı gibi, son nüfus sayımında bir milyon kişilik bir azalma var.

Artan nüfus ise Müslüman ve Rus ırkından olmayanlarda gözleniyor.

Rusya’nın dışarıdan göç alarak demografik sorununa çare bulmak yerine, geniş coğrafyasındaki farkı din ve ırkları, ayrılıkçı değil, Rusya’ya hizmet eden asli toplumlar halinde örgütlemesi beklenmelidir.

AB ve Rusya’daki demografik gidiş, panik yaratmamak için siyasilerin gündemine pek girmemekle birlikte, çözümü olmayan en yıkıcı stratejik sorun olarak her geçen gün daha da katılaşıyor.

AB’nde salgın sonrası, yaşamı altüst eden insan kaynakları sorunları, uykudaki dev demografik çöküşü hatırlatan küçük bir uyarı sayılmalı. Yakın zamanda Avrupa’ya yolculuk yapanların ortak yorumu, bir zamanlar saat dakikliği ile işleyen sistemin, tel tel dökülmekte olduğudur.

Avrupa’da hava, tren, kara ulaşımı, limanlardaki yük elleçleme işlemleri, hizmet sektörü büyük tıkanıklıklar yaşıyor.

Almanya’nın, hava alanlarında çalışacak kişileri istihdam etmek için acil iş daveti yapması, Avrupa’nın gözünü diktiği Türkiye’deki yüksek nitelikli iş gücü kadar, teknik orta sınıf iş gücüne de kapılarını açmaya mecbur olacağı gerçeğinin itirafı gibidir.

Ancak Avrupa Birliği için bu dev sorun can yakıcı ve çözümü çok zor, üye ülkeler arasında ortak politika yaratmanın ise, çok güç olacağı şimdiden anlaşılmaktadır.

Avrupa’da çözümü zorlaştıran kök neden, yaşlı kıtayı tutsak alan radikal ırkçı kirlenmedir. Avrupa’da her geçen gün artacak işgücü açığını, kalıcı göç almadan kapatması nerede ise imkânsızdır. Ancak hem göçmen karşıtı olup, hem de kıtanın artan işgücü talebine ırkçı bir yaklaşımla bakmak çözüm yollarını tıkamaktadır.

Ukrayna Rusya Savaşından hemen sonra Ukraynalı göçmenlere “sarışın ve Hristiyan” diye kapılarını sonuna kadar açan ırkçı ayrımcı zihniyet, Avrupa’nın şoven bakışının itirafı gibidir.

Bu genel bilgi paylaşımından sonra, Alman Dışişleri Bakanının 4 milyon Suriyeli göçmen ile ilgili ve hele bunların (Türkiye’de) güvenle yaşaması için teşekkür etme sözünü yorumlamaya gelirsek, dilinin altındaki niyet çok açıktır:

Avrupa Birliği, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrikalı Müslüman ve vasıfsız kitleler için Türkiye’yi bir depo olarak hazırlayıp teşvik edecek, Türkiye’deki yüksek ve teknik orta sınıf iş gücünü ise, aşamalı olarak Avrupa’da istihdam edecek. Böylece, Türkiye’nin demografik yapısını Türk kimliğinden; Arap ve Orta Asya din radikalizmine eğilimli vasıfsız kitlelerle dönüştürerek, bir taşla birden çok kuş vuracaktır.

Türkiye’yi yönetenler ve muhalefetteki bazı siyasi kadrolar, bu basit denklemi göremedikleri gibi; ensar, din kardeşi narkozu ile Batı’nın kurduğu tuzağa hizmet etmeyi kutsal din görevinin bir gereği olarak yorumlayacak kadar, aymazlık içindedirler.

Özetlersek;

İnsan ömrü üç aşamalıdır. Doğumdan iş gücüne katıldığı döneme kadar olan, çocuğa ailenin ve devletin yatırım yaptığı dönem.

Yetişen kişinin, iş dünyasına girerek ürün, emek, katma değer yarattığı dönem.

Bu kişinin emeklilik çağında, emeğinin karşılığı olarak hakkettiği emeklilik gelirleri ile yaşayacağı son dönem…

Vasıflı insan kaynağı göçü veren ülkeler, bireylere yaptıkları çok değerli aile ve devlet yatırımlarını hiç maliyet ödememiş ülkelere gitmesi ile büyük bir varlık kaybı yaşarken, göç alan ülkeler ise sıfır maliyetle büyük bir varlık transferi yapmanın avantajına sahip olurlar.

Türkiye, kurulan bu tuzağı göremediği gibi, ülkeden kaçışı âdeta teşvik eden tutumu ile kendi ayağına kurşun sıkmaktadır.

Türkiye’de doğurganlık önemli ölçüde azalırken (2001 yılında %2,38), kontrolsüz girişler ile 7/9 milyon yabancı ülkemizi âdeta işgal etmiş durumdadır. Suriyelilerin doğurganlık oranının %5,3 olmasının Türkiye’nin geleceği ve bekası için ne büyük sorunlar yaratacağını hayal etmenizi dilerim… Devlet yetkilileri Türkiye’de 700 000 Suriyeli bebek doğduğunu müjdelerken (!), sığınmacılara özel ayrıcalıklar tanıyıp, kendi öz vatandaşlarına negatif ayrımcılık yapan uygulamalarla, mantık sahibi herkesi hayretler içinde bırakıyor.

Bir yandan sistematik şekilde Türk kimliği ve kültürü yok edilirken, yerine baskın bir Arap dil ve kültürü dayatılmaya çalışılıyor…

Bu durum, kesinlikle sürdürülebilir değildir. Irk, dil, kültür; dayatma ve emirle değiştirilemez, dönüştürülemez. Hatada ısrar edilirse, Türkiye çok can yakıcı sosyal patlama ve iç çatışmalara gebe bir ortama, Batı’nın stratejik planı ve kendi açıklanamaz tutumu ile sürüklenmiş olur…

Türkiye’de yaşanmakta olan sıradan bir beyin göçü konusu değil, aynı zamanda, bunu anlamayanlar için de, beyin ölümü olarak yorumlanmalıdır.

Türkiye’nin geleceğine yerleştirilmiş saatli bomba çalışmaya başlamış olup, zaman azalmaktadır.

Türkiye’ye kurulan demografik tuzak: Tehlike çok büyük

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

11 Yorum

  1. 3 hafta önce

    Ciddi bir tehlikeyi tarihe not düşmüşsün,kutlarım

  2. 3 hafta önce

    ABD ve AB nin acikladiginiz uygulamalari Turkiye icin zararli ve dusmancadir. Iktidar ve muhalefet ,Zafer Partisi disinda aymazlik icinde gorunmete ne yazik ki.

  3. 3 hafta önce

    Tehlikeyi ilk ortaya atan Zafer Partisidir. Tehlikeden kurtulmak istiyorsanız önce onu GÖRMENİZ gerekir. Sorunu görmek için de ümmetçi değil, milliyetçi olmak gerekiyor. İktidarın milliyetçi kanadının konuda herhangi siyasi ağırlığı olmadığı görülüyor. Geciktikçe sorun kemikleşecek ve çözüm sancılı olacaktır. Bu arada verilen doğum oranı yüzdeleri aile başına çocuk ortalamasını veriyorsa, bu oranın %2 nin altında olması (yani Türkiye’nin de) nüfusun yaşlanacağı ve azalacağı anlamına gelir.

  4. 2 hafta önce

    Sevgili büyüklerim; boşa yazıp ciziyorsunuz..Türk Milleti başına çok büyük felaket gelmediği sürece sabit fikrinden vazgeçmez, strateji, beka, kültür yozlaşması ve dil değişimi gibi kavramları bilir, anlamlarını idrak edemez, anlayamaz..yine gidip klasik yoz merkez partilere oyunu verir, çekilir kenara..benim fikrim bu felaketi hizlandirmali ve atlatmak için hazirlanmaliyiz, elbette devlet ve millet olarak…herkes evini barkini sağlama almali

  5. 2 hafta önce

    Kaç yıldır bu yazıda yazılanları ben dostlarıma söylüyorum. Ama bu sığınmacıları bize karşı kullananlar kullanmamızın yolu var , ama şeriatçı devlette gayret yok. Mesela, bu sığınmacılar arasında türkü seven veya Türkmen soylu olanlar var , onları mit tesbit etsin ve Suriyeli toplumun arasında ekonomik bilim ve siyasi söz sahibi etsin ve bu toplumlara türk lehine şekil versin. On sene sonra bunlar Suriye devletinde yerleşir ve biz kuzey Suriye ve Irak’ı alırız. Zaten batı bozim aleyhimize aynı sistemi kullanıyor. Birde doğuda görmek istemediğiniz güney Azerbaycan var, eğer güney Azerbaycan asimilasyondan kurtulsa ve İran’dan ayrılsa , Türkiye Güney Azerbaycan ve kuzey Azerbaycan birleşir ve dev bir devlet kurur. Bunları uygulayacak Atatürk istiyoruz.

  6. 2 hafta önce

    Gaflet yoksa ihanet var.

  7. 2 hafta önce

    uyutulmuş Türk Halkının boğazındaki narkoz tüpünü çekecek irade maalesef ortada yok.

  8. 2 hafta önce

    Allah sonumuzu hayretsin. Demem o ki vatan aleyhine bile isteye yanlış yapanın iki yakası bir araya gelmesin. Bilmeden yanlış yapanı da tez zamanda koltugundan etsin inşallah.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!