Türklük, Şah İsmail’in sevdasıydı

Türklük, Şah İsmail’in sevdasıydı

ŞAH İSMAİL KİMDİR?

Şah İsmail, 16. yüzyılda İran’ı, Azerbaycan merkezli bir Türk devleti olarak yapılandıran büyük Türk hakanıdır. 17 Temmuz 1487 tarihinde Erdebil’de doğdu. Abisi Sultan Ali, Akkoyunlu varisi Rüstem Mirza’nın askerleri karşısında hayatını kaybedince 7 yaşında Safevi Tarikatının başına geçti (1494). Akkoyunlu tehdidi karşısında bir süre Erdebil’de saklandı. Çember daralınca yanındaki yedi Kızılbaş beyi ile Lahican’a sığındı. Beş yıl boyunca burada saklandı. Mevlana Şemse’d-din Lahicî’den Arapça ve Farsçanın yanında Kur’an okumasını öğrendi. Lahican Sûfîleri’nden (yedi Kızılbaş beyi) tarikat ve savaş eğitimini aldı. On iki yaşına geldiğinde devlet kurmak amacıyla Lahican’dan çıktı (Ağustos 1499). Şirvan’da, Bakü’de, Şurur’da kazandığı parlak zaferlerden sonra Tebriz’i aldı (1502). Daha on dört yaşında bir çocukken kaynaklarda “Devlet-i Kızılbaş” yahut “Devlet-i Haydarî” de denilen Safevi Devletini kurdu. On İki İmam adına hutbe okutup para kestirdi. Tayinleri yaptı. On İki İmam Şiîliğini (Caferilik), devletinin resmî mezhebi ilan etti. Kızılbaş tacını kullanmayı emredince bütün erkekler Kızılbaş tacı giymeye başladı. İran, Kızılbaş ülkesi adını aldı. Osmanlı sultanı Sultan Selim ile Çaldıran’da karşı karşıya gelinceye kadar giriştiği bütün savaşlardan galip çıktı. Devletinin sınırlarını Fırat ile Seyhun nehirlerine kadar genişletti. Çaldıran Savaşından sonra daha ılımlı bir yol izledi. Fiili olarak hiçbir savaşa katılmadı. Vefat ettiği 24 Mayıs 1524 tarihine kadar ülkesinin birliği ve kalkınması için çalıştı.

Şah İsmail’in iki sevdası vardı. İlki Ehlibeyt ve On İki İmam, ikincisi Türkmenlik. Biz bu yazımızda onun ikinci sevdasına yani Türklük bilincini mercek altına alacağız. Türkçe konuşan, Türkçe yazan, Türkçe yaşayan bu büyük Türk hakanının eserlerinde Türklere ve diğer halklara bakışını izah etmeye çalışacağız.

ŞAH İSMAİL’İN ESERLERİ NELERDİR?

Şah İsmail, bir devlet adamı olmasının yanında çağının güçlü şairleri arasında yer almaktadır. Şah İsmail’in eserlerinin daha hayatta iken mi, yoksa o vefat ettikten sonra mı bir araya getirildiği hususu açık değildir. Fakat onun;

“Ey Hatâî fikr-i bikrin eylerim eş’are sarf

Dutdı irfan meclisin defterle divân şimdiden” 

beytinden hareketle, daha hayatta iken şiirlerinin bir araya getirildiği düşünülmektedir. Şah İsmail’in eserlerinin müellif nüshası yoktur. Yani bizzat Şah İsmail tarafından kaleme alınan herhangi bir nüsha bulunamamıştır.

Eldeki bilgilere göre; ilk defa Şah İsmail’in eserleri, vefatından on bir yıl sonra oğlu Şah Tahmasb’ın emri ile bir araya getirilmiştir. Toplayan kişi Şah İsmail’in saray katibi ve Şah Tahmasb’ın da saray erkanından olan Mahmud Nişaburî’dir. 1535 yılında yazılan bu nüsha, hâlen Özbekistan Taşkent İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü kütüphanesi el yazmaları bölümünde muhafaza edilmektedir. Bu nüsha, Taşkent nüshası olarak da bilinmektedir.

Şah İsmail’in eserlerinin başka nüshaları da vardır. Dünya kütüphanelerinde ondan fazla (Cevanşir-Necef, on üç tane daha yazma hakkında bilgi veriyor) yazması bulunmaktadır. 1541 yılında yazılan bir nüsha, Paris Milli Kütüphanesi el yazmaları bölümündedir. 1545 yılında yazılan bir nüsha ise Tebriz Sultan Gurrai kütüphanesindedir. Bunların dışında başka nüshaları da mevcuttur: Paris’te, Tebriz’de, İstanbul’da, Berlin’de, Tahran’da Britanya’da, Erdebil’de Vatikan’da ve Mezar-ı Şerif’te.

Şah İsmail’in günümüze üç tane eseri ulaşmıştır.

Şah İsmail’in birinci ve en önemli eseri Divân’ıdır. Tükçe yazılmıştır. En hacimli eseri de budur. Farklı yazmalar üzerinden yapılan çapraz doğrulamalarla Şah İsmail’in Divân’ının birçok baskısı yapılmıştır. Şah İsmail’in bütün eserleri; Türkiye Türkçesinde Babek Cavanşir ile Ekber N. Necef tarafından yapılan baskı akademik düzeydedir. Ancak Türkiye Türkçesinde yapılan en önemli çalışma, Prof. Dr. Muhsin Macit’e aittir ve tenkitli olarak yapılmıştır. Fakat bu çalışma sadece Divân’ı kapsamaktadır. Divân’da; gazel, kaside, rubai, terci-i bend, murabba, kıta, tuyuğ, koşma, geraylı, varsağı, bayatlı vb. şiir türleri bulunmaktadır.

İkinci eseri Dehname (On Mektup) adını taşımaktadır. Türkçe yazılan Dehname, bir aşk mesnevisidir. Eser; Allah’a hamd eden bir şiirle başlar, bir tevhidle devam eder. Hazreti Muhammed’i öven bir naatı, Hazreti Ali’nin menkıbelerini anlattığı bir başka şiir takip eder. Sonraki şiirde tevhid, nübüvvet ve velayet inançlarını tek başlıkta anlatır. On İki İmam’ı anlattığı bir başka şiirden sonra konuya girer.

Şah İsmail’in üçüncü ve son eseri mesnevi şeklinde kaleme alınan Nasihatname’dir. Şah İsmail’in fikrî yapısını yansıtan bu kısa eser, dinî ve sosyal konular içerir. Türkçe yazılmıştır.

Şah İsmail’in Farsça şiirler yazdığı bazı kaynaklarda ifade edilmiş ve birkaç kıtalık bazı kısa örnekler aktarılmıştır. Günümüze sadece Farsça yazılmış birkaç kısa gazeli ve birkaç kıtalık şiiri ulaşmıştır. Onun Farsça şiirleri hakkında bilgimiz de yalnız bu kısa örneklerden ibarettir. Şah İsmail’in Arapça şiir yazdığına dair herhangi bir bilgiye ise sahip değiliz. Sadece Dehnâme’nin ikinci mektubunda Arapça bir kıta vardır ve bu kıtanın da ona ait olup olmadığı belli değildir.

Şah İsmail, Anadolu’da ve çevre bölgelerde büyük bir Hatâî rüzgârı yaratmıştır. Birçok şair, onun mahlasını kullanmıştır. Cân Hatâyî, Derdimend Hatâyî, Derviş Hatâyî, Kul Hatâyî, Pîr Hatâyî, Sultân Hatâyî, Şâh Hatâyî gibi mahlaslar birçok âşık tarafından kullanılmıştır. Bu nedenle Şah İsmail’den başka Hatayîlerin şiirlerini çalışmamıza almadık.

ŞAH İSMAİL’İN ŞİİRLERİNDE ARAPLAR

Şah İsmail kendi eserlerinde soyunu, tıpkı Safevî kaynaklarında olduğu gibi, iki kökene dayandırmıştır. Bunlardan birincisi ocakzadelik yani seyyidliktir. Yani İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’e bağlamaktadır soyunu. Şah İsmail, bir şiirinde Seyyidliğine sahip çıkmış ve şöyle demiştir:

“Anamdur Fatıma atam Ali’dur

Bu On İki İmam’ın perveriyem.”

(Hz. Fatıma anam ve Hz. Ali atamdır. Ben On İki İmam’ın takipçisiyim.)

Bunun yanında Şah İsmail’in Orta Çağ anlayışını aşan bir Türklük bilincine sahip olduğu fark edilmektedir. O, kendisini tartışmaya bırakmayacak şekilde Türk ve Türkmen olarak görmektedir.

Mesela bir şiirinde şöyle demektedir, Şah İsmail:

“Yetdükce tükenür Arab’un kûy u meskeni,

Bağdad içinde her nece kim Türkman kopar”

Yani Şah İsmail, günümüz Türkçesi ile şöyle demektedir: “Arapların yerleşim yeri tükenmektedir. Çünkü Bağdat’ta Türkmenler ortaya çıkmaktadır.”

Bu beyitte ilginç olan şudur: Şah İsmail, Araplara karşı olumsuz bir tavır sergilerken Türkmenliği yüceltmiştir. Oysa Anamdur Fatıma, atam Ali’dur diyen birinin Araplara karşı olumsuz cümleler kurmasının izaha ihtiyacı vardır. Kanaatimizce; bunun açıklaması Alevî ocaklarının oluşumunda yatmaktadır. “Anası Fatıma, atası Ali” olan kişinin bu tavrı, çapraz evlilikler yaparak Türk kitleler arasında Türkleşen Hazreti Ali evlatlarının tavrından başka bir şey değildir.

Şah İsmail’in şiirlerinde dikkat çeken bir diğer unsur da Mevali kimliğinin yüceltilmesidir. Arap ırkçılığının diğer halkları ifade için kullandığı mevali sanı, Şah İsmail’in dilinde yüce bir unvana dönüşmüştür. Ancak onun şiirlerinde Mevali kimliğinin bir yönü de mezhebe bakmaktadır.

Şah İsmail Hatâî, Araplığa karşı mevali kimliğini yüceltmiş, defalarca mevali olduğunu söylemiştir:

“Hatâî’yem, mevali, ehl-i tevhid,

Ali’nin kenber’inün kenberi’yüz.”

(Mevali ve tevhid ehli olan Hatâî, Hz. Ali’nin hizmetçisi (yardımcısı) olan Kanber’in hizmetçisidir.)

Hüseyni mezhebem men din içinde,

Mevali olanun men reh-beriyem.

(Ben din içinde Hz. Hüseyin’in yolunu izliyorum. Mevali olanın rehberiyim.)

“Mevali mezhebem, şahun yolında,

Müselmanam deyana reh-berem men.”

(Şah’ın (Hz. Ali) yolunda mevali olan ve Müslümanım diyenlerin rehberiyim ben.)

“Ey mevaliler bilün sahib-zamanun devrüdür,

Çalaram kılıncı men sahib-zamanun aşkına.”

(Ey mevaliler, Sahib-i Zaman’ın (İmam Mehdi’nin) devri olduğunu bilin. Ben kılıcımı Sahib-i Zaman aşkına çalıyorum.)

“Men mevali mezhebem, râhım Ali’dür.”

(Ben mevaliyim ve yolum Hz. Ali’dir.)

ŞAH İSMAİL’İN ŞİİRLERİNDE ACEMLER

Acem, bilindiği üzere Arapların Arap olmayanlara ve özellikle İranlılara verdikleri isimdir. Osmanlı devrinde de İrani halklar için bu isim kullanılmıştır. Onun şiirlerinde Araplar gibi Acemlere, yani İrani halklara da “öteki”lik payı düşmüştür. Sözün ustası Şah İsmail bu durumu aşağıdaki beytiyle vurgulamaktadır:

“Şirvan halâyıkı kamu Tebriz’e daşına,

Mülk-i Acem sorar ki, kıyamet kaçan kopar?”

Şah İsmail, günümüz Türkçesi ile şöyle demektedir: “Şirvan halkı hepsi Tebriz’e bağlanırsa, Acem mülkü kıyametin ne zaman kopacağını anlar.” Neden Tebriz? Çünkü Tebriz, öncesinde Akkoyunlu sonrasında ise Kızılbaş devletlerinin başkenti olarak Türklüğün sembolü bir şehirdir.

ŞAH İSMAİL’İN ŞİİRLERİNDE TÜRKLER

Şah İsmail’in eserlerine bir bütün olarak baktığımızda Türklüğe her zaman olumlu anlam yüklediğini görüyoruz. Daha önce Arap ve Acem kimliklerine karşı Türk kimliğini yücelttiğini görmüştük. Şah İsmail, Türklüğü ve Türkmenliği yüceltmeye devam ediyor:

“Sen ey Türk-i peri peyker, ecaib sün-i Yezdan’san

Görenden berü ruh-sarun, sözüm, Allahu ekber’dir.”

(Sen ey peri vücutlu Türk! Yezdan’ın (Allah’ın) yarattığı olağanüstülüksün. Yüzünü gördüğümden beri Allahu ekber (Allah uludur) derim.”

“Ey Hatâî! Şol Huten Türki saçınun şemmesi,

Nafe-yi sehraya saldı belki misk ü enberi!?”

(Ey Hatâî! Şu Hoten Türklerine ait saçının bir parçası misk kesesinin içindeki güzel kokuyu çöllere saldı.)

“Türk-i yağmacı kimi billeh yüküş kan eyledin.”

(Yağmacı Türkler gibi billahi çok kan döktün)

“Söyle kim ol Türk-i mesti nece tir-endaz imiş,

Kim menüm bağrumda andan sed hezaran pare var.”

(Söyle ki, o kendinden geçmiş Türk, iyi okçu imiş, çünkü benim bağrımda ondan yüz tane bin tane parça var.)

“Bes ol ğazeb ile Türk-i tennaz,

Hışm etdi sana be işve vü naz.”

(Yeter o gazap ile herkesle alay eden Türk. Bu işve ve naz önce seni öfkelendirdi.)

“Kıldı, gelüben, ıraktan avaz,

Bend etdi sebanı Türk-i tennaz.”

(Uzaklardan bir avaz geldi ama herkesle gülüp eğlenen Türk, geceyi bu sese bent/set yaptı.)

“Çün yetdi seba o yar katına

Ol Türk-i vefa-güzar katına.”

(Rüzgâr, yârin, o vefa bilen Türk’ün katına çıktı.)

SONUÇ

Hayatından, uygulamalarından ve şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla Şah İsmail Hatâî, Türk/Türkmen kimliğini içselleştirmiş ve Türklüğe her zaman üstün bir paye vermiştir. O, Türk soylu bir ailede doğmuş, Türk kültür havzasında yetişmiş, Türkçe konuşmuş, Türkçe yazmış, devletini Türk devlet geleneği üzerine kurmuş büyük bir Türk hakanıdır. Şah İsmail’in şiirlerinde Türklük, üç özelliği ile ön plana çıkmıştır: hâkimiyet, savaşçılık, güzellik. Şah İsmail de Türk’ün yağmacılığı bile bir erdeme ve güzelliğe dönüşmüştür. Özetle; Şah İsmail’in gönül dünyasında Türklere sevgi, muhabbet ve hükmetmek; diğer halklara da itaat etmek düşmüştür.

KAYNAKLAR

Arslanoğlu, İ., (1992). Şah İsmail Hatâyî ve Anadolu Hatâyîleri. İstanbul: Der.

Cavanşir, B., Necef, E. N., (2006). Şah İsmail Hatâ’î külliyatı. İstanbul: Kaknüs.

Ekinci, M., (2010). Şah İsmail ve İnanç Dünyası. İstanbul: Beyan.

Javanshir, B. (2007). İran’daki Türk boyları ve boy mensubu kişiler (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

Özdemir, A. R., (2018). Türk hakanı: Şah İsmail. Ankara: Kripto.

Şah İsmail (2017). Hatâyî Divanı. Haz.: Muhsin Macit. Ankara: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

 

Dipçe: Bu yazı, “Şah İsmail’in Şiirlerinde Türkler ve Diğer Halklar” başlıklı bildiri metninden üretilmiştir.