Türk'ün İpek Yolu'ndan Çin'in İpek Yolu'na

Türk'ün İpek Yolu'ndan Çin'in İpek Yolu'na

İlkçağ ve Ortaçağ’da kullanılan en önemli ticaret yolunun adıdır İpek Yolu. Yaklaşık 2 bin yıllık bir geçmişi var. Bildiğimiz kadarıyla ilk defa MÖ 2. yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanmış… İşlek olduğu zamanlarda bu ana ticaret yolunun adı İpek Yolu değildi. Yola bu adı, 19. yüzyılda Alman coğrafyacısı Perdinand von Richthofen verdi. Daha sonra bu isim bilim dünyasında yaygınlık kazandı. Biz de bugün bu adı kullanıyoruz.

Bu yerinde verilmiş bir isimdi. Çünkü bu ana ticaret yolu, asıl önemini ipek ticaretinden alıyordu. Elbette sadece ipek ticareti yapılmıyordu bu ticaret yolunda. Akla gelebilecek her şeyin ticareti vardı ama yola karakterini veren ürün, tartışmasız şekilde ipekti.

***

İpek Yolu, Eski Dünya’nın (Asya, Afrika ve Avrupa) en önemli ana ticaret yoluydu. Kabaca Çin ile Orta Doğu ve Batı ülkeleri arasındaki ticaret, bu yol üzerinden yapılıyordu. İpek Yolu’nun karalar üzerindeki ana güzergâhı, Çin'den başlıyordu. Orta Asya ve İran üzerinden Mezopotamya'ya ulaşıyor, Akdeniz kıyısındaki Antakya ve Sur limanlarında sona eriyordu. Oradan da deniz yolu ile Avrupa kıtasına ulaşıyordu.

İpek Yolu, bir tek yol değildi. Onu bir ağ sistemi olarak tanımlamak daha uygun… Bu ana güzergâhın dışında, özellikle kuzey-güney yönlü başka birçok tali güzergâhlar da vardı. Ancak bunlar asla ana güzergâh gibi önemli olmadılar. Ana damar, her zaman varlığını ve tartışmasız üstünlüğünü korudu.

İpek Yolu, sadece karada da değildi. Deniz güzergâhları da vardı. Çin Denizi’nden Basra Körfezi’ne, Kızıldeniz’e giden güzergâhlar olduğu gibi, Akdeniz’in Anadolu ve Afrika kıyılarından Avrupa limanlarına giden kolları da vardı. Bunlar hiçbir zaman kara yolları kadar önemli olamasalar da, dönem dönem önemlerini artırmaya yönelik çabalar eksik olmadı. Ancak tutmadı.

***

İpek Yolu’nun Çin’deki başlangıç yeri Chang'an'dı ve burada her milletten, her dinden insan vardı. Adeta bir festival yeri gibiydi. Çeşitli halklar, çeşitli diller, çeşitli dinler, çeşitli kültürler burada birbiri ile tanışıyordu. Arap tüccarlar bile Emeviler döneminden itibaren Chang’an’da boy göstermeye başladılar. Dinlere ve dillere hoşgörülü davranıldığı Chang’an’da bir Ulu Camii kurulmasından anlaşılıyor. Üstelik Talas savaşından 9 yıl önce, 742 yılında. Para, her farklılığa saygı göstermeyi ve fanatizmi törpülemeyi öğretiyordu insanlığa.

İpekyolu üzerinde birçok şehir kuruldu, var olan şehirler zamanla büyüdü. Buralarda düzenli olarak ticaret yapılıyor, kültürler birbirleri ile kaynaşıyordu. Bu yol üzerinden kültürler, fikirler başka bölgelere yol alıyordu. Hatta kaynaklara göre bir dönem, İran’da Çin elbiseleri giyinmek moda olmuştu.

***

İpek Yolu’nun güvenliği her zaman sorunlu oldu. Sayısız kervan, sayısız kere baskına ve yağmaya uğradı. Uygurlar (IX ve Xl. yüzyıllarda) ve Cengiz Han dönemlerinde, İpek Yolu’nun büyük bölümünde asayiş sağlandı. Bir dönem sonra İpek Yolu’nun büyük kısmı Türklerin eline geçti. Hindistan’da (Pakistan ve Afganistan da dâhil) Babürler (1526-1858), İran’da Safeviler (1501-1736), Anadolu ve Rumeli’de Osmanlılar (1300-1922) İpek Yolu’nun kontrolünü ele aldılar. Özellikle 16. yüzyılda bu yolun Türklerin kontrolünde olması büyük avantaj sağladı.

***

Derken, İpek Yolu’nun sarsılmaz saltanatı, çok kısa bir sürede yerle yeksan oldu. Avrupalı maceraperest gemiciler, yeni denizlere yelken açtılar. Dünyanın gidişatını kökünden değiştirecek keşifler yaptılar. İpek Yolu’nun tahtını yıkacak olan Ümit Burnu keşfettiler.

Büyük Coğrafi Keşifler (15. yüzyılın birinci yarısından 17. yüzyılın ortalarına kadar) olarak bilinen bu keşifler, yeni ticaret yollarının bulunmasına neden oldu. Ve bunlar, İpek Yolu’nun aksine daha güvenliydiler. İnsanın açlığı, doğanın açlığından daha korkunçtu. Denizlerin büyük dalgaları, sayısız halkın yaşadığı karaların tehditlerinden daha tercih edilir oldu. Böylece İpek Yolu, bir süre sonra ölü bir yol durumuna geldi.

***

İpek Yolu, yakın zamana kadar bir rüya olarak kaldı. Sonra bir projeye dönüştü. Yakın zamanda Modern İpek Yolu adlı bir proje, gündeme getirildi. Maksat, ölü bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nu modern araçlarla yeniden diriltmek. Çin’in liderliğinde Tek Kuşak, Tek Yol yani Modern İpek Yolu (The New Silk Road) adıyla gündeme gelen proje için önemli adımlar atıldı.

Proje; Orta Asya Türki Cumhuriyetleri ile Türkiye, İran ve Rusya gibi önemli ülkeler de dâhil olmak üzere toplam 65 ülkeyi kapsıyor. Dünyada toplam 200 kadar ülke olduğu düşünülürse, projenin büyüklüğü ve önemi daha iyi anlaşılır.

Bu proje, biri deniz diğeri kara yolu olmak üzere iki önemli ana yol oluşturulmasını öngörüyor. Kara yolu; Çin’den Xi’an’da başlıyor, Orta Asya’da birçok şehre uğradıktan sonra Tahran, İstanbul ve Moskova’ya da uğrayarak Hollanda’da sona eriyor. Deniz yolu ise; Çin’de Fuzhoi’den başlıyor ve birçok limana uğradıktan sonra Venedik’te sona eriyor.

***

Geçmişin İpek Yolu, bugünün İpek Yolu’ndan daha farklı. Eski İpek Yolu, tek devletin kontrolünde değildi, birden fazla ülke söz sahibiydi. Ne var ki, bugünkü İpek Yolu, Çin’in liderliğinde kuruluyor. Ekonomik bakımdan büyük fırsatlar yaratsa bile, Çin’in liderliğinde hayata geçirilen İpek Yolu’nun iki önemli tehdidi var.

Birincisi, Çin’in ekonomik bakımdan projeye dâhil olan ülkeleri sarmalayacağı endişesi... Zaten projede üstünlük büyük oranda Çin’de... Çünkü proje fikri Çin’e ait olduğu gibi, projelerin büyük kısmını da Çin finanse ediyor. Bu yolla Çin’in projeye dâhil olan ülkelerde ekonomik bakımdan yerleşeceği muhakkak.

İkincisi ise bu ekonomik üstünlükten sonra gelecek nüfus transferi. 1 milyar 400 milyonu aşan nüfusu ile Çin, -Hindistan dışarıda tutulursa- projeye dâhil olan ülkelerin toplamından daha fazla nüfusa sahip. Şimdilik ufukta görünmese de, Çin’in ekonomik olarak bu ülkelerde yerleştikten sonra bu ülkelere nüfus transferi yapması gayet mümkündür. Çin’deki nüfusun fazlalığı dikkate alınırsa, böyle bir nüfus transferi zor değildir. Hatta Çin için birçok avantaj yaratacaktır.

***

Özetle, geçmişte Türklerin elinde olan İpek Yolu ile bugün Çin’in kontrolündeki İpek Yolu birbirinden tamamen farklıdır. Biri gerçek bir ticareti hedeflerken, diğeri güçlü bir yayılma hareketine dönüşecek potansiyele sahiptir. Bu nedenle Türk devlet aklı, modern İpek Yolu’nda yer alırken uzun vadeli muhtemel gelişmeleri dikkate almalıdır. Bu bağlamda kenti sınırları içerisindeki projeleri kendi imkânlarıyla hayata geçirmeli, mülk satışı yapmamalı, Çin’le ticareti (alım-satım) dengede tutmalı ve ileride Çin’den olabilecek nüfus hareketlerini teşvik edecek adımlardan uzak durmalıdır. Son dönemdeki gelişmeleri de dikkate aldığımızda Türkiye’nin demografik yapısı üzerinde daha fazla oynamanın Türk milleti için bir beka meselesi haline geleceği unutulmamalıdır.