Twitter: Amerikan iç savaşında bir kale daha düştü

featured

Emre Köksal yazdı…

Geçtiğimiz hafta Joe Biden, ABD’deki büyük petrol şirketlerini hedef aldı ve onları vurgunculukla suçladı. Ukrayna’daki savaş ile beraber hissedilir boyuta ulaşan hayat pahalılığı konusunda üzerlerine düşeni yapmadıklarını, şirketlerin yöneticileri ve hissedarları önceleyen dar ve bencilce çıkarların ötesine geçip halkı düşünmeleri gerektiğini söyledi: “Bu şirketlerin savaş vurgunculuğunu durdurma zamanı.”

Politikacıların ne dediği kadar ve hatta daha önemli olan bir husus var, neden dediği. “Parmak bir şeyi işaret ederken, parmağa bakan ahmaktır.” Twitter’ın Elon Musk tarafından satın alınmasının gerçekleştiği bugünlerde ABD Başkanı Biden’ın ülkesinin büyük petrol şirketlerini doğrudan karşısına almış olmasını, uzun süredir ABD’deki sermaye odakları arasındaki güç mücadelesini ve bunun küresel siyasete etkisini takip etmeye çalışan biri olarak manidar buldum.

Fransa, İspanya ve Büyük Britanya arasında paylaşılmış ve sömürgeleştirilmiş Kuzey Amerika’da bağımsız bir devlet yaratma fikri ile yola çıkan ABD kurucu iradesi, farklı odakların himayesinde bulunan bölgeleri “bağımsızlaştırabilme” adına sömürgeci ülkelerin aralarındaki çıkar çatışmalarını ayyuka çıkarmaya dayalı, esnek ve zamana yayılmış bir politika izlemiştir. ABD haritasının bugünkü şeklini almasıyla sonuçlanan bu süreç, yüzyılı aşkın bir zaman dilimini kapsar. Dolayısıyla; Amerika Birleşik Devletleri, farklı bağımsızlık süreçleri yaşamış, kısmen farklı ekol ve tarihlere sahip “devlet(state-eyalet)”ler topluluğuna verilen isimdir. Ve yine dolayısıyla; farklı güç odaklarının tesiri altındaki bu “toplama” ülkenin birliği, bağımsız olmasıyla sağlanamamış aksine mücadele daha da keskinleşmiştir.

Bu çift başlılığı, dünya konjonktürünün uygun olduğu dönemlerde kendisi için diplomatik bir avantaja dönüştüren Washington yönetimi, bugün kürenin geldiği yol ayrımında tekrar bir içsavaşın ve bölünme tehlikesinin eşiğindedir. Bu mücadelede iki ana ekolden bahsedebiliriz: Teksas ve Kaliforniya.

Bugün petrol ve silah endüstrisi ile öne çıkan Teksas, 19. Yüzyılın ikinci yarısında ağırlıklı olarak pamuk üretimi ve hayvancılıkla geçinen kırsal bir bölgeydi. Sanayi Devrimi’nin yarattığı endüstriyelleşmiş tekstilin o dönem en temel ihtiyaçlarından olan pamuğu üretmesi, İngiltere’nin geçmişe dayalı bağları olan bu bölgeyle ilişkilerini geliştirmesine yol açtı. Bölge sermayedarlarına pamuk tarlalarında çalışması için Afrika’dan köleler getiriyor, karşılığında da ticaret hususunda çeşitli imtiyazlar elde ediyordu.

Bu durumdan o dönem de bugün de ABD’nin en endüstriyelleşmiş bölgesi olan Kuzey’in sermayedarlar memnun değildi çünkü hem pamuğu kendileri için istiyorlardı, hem de ABD’nin uluslararası çıkarlarının İngiltere ile değil, Avrupa ile yakınlaşmaktan geçtiğine inanıyorlardı. Güney’deki zenginliğin ve gücün temel dayanağı olan köleliğin kaldırılması için uzun süre lobi yürüten Kuzey, Abraham Lincoln’ün 1861’de başkanlık görevine başlamasıyla bu amacına ulaşacaktı.

Yeni başkanın köleliği kaldıracağını deklare etmesinin ardından 11 Güney Eyaleti, bağımsızlık ilanında bulundu ve bu bağımsızlığı tanımayan Kuzey ile 1865’e dek sürecek ve Güney’in mutlak mağlubiyeti ile sonuçlanacak ABD İç Savaşı başladı. Savaşın sonucunda Güney’deki tarımsal ekonomi büyük güç kaybına uğrarken, serbest ve “işsiz” kalacak kölelerin Kuzey eyaletlerine göç etmeleri dolayısıyla işgücüne dayanan ve ona ihtiyaç duyan Kuzey sanayileşmesi ivme kazandı. Dolayısıyla; dört sene süren bu savaşın nihayetinde oluşan bir sermaye transferinden söz etmemiz yanlış olmaz. Fakat mücadele burada bitmeyecekti…

16 Ocak 1920’de ABD’de alkol üretimi, satışı ve nakliyesi yasaklandı. Tarihe “Prohibition Era” olarak geçen ve 1933’e dek sürecek bu yasaklama döneminde yine ABD ekonomik yapısında temelden değişimler gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri içerisindeki güç mücadelesinin bir başka sahası olan Protestan(Güney)-Katolik(Kuzey) ikileminde Protestanların bastırmasıyla alınmış bir karardı ve Katolik kiliseleri tarafından protesto edildi.

Teksas, bugün GSYİH bakımından ABD’nin Kaliforniya’nın ardından en büyük ikinci ekonomisidir. Nüfus bakımından, yine Kaliforniya’nın ardından en kalabalık ikinci eyalettir. 1901’de dönemin en geniş petrol rezervlerinin toprakları içerisinde bulunmasıyla tekrar zenginleşen bölge, 1940’lara gelindiğinde ABD’nin önde gelen petrol üreticisi halini almıştı. Petrol endüstrisinin başarısı ve İkinci Dünya Savaşı’nın ivmelendirdiği askeri sanayi ihtiyacı, Teksas’ın kentleşmesinde önemli bir rol oynadı ve petrol-silah sermayesinin birikimiyle yeniden etkili bir güç odağı haline geldi. 2021 itibariyle ekol bazında Pentagon ile de yakın bağları bulunan Teksas, ihracat bakımından Kaliforniya ve New York’un toplamından daha öndedir.

1848’de James W. Marshall’ın Kaliforniya’da altın madeni keşfetmesiyle beraber, ünlü “Altına Hücum” dönemi başladı. Haberin yayılmasıyla üç yüz bini aşkın kişi bölgeye aktı ve bulunan altınların yarattığı sermaye birikimi, Kaliforniya’nın endüstriyelleşmesinin temelini oluşturdu. Aynı zamanda bu yoğun insan trafiği dolayısıyla bölge bir ticaret merkezi haline geldi ve kurulan kıtalararası telgraf ve kıtalararası demiryolu sistemleri de bu niteliği pekiştirdi. Kaliforniya’nın toplumsal ve kültürel yapısı, erken dönemde sanayileşmiş bir ekonominin liberalizmiyle yoğruldu. Bu kültür ve girişimci sermaye yapısı, bir yüzyıl sonra küresel bir etkiye sahip film endüstrisi Hollywood ve küresel ölçekte bilişimin kalbi sayılan Silikon Vadisi’ni de doğuracaktı.

Tüm bu tarihi veriler ışığında bu iki sermaye yapısının; Küreselleşme ve Liberalizme bakış, mensup oldukları ekoller ve ABD’nin uluslararası politikaları hususlarında keskin bir ayrıma sahip olduğundan söz edebiliriz. Teksas ve Kaliforniya; İngiltere-Avrupa ilişkileri, Rusya-Ukrayna Savaşı, İklim Krizi meselesi ve Çin’e karşı ABD’nin alması gereken tavır gibi meselelerde asla uzlaşamayacak iki farklı ve etkili sermaye yapısına ev sahipliği yapan iki büyük eyalet. Günümüz Amerikan siyasetindeki izdüşümleri ise Trump ve Biden.

Yukarıda bahsi geçen “asla uzlaşılamayacak” meselelerden özellikle İklim Krizi, ayrı bir başlık altında incelenmeyi hak ediyor. Avrupa’nın ve Kaliforniya Sermayesi’nin başını çektiği emisyonu azaltmaya yönelik çalışmalar, etkinliğinin temeli petrol üretimine dayalı Teksas Sermayesi için büyük bir tehdit ihtiva ediyor. Zira; meselenin, bilimsel verilere dayalı yönü bir yana, sermaye savaşlarında bir enstrüman olarak kullanılmaya uygun olmasının asıl nedeni de bu. Dolayısıyla; güç odakları, sermayedarlar ve politikacılar, İklim Krizi konusunda aldıkları tavrı Dünya’nın geleceğine yönelik endişelerine değil, bu mücadeledeki işlevsel konumlanmayı hesaplamaya borçlular. Aynı pandemide olduğu gibi.

Bu perspektif doğrultusunda;

* Facebook, İnstagram ve Whatsapp gibi uygulamaları bünyesinde barındıran Meta’nın kurucusu Mark Zucberger’in Trump’ın başkan seçilmesinin ardından 2018’de suçlanarak kongrede ifadeye çağırılmasını,

* Donald Trump’ın İklim Değişikliği’ne dair harekete geçilmesine gerek olmadığını ifade etmesini ve Paris İklim Anlaşmasından çekilmesini,

* Biden’ın Paris İklim Anlaşması’na seçimi kazandıktan sonra ilk iş olarak geri dönmesini,

* Twitter’ın Trump’ın hesabını kalıcı olarak engellemesini,

* 4 Ekim 2021’de Facebook, İnstagram ve Whatsapp’a küresel bazda 7 saat boyunca ulaşılamamasını,

* Elon Musk’ın “pandemi kısıtlamaları” hususunda Kaliforniya yetkilileriyle anlaşamayıp şirketi Tesla’nın merkezini Kaliforniya’dan Teksas’a taşımasını,

* Teksas valisi Greg Abbott’un “zorbalık” diyerek Covid-19 aşı zorunluluğunu yasaklamasını,

* Elon Musk’ın Trump’ı daha evvel ömür boyu yasaklamış Twitter’ı satın almasını ve “ömürlük” cezaları kaldırmayı planladığını duyurmasını,

ilgili mücadelede atılmış kurşunlar, el değiştirmiş kaleler olarak yorumlayabiliriz. Ek olarak yine bu perspektifte, Rusya-Ukrayna savaşının “İklim Krizi ve Yeşil Enerji” enstrümanının lokomotifi Avrupa Birliği’ni bir enerji kriziyle karşı karşıya bırakması ve silah ticareti yönüyle Teksas Sermayesi’ne ve Avrupa’yı politik ve ekonomik açıdan zayıflatmasıyla İngiltere’ye önemli avantaj sağladığı yorumları da yapılabilir, fakat bu ayrı bir yazının konusu olacaktır.

 

Twitter: Amerikan iç savaşında bir kale daha düştü

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 4 hafta önce

    Hangi eyaletin atom bombası daha fazla?

    Cevapla
  2. 4 hafta önce

    Çok ilginç degerlendirmeler. Yine de Amerikan iç savaşı başlığını “…” içinde okumayı tercih ettim. Daha ötesi bilgimi ve algımı zorluyor.

  3. 4 hafta önce

    Sayın değerli yazar, bence yaptığınız analizde sayın Erdoğan’ın Elon Musk ve Trump ve İngiltere endüstri menşeli olan BAE systems ile olan dostluğu ve iyi ilişkilerini öne alarak ve aynı anda rockfeler petrol şirketleri ve ona bağlı ABD ordusu ve maşası olan Yunanistan ile düşmanlığı öne alarak bir analiz yapın.

  4. 3 hafta önce

    Yazının devamını merakla bekleyeceğiz…

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!