Ukrayna Savaşı’nın 100. günü

Dr. Barış Adıbelli yazdı...

featured

Ukrayna savaşında 100.güne girdiğimiz bugün savaş üzerine tartışmalar halen devam ediyor. Özellikle ABD’de savaşın gidişatı hem siyasette hem de toplumda tartışılıyor. ABD’nin öne gelen gazetelerinden The New York Times yazılarla Biden hükümetinin Ukrayna politikalarını sorgulamaya başladı.

19 Mayıs günü yayınlanan başyazıda The New York Times gazetesi; Rusya ile topyekûn bir savaşa girmek Amerika’nın çıkarına değildir diyerek Biden’a birkaç soru sordu:

ABD, Rusya’yı kalıcı olarak zayıflatmaya mı çalışıyor?

Yönetimin amacı Vladimir Putin’i istikrarsızlaştırmaya mı yoksa onu görevden almaya mı kaydı?

ABD, Putin’i bir savaş suçlusu olarak sorumlu tutmak niyetinde mi? Yoksa amaç daha geniş bir savaştan kaçınmaya çalışmak mı?

Bu soruların ardından da The New York Times yaptığı yorumda şöyle diyor: “Amerikalılar, Ukrayna’nın çektiği acılarla harekete geçti, ancak ABD kıyılarından uzaktaki bir savaşa verilen halk desteği sonsuza kadar devam etmeyecek. Enflasyon, Amerikalı seçmenler için Ukrayna’dan çok daha büyük bir sorun ve küresel gıda ve enerji piyasalarındaki bozulmaların yoğunlaşması muhtemel” diyerek Biden’a bir an ne yapmak istiyorsan yap mesajı gönderiyor; ancak başyazıda Biden yönetiminin net hedefinin olmadığı hala kafaların karışık olduğunu iddia ediyor.

The New York Times biden yönetiminin Ukrayna savaşına ve Rusya’ya yaklaşımının tamamıyla kavgacı bir üslup üzerinden yürüdüğüne dikkat çekerek, yönetimini açıklamalarına işaret ediyor:

Biden’ın Putin’in “iktidarda kalamayacağı” iddiası, Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Rusya’nın “zayıflaması” gerektiği yönündeki yorumu ve Temsilciler Meclisi başkanı Nancy Pelosi’nin “zafer kazanılana kadar” ABD’nin Ukrayna’yı destekleyeceği yönündeki sözü.

The New York Times’a göre bu üslup, müzakereleri ve barışı yaklaştırmıyor aksine uzaklaştırıyor. Zaten ABD’nin bu üslubu da İstanbul görüşmelerindeki barış umudunu da ortadan kaldıran en önemli Faktörlerden birisiydi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun üstü kapalı olarak savaşı isteyen ülkeler var tespiti de ABD’ye işaret etmekteydi.

Yazı, ABD’nin Ukrayna’ya desteği, 21. yüzyılda dünyadaki yerinin bir sınamasıdır tespiti ile sona ermektedir. Bir başka deyişle, bu savaş sizin 21.yüzyıldaki geleceğinizi ve konumunuzu belirleyecek diyor.

Tüm bu sorular ve değerlendirmelere karşı Biden da The New York Times gazetesinde 1 Haziran günü bir makale kaleme alarak yanıt verdi:

“Savaş devam ederken, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu çabalardaki amaçları konusunda net olmak istiyorum. Amerika’nın hedefi açık: Demokratik, bağımsız, egemen ve müreffeh bir Ukrayna’yı, kendisini daha fazla saldırganlığa karşı caydırmak ve savunmak için görmek istiyoruz. ”…Her müzakere sahadaki gerçekleri yansıtır. Ukrayna’ya savaş alanında savaşabilmesi ve müzakere masasında mümkün olan en güçlü pozisyonda olabilmesi için önemli miktarda silah ve mühimmat göndermek için hızla harekete geçtik.”

“Biz NATO ile Rusya arasında bir savaş istemiyoruz. Putin’e ne kadar katılmasam ve eylemlerini bir rezalet olarak görsem de Birleşik Devletler onun Moskova’da devrilmesini sağlamaya çalışmayacaktır.“

“ABD veya müttefiklerimiz saldırıya uğramadığı sürece, ne Amerikan birliklerini Ukrayna’da savaşmak üzere göndererek ne de Rus kuvvetlerine saldırarak bu çatışmaya doğrudan katılmayacağız.”

“Ukrayna’nın sınırlarının ötesine saldırmasını teşvik etmiyoruz veya buna imkan vermiyoruz. Rusya’ya acı çektirmek için savaşı uzatmak istemiyoruz.”

Ve Biden makalesini, “Amerikalılar, Ukrayna halkıyla aynı çizgide kalacak çünkü özgürlüğün özgür olmadığını anlıyoruz. Özgürlük düşmanları masum insanlara zorbalık etmeye ve onları ezmeye çalıştığında her zaman yaptığımız şey buydu ve şimdi yaptığımız da bu. Vladimir Putin bu kadar birlik içinde olacağımızı ya da tepkimizin gücünü beklemiyordu. Yanılmıştı. Önümüzdeki aylarda bocalayacağımızı veya dağılacağımızı umuyorsa, aynı derecede yanılıyor.” diyerek tamamlıyor.

Sonuç olarak Biden, The New York Times gazetesinin sorularına cevap verirken aynı zamanda Ukrayna savaşındaki yol haritasını çizmeye devam ediyor ve Ukrayna zaferi kazanana kadar aynı kararlıkla bu savaşa devam edeceğiz diyor. Bir başka deyişle, uzun bir savaşı da Amerikan kamuoyuna müjdeliyor. Oysa Deneyimli diplomat ve devlet adamı olan Kissinger, Davos’ta iki ay içinde savaşın durdurulmaması halinde sonu felaket olacak demişti. Kissinger böyle söylerken Renkli Devrimlerin mimarı Açık Toplum Enstitüsünün kurucusu Soros’un ise savaşı açıkça desteklemektedir. Savaşın 100. gününde ABD savaş yanlıları ve barış yanlıları arasında bölünmüş durumda.

Biden’ın kaleme aldığı makaledeki görüşlerine rağmen Rus topraklarına kadar erişebilecek füzeleri Ukrayna’ya vermeyi düşündüğünü açıklaması da savaşın seyrini değiştirecek nitelikte bir gelişme olarak görülüyor. Biden yönetimi başından beri savaşı Rus topraklarına taşıma konusunda oldukça istekli. Kissinger, Davos’ta yaptığı konuşmada büyük fotoğrafa işaret ederek savaş böyle giderse sadece Rusya zarar görmeyecek tüm Batı uygarlığının zarar göreceğini ve aradan sıyrılacak tek gücün de Çin olacağını ima etti.

Açıkça, Kissinger, Çin ile mücadele için Hint-Pasifik bölgesinde bir denklem kuracaksan Rusya ile bir an önce işleri yoluna koy mesajı veriyor. Şu sıra ABD’de kafalar karışık. Gerçek düşman/rakip kim? Çin mi? Rusya mı? ABD Dışişleri Bakanı Blinken, uzun vadede ABD’nin rakibi/düşmanı Çin olduğunu açıkladı ama kafalar karışık…

Ancak Biden’ın iç politikada başka sorunları da var ve bu sorunlar dış politika ile birbirine karışmış durumda. Afganistan’dan çekilme fiyaskosuyla başlayan süreç Biden’ın hiçbir konuda verdiği sözleri tutamaması ve ekonomi ve dış politikayı daha da kötü hale getirmesi kasım ayındaki ara seçimleri Biden için bir cehenneme çevirecek sürecin de kapısını aralamış gibi. Biden’ın kan kaybettiği süreçte Trump yeniden diriliyor. Trump, 2024 seçimlerini bir hesaplaşma olarak görüyor. Putin de tam bu noktada devreye giriyor ve ABD’nin içine düşmek üzere olduğu politik kaosu kullanarak Ukrayna’da avantaj kazanmak istiyor.

Kamala Harris seçeneği de masadan kalkmış gibi görünüyor. Göreve geldiğinde Hint asıllı olması ve ABD’de son dönemde Hint lobisinin giderek ağırlığını artması Kamala Harris için olumlu bir ortam oluşturmuştu; ancak Ukrayna savaşında Hindistan’ın ABD’nin tarafında durmaması ve Rusya ile savunma ve enerji alanında ilişkilerini daha da derinleştirmesi, Kamala Harris’in de politik geleceğini etkilemiş görünmektedir.

Sonuç olarak, Biden, arkasındaki büyük desteği kaybetmiş gibi gözüküyor. Tek tutunacağı dal Ukrayna savaşı gibi gözüküyor. Bu durum da savaşın uzamasının aynı zamanda Biden’ın da politik yaşamının uzaması anlamına geliyor. Fakat uzayan savaş aynı zamanda için için Biden yönetimini de tüketiyor.

 

Ukrayna Savaşı’nın 100. günü

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 8 ay önce

    Rusyanın Küba’ya ABD’nin Ukraynaya Nükleer silah yerleştirmesi 3.Dünya savaşı insanlığın yokoluşu demek iken Kürdistan destekçisi ABDnin nükleer tehdine hak verip Mora’da Girit’te Etniki Eteryanın Türk soykırımını öven Ukraynalı NeoNazilerin safına geçemeyiz.

  2. 8 ay önce

    Savaşın uzaması batıya daha çok zarar veriyor.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!