Umudu umut etmek

Semih Dikkatli yazdı...

featured

Bir senaryo fikri geldi aklıma… Önce sizlerle bu senaryonun özetini paylaşmak, sonra da bazı sorular isterim.
Pasifik Okyanus’unda dev bir yolcu gemisi seyretmekteyken büyük bir patlama meydana gelir ve gemi yavaş yavaş batmaya başlar. Gemi batarken bazı insanlar kendilerini ancak suya atabilirler.
Biraz sonra dev gemi önce yan yatar ve okyanusun sularında kaybolur. İçinde binlerce yolcusu da okyanusun dibini boylar. Suyun yüzünde sadece 300-400 kişi kalmıştır. Koca okyanusun ortasında nereye yüzeceklerini bilemeden yüzmeye başlarlar.

Dev okyanusun ortasında hepsi farklı farklı yönlere yüzmeye uğraşır. Sanki sonsuzluğun ortasında gibidirler ve artık gece olmuştur. Uzun bir yüzme serüveninin ardından çoğu ufak ıssız bir adaya ulaşır.
Adaya ulaşanlar kendilerini çok şanslı hissederek geceyi geçirirler ve sabah uyandıklarında gördüklerinden oldukça memnundurlar. Adada yaşamaları için her şey yeterli miktarda vardır. Su, yiyecek ve barınmak için güvenli mağaralar. Ancak hepsi zaten çok kısa sürede kurtarılacaklarına dair büyük bir “UMUT” vardır ve bu nedenle adaya yerleşmekte başlangıçta yavaş davranırlar. Nasılsa birileri onlara mutlaka ulaşacaktır.

Kurtarılmayı sahilde beklemeye karar verirler. İlk başta beş gün kadar sahilde yatıp kalkarlar ama en sonunda kendilerinden ümit kesildiğine karar vererek mağaralara yerleşirler ama hala içten içe birilerinin onları bulacağından ve kurtaracağından emindirler. Aradan bir ay geçer ve bu insanlar artık birileri tarafından kurtarılma ümidini kaybetmiş hale gelirler. Yani artık “UMUTSUZLUK” hissetmeye başlarlar.

Aralarında yaptıkları görüşmeler sonrası kurtuluşlarının sadece kendilerinde olduğunu, yoksa sonsuza kadar bu adada kalacaklarını düşünür ve çabalamaya karar verirler. En çok da tekne gibi bir şey yapmaları gerektiğinde fikir birliği yaparak bunun için görev dağılımı yaparlar. Tam bu eyleme başlamışlarken adanın tepesinde bir helikopter uçmaya başlar ve aşağıya bir merdiven uzatır, aralarından sadece birini alarak havalanır, havalanırken onlara bir telefon bırakır ve gözden kaybolur. Aralarından alınan kişi birkaç gün sonra bunları telefondan arar ve “durumunun çok iyi olduğunu, kendisine kazadan dolayı yüksek tazminat verildiğini ve onların da bir gün kurtarılacağını, sabretmelerini” söyler.

Helikopter nasılsa bizi gördü yakında geri döner diyen diğerleri zaten kurtulmak için mücadeleyi bırakmışken, bu sözler üzerine herkes daha da tembelleşir. Artık elle tutulur bir kurtarılma umutları vardır. Ancak aradan beş yıl geçer ve bu olay sadece yirmi kez tekrarlanır ve artık adadakiler kendi kurtuluşu için bir şey yapamaz hale gelir, üstelik uzun bekleyiş nedeniyle umutlarını kaybeder ama arada bir kurtarılanlar nedeniyle de “UMUDU UMUT EDEREK” beklemeye devam eder.

Ancak artık gelen helikopterin geliş sıklığı iyice azalmış haldedir ve aşağıdakiler yeniden bir umutsuzluk içine düşer. Bu nedenle kurtuluşun kendilerinde olduğuna yeniden karar vererek tekne yapmaya başlarlar. Tam yeniden organize olmuşken, işte tam da bu sırada ellerindeki telefonlarına bir mesaj gelir. Mesajda şu yazmaktadır:
“Değerli adalılar sizi alma vaadi veren bu helikopter sadece seçtiklerini alıyordu ve bundan sonra da almayı bırakacaklar. Sizi kurtarma vaatleri yalandır bunların ama merak etmeyin, gücünüzü boşa harcamayın, kendi aranızda bölünmeyin sizi mutlaka biz kurtaracağız.”

Bu mesajla mücadeleden vazgeçen adalılar tekrar aynı şekilde “UMUDU UMUT EDEREK” bir şey yapmadan yaşamaya devam eder. Bu arada en başından beri hiçbir şey yapmadan, başkalarını beklemek fikrine karşı olan bazı adalılar, adanın diğer sahilinde bir minik tekne inşasına başlar. Bekleyenler de tam beklemekten vazgeçip mücadele etmeye kalktığında telefonlarına benzer “sizi biz kurtaracağız merak etmeyin” mesajlarına bazı yeni cümleler de eklenir: “tekne yapmak için boşa enerji harcamayın, enerjiyi boşa harcayan dangalakları da uyarın, sizi ve enerjinizi bölmesinler, zaten kısıtlı enerjiniz, besininiz var, yoksa gelip sizi alamayız.”

Bunu gören adalılar, adanın diğer tarafında tekne yapmaya çalışanlara saldırılar başlatır. Tehditler havalarda uçuşmaktadır. En çok da şuna benzer cümleler kullanmaktadırlar:
“Sizin enerjimizi bölmeniz nedeniyle dayanamayacağız, bakın bizi kurtarmaya gelecek olanlar da bu nedenle gelemeyecekler. Saçmalamayı bırakın ve bizimle kuzu kuzu beklemeye devam edin.”
Fakat adada tekne yapmaya çalışanlar, diğer sahildekilere, kimsenin onları kurtarmaya gelmeye niyetinin olmadığını, aslında helikopterle gelen kurtarıcılarla telefona mesaj atanların anlaşmalı olduğunu bir türlü anlatamazlar.

Diğer sahildekiler kızgındır ve “tekne yapmaya çalışanları” enerjiyi bölmekle suçlamaya devam ederler.
Aradan zaman geçer ve bekleyen insanlara 11 yeni mesaj daha gelir ve bu mesajlar hep aynıdır;
“Sabredin geliyoruz, tüm dertleriniz sonlanacak, sizi zamanında kurtarmayanlardan hesap soracağız, her şey çok güzel olacak ama siz tekne yapmaya çalışan o ahmakları durdurun, onlar muhtemel o helikoplerlerle gelenlerin yandaşı zaten.”
Bekleyenler artık iyice gelen bu mesajlara bel bağlamış ve tekne yapmaya çalışanlardan daha da nefret etmeye başlamıştır.

Artık ne helikopter vardır gelen ne de mesajlarla vaat verenler gelmiştir. Buna rağmen büyük çoğunluk “UMUDU UMUT EDEREK” hiçbir şey yapmadan mesajlardan gelen vaadi beklemeye devam eder.
Bu arada tekne yapanlar, adadaki herkesi kurtaracak büyüklükte bir tekne yapmış ve hazır hale getirmiştir. Bekleyenlerin yanına giderler ve onlara;
“Bakın bize çok kızdınız ama bizler bir tekne yaptık ve sizleri çok seviyoruz. Sizleri de alarak kurtuluşa ulaşmak istiyoruz, sizi almadan bir yere gitmek istemiyoruz. Sizler bizim kardeşimizsiniz, bizler ayrı aynı millet olduk artık… Hadi bırakın inadı da yola çıkalım.”

Aldıkları cevap onları çok üzer.
Tekneyi görmelerine rağmen, bazıları onlara hala helikopter bekleyeceğini, bazılarıysa mesaj atanların onları kurtaracağından emin olduklarını ve kendilerini rahat bırakarak defolup gitmelerini söyler.
Tekneyi yapanlar ise artık tek millet gibi hissettikleri bu insanları adada bırakmak istemezler ve onların kendilerine katılacağı günün hayaliyle mücadelelerine devam ederler.

Şimdi size birkaç soru sormak isterim.
Sizce;
GEMİYİ KİM BATIRDI?
HELİKOPTERİ YOLLAYANLAR KİM?
MESAJLARI KİM YOLLUYOR?
HİÇBİR ŞEY YAPMADAN HELİKOPER TARAFINDAN KURTARILMAYI BEKLEYENLER KİM?
HİÇBİR ŞEY YAPMADAN MESAJ ATANLARTARAFINDAN KURTARILMAYI BEKLEYENLER KİM?
TEKNE YAPMALARINA RAĞMEN ARKADAŞLARI İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDENLER KİM?
Son soruyu da sorayım o halde…
SİZ YAZSAYDINIZ EĞER, BU SENARYOYU NASIL BİTİRMEK İSTERDİNİZ?

Umudu umut etmek

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

2 Yorum

  1. 1 hafta önce

    Gemiyi büyük bir patlama batırdı.
    Helikopteri kimse göndermedi tesadüfen ordan geçen bir helikopter sadece bir kişiyi alabildi ama kimi alacağına kazazedeler karar verdi.
    Mesajları ilk kurtarılan kazazede yolluyor.
    Hiçbir şey yapmadan bekleyenler ilk ve sonra kurtarılan kazazedeleri seçenler.
    Tekne yaptıkları halde denize açılıp kurtulmaya çalışmak yerine diğerlerini ikna etmeye çalışanlar yanlışı doğruyu bilmelerine rağmen özgüvenleri eksik bir avuç insan sever.
    Gemiyi yapanlar orada kalmak isteyenlerden birini yanlarına almak için ikna ederler ve onunla oradan ayrılırlar.
    Şimdi de benim sorum:) mücadeleciler o bir kişiyi niçin yanlarına almak istemişlerdir.

    • Güngör bey; senin senaryona göre mücadeleciler diğer bir kişiyi gemiyi kullanmayı ya da rota tayin etmeyi bildiği için yanlarına almak istemişlerdir.

      Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!