Üslup, yeterlilik ve aydın kimliği üzerine

Üslup, yeterlilik ve aydın kimliği üzerine

Arkadaşlar, her dergi ve sitenin olduğu gibi Veryansın TV’nin de bir yayın kurulu var. Yayın kurulu milli ve tarihi kişilikleri ‘casus’ ve ‘hain’ diye sıfatlanmasına tabii ki itiraz edecek ve sizden hurafe değil sağlam kaynak isteyecek, tabii ki yayın kurulu, milletimize mâl olmuş milli politikaları koruyacak Yunan ve FETÖ ağzına meze olacak şaibeli laflar etmenize izin vermeyecek ve bağımsız köşenizi o komutana bu generale laf sokmayı ima ederek kullanmanıza pek tabii karşı çıkacak. Ve yayın kurulu yazarı refüze ve rencide etmemek için de hassas konuların nicesini kamuoyu önünde tartışmaktan pek tabii imtina edecek. Ve yayın kurulunun gökten bulutları kovmak gibi bir iradesi yoktur, ancak milli kültürümüz milli hassasiyetlerimiz milli politikalarımızla hepimizin birlikte oturduğumuz evin şaibeli hurafe genellemelerle oturulmaz hale getirilip harap olmasına pek tabii izin veremez, bu itibarla.

Üslup üzerine biraz konuşalım.

Günümüz muhalif aydınların dil ve üsluplarında bir Richard Dawkins modası ve hastalığı hakim.

Richard Dawkins çok okunuyor çok ödül almış ve çok popüler bir isim. Evrimci tezleri savunuyor ve vahye ve ilahi kitaplara saldırıyor, yani savaş alanı kutsal kitapların yaratılış tezlerini çürütmek.

Diyelim Tevrat’ta dünyanın altı günde yaratılmasının saçmalığını söylüyor ve tartışma şöyle komik yerlere doğru uzanıyor, mesela din adamları sonunda o altı gün bugünün altı günü değil, o altı gün altı milyar yıl, diye cevap veriyor.

Evrim tezleri vs iş daha da saç saça baş başa bir kavgaya dönüşüyor, tabii adamın tuzu kuru sorumlu olduğu bir siyasi coğrafyası yok. İslam tarihinden size en tantanalı örnek klinik tıbbın kurucusu Razi’yi gösterebiliriz, 9. asırda İslam dünyasının sarayları şehirleri içinde yaşadı, dine ve peygambere inanmaz, deisttir, ‘insanın aklından başka öğüt alacağı yer yoktur’ der, neyse, Razi eleştirilmiş karşı reddiyeler yazılmış ancak müslüman kültür ve toplumdan kopmadan bu topraklar içinde yüzlerce eser vermeyi başarmıştır.

Çünkü bilimsel tezlerine karşı çıkan yoktu bugün de yok.

Bugün de fiziğin kimyanın evrimin kanunlarına kimse karşı çıkamaz, hepimiz bilimin yanındayız, kısa geçelim, bilimin yanındayız diye ilahi kitaplara saldırmak zorunda mıyız? Yandan geçsek olmaz mı ya da daha saygın bir dil ve üslup kullanamaz mıyız ya da konuyu filozoflara bıraksak seçim şov ve ego ve kabadayılık meselesi yapmasak?

İşte size Farabi örneği? Bir Yunan adı koyup Farabius desek kimse şaşırmaz, zaten ilk hocası Hristiyandı, sonraki çağlarda Batılılar eski Yunan filozoflarını karmaşık felsefi problemleri Farabi’nin yorumlarıyla-aktarımıyla öğrendi. Mantık felsefe alanında eserler verdi, filozof eşyaya Tanrı gibi yani varlığın bilgisine evrensel bakabilmeli, dedi, ve ahlakı olmayan filozofi bilginin sahte olduğunu söyledi. Matematik mantık fizik ve sebep sonuç ilişkisi olmadan varlığı anlayamayacağımızı ve biyoloi ve fizyoloji bilmeden hayvan ve bitkiler üzerine konuşamayacağımızı söyledi, yani, kullandığı bu kavramları ilahi kitaplardan almadı, eski Yunan filozoflarından aldı. Ama, toplumla dini metinlerle büyük bir çatışmaya hiç girmedi. Gazali’nin Farabi’ye karşı çıkmasına sebep Farabi’nin öte dünya cehennemin fiziki değil manevi olduğunu söylemesidir, düşünün Yunanlı filozofları hatmeden ve onları yorumlayan bu müslüman filozof Bağdat ve Şam’da yani İslam ülkesinde seksen uzun yıl yaşamayı başardı ve çağlar boyunca hem müslüman dünya hem Batılılar Farabi’ye övgüler yağdırdı.

Yani her bilimsel veriyi dine karşı ilahi kitaplara karşı bir savaş ve yok etme aracı olarak kullanmak zorunda değiliz, mesela bugün deprem olduğunda kimse kaç şiddetinde olduğunu öğrenmek için Kur’an’ı Kerim’i açıp hüküm vermiyor, pek tabii bütün müslümanlar da Kandilli Rasathanesi’ne yani ‘gözlem’ ve ‘deneylere’ bakıyor, vahiy mi tabiat kanunları mı derken tercihlerini deney bilgisinden aldılar, tabii ki bu çok derin meseleyi bir kaç cümleyle anlatamayız, ama ucundan dokunduralım.

Mesela Celal Şengör diye bir bilim adamı, ne zaman konuşsa ekrana çıksa konferans verse müslüman kültürü aşağılar ve dinin saçmalığından söz eder ve şov yaparak kendisinin ateist olduğunu göğsünü gere gere haykırır. Dinle çatışmanızı bu kadar ‘göstermek’ ihtiyacını neden hissediyorsunuz? Razi gibi 9. asırdan bir adam deist olduğu halde bu kültür ve toplumdan kopmamayı dışlanmamayı başarabilmiş, kalkıp da sizler gibi bodoslama Allah’a dine çakmamış, kitaplarında tabiat kanunlarını sebep-sonuç ilişkileriyle açıklamış ve bu topraklarda uzun bir ömür yaşamış. Zaten Razi gibi bilim adamları olmasaydı bugün elinizdeki bilim çok eksik ve çok geç kalırdı, peki siz neyin peşindesiniz? Bu yersiz ‘meydan okuma’ siyasidir ve bilim adamına yakışmaz, şarlatancadır, argoda buna ‘ucuz kahramanlık’ adı takılmıştır.

Mesela Yunus Emre, sözle söylenebilecek her şeyi söylemiş, şiirinde ilahi kitaplarla dinle büyük bir hesaplaşmaya girmiş, detayları uzundur, ancak, Anadolu’da müslüman kültür Yunus Emre’yi evliya kabul eder, üstelik Alevisi Sünnisi Yunus Emre’yi bölüşemez, her biri Yunus Emre’yi kendi meşrep ve itikadından kabul eder, bunu nasıl başardı?

O halde bir aydın kendine şu soruyu sormalı: Yunus Emre akla hayale sığmayacak bu denli kıyasıya sert eleştiriler yapmasına rağmen bu kadar büyük ve geniş kitleler tarafından kucaklanmasının sebebi üslubundaki samimiyet ve eserindeki dehadır.

Büyük devrimciler bu yüzden eser ve üsluplarıyla hem toplumun kabul edemeyeceği sert-ters laflar eder hem de büyük kabul görürler, bu da ayrıntılı uzun bahis, geçelim, mesela Celal Şengör gök bilimci büyük Türk bilgini Biruni’yi de herkes gibi yere göğe koyamaz.

Evet en ideal örneğimiz, Biruni’dir. Onuncu asırda yaşamış Biruni’yi bugün dünyanın en büyük bilim kurumları gelmiş geçmiş tarihin en büyük bir kaç dehasından biri olarak görür.

Allah’a inanmayan bilimadamları böyle görür ama açın İslam Ansiklopedisini, müslüman tarihçiler de Biruni’nin müslümanlığından zerre taviz vermeyip İslam kültürünün en büyük değeri olarak kabul eder, sordunuz mu kendinize, bu nasıl iş?

Evet, İbni Sina ve Biruni, ikisi de hayatına aynı metodla başladı, İbni Sina verili kaynakları kütüphaneleri ve ulaşabildiği kültürlere uzanarak o güne kadar ilaç tıb tedavi hastalık ne bulduysa büyük bir envanter-birikim-ansiklopedik bilgiyle işe başladı, yani dünya dolusu kaynak topladı. Biruni de öyle, ulaşabildiği kültürlerin takvim ve zaman ve gök cisimleri üzerindeki ritüel ve bilgilerini topladı, yani dünya kadar kaynak topladı. İbni Sina tıbda Biruni de gökbiliminde yüzyıllarca sürecek çok etkili çok başvurulan kaynak kitapların sahibi oldular, her ikisi de bugünün bilimsel metodlarıyla çalıştı ve dinle kitapla refüze edilip dışlanacak bir tartışmanın içine hem girmediler hem müslüman tarihin iftihar ettiği filozof ve bilimadamı olmayı başardılar.

Mesela Biruni’ye bütün dünyanın hayranlığı onun gökbilimindeki bilimsel deney-ölçümleriyle ilgilidir, müslüman toplum içinde sarayı hocası çevresi hiç kimse de çıkıp ‘bu aletleri bırak, aç kitabı bak orada her şey yazıyor’ demedi, diyemedi, aksine, bu ölçüm aletlerinin daha iyilerini yapabilmesi için Biruni’ye hamilik yaptılar.

Bugünün aydını kalkıp yahu bu adam müslüman bir coğrafyada deney ve gözlem dışında hiç bir şeye itibar etmediğini döne döne söylemiş ama dinle kitapla da arası neden hiç bozulmamış, diye hiç sormamış.

Sizce de Biruni’nin bilimsel çalışmaları dışında üslubunun üzerinde bu topraklarda neden hiç durulmamış?

Başta Celal Şengör gibi tipler Biruni’nin bilimine hayran olmuş ama Biruni’nin kurduğu dil ve üslubunu merak etmemiş bu üsluptan edep-erkan ahlak hiç devşirmemiş, bir bilim adamı toplumuyla toplumun inançlarıyla nasıl konuşur nasıl tür iletişime girer, dıngılında hiç olmamış.

Yoksa Biruni de biliyordu, bodoslama dalmayı, ama kellesi giderdi, bilminden bilgisinden toplum mahsur kalırdı, oysa, Biruni 80 yaşına kadar yaşamayı başardı. Ve her yeni iktidarda dışlanmadı kovulmadı çalışmalarına korumacılık hamilik yapacak saray ve kütüphanelerinden faydanabilmeyi bildi, üstelik bilim anlayışından zerre taviz vermeyerek. Saraya kutuplardan gelen bir yolcu kutuplarda altı ay gece-gündüz deyince kellesinden olacaktı, Biruni’yi çağırdılar eline elma alıp sakin sakin bilimsel açıklamalarla bilimsel olarak hükümdarı ikna etti, adamı kurtardı, böyle nice hikayesi var.

Bugün için büyük bir sorudur ve anlamak mümkün değildir, aydınlarımız Biruni’nin üslup ve dilini niye hiç merak etmiyor? Evet Biruni’nin dehası gökbilimindeki buluşlarından çok ‘üslubundadır’ yani toplumla sarayla dini otoriterlerle kurduğu ve zırnık geri adım atmadığı bilimsel tezlerinde ve saygın ve zarif dilindedir.

Üstüne basıp tekrar ediyorum Biruni’nin gerçek dehası dinle ilahi kitapla çatışmaya girmekten üstün bir zarif ve felsefi bir üslupla kaçınmayı başarmasıdır.

Ve bilimini de ilahi kitaba göre değil gözlem ve deneye oturtmuştur ve kitaplarında da gözlem ve deney dışında hiç bir bilgiye itibar edilmemesini üstüne basa basa defalarca dile getirmiştir.

Yani Biruni bugün Mozart, Einstein, Newton, vb. gibi üç-beş büyük dehadan biri kabul ediliyor, çağının on asır önündeydi, çünkü şova kabadayılığa dönük boş kavgalara girmedi, ego ve hırsına mağlup olup hakim ideolojiyle bodoslama çatışmadı. Aksine, ayın yıldızın dünyanın hareketlerini ancak gözlem ve ölçüm ve deneyle yapılabileceğini hem İspatladı hem herkese inandırıp benimsetti. Ve toplumun ve bilimin önüne hurafelerden muskalardan kehanetlerden ayıklanmış devrimci ve aydınlık bir yol açtı.

Bence de Biruni yobazlarla hurafelerle dolu bir dünyada muhteşem bir iş yaptı, ölçümleri milim şaşmayla 17.nci yüzyıla kadar yaşadı, henüz 10. yüzyılda değme bir Rönesans aydınından daha yüksek bir ‘bilim’ disipliniyle tüm dünyalıları kendine hayran bıraktı.

Batı dışı topraklarda yazıp çizen her aydının ilk okuyup öğrenmesi gereken en büyük ders Biruni’nin üslubudur, Farabi’nin ve Yunus Emre’nin dilidir ve dine kitaba inanmayan Razi’nin tıbba hakimiyetiyle yani bilginliğinin kabulüyle bu toplum içinde çok uzun ömür yaşayabilmesidir.

Kardeşlerim, henüz otuzlu yaşlarımda Biruni ve Yunus Emre ve Farabi, Razi, vb. büyük evliya ve bilginlerin toplumlarıyla kültürleriyle dinleriyle kurdukları ‘dil’ ve ‘üslupları’ merakımı çekti. Toplumdan ve kültüründen kopmadan dışlanmadan kişiliğim ve yazarlığımın karakterine ne ölçüde oturtabilirim. Vahiyle bilimsel deneylerin tam aksi yönünü çatıştırmadan nasıl ‘tevil’-açıklama edilebilir, büyük sorudur, evet yaman soru, eleştirilerin ve bilginle toplumu çevreni sarsacaksın, ama kopartmayacaksın.

Hırsızlık, yolsuzluk, adaletsiz, ahlaksızlık, vs. adı sanı ne olursa olsun tabii ki her yazarın baş düşmanıdır, bu konular ‘üslup’ kaldırmaz, hangi kültür ve din olursa olsun hiç sakınmayıp doğru ve makul ve ahlaklı ve hukuki olanı sakınmadan dobraca söyleyeceksin.

Ancak her bilimsel veri ve her hukuki gerçekliği din ve ilahi kitaplara saldırmak için bir bahane bir fırsat gibi kullananlar karşısında dikkatli olacağız. Bugünkü siyasilerle geçmiş kültürümüzü karıştırmayacağız. En dahiyane örneğimiz Nasreddin Hoca’dır, toplumsal eleştirinin zirvesidir ancak binlerce fıkrası içinde ayetle hadisle uğraşıp ya da kutsal şeylerin adını geçirdiği ya da dalgaya aldığı tek bir hikayesi yoktur. Bir müslüman toplumda büyükçe bir ansiklopedi dolduracak kadar hikayen olacak ve bu fıkraların hiç birinde ayet ve hadis hiç geçmeyecek, bu sadece Nasreddin Hoca’nın değil, bu fıkraları sözlü kültürle bugüne aktaran toplumumuzun en büyük başarısıdır.

Yani bugün ilahi kitaplarda ‘kara delik’ ya da başka ‘güneşler’den bahsedilmiyor diye işimiz gücümüz yok ilahi kitaplara mı saldıralım?

Bu konularda yer-zaman-mekan-üslup-ne zaman, hangi şartlarda, sırası mı, değer mi, gibi büyük soruları hiç düşünmemişseniz yazar-aydın-bilimadamı olamazsınız, bilginize kolpadan der, geçerler. Şöyle olur, birisi size kafir der siz de ona kafir dersiniz, yazınızı eleştirenlerden birine, FETÖ’cü diğerine Alman ajanı diğerine CIA ajanı dersiniz, işte böyle kişiliksiz komik hurafe suçlamalar içinde Allah da sizi cezalandırır hak ettiklerinizle yönetilirsiniz.

Nedir bu suçlamalar, üslup meselesi?

Oysa eleştirimiz, bir, bizi küçük ve komik düşürmemeli, iki, birlikte yaşadığımız insanları sarsmalı ama kopartmamalı, onu dışla bunu kov, sonunda zapt edilmez hırsınla baş başa kalıp bu akıllara seza suçlamaları olmayan kafanıza bandırıp bandırıp yemeye başlarsınız.

Şüphesiz her yayınevi her site her editörün işte böyle çetrefil-çıkılmaz-laf anlatılmaz günleri ve tartışmaları çokca olur. Ama üslup ve dilde ve bağımsız yazarlık da zorunlu olarak anlaştığı, kişisel ve ben bilirim değil, ortak değerleri ortak politikaları ortak bir meselesi olur. Yoksa Google’ı açtığınızda her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz, ama, Google ya da üç beş kitap size ‘bilgelik’ dersi vermez. Bakmışsınız bağımsız köşenizi kafes dövüşünüz için kullanmaya başlamış toplum önünde sadece siz değil biz de küçük düşeriz, içinde yaşadığımız kültür de çevre de mahcup olur. IŞİD ve El Kaide nasıl ortaya çıktılar sorusunun bir çok cevabından biri de, hoca, eğitim, çevre eğitiminden hiç geçmemişler, açtılar bilgisayarı ve Kur’an ayetlerini, kendilerince okuyup kendileri yorumlayıp ha böyleymiş deyip kelle kesmeye başladılar, siz de Google bilgisiyle açarsınız o kitabı ha böyleymiş diye başka kelleler kesmeye başlarsınız.

Toplumla başkalarıyla kurduğunuz üslup dil oturma kalkma selamlaşma tanışma sohbet ve üslup, bilgiden ve bilimden önce gelir, kişiliğinizi karakterinizi rezil eden tarzınızdır.

Şüphesiz hiç birimiz ne Biruni ne Yunus ne Razi ne Farabi ne İbni Sina olabiliriz ve onlar bu kültürün en saygın baş köşelerine oturabilmeyi başardılar ve onlar içinde yaşadığımız kültürün ders alacağımız örnek büyükleridir, unutmayın, bu dehaların hiç biri iddialarından tek santim geri atmadı ve onları bugüne taşıyan bilgelikle kurdukları ‘üsluptur’.

Yani kardeşlerim, Richard Dawkins’in bilimsel tezlerine inanmak başka onun gibi konuşmak-dalaşmak başka şeydir. Bugün yeni CHP ve onların twitter alemindeki cahil gureba liberallerin kaba üslupları bu yüzden bize yakışmaz, vahşidir, bugünkü siyasilere karşı olması gerekirken hiç değil kalkıp dinle kitapla bodoslama çatışmacı bir kavgaya giriyorlar. Ve bunu da akıllarınca bilim üzere yapıyorlar, bu çirkin üslup, bilgece ve zekice hiç değil, düpedüz aptallık şov şarlatanlık ve cahilcedir.

Bu anlamsız mukayeseler bu boş tartışmaların kumpasına gelen din adamları dahi ilahi kitaplarına klinik laboratuvar rasathane muamelesi yapmaya başladı. Oysa, hiç inanmayanlar dahi dinlerini yaşadıkları kültürün sanatı müziği mimarisi ilahileriyle en büyük değerleri arasında saygıyla görebilir, görmeli.İnananlar vahye ilahi olana daha derin imanla ne kadar güzel işte bağlanıyor. Ama hepimiz ilahi kitaplara bilim laboratuvarı gibi değil toplumun büyük çoğunluğunu bir arada tutan derin kültürün bir ahlak manzumesi olarak görüp pek tabii saygıyla baş tacı edebilmeliyiz. Asıl sorun fikirlerinizi böyle bir topluma geçirebilmeniz için bir insanın asıl dehasının aşkla kibirden hırstan arınmış ‘samimiyet’ ve ‘tevazu’ olduğunu unutmayalım..

Yukarıdaki tarihi örnekler eleştirilerinden ve tezlerinden zerre taviz vermeden bir yazarın toplumla inançla kültürüyle diliyle kurduğu ilişkilerin sıhhati sağlığı ahlakı üslubu üzerine bize çok şey öğretiyor, bir vesileyle çok kısacık özetlemek zorundaydık yoksa moda deyimle ‘trol’ yazarlığın konusu oluveririz.

Velhasıl, kardeşlerim.

Çırpınmasından başka kanatları olmayan parayla satın alınamamış bağımsız yazarlarla aynı bahçede yazıp-çizmekten çok mutluyum.

Ateşin içinde baş başa vermiş tutuşan iki odun gibi, herkesten ve her şeyden en yükseklerde KENDİ ŞARKILARINI SÖYLEYENLERİN kampında olmak hayatımın tadından yenmez en neşeli günleri.

Ey bu satırları okuyan, uzat ellerini kaldır kollarını!

Yıldızları çıra yapıp tutuşturduğumuz ışıktan ve güneşten daha fazla parıldayan, eyvallahsız kimseye hesap vermeyen, kuvvacı meşalenin tam altındasın.