Uyanış

Dr. Semih Dikkatli yazdı...

featured

Uyku yaşamın üçte birini geçirdiğimiz bedensel ve ruhsal dinlenme ve zihinsel düzenlenme halimizdir. Uyku sırasında zihin çevresel uyaranların daha az farkına varır ancak bu zihnin çalışmasını durdurduğu, şalterleri indirdiği anlamına gelmez. Uyku zannedildiği gibi pasif bir süreç değildir, bedensel olarak hareketler kısıtlanmış olsa da zihinsel hareketlilik uyanıklık dönemlerinde olduğu gibi yoğundur. Peki, uykuda insanın zihni neden dinlenmek yerine yoğun bir faaliyet içindedir?

Gün içinde öğrendiklerimiz ve yaşadıklarımızın hafızamıza yerleştirilmesi ve anlamlandırılması özelikle uykunun rüya döneminde gerçekleşir. Yine aynı dönemde, yani REM (rüya) döneminde zihin ertesi gün yapılması gerekenlerin planlamasıyla meşguldür. Yani iyi bir uyku, bedensel olarak dinlenmenin ötesinde, bildiğimizden çok daha önemli bir anlam taşır. O nedenle uykusuz kalmak, uyku sağlığının bozulması, aynı zamanda insanın plan yapabilme, yaratıcı olabilme süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

Yatakta uyanık geçen sürenin fazla olması uyku sağlığı sorunudur, insomnia (uykusuzluk) diye tanımlanan bu durumun aksine, uyanık kalınması gereken durumlarda artan uyku hali de bir o kadar hastalıklıdır. Birçok psikiyatrik, nörolojik ve fiziksel hastalıkta artan uyku hali görülmektedir. Uykunun en derin haline “koma” denir. Uyanık olunması gereken hallerde aniden ortaya çıkan uyku ataklarıyla giden uyku bozukluğuna da “narkolepsi” denir.

Tüm bu tanımlardan kısaca söz etmemim bir nedeni var elbette…

Bireysel psikolojik süreçlerle toplumsal psikolojik süreçler aslında birbirine çok paralel gider. Bir bireyin ruhsal gelişimi, değişimi, sorunları toplumsal süreçlere çok benzer. Bu nedenle toplumun ruhsal yapısını, sorunlarını ve hastalıklarını anlayabilmenin yolu öncelikle bireyin ruhsal yapısının iyi analiz edilmesinden geçer. Uyku süreci ve bozuklukları da diğer zihinsel süreçler gibi birey ve toplumda da benzerlikler gösterir.

Birey gergin, huzursuz, sıkıntılı olduğunda, sosyal ya da iş sorunları yaşadığında, aile içi kavgalarla karşılaştığında uyku sağlığı bozulur. Sağlıksız uyuma, uykuda artma ya da azalma gibi sorunlar oluşur.

Toplumsal olarak da süreç benzer işler. Ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarla rejim sorunları da toplumun ruh sağlığını ve dolayısıyla uyku sağlığını bozar. Birey, toplumun en küçük prototipidir. Onun ruhsal olarak hissettiğiyle toplumsal hissediş benzerdir. Sorunların her bireyin uyku sağlığını farklı şekilde etkilemesi gibi, değişik toplumsal katmanlar da sorunlar karşısında aynı olmayan tepkiler verir. Yani toplumun da bir uyuma dönemi vardır ve süreç insanın bireysel uyku sürecine benzer.

Hafif uyku, derin uyku ve REM uykusunu içeren ana dönemlerden oluşan bireyin uyku düzeni incelendiğinde;

a) Evre 1 uykuya dalma evresidir ve kısa sürer, beyin aktivitesi henüz yüksektir, buna gevşeme ve yavaş göz hareketleri eşlik eder.

b) Evre 2 ise uzun sürer ve bir gece boyunca en fazla görülen evredir, uykunun yaklaşık yarısı evre 2’de geçer. Bu evrede uykunun devamlılığını sağlayan beyin aktiviteleri vardır, alt beyinden kaynaklanan aralıklı gelen beyin dalgaları izlenir.

c) Evre 3 ve 4 ise derin uyku olarak adlandırılır.

d) Evre 5 REM uykusu, rüya dönemi diye bilinir.

Normal şartlar altında, evre 2 uykusu uyku süresinin yarısını kapsar. Yaklaşık % 25’i REM uykusu, %20’si ise derin uyku, kalan % 5’i ise uykuya dalma sürecidir.

Uyku başlangıcından sonra 70 ila 90 dakika içinde REM uykusuna geçilir. Yani rüya başlar ve bu her 90 dakikada bir tekrarlar.

Bütün bunları toplumsal süreçlerle ilişkilendirerek bir çıkarımda bulunmak isterim. Bu çıkarımın tabi ki bilimsel deneylerle ispatlanması oldukça zor ancak bunu bir hipotez olarak sunabilirim.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, devamı olduğu Osmanlı İmparatorluğu “koma” halindeydi. Kurtuluş Savaşı’yla Türk Halkı bu derin komadan uyandırıldı ve oluşan uyanıklıkla bir kalkınma hareketi başlatıldı. Bu uyanıklık hali ve devrimler Atatürk’ün sağlığını yitirmeye başladığı 1937 yılına kadar sürdü. 1938’de Atatürk öldüğünde, genç cumhuriyetin insanları gelişmek ve değişmek için gösterdiği yoğun çabadan yorgun düşmüştü. Onları bu uyanıklık haline ve devrimlerin büyüsüne kaptıran büyük önderlerinin ölümüyle de ayrıca büyük bir yas süreci oluştu. Bu büyük acının ardından geçen onlarca yıla rağmen bu yas asla çözümlenemedi ve patolojik bir hal aldı. Bu da toplumun ruh ve uyku sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattı.

1938 yılından sonraki ilk yılarda yorgun toplum uyku hazırlıklarına başladı ve yaşadığı büyük acıdan da kurtulabilmek için sağlıklı bir uyku arayışına girdi. (Burada toplumsal uyku diye ifade ettiğim şey; bireylerin üretmek, hayatta kalmak, güçlenmek çabalarının ardından toplumsal anlamda gösterdikleri çabanın yavaşlaması, eğlenmek, dinlenmek, biraz soluklanmaktır.) Ancak 1939’da başlayan ve 1945’e kadar tüm dünyanın alarm halinde kalmasına neden olan İkinci Dünya Savaşı toplumun sağlıklı bir uykuya dalmasını engelledi. Toplum sağlıklı bir uykuya dalamadığı için de o yıllara kadar öğrenilmesi gereken Cumhuriyet Devrimleri toplumun hafızasına kodlanamadı ve toplum gelecekte ne yapacağıyla ilgili de sağlıklı bir plan oluşturamadı.

1945 yılından sonraysa artık sağlıklı uyku uyuma ve yeniden uyanabilme şansı da iyice azalmıştı. 1950 yılında geçilen çok partili hayatla toplum, yorgunluk ve yılgınlığını giderecek bir çıkış ararken Demokrat Parti’yi iktidara taşıdı. Artık yorgun düşmüşlerdi ve kendi seçtikleri iktidar görevdeyken uyumak ve dinlenmek için bir fırsatları olduğunu düşünüyorlardı. Tam yeniden pijamalarını giymiş bir halde uykuya dalmak üzereyken, Kore Savaşı’na katılan iktidar, halkın uyumasını imkânsız hale getirdi. 1938’e kadar gerçekleşen kazanımların toplumun hafızasına ve dokusuna işlemesi için gerekli olan toplumsal uyku bir türlü uyunulamadığından, kazanımların tamamı erozyona uğramaya başladı ve çağdaşlaşma hedefi, yerini hipnoz etkisi yaratan din eksenine bırakmaya başladı. İnsan yorgun ve uykusuzken, uykuyla uyanıklık arasında hep bir hipnoz (trans) halindedir ve bu süreçte kulağına üflenenler onların bilinçaltına kuvvetlice işlemeye başlar. İşte o yıllarda toplumun kulağına gerici hurafeler üflenmeye başlandı. Kore Savaşı ardından, trans halindeyken kulağına söylenen çeşitli hurafeler içeren telkinler halkın zihnine doluşmuşken, toplumun uykuya dalabilmesi için bir ortam da sonunda oluşmuştu. Ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yoktan kuran bu halk, nihayet güzel bir uykuya dalabilmişti. Sorun şuydu ki, daldıkları uykuda zihinlerine devrimler değil, hurafeler kodlanmıştı, çünkü bu hurafeler tam uyumak üzereyken kulaklarına söylenmiş ve zihinlerinde yer etmişti.

1974 geldiğinde, Türk Milleti Kıbrıs Barış Harekâtı ile uyuduğu bu uzun uykudan sonunda uyandı ve sersem, yorgun, acı içinde olmasına rağmen tüm dünyaya yeniden meydan okudu. Siyasi kargaşalar, kardeşin kardeşi öldürdüğü günlerden geçerek geldiği 1980 darbesiyle uykusuz, kan çanağı gözleriyle olan biteni anlamaya çalıştı.

Tonton lider Özal bir anda yarattığı huzurla, halkı yeniden bir uykuya davet etti. Bu sırada 50’li yıllarda beynine doldurulan gerici telkinlerle uykuya dalan ve kafası dinci bir eksende kodlanan, cumhuriyet ve çağdaşlık idealinden uzaklaşan toplumun, uykuya dalmadan zihnini yeniden Atatürkçü bir çizgide geliştirmeye çalışan aydınlar birer birer katledilmeye başlandı. Çünkü uyumak üzere olan ve trans halindeki halkın zihninin gerici bir eksende kodlanması, ılımlı İslam rüyası gören emperyalizmin en temel isteğiydi. Uğur MUMCU, Bahriye ÜÇOK, Necip HABLEMİTOĞLU, Muammer AKSOY, Turan DURSUN gibi birçok aydının bu dönemde öldürülmesinin tesadüf olmadığı belliydi.

Atatürkçü aydınlarının katledilmesi ve seslerinin kesilmesinin ardından halk nihayet ikinci derin uykusuna daldı. Sivas katliamı halk henüz uykudayken gerçekleşti. Gerici kodlar artık REM dönemlerinde halkın zihnindeki yerini almıştı. Rüyalar bile bu doğrultudaydı. PKK ile mücadelenin en yoğun olduğu zamanları bile uykuda geçiren halkın tekrar uyanmasına 2001 ekonomik krizi sebep oldu. Son uykusunda bilinçdışı zihni gerici-dinci telkinlerle kodlanmış olan insanlar, zihnine doldurulan bu telkinlerin etkisiyle 2002’de AKP’yi iktidara getirdi.

Bu iktidarla ve FETÖ’nün devlete yerleşmesiyle birlikte, cumhuriyetin tüm kazanımlarına, ulus devlete, Atatürk değerlerine saldırılar artmaya başladı. Artan bu saldırılara karşı koyabilecek insanlar ya satın alındı ya da korkuyla bir köşesine çekildi. Böylelikle muhalif sesler tek tek pasifize edildi, hapse atıldı. Muhalefetin sessizliğiyle ortaya çıkan ve kavgasızlık gibi görünen, iktidarın istikrar diye adlandırdığı bu süreç, halkın derin bir uykuya dalmasını kolaylaştırdı.

Başlangıçta demokrat bir çizgideymiş gibi görünen bu iktidarın gerici ve bölücü unsurlarca “kandırılmasının” bedelini toplum ağır bir şekilde ödedi. Ülkede ajanların, terör örgütlerinin, hırsızların at koşturmaya başladığı bu uyku döneminde; ordu tasfiye edildi, emniyet ve adalet ele geçirildi, halkın birikimleri elinden alındı, değerleri alt üst edildi. Ülke bütünüyle parçalanıp bölünme aşamasına geldiğindeyse eşik üstü bazı uyaranlar halkın büyük bir kısmının uyuduğu bu belalı uykudan uyanmasını sağladı. Önce 15 Temmuz Darbe Girişimi ve ardından ülkeye akın akın girerek ülkeyi güvensiz bir merkeze dönüştüren sığınmacıların yarattığı tehditlerle aniden uyanan Türk Milleti kalan enerjisiyle yeniden sorunlara odaklandı. Bu odaklanmadan rahatsız olan gerici ve bölücü terör örgütleri şiddet ve yalanlarla halkı yeniden transa almaya ve uyutmaya çalıştı.

Kısmen de bunda başarı sağladı ama hala uyanık olan geniş bir toplum katmanı, ülkeyi yeniden çağdaş rayına, Atatürk çizgisine oturtmadan uyumamak konusunda kararlıydı. Son dönem yaşanan sığınmacı ve kaçak sorunu, bunlarla ülkeye giren istihbarat elemanları, teröristler, iç savaş tehditi ve yabancı istilası, bölünme gibi tehditler uyanık olan bireyler tarafından fark ediliyor olsa da toplumun yarısına yakını hala derin bir uykudaydı…

Artık görünen o ki uyku halindeki bu bireylerde de kıpırdanmalar başladı ve onların “UYANIŞ”ı da yakın… Onlar da uyandığında Türk Milleti şahlanacak ve gerici, bölücü odaklara ve emperyalizme yeni bir tokat vuracak…

Belki de şu anda ben bir uykudayım ve bu da benim şimdi içinde olduğum derin uykunun REM (RÜYA) dönemi… Kim bilir, belki de aç tavuk gibi rüyamda darı ambarı görüyorum. Yine de size en favori rüyamı anlatayım; “Yakın zamanda Türk Milleti topyekun bir “UYANIŞ” yaşayacak ve ülkenin yönetimini güvendiği, kandırılmayacak, dürüst, vatansever, Atatürkçü bir iktidara bırakıp belki de Cumhuriyet tarihinin en güzel uykusuna dalacak ve rüyasında ülkenin çağdaş, demokratik, laik bir hukuk devleti olduğunu görecek”…

Malum, bugün öğrendiklerimizi ve yaşadıklarımızı uykumuzda zihnimize kodluyoruz ve gelecekte ne yaşamayı istiyorsak bunu uykumuzda planlıyoruz.

Hadi dostlar, şimdi öyle bir mücadele verelim ki güvenilir, Atatürk çizgisinde, vatansever, çağdaş bir kadroyu ülke yönetimine taşıyalım ve bu büyük “UYANIŞ”ın ardından belki 1938’den beri uyuyamadığımız huzurlu uykuya dalalım.

Gelecek güzel günleri zihnimize kodlayalım…

Uyanış

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

7 Yorum

  1. 2 ay önce

    Gönülden kutluyorum..! <3

  2. 2 ay önce

    Cem Gürdeniz 2023

  3. 2 ay önce

    Çalışan gelişen toplum yorulmaz, aksine dinç ve uyanık olur. Süt tozu ile afyonlanan fabrikaları kapanan toplum yorulur.

    • 2 ay önce

      Güzel bir yazı olmuş. Çok geç ve zor uyuyup çok geç uyanan biri olarak problemin yaş ile ilgili olduğunu düşünüyordum. Aslında çok da yorgun düştüm. 32 yıl kamu 8 yıl özel sektör. Biraz daha zorlasam neredeyse yarım yüzyıl. Ancak bu yazı görüş persfektimi değiştirdi. Ellerinize emeklerinize sağlık teşekkür ediyorum. Konuya tam da iyi bir denek olabilirmişim. 60 ihtilalini hayal meyal, 74 kıbrıs, 80 darbesi, lisede başlayan saldırılar, üniversite eğitiminde yaşadıpımız Ankara Beşevler meydan Savaşları, Mamak askeri cezaevi yaşamı, Fethullah darbe kalkışması. Hâlâ problemlerimiz devam ediyor. Bir oğlum yurt dışında yüksek lisans yapıyor yurt parası, okul, yemek parası, ulaşımı. Eşimle emekliyiz hala emekli maaşımızın yarısı ile döviz alıp gönderiyoruz neyseki bir yılı kaldı diğer oğlumuz mühendis ve kendini kurtardı sayılır. Her şeyle beraber bizde bittik hocam. Yazınızı tahlil edince çok kıymetli olduğunu fark ettim. Sağ olun. Başarılar diliyorum.

      Cevapla
  4. 2 ay önce

    O kadar rüya gördüğünüze göre “Atatürk çizgisinde, vatansever, çağdaş bir kadro”nun da kimler olduğunu görmüş olmalısınız Semih hocam.

  5. 2 ay önce

    Sayin yazar ne uyanisi butun iyi niyetli ataturkculer apo nun heykelini dikecegiz diyen adam neden iceride biz onu salacagiz diyen adamin pesinde derin bir uykuda sadece bayramlarda bayrak salliyor gene uyumaya devam ediyorlar

  6. 2 ay önce

    Naçizane, rüyamda çok kaliteli fıstıklı baklava görsem de ; piyasada bulsam da alsam diyorum..yani satışı yapılmayan ürün rüyada kalıyor.Atatürk sevdalıları önce ekip, sonra da 85 milyonu şaha kaldıracak programı oluşturmak zorundalar.. yoksa , rüya girmeye devam ederiz gibi geliyor.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!