Uydurma Dinden Terör Örgütüne FETÖ-7: Pavlus Fetullah

Uydurma Dinden Terör Örgütüne FETÖ-7: Pavlus Fetullah

Feto ve yalanları konusundaki bu yazı dizisini yakından izleyen Veryansın Tv okurları bile kendi kendilerine şu soruları soracaktır:

Feto ya da Fetullah, bu yazılarda çizilen hangi portreyi temsil etmektedir? Yazar, yoksa Feto’nun kim olduğuna bir türlü karar veremiyor mu? Bildiğimiz Feto bu yazılarda hangisidir? Casus mu? Şeytan mı? Terör elebaşı mı? Allah ve Peygamber olduğunu öne süren akıl hastası mı, yoksa emperyalizmin cini mi? Yoksa onları “hizmet”inde kullandığı yalanını fütursuzca söyleyen mi? Ortadoğu’yu işgal eden Haçlı katil sürülerine dua eden mi? Hangisi?

Feto deyince zihnimizde belirli bir figür oluşmuyor, bu şeytanlaşma öyküsü neyin nesidir? Şeytan Feto’nun neresindedir?

Burada şaşılacak bir karışıklık yoktur. Feto, bu sayılan kötü sıfatların hepsini şahsında toplamayı başarmış uluslararası bir fitnedir. O, bu figürlerin hem ayrı ayrı hem de bütün olarak, tümüdür. Kendi konuşma ve yazılarında sayılan her sıfat için bolca kaynak vardır. Araştırmayı seven okurlarımız için daha detaylı ve daha fazla örnekler için bu yazılar öncü olsun isterim.

Feto, uluslararası güç ya da güçlerin emrinde hareket ettiği için, onlar ne zaman, nerede ve kime karşı nasıl bir kimliğe bürüneceğini önceden belirlemektedir. Bu gün Allah, yarın Peygamber, ertesi gün melek, bir başka gün evliya, ama her zaman hoca görünümlü ve sonunda darbe emri veren bir terörist başıdır. Aslında oldum olası terörist başıdır; ancak bu aşamaya gelebilmek için her türlü kutsalı, dini, namusu, ahlakı, milleti, vatanı… kısacası aklınıza gelebilecek her şeyi aldığı emirlere göre kullanmıştır, hala da kullanmaktadır.

Feto İslam’ı kullanırken Hıristiyanlık ve Yahudiliği de kullanmıştır. Ancak burada ince bir farka dikkat çekmem gerekir: İslam’ı, Hıristiyanlık ve Yahudilik lehine kullanmaktadır; varmak istediği hedef, nasıl ki Müslümanları Haçlıların “hizmet”inde köleleştirmek için çalışmaksa, İslam’ı da bu iki dinin stepnesi yapmaktadır. Feto ve Fetöye inanıp destek verenler, böylece hem Müslümanların hem de İslam’ın yerlerde sürünmesine payandalık etmiş olmaktadırlar.

FETO BUNLARI NASIL YAPMAKTADIR?

Çoğumuz, ülkemizde uzun bir süre “Dinlerarası Diyalog” kavramını duymuştur. Feto, yurt içinde ve yırt dışında Dinlararası Diyalog toplantıları düzenlemiştir. Her kesimden farklı siyasi, entelektüel ve ekonomik düzeyden kişiler bu toplantılara maddi-manevi destek vermişlerdir. “İbrahimi Dinler” ilke sözü (mottosu) bu toplantıların pusulası olarak kullanılmış; hatta toplumun her kesiminden etkili yetkili, üniversiteli, paralı pullu insanlar bu ilke sözü çok beğenip takdir etmişler; sanki İslam Hz. İbrahim’le birlikte yeniden vahiy ediliyormuşçasına ardını önünü düşünmeden canlarını, mallarını, ruhlarını Feto’nün önüne sermişlerdir.

Dinlararası Diyalog, en az üç farklı dinden olan insanların bir arada yaşamalarına ilişkin kültürel, siyasi ve toplumsal zeminini, demokratik ilkelerden kalkarak geliştirmek ve aslında bu üç dinin temelde birbirinin benzeri olduğu fikrini yaygınlaştırmaktı. Oysa burada birbirine ustaca karıştırılan ve üstü örtülen bir hakikat, çoğunun gözünden kaçmış ya da kaçırılmıştı: Şu sorulara yanıt aranmadı: Türkiye’de çoğunluğu Müslüman olan Türk halkının azınlıktaki Hıristiyan ve Yahudi vatandaşlarımızla bir arada yaşama sorunu mu vardı? Bu insanlar dinlerinden dolayı birbirini kırıp geçiriyor ve yaşama haklarını ihlal mi ediyorlardı? Yoksa Müslüman çoğunluk bu iki dine bağlı azınlıklara karşı sistemli bir baskı mı yapıyordu?

Hayır, gerçekte böyle bir şey yoktu. Kaldı ki Hz. Muhammed, Dört halife, Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Memluklular, Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemlerinin hiç birinde Müslümanların diğer din mensuplarına karşı toplu ya da kitlesel hiçbir baskısı, incitici, rahatsız edici bir tutumu olmamıştı. Peki, bu diyalog neyin nesiydi? Farkı din mensupları dünden bu güne fiilen zaten barış içinde özgürce yaşayıp giderlerken, neyin diyalogundan söz ediliyordu?

Amaç neydi?

Amaç, dinleri birleştirmekti. Ama bu dinler hangi noktada birleşeceklerdi? Türkiye’de düzenlenen diyalog toplantıları doğal olarak bu birleşmenin İslam temelinde gerçekleşeceği sanısını yaratmıştı. Ancak Uluslararası aynı adlı toplantılarda gerçeğin hiç de böyle olmadığı açıktan ilan ediliyordu. İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık ekseninde hizaya sokulacak; bu iki dinle cepheden ters düşen ayet veya ilkeleri törpülenecekti. İlk törpü, Kelime-i Şehadet’ti Hz. Muhammed’i çıkardı. Sadece “La ilahe illallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) demek yetecekti. Öyle de yaptılar. Avrupa’daki Milli Görüşçülerin çıkardığı takvimin üzerinde Kelime-i Şehadet’in Hz. Muhammed bölümü çıkarılarak yayınlandığı için 2007’de Aydınlık Dergisi’nde “Fethullah’ın fetvasına uydular; onlar da Hz. Muhammed’i Kelime-i Şehadet’ten çıkardılar” diye yazmıştım. (http://ahmetdursun374.blogcu.com/hicret-takvimi-fethullah-in-emrine-uydu/8965949http://ahmetdursun374.blogcu.com/hicret-takvimi-fethullah-in-emrine-uydu/8965949)

“Allah’tan başka ilah yoktur; Hz. Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir”, kelime-i şahadetin tamamını ifade eder. Bir kimsenin İslam dairesine girmesi, şahadetin tam olarak kabulü ve ikrarıyla mümkündür. Bölmek, koparmak ve kısmen kabul, cahillikten olmadığına göre Feto, Yahudilikle ve Hıristiyanlıkla taban tabana aykırı olacak bu ifadeyi, Hz. Muhammed’i çekip silerek bozmak için bu diyalog tuzaklarını hazırlamıştır. Önceki yazılarımda cemaatine kendinin Allah ve Peygamber olduğunu söylemesi esasen Kelime-i Şehadeti büsbütün ortadan kaldırmak anlamına geliyordu. Ancak Feto, bunu doğrudan Müslümanlara söyleyecek aptallığıyla emperyalistler tarafından piyasaya sürülemezdi. İslam dinini Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa uydurmak, Dinlerarası Diyalog toplantılarının en başat amacıydı. Dini bütün insanların bile koşa koşa destek verdiği bu toplantılardan geriye, “İbrahimi Dinler” kavramı kaldı.

İbrahim, Yahudilik için çok önemli bir figürdür. İbrahim denince aklımıza “İbrahim Peygamber” gelir. Oysa Yahudiler için o, peygamberden önce, atadır; Yahudilerin atasıdır. Soy ona dayanır. Yahudilik için soy silsilesi, dinden daha önemlidir. Çünkü dinleri, tarihlerine göre oluşturulmuştur. Oysa Müslümanlarda tarih, dini oluşturur. Bu konu için başka bir yazı gerekir.

Kitab-ı Mukaddes’in ilk sayfalarında Dicle ve Fırat Havzası için “The World of Abraham” (İbrahim’in Toprakları/Dünyası) etiketli haritalar vardır. Tevrat’ın Tekvin kitabının 15. Bab’ında ise şöyle yazmaktadır:

O günde Rab, Abraham’la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.

Her ne kadar verilen bu harita tartışmalı ise de, buradaki tanıma bakılırsa İsrailoğulları’na vaat edilen topraklar Fırat nehri ile Nil Nehri arasındaki topraklardır. Bu ise doğrudan bizim Güneydoğu’yu içine alan bir bölgeye karşılık geliyor. PKK terör örgütü ile Fetö’nün neden aynı amaca hizmet ettikleri sorusunun yanıtı da burada meydana çıkıyor. “İbrahim’in Dünyası” olan bu topraklar, “İbrahimi Dinler” yalanıyla bilerek ya da bilmeyerek Siyonizme peşkeş çekilmektedir. İbrahim bütün dinlerin varıp dayandığı bir figür olduğuna göre hangi din olursa olsun kaynağı İbrahim değilse, geçersizdir. Hz. Muhammed’i kelime-i şahadet’ten çıkaranlar onun yerine İbrahim’i koyarak sadece İslam’dan değil, Türklükten de çıkmış oluyorlar. İşte Feto İslam dini üzerinden hem İslam’a hem de Müslümanlara vurmaktadır.

Kur’an, Yahudilerin ve Hıristiyanların, Tanrı’nın seçkin ve üstün sevgilileri olduğu iddialarını kesin bir dille yalanlar:

“Yahudiler ve Nasranîler, biz Allah’ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz dediler. De ki: Öyleyse neden günahlarınızdan dolayı size azap ediyor? Hayır, siz, ancak onun yarattığı insanlardansınız; o, dilediğini yarlıgar, dilediğine azap eder ve Allah’ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında bulunanların saltanatı ve her iş, ona aittir.” (5 Maide 18).

Feto kelime-i şahadet başta olmak üzere, Yahudileri ve Hıristiyanları eleştiren bunun gibi pek çok ayeti dinlerarası diyalog ve İbrahimi Dinler planına aykırı ve engel olarak görür. Onun İslam’la sürekli ters düşmesi, kirli emelleri önünde Kur’an’ın duvar gibi durmasıdır. Bu emperyalist taşeron, her yolu mubah gören tuzakları karşısında duran Kuran engelini aşmak için hocası Said-i Şarlatan’ın izini sürmüştür. Bilindiği gibi, Said-i Şarlatan, rastgele çiziktirdiği Risaleleri Kuran’a eş tutmaktadır. Risaleler’de İslam ve Kuran engeli ortadan kaldırılır; Vatikan’la İslam’ın sırtından her türlü dinsel uzlaşı gerçekleştirilir; ancak bu şaibeli diyaloglarda kazanan taraf sürekli Hıristiyanlar ve Yahudilerdir. Kaybedenler ise, Türkler ve Müslümanlardır. Feto da aynı yolu diyalog ve İbrahimi Dinler yalanıyla sürdürmüş; yazı ve konuşmalarında İslam’ı, bu iki dinin içinde boğmaya teşebbüs etmiştir.

Feto, herkesle herkes, her şeyle her şey olmuştur. Takıyye budur; amacına ulaşmak için, Milliyetçi kesimlere “Türkçe Olimpiyatlar”, “muhafazakâr kesimlere “Allah, Peygamber ve salâvatlar”, Yahudilere “İbrahimi Dinler”, “Hıristiyanlara “Müslüman İseviler” (Gülen, Ümit Burcu, s. 43), 12 Eylül darbecilerine “hizmetinizdeyim” ve son olarak da, Türk milletine 15 Temmuz’da “kan ve ateş”, bu gün hepimize de, devlette yarattığı tahribat, bırakmıştır.

Feto, Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak ve Türk Milleti’ni Anadolu’dan söküp atmak için yine Müslümanlar arasında kalarak Aziz Pavlus rolünü oynamıştır:

Özgür olmama ve hiç kimsenin uşağı sayılmamama karşın, kendimi herkese uşak kıldım. Amacım daha çok kişiyi Mesih’e kazanmaktır. Yahudiler’le Yahudi gibi oldum. Amacım Yahudiler’i Mesih’e kazanmaktır. Kendim bir ruhsal yasa bağımlısı olmamama karşın, ruhsal yasa bağımlılarıyla ruhsal yasa bağımlısı gibi oldum. Amacım ruhsal yasa bağımlılarını Mesih’e kazanmaktır. Ruhsal yasa bağımlısı olmayanlarla ben de ruhsal yasa bağımlısı değilmişim gibi davrandım. Amacım ruhsal yasa bağımlısı olmayanları Mesih’e kazanmaktır. Oysa Tanrı doğrultusunda ruhsal yasadan bağımsız biri değilim; Mesih yasasının bağımlısıyım. Bağlılığı sağlıksız olanlarla ben de sağlıksız biri oldum. Amacım bağlılıkta sağlıksızları Mesih’e kazanmaktır. Herkesle her şey oldum. Amacım her yola başvurarak insanların bir kesimini kurtarmaktır. Sevinç Getirici Haber yararına bunların tümünü üstleniyorum. Amacım Sevinç Getirici Haber’in kutluluğuna paydaş olmaktır. (Korinthoslulara I. Mektup)

Feto tıpkı Aziz Pavlus gibi, herkesle herkes, her şeyle her şey olmuştur ama asla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinden olmamıştır. Feto’nun yolundan gidenler de asla bizden birileri olmayacaklardır.