Uyuni Tuz Düzlükleri - Bolivya

Gürcan Elbek yazdı...

Uyuni Tuz Düzlükleri - Bolivya

Güzel pazarlar,

22 haftadır Balkanlar ve Orta Avrupa’yı kapsayan bir geziyi adım adım ve yaşandığı sırayla paylaşıyorum. Anılarımda çok özel bir yeri olan bu geziyi anlatmaktan büyük keyif duyuyorum. Ancak bu hafta eskilerin deyişi ile “Tebdil-i mekanda ferahlık vardır” demek ve farklı noktaları içeren değişik bir gezi sohbetine başlamak istiyorum. Bu sohbetlerimiz belki bireysel gezi listenize değişik seçenekler ekleyebilir diye umuyorum.

Uzun süreli yolculuklar da hayat gibidir, her şey her an değişebilir...

Geziler de hayat gibidir derim hep. Bu benzetimi çok kullanıyor ve özde bu görüşe çok inanıyorum. Aynı hayatta olduğu gibi gezilerde de siz kendinizce bir şeyler planlarsınız, o doğrultuda da akması için hareket edersiniz ama, zaman sizi plan dışında değişik rotalara sürükleyebilir. Bazen tatlı, bazen acı sürprizlerle, bazen zorluklarla  karşımıza çıkan olaylar bizi bambaşka ortamlara götürürler. Yaşam ya da gezi öykümüz böylece bizim önceden bilmediğimiz kendi mecrasında akar.

Bu haftaki yazı için klavye başına oturduğumda, bu kadar aynı kıtada olmak yeter, dedim içimden. Sizi dünyanın değişik yerlerine götürme arzusu geldi ruhuma. Bu arzu dinince tekrar Avrupa ve Balkanlar gezisinde kaldığımız yere, Viyana’ya döneceğiz.

Şimdi şöyle görece daha uzak, hatta epey uzak rotalara uzanalım istiyorum. Hepimize biraz değişiklik iyi gelecektir umarım. 

Rastlantısal akışla dünyadan karelere hoşgeldiniz…

Değişiklik yapma isteğim sonrası şu an bilgisayar başındayım. İnanın aklımda hiçbir ön fikir yok. Resim depomu açıp sizinle fotoğraflarla bir gezi potpurisi yapacağım. Hazırsanız dosyaları incelemeye başlıyorum...

Karşıma gelen ve paylaşmak istediğim ilk dosya Güney Amerika’da Bolivya fotoğrafları oldu.

Yazılarımı takip edenler için bu platformda yayınlanmış Bolivya-1 kısmı bu güzel ülkeye ait fikirler verebilecektir.

İlgili yazı: Denize hasret, harika bulutlarıyla, yükseklikler ülkesinde: Bolivya

Bolivya bir gezgin için harika bir ülke. Öncelikle oldukça ucuz. Çok yükseklerde kurulu, yer yer çok sert doğal yapısı bulunan, yerli kökenli nüfusu fazla, alışkanlıkları, kültürü ve doğası değişiklikler içeren harika bir gezi alanı. Festivalleri kendine has ve çok renkli. Bir zamanlar dünyanın en büyük gümüş yataklarına sahip ve en zengin kenti olan Potosi’nin şimdilerde neredeyse terkedilmiş bir halde olduğu karşıtlık ve güzelliklerle dolu bir ülke Bolivya. Uzun yıllar sömürge valileri tarafından yönetilmiş, zengin ama fakir bir ülke. Başkanları Eva Morales’i bazı olumsuz durumlar için sorguladığımda “Hiç olmazsa yabancı vali değil Morales yapsın, razıyız” diyen yorgun, yıpratılmış güzel insanların ülkesi Bolivya. 

Bolivya’da çok konuşulacak yer var. Ama dosyada kalbimin ilk kaydığı yer Uyuni Tuz Düzlüklerinde yaptığım geziye ait fotoğraflar olunca, gezi noktamızın seçimi kendiliğinden oluştu.

İlk anı ve fotoğraflar dünyanın en büyük aynası da denilen Uyuni Tuz Düzlükleri’nden geliyor.

Uçsuz bucaksız Uyuni Tuz Düzlükleri …

Türkçesiyle Uyuni Tuz Düzlükleri, İspanyolcada Salar de Uyuni, İngilizcesiyle, Uyuni Salt Flats. Bu özel alan ve etrafındaki bölgede, 4 çekerli jiplerle turlar yapılan devasa bir tuz gölü odaklı harika bir gezi deneyimine hoşgeldiniz.

Uyuni, Bolivya’nın güneyinde ufak ve sanki terk edilmiş görünümünde bir kasaba irisi. Buranın hemen yanından başlayan Uyuni Tuz Düzlükleri, tabir yerindeyse uçsuz bucaksız, kilometrelerce hipnotize edici, beyaz, dümdüz ve devasa bir alan. Bu beyaz rüya içinde kilometrelerce yol alınıyor. Size adeta dünyada değil bambaşka bir boyutta dolaştığınız hissini veriyor bir süre sonra.

Uyuni Tuz Düzlükleri

Göz alabildiğine bembeyaz ortamda, zeminin tümü, evrenin sarsılmaz sanatçılığıyla tasarlanmış, kristallerin oluşturduğu altıgen şekillerle kaplı. Bu çok değişik bakış açısı (perspektif) ve karşıtlık (kontrast) içeren yapı fotoğrafçılar için bulunmaz fırsatlar sunuyor.

Biraz yağmur sonrası iki üç santim su biriken bu engin beyazlık sonsuz gibi görünen harika yansımalarıyla dünyanın en büyük aynası olarak da anılıyor. Bu doğal aynada muhteşem görüntüler izliyorsunuz.

Aşağıdaki video bu ortamın görüntülerini çok güzel aktaran bir çalışma (İngilizce).

Uyuni ve civarındaki turlar…

Uyuni kasabasından başlayan geziler bir veya üç günlük paketler halinde satılıyor. Uyuni’ye vardığımda ilk önce bir günlük tura katıldım. Harika bir gündü ama yetmemişti bana. Buranın ruhunu doya doya sindirmek için daha uzun kalmaya karar verdim. Bir sonraki gün, üç günlük bir tura bilet aldım. 

Uyuni, bozkır benzeri çorak toprakların ortasında küçük bir kent. Geziler bu kasabadan başlayıp burada bitiyor. Eski bir maden nakil rotasının önemli kenti olan Uyuni’de bakımsız ve toprak da olsa geniş caddeler var. Bitki ve ağaç fakiri topraklar ortasında ıssız bir yer denebilir. Bir Mad Max film seti olmasa da modern denilen dünyadan oldukça farklı bir yer Uyuni.

Uyuni’den görüntüler:

Güney Amerika'yı gezenler genelde ya güneyden kuzeye, ya da kuzeyden güneye rotalar yaparlar. İşte bu gezilerde güneyden kuzeye çıkanların çoğunluğu Şili’den Bolivya’ya geçiş için Tuz Düzlüklerini de içeren turları kullanırlar. Şili’deki San Pedro de Atacama çölünden başlayan bu turlar son durak olarak Uyuni’ye gelip, Bolivya turlarına buradan devam ederler. Güneye doğru inenler de tam tersini, yani Uyuni’den Atacama’ya doğru bir tur yaparlar. Bunun dışında Uyuni Tuz Düzlükleri ve çevresi, Bolivya içinde yapılan turların da gözde bir gezi noktası. Hal böyle olunca küçüklü büyüklü birçok şirket var bu turları düzenleyen Uyuni sokaklarında.

Fazlaca popüler olmadan önce daha doğal ama zor şartlarda gezilen bir bölgeymiş buralar. Şimdi 4 çeker jip edinen bir sürü Bolivyalı bu işe atılmış. 3 günlük turların ortalama fiyatı 120-150 Amerikan doları. Pahalı dedikleri sezon 1 Ocak-31 Mart arası fiyatlar biraz fazla, ucuz sezon dedikleri 1 Nisan-31 Aralık arası biraz düşük oluyor fiyatlar. Bu fark da en fazla 10-20 dolar arası birşey. Kuruşun hesabını yapan bir sırt çantalı için bu farklar önemli. Size uygun çözüm bütçeniz, sabır ve araştırmalarınıza kalmış. Bütçe biraz daha rahat ise düşünmenize gerek yok. Ucuzcu turcular ile daha düşük fiyatları da bulmak mümkün olabilir. Tabii ki aldığınız hizmette farklılıklar olacaktır. Bir rezervasyon sitesine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. https://www.denomades.com/en/uyuni/uyuni-salt-flat-3-days-id516

Uyuni kentinde bu gezilere çıkmaktan başka yapılacak hiçbir şey yok. Sadece bu tuz düzlükleri turlarına çıkmanın başlangıç noktası. Çoğu kişi mümkünse kalmıyor bile. Kaçılası bir yer yani. Zaman zaman çılgın genç gezginler için tuz çölünde gece partileri, festivaller yapılıyor. Bakımsız, ruhu tozlu, ufak bir yer. Ancak dünyanın en önemli gezi yerlerinden birinin başlangıç noktası ve gezginler arasında çok meşhur. Bolivya gezilerinin olmazsa olmazı, Uyuni.

Aşağıdaki fotoğraflarda turu aldığım dükkanların bulunduğu ortamı ve kabaca parkuru görebilirsiniz. Güney Amerika’da en çok Gringo’nun (*) gezdiği bu turistik yerde İngilizce işinizi görebilir. O da bu turizme bulaşmış jip sürücüleri ve tur şirketleri ile sınırlı olsa da yeterli olacaktır. Zaten Uyuni tarihi cazibesini yitirmiş, bu turlarla canlanmış uç noktada bir yer. 

* Gringo: İspanyolca konuşamayan her kişi Güney Amerika argosunda “Gringo” olarak anılıyor. Özellikle İngilizce konuşanlar için dense de hepimiz Gringo’yuz bu damarları kesilmiş kıtada.

Tur satın alınan şirketlerin önünden görüntüler:

Turun ilk durakları; Tren Mezarlığı ve pazaryeri…

Zamanında Bolivya’nın madenlerinin trenlerle okyanusa kadar taşındığı Uyuni’nin hemen çıkışı o dönemlerden kalan bir tren mezarlığına ev sahipliği yapıyor. Bu çorak toprakların zenginliği olan madenleri yıllarca deniz kenarındaki limanlara ve gemilere taşıyan lokomotifler, vagonlar terk edilmiş biçimde geçmişin trajedisinin son perdesini sunuyor. Kapitalist bir sömürü sonrası terk edilmişliği hissettiriyor.

Uyuni Tren Mezarlığı’ndan görüntüler:

Bolivya bugünkü sınırları itibariyle, Paraguay ile birlikte denize sınırı olmayan iki Güney Amerika ülkesinden biri. Buna çok üzülüyorlar. Neredeyse her konuştuğum Bolivyalıdan bunu duydum. İşte 100-150 yıl önce, buradan kalkan trenler deniz kıyısına ulaşırken bu tren mezarlığı sanki denizle bağlantısı koparılmış bir ülkenin hüznünü de yansıtıyor gibi. 

Tren Mezarlığı sonrasında ilk durak turistik eşyalar satan bir pazar yeri. Pazar yerinde tezgahlar o tipik Güney Amerika figürleri süslü tuzdan ev aletleri ve süs eşyalarıyla dolu. Biraz bu pazar yerinde dolaşma ve alışveriş sonrası, gezi tuz üretilen ilk noktaya ulaşıldığında başlıyor.

Tuz Düzlükleri öncesindeki son durak pazar yeri görüntüleri

Tuz düzlüklerine çıkılan bu ilk yerde bir metre yüksekliğinde sofra tuzu yapımı için kümelenmiş, koni şeklinde tuz yığınlarının yanında hem rehber hem de şoför olan kişi bilgi vermeye başlıyor. Ardından da düzlüklere doğru yola çıkılıyor.

Tuz konileri ile düzlüklere çıkıştan görüntüler.

Tuz Düzlükleri…

Devasa tuz gölünün yüzeyi bir metre kadar sert tuz kristallerinden oluşan bir yapıyla kaplı. Giriş civarında zeminde, yeraltı sularının yüzeye çıktığı açıklıklar var ki bunlara “Gözler” (ojos) diyorlar. Bu gözlerde kristalleri inceleyip içindeki soğuk olan suya dokunabiliyorsunuz. Şu an Ayvalık’taki evimde bu gölden alıp hatıra olarak sakladığım tavla zarı irisi kristaller var. 

Gözler dedikleri su kaynaklarında.

Bu gözlerden sonrası, açık deniz gibi bembeyaz bomboş alanda arabaların gemiler gibi yol aldığı geniş bir düzlük. Gemi kazalarını düşündünüz mü hiç? Nasıl oluyor da koca deryada birbirine çarpıyor gemiler? İşte aynı gemilerin çarpışmasının garipliği gibi 2008 yılında iki jip bu uçsuz bucaksız alanda birbirine girmeyi başarmış ve bu trajikomik kazada ölenlerin anısına da bir anıt dikilmiş kaza noktasında. Onun haricinde kayıtlı bir kaza yok diyorlar. Her tarafın yol kabul olduğu yerlerde gidilen dümdüz ve devasa bir buz pateni pisti gibi görünüm ufka kadar uzanıyor.

Tuz düzlüklerinde:

Balık Adası (Isla Pescado)...

Bu koskoca düzlükler içinde bir toprak yükseltisi bulunuyor. Bu 500-600 metre uzunluğunda ve en yüksek yeri 60 metre kadar olan bir toprak yükseltisine ada diyorlar. Şekli nedeniyle Balık Adası ismi verilmiş. Balık Adası’nın üzerinde milyonlarca yıllık devasa kaktüsler var. İnkaların göçleri sırasında konakladıkları bir yermiş burası. Adanın üzerinde dolaştıktan sonra tepesinde oturup engin beyaz düzlükleri izlemek çok keyifli.

Balık Adası (Isla Pascua)’ndan görüntüler:

Bu düzlükler, sonsuz gibi uzanan beyazlıklar nedeniyle göz yanıltıcı mizansenlere sahip sıradışı fotoğraf çekimlerine olanak tanıyor. Odak ve bakış açısıyla oynayıp, optik yanılsamalara dayalı boyut değişimlerini mesafe ile yaratan ilginç görünümlü hatıra fotoğrafları çekilebiliyor. Fotoğraf hilesini uzaklık ve odaklamayla sizler yaratıyorsunuz. Ben fazla yaratıcı olamadım ama çok yaratıcı kareler çıkaranlar oluyor burada.

İlginç fotoğraf denemelerimiz:

Tur içinde çılgınca hız yaptığımız yerler yanında durup etrafı incelediğimiz anları yaşadığımız harika bir sürüş deneyimi yaşadık saatler boyunca. Birçok fotoğraf denemesi yaptık.

Uyuni Tuz Düzlükleri’nden fotoğraflar.

Tuz Hostelde Konaklama…

Turumuzun ilk gecesinde, bu düzlüklerde yeknesak beyaz bir manzara eşliğinde yapılan uzun yolculuklardan sonra toprağa ilk ulaşılan yerde tuzdan bir konaklama evinde kaldık. Bu tuz evin duvarları, yataklarımız, banyomuz, yemek masaları, oturduğumuz koltuklar ve olabilecek her şey tuz bloklardan imal edilmiş haldeydi.

Tuz hostelden görüntüler ve gün batımı.

Elektrik jeneratörden sağlanacağından iki saat içinde tüm şarj edilmesi gereken malzemelerinizi şarj etmek zorundaydınız. Yorgunluk olsa da disiplini elden bırakmayıp tempolu olarak hazırlıklı olmak gerek bu tür gezilerde. Aksi takdirde bir ertesi gün fotoğraf çekmeniz veya ihtiyaç olması durumunda telefonunuzu kullanmanız mümkün olmayabilir.

Equipo de Mierda (Boktan Ekip)…

Tur grubumuz rehber şoför hariç 6 tane erkekten oluşuyordu. Biri bendeniz Türk, iki futbol aşığı Portekizli, bir Hint asıllı İngiliz, bir çılgın Fransız mühendis, bir de İspanya’da okuyan Bolivyalı. Bu gezideki konaklama ve temizlik şartları pek parlak olmayınca ekibe “B.ktan Ekip” anlamına gelen “Equippo de Mierda” ismini taktım ve herkes de bunun  benimsedi. Rehber şoförün benimle ilk anda sürtüşmesini de aşmış ve uyumlu bir grup olmuştuk. Bu pis ekip artık gezinin sonunda doğal bir sıcak su kaynağında suyla tanışana kadar bu isimle anılacaktı.

Equipo de Mierda. Tur ekibimiz.

Çöl gibi yerlerde devam eden tur…

Tuz hostelde konaklama sonrası, gezimiz çöl benzeri topraklarda sürdü. Rehber bu garip coğrafyayı ve buradaki hayvanları anlatıyordu. Burada ağaç veya bitki yok denecek kadar az. Göller var etrafta. Değişik mineral ve bileşikler nedeniyle değişik değişik göller. Uçsuz bucaksız düzlüklerde Mars yüzeyi gibi topraklarda uzanan tren yolları. Dünyada değilmişsiniz hissi burada da devam ediyordu.

Tuz Düzlükleri sonrasında ilerlediğimiz yerler.

Çöl ortasında rüzgarın oyduğu doğanın estetiği tek tük kayalar ve yükseltiler bulunuyor. Hatta birine ağaca benzemesi nedeniyle Ağaçtan Taş (Arbol de Piedra) adı verilmiş. Salvador Dali’nin resimlerinde gördüğüm, çöl ortasındaki uzaydaymış hissi veren kayalar var. Daha Dali’nin buraya geldiğini bilmeden hissettiğim bu olmuştu. Rehber Dali’nin Güney Amerika gezisinde buraya uğradığını anlattığında hiç şaşırmadım. Ressam burada fazla hayal gücüne gerek duymadan natürmort yapmış diye düşündüm.

Çöl ortamında kayalardan görüntüler

Kızıl, mavi ve ara tonlarda karışan renkleriyle Renkli Göl diyebileceğim Lago Colorado’ya sert bir rüzgar altında yürüdük. İyice yorulmuştuk. Ancak görüntüler harikaydı. Zaten bu gezide birçok göl geziyorsunuz. Etrafta binlerce flamingo ve diğer bazı kuşlar bulunuyor.

Göller, flamingolar ve parkurdan muhtelif görüntüler.

O kadar fazla ayrıntı var ki bir haftasonu yazısına sığdırmak mümkün değil. Bolivya ve Güney Amerika maceramın tümünü okumak isteyenler e-kitabıma aşağıdaki linkten ulaşabilirler. https://www.dr.com.tr/ekitap/guney-amerka-da-120-gun

Mülteci kampı benzeri yerde buz gibi bir gece…

Gezinin ikinci gecesi mülteci kampı gibi bir yere geldik. Yorgunluk had safhadaydı. Sular akmıyordu, telefon bağlantısı yoktu. Topluca büyük bir odada yatacaktık. O kadar yorgunduk ki zaten yemek sonrası hemen sızacaktı herkes. Zira sabahın körü olmadan geceye kalkıp gayzer görmeye 5800 metre yükseklikteki bir yere gidecektik. Tuvalete kafa feneriyle giriyorduk.

Bunları zorluk yaşadık, perişan olduk demek için anlatmıyorum. Bu üç günlük gezinin hali anlaşılsın istiyorum. Ben bu kısmi yoksunlukları yaşasam da dünyanın zor görülecek noktalarını gezmeyi çok sevdim her zaman.

Bolivya yerlisi ev sahiplerimizin hazırladıkları harika çorba, tavuk pilav ve salata ile karnımızı doyurup, buz gibi bir havada ısıtması olmayan yatakhanede, yıkandığı şüpheli yorganlarımızın altında sabah 04:45’de kalmak üzere yattığımızda çok mutluyduk.

 Ekiple mülteci kampında konaklama.

5800 metrede baygınlık veren Yükseklik Hastalığı veya yükseklik etkisi...

Sabah gayzere çıkarken fenalaşmaya başladık. Kolay değil araba 3500’lerden başlayıp tırmanıyordu. Hepimiz bu yükselişten etkilenmiştik. Artık 5000’leri geçtiğimizde konuşacak hali kalmamıştı kimsenin. Çok kötüydük. O halde gayzeri nasıl gezdik fotoğrafları nasıl çektiysem çektim ama çok yıpratıcı oluyor yükseklik benim için. Hava dondurucuydu. Herşeye rağmen o anları fotoğrafladık. Gezginlik böyle bir tutku ve coşku. Etrafta biraz dolaştıktan sonra nefes darlığı içinde jipe döndük.

 5800 metredeki gayzer gezisinden görüntüler:

Aşağı doğru başlayan yolculukta Fransız Ju’nun kolundaki saatteki yükseklik ölçerden neredeyse metreleri sorguluyordum. Onun da cevap vermeye pek hali yoktu. Sadece rakam söyleyip susuyordu. Epey alçaldıktan sonra kendimizi toparlayabilecektik.

Bu üç günlük gezi çok uç noktalarda sıcaklık ve soğuklukların yaşanabileceği bir gezi. Bir gün donarken başka bir anda tişört bile fazla gelen yerler oluyor. Gezimin mottosu 6 Don 1 Pantolondu ama hep ondan fazlasını taşıyordum. Aynı hayatta olduğu gibi. Her konuda az yük taşımak mümkünse ne güzel olur.

Göller, kayalar, köyler gezdik dönüş yolunda. Köy kiliseleri gördük. Hatta bir yerde Fareli Köyün Kavalcısı misali bir salondan gelen voleybol oynama seslerini duyup, eski bir oyuncu olarak maça bile katıldım. Gezginiz ya, her yere girmeye hakkımız var. Kırmızı yanaklı, topraklarından çıkarılan altın kalpli çocukların fotoğraflarını çektim. Ne dolu dolu geçti o üç gün. İyi ki de yapmışım diyorum bugün.

Geziden genel görüntüler:

Bu haftaki yazımızda yaptığımız sürpriz gezinin sonu…

Hikaye daha birçok ayrıntıyla devam edip Uyuni’ye dönüşümüzle sona erdi.

Uyuni’den ayrılmadan önceki gece derme çatma restoranlardan birinde masa arayan İspanyola benzer genç kadın ve İskandinav tipli genç adamla masamı paylaştım. Bir süre İngilizce sohbet edip nereli olduklarını sorduğumda, Türküz, yanıtı sonrası olanları tahmin edersiniz sanırım. Sevgili Neşe ve Evrim ile böyle ilginç bir tanışma da bu gezinin içindeydi.

Anlatacak başka şeyler de var, ama ben bu öyküyü burada kesmeyi düşünüyorum. Maksat hasıl oldu sanırım. Gerçi beni bıraksanız sadece bu üç günlük geziyi bile saatlerce anlatabilirim. 

Her ne kadar potpuri desem de Uyuni Tuz Düzlükleri bu haftanın tümünü kapsadı. Diğer yerler önümüzdeki haftalara kalacak artık. Bol görselli bu yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum. Keyifle ve bıkmadan gezelim.

Bakalım haftaya nereye gideceğiz?

Fikri veya önerisi olan var mı?

Sağlık ve huzurla geçireceğiniz bir hafta diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.