Uzaydaki hukuku yeryüzüne kim indirecek?

Av. Mihriban Ünal yazdı

Uzaydaki hukuku yeryüzüne kim indirecek?

Uzaya kimi göndereceğimizi bulduk ve apar topar gönderdik: “hukuk”!  Gönderirken de yanına yüz yirmi sekiz sayfa insan hakları eylem planı iliştirdik! “Özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” çığlıklarıyla kapı dışarı edilen hukuktan o gün bugündür haber yok!

Beslenme, barınma, eğitim, sağlık, çalışma, adalet, güvenlik gibi temel yaşam sorunları çözülmemiş bir birey nasıl özgür olacak? Üstelik bu fiziki imkansızlıklar yanında ülkeyi örümcek ağı gibi sarmış yasa dışı cemaatlerin zihinsel engelleri de cabası! 

Niyetiniz derman olmak, çözüm üretmekse dürüst, samimi, gerçekçi olun, çalışmaya öyle uzaydan, uzaylılardan değil bu fiziki alanlardan başlayın, binlerce dairesi olan holding patronlarının elinden bunların en azından bir kısmını alıp evsizlere verebiliyor musunuz? Geliri belli bir düzeyin üstündeki kişilerden eğitim vergisi alıp parasızlık nedeniyle okuyamayan ya da aç okuyan çocukların eğitimini sağlayabiliyor musunuz? Beş parasız sıradan bir vatandaşla cumhurbaşkanı hukuk önünde eşit mi? TBMM lokantasında yenen yemeklerle maden ocağında işçilere dağıtılan bir mi? Bugün herhangi bir yasa dışı cemaatin torpili olmadan hâkim veya savcı olmak mümkün mü?

Bu sorulara gelince yanıtınız hayır, ancak uçmaya kaçmaya gelince demokrasi, insan hakları, özgürlükler! Tam da bu sebeple saray bahçelerinde, şaşaalı otellerin salonlarında bu temel fiziki sorunları ömrühayatında yaşamamış tuzu kuru insanların bir araya gelerek yazdığı yüz yirmi sekiz sayfalık metin olsa olsa “reklam filmi” olur!

Bir gün olsun yaptıklarınızı göz boyamak, günü kurtarmak, asıl sorunların üstünü örtmek için değil de ülke ve millet neyi hak ediyor diye içtenlikle sorarak yapın! Yoksa gerçekle bağı koparılıp tamamen “idare etmek”, “durumu kurtarmak” için yapılanların her birinin, yasa dışı cemaatlerin şeyhlerinin göz boyaması ve sözde kerametler göstermesinden farkı kalmıyor!

Birinin kullanışlı, her kapıyı açan amentüsü Allah, kitap, ümmet, peygamber; öbürününki demokrasi, insan hakları, özgürlükler! Ama ne Allah, kitap, vicdan kalmış ne de insan, hak ve özgürlük!

Bu maymuncuk, sihirbaz, rüküş kelimelerle Türkiye’nin parasını elinde tutan ve dışardan bakıldığında birbiriyle uzlaşmaz gibi görünen iki kesim işte birbirini besleyip büyütüyor sürekli! O yüzden sıradan halkın “açlık”, “işsizlik” gibi devasa sorunları yerine bilmem ne şeyhinin hastalığı, falanca iş adamının tutukluluğu, filan terör örgütü liderinin serbest kalması daha çok umurlarında!

Oysa ne güzeldir toprağını, insanını, elmanın kırmızısı, yaprağın yeşili, köpeğin kemiği dişlemesi gibi sevebilmek… Öyle saf, temiz, çıkarsız, kendiliğinden…

…….

Elmanın kırmızısı

Yaprağın yeşili

Köpeğin kemiği dişlemesi

Gibi seviyorum seni

Denizin mavisi

Portakalın kokusu

Serçenin daldan uçuşu

Gibi seviyorum seni

Kuzuların sesi

Gökkuşağının rengi

Bebeğin ana demesi

Gibi seviyorum seni

Şairin kelimesi

Ressamın boyası

Heykeltıraşın yontması

Gibi seviyorum seni

Mevsimin baharı

Toprağın telaşı

Mustafa Kemal’in bakışı

Gibi seviyorum seni

Yârim, memleketim…

Ne zaman, ne karşılığında, neden, nasıl yitirdik bu çıkarsız kendiliğinden sevgimizi ve onurumuzu? Tertemiz, soylu, eyvallah etmeyen, başı dik, alnı açık, bağımsız insanlar olmak yerine bu bir yerlere bağımlılık, kölelik, tutsaklık niye?

İşte bir yandan beslenme, barınma, eğitim, sağlık, çalışma gibi fiziki imkansızlıklar nedeniyle sıkıştırılmış, özgürlüğü teslim alınmış diğer yandan zihni ve vicdani sıkıştırmalar, yalanlar ve saptırmalarla oyalanıp devasa bir toplumsal ve siyasal baskı altında bırakılmış bireylerden oluşan kötülük fabrikası, şuursuz topluluk…

Yoksa kanunlarda yapılacak basit değişikliklerle istense bir günde çözülebilecek meseleleri, kim bize insan hakları eylem planı gibi süslü cümlelerle yutturabilir!

Biz bunları yaşarken atı alan Papa Franciscus, Üsküdar’ı geçerek tarihte ilk kez Irak’ı ziyaret ediyor, Barzani ile görüşüyor, Papa’nın yüzü suyu hürmetine(!) Irak askerlerinin kıyafetlerine haç işaretleri takılıyor, Barzani, Papa şerefine pul bastırıyor, bastırılan pulda yer alan sözde kürdistan haritasında Sivas, Hatay, Kars gibi illerimiz yer alıyor, demokrasi, insan hakları, özgürlükler, dinler arası diyaloglardan herkesin gözleri kamaşıyor, hukuk kendine yeryüzünde bir türlü alan bulamayıp uzaydan inemiyor!

Kapı dışarı edilip uzaya gönderilen hukuku belki bir gün lazım olur düşüncesiyle yeryüzüne indirmek için seferberlik(!) başlatılıyor, televizyon kanalları, ünlü uzman ve yorumcular, magazinciler, sağdan soldan siyasetçiler, az okuyup çok konuşanlar ve daha nicesi bir araya geliyor, ama ne yaparlarsa yapsınlar hukuku yeryüzüne indiremiyorlar!

 Bu sebeple bugüne dek yağmur duasına çıkan yasa dışı cemaatlerin bundan sonra yakalarına haç işaretleri iliştirip Papa Franciscus’u da yanlarına alarak hukuku uzaydan döndürmek için hukuk duasına çıkmalarını ve hukuku yeryüzüne indirmelerini bekliyoruz! Dileğimiz hepsinin başına kaya gibi hukuk düşsün uzaydan!