Veri yönetişimi ve güven

Bilin Neyaptı yazdı...

Veri yönetişimi ve güven

Bir ülkenin kalkınmışlığının en önemli göstergelerinden biri, belki de en önemlisi, birbirini tanımayan, rastgele seçilmiş vatandaşların birbirine duyduğu güvendir. Bu his, aynı temel değerleri paylaşan, yani ortak bir kültürle büyümüş insanların, birbirleriyle iletişimde asgari benzer beklentiler içinde olmasından kaynaklanır. O güven hissidir ki insanların gece korkmadan dışarıda dolaşmasını, çocukların sağlıklı toplumsal ilişkiler kurarak büyümesini ve dayanışmacı ve huzurlu bir toplum oluşumunu sağlar. O güven hissi ile insanlar üretimde ve bölüşümde ortaklaşabilir, saygılı ve verimli iş ilişkileri ve ortaklıklar kurarak tek başlarına yapamayacakları ölçekte büyük projeleri başarabilirler. Tüm bunlar, bir toplumun sosyal sermayesidir ki bu finansal ve fiziki sermayeyi de yaratan ve geliştiren en temel faktördür.

Devlet ile vatandaş ilişkileri, bireylerin birbiriyle ilişkilerindeki güven derecesinin de en önemli belirleyicisidir, çünkü tüm bu ilişkiler aynı hukuki sistem ve kültürel çerçevede şekillenir. Eğer devlet kamuya kamunun kaynaklarını adil topladığının ve dağıttığının hesabını veriyor, kamunun tercihlerini gözetiyorsa, bu kültürün bireylerin de birbiriyle ilişkilerine yansıması ve saygılı ve empati bazlı ilişkilere yol açması doğaldır. Tersi durumda, kamunun kaynaklarının adaletsizce toplanıp dağıtıldığı, devletin vatandaşla ilişkisinde üstten bakan ve ayrımcı davrandığı durumlarda ise, bireylerin de birbirini ezerek üste çıkma yarışına girmesi gayet doğaldır. Devlet mekanizmasının iktidar çevrelerince çıkar için kullanıldığı, yolsuzluğun norm olduğu bir ülkede halkın içinde kuralları ihlal etme yolları arayanların artması şaşırtıcı olabilir mi?

Sosyal sermaye ortak tarih ve kültüre sahip çıkan çağdaş, bilimsel örgün eğitimle beslenir, fırsatlara erişimde eşitsizliklerle yıpranır. “Türkiye nüfusunun yüzde 10’una ulaşan” ve çoğu niteliksiz işgücü kategorisinde olan Suriyeli, ve son günlerdeki kontrolsüz Afgan sığınmacı akınının sosyal sermayemizde ciddi çöküşlere yol açacağı, toplumda asayişi ve güven hissini yok ettiği ve edeceği açıktır.

...

Dünya Bankası’nın 2021 raporu: Daha iyi Hayatlar için Veri[1], hızla gelişen Endüstri 4.0 çağı gereğince odağını, dijital veri sistemlerinin tüm dünyada ve özellikle de gelişmekte olan ülkelerdeki verimlik ve eşitlik etkilerinin ne şekilde artırılacağının araştırması olarak seçmiş. Bu etkiler de, bazı siyasetçilerin projelerini çılgınlaştırmak için dijitalleşmenin sadece olumlu yönlerine odaklanma şeklinde değil, dezavantajlarını da irdeleyerek raporlanmış. Raporun altını çizdiği, kamu ve özel, makro ve mikro verilerin birbirini destekleyici ve tamamlayıcılığının sağlanması yoluyla veri güvenliğinin ve dolayısıyla veriye ilişkin sosyal anlaşmaların tesisinin önemi. Bu konuda esas odak ulusal olsa da, veri yönetişiminin uluslararası işbirliği boyutu da ele alınıyor, ki burada siber güvenlik altyapısı yanısıra verilerin paylaşımı da söz konusu.

Ekonomik ve toplumun ölçülebilir her boyutuna içkin verilerin elde edilmesi, doğru toplumsal, ekonomik ve siyasi politikaların tasarlanabilmesi için temel önemde. Büyük veri sistemleri, robot kullanımı ve yapay zekanın ülkelerin kalkınma hızlarında belirleyici rol oynayacağı bu dönemin aynı zamanda jeopolitik paradigma değişimine de denk gelişi, Dünya Bankası raporunun veri yönetişimine verdiği önemi açıklıyor. Kişisel veya kamusal hakların sınırlarını çizmenin ve veri paylaşımına ilişkin ulusal ve uluslararası düzlemde yasal düzenlemelerin zorluğu da tahmin edilebilir; önümüzdeki 10-20 yılda bu alandaki kurumsal düzenlemelerin gelişimini göreceğiz.

Ulusal boyutta, dar gelir gruplarının ya da muhalefetteki grupların veriye erişimde dezavantajlı olmamasını sağlamak ise, siyasi iktidarlara bırakılmayacak kadar önemli bir konu olarak devlet kurumlarının eşgüdüm içinde çözmesi gereken bir problem. Benzer biçimde, uluslararası veri paylaşımının dijital uçurum nedeniyle sadece gelişmiş ülkelere avantaj sağlamasının engellenmesi de önemli bir konu. Zira bu avantajın, ulusal boyutta kişisel verilerin elde edilmesinin otokratikleşmeye yol açma riskine paralel şekilde, uluslararası boyutta da hegemonyal amaçlara pekala hizmet ettiği ve edebileceği malumumuz.

Piyasaların liberalleşmesi ile, mal ve hizmetlerin yanı sıra finansal varlıkların da küresel hareketlerinin geçen yarım yüzyılda ülkeler arasında ekonomik yakınsamayı başaramadığı düşünülürse, son derece hızlı olabilecek her tür veri akışının küreselleşmesinde de rekabet dışı kalmamak için temkinli olmak gerektiği ortada. Özellikle kişisel verilerin korunmasına ilişkin, dışa bağımlı olduğumuz teknolojik cihazlar nedeniyle geç kalındığı açıktır, ancak geri döndürülemez de değildir.

Ulusal düzeyde veri yönetişiminin en önemli ayağı olan TÜİK’in her yıl yayınladığı veri takvimine uymayıp, 2020’deki ölüm ve göç sayılarını yayınlamaması, resmi verilere duyulan güven konusunda ileriye gitmek bir yana, kabul edilemez biçimde geriye gitmiş olduğumuzun ispatı. Pandemi ile mücadelede başarısızlığı gölgeleme amacı, bu durumun doğal olarak ilk akla gelen sebebi olabilir. En azından son birkaç yıldır inandırıcılığı haklı olarak sorgulanan enflasyon ve işsizlik verilerine, ve Sayıştay’ın denetimi dışına çıkarılan kamu işletmelerinin performansına ilişkin sorulara ek olarak, bu son durum kamu kurumlara olan güven kaybını ciddi oranda artırmakta. 

Resmi verilerin toplanıp dağıtılması siyasi parti keyfiyetine bırakılmaması gereken bir kamu hizmeti olduğu gibi, vatandaşın devlet kurumlarına güveni için de esastır. Veri yönetişimine bunca önem verilen bir dönemde, ulusal düzeyde resmi verilere duyulan güvenin gitgide zayıflatılması, devlet ve millet hizmetiyle şiddetle çelişmekte. Kamudan saklanan verilerle liyakatsiz bürokratların doğru politikalar tasarlaması mümkün olmadığı gibi, yanlış ve eksik veriler bilimsel çalışmaların yön göstericiliğine ve akademiye de zarar vermekte.

[1]    Data for Better Lives: https://www.worldbank.org/en/publication/wdr2021