Veryansın gibi muhalefet etmek, Veryansın gibi iktidar olmak

Prof. Dr. Şahin Filiz, 'Milli Muhalefet Sorunu' tartışma dizimiz için yazdı...

Veryansın gibi muhalefet etmek, Veryansın gibi iktidar olmak

Ankara Kitap Fuarına 400’den fazla yayınevi katılıyor. Adı yaygın olarak bilinen birkaç yayınevinin, ardında ulusal televizyon kanalları, büyük sermayeler ve devasa reklam ajansları desteğiyle fuarda gövde gösterisi yapması beklenirken Pankuş Yayınları ile Veryansıntv dost-düşman herkesi şaşırtacak şekilde fuarın en parlak yıldızı oldu ve olmaya devam edecek. Veryansıntv’nin sürekli okurları dışında, haber veya köşe yazılarından en az birini okumuş olanların da yine ilgi odağı Pankuş Yayınları standı oldu. Türk milleti, eğilip bükülmeden muhalefet yapmanın nasıl olacağını Veryansıntv’de açıkça gördü ve görmeye devam edecek.

Ankara Kitap Fuarı’nda insanların Pankuş Yayınevi standında uzun kuyruklar oluşturması, VeryansınTv yazarlarına kitaplarını imzalatma yarışına girmeleri, yazarların her biriyle uzun sohbetler yapmak için can atmaları, Veryansıntv’nin, kuşkusuz ülkemizde örneğine az rastlanır milli muhalefet ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.

Veryansın gibi muhalefet etmek ve Veryansın gibi iktidar olmak ne demektir?

Öncelikle şunu belirtmeliyim: muhalefeti milli olmayanın iktidarı da milli olmaz. Başka türlü dersek, milli muhalefet yapmayandan milli iktidar beklemek nafiledir. Ne ki ülkemiz muhalefet konusunda sınıfta kalmıştır. Muhalefet etme yönteminden muhalefet etmenin temel içeriklerine kadar, millilik niteliği son derece eksik ve siliktir. Milleti ve ülkesiyle bölünmez, ayrışmaz, tartışılmaz bir bütünlüğü koruyan Cumhuriyet, eşitlik, adalet ve refahı tüm millet fertlerine yaygınlaştırmayı amaçlar. Hak ve adaleti ayakta tutmak, laiklik ilkesi ile dini barış içinde bir arada yaşatabilmek, etnik ve dinsel kökeni ne olursa olsun herkese eşit mesafede durabilmek, Türk bayrağını, vatanını, milletini ve bağımsızlığını hiçbir şeye değişmemek… işte bütün bu vazgeçilmez ilke ve değerler Cumhuriyetimizin üzerine kurulduğu esaslardır. Bu esaslar var oldukça, hak ve adalet, eşitlik ve özgürlük, bağımsızlık ve refah gerçekleşebilir.

Atatürk ilke ve devrimleri, bu gerçekliğin koruyucu bir garantörüdür.

Veryansın gibi milli muhalefet ve milli iktidar düşüncesi bu esaslardan kaynaklanır. Onlara dayanır ve onlarla var olur.

Veryansın’a göre, milli muhalefet olmadan milli iktidar olmaz.

Milli muhalefet için aşağıdaki ilkelerin vazgeçilemez olduğunu vurgular:

Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. Cumhuriyet rejimi dışında hiçbir dinsel, etnik, aristokratik, anti-demokratik, oligarşik iktidar arayışlarına prim vermez. Çünkü Cumhuriyet bir erdem rejimidir.

Cumhuriyet, toplumun huzurunu düşünür. Milli dayanışma ve adalet anlayışına sıkı sıkıya bağlıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Atatürk’ü ve onun milliyetçilik anlayışını kılavuz edinir.

Demokratik bir rejimdir. Darbenin siviline, askerisine, dinlisine dinsizine, etnikçiliğe geçit vermez.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Laiktir; herhangi bir dinsel iktidar ya da rejime izin vermez. İnsanların siyasal iktidar, cemaat, tarikat ya da dinci yasa dışı güçler yoluyla değil, dinin bilimsel, aslına uygun ve sağlıklı öğretimiyle dindar olabileceğini öngörür. Bununla birlikte, kimseyi ne dindar ne de dinsiz yapmak gibi bir siyasi bir tutum ya da yöntem benimsemez. Devlet dindar ya da dindar-olmayan olmaz; tam aksine dindar olmak veya dindar olmamak isteyenlerin yolunu açar. Devlet tüzel bir kişiliktir; onu hiçbir din bağlamaz. Tek dayanağı, başta 4 madde olmak üzere, çağdaş anayasadır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, vatandaşlarına, halkına sevgiyle yardım elini uzatır. Hiçbir yurttaşının sosyal, ekonomik ve eğitsel mağduriyetini görmezden gelemez. Sosyal devlet olmanın gereği olarak, eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetine ihtiyacı olanları gözeterek, bunları ücretsiz yerine getirir. Vergi adaletini temin eder. Ekonomik ve sosyal refahı eşit ve adil bir şekilde tüm topluma yaygınlaştırır.

Hukuk devleti olarak, yargıda siyasallaşmaya, dinselleşmeye, etnikçi söyleme, hizipleşmeye, sınıfsal davranmaya asla izin vermez. Hukukun üstünlüğü tartışılamaz. Çünkü hukuk 84 milyon Türk halkının tümünü ilgilendirir ve her bireye eşit yaklaşır. Yargı tam bağımsızdır. Hukuk bir devletin direğidir. Hiçbir muhalefet ya da iktidar yargıyı vesayet altına alamaz. Yargının bağımsızlığı, hukukun ve sonuçta Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsızlığıdır. Yargı ve hukuk bağımsız olmadıkça devlet de bağımsız olmaz.

Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Ülkeyi etnik, dinsel ya da mezhepsel bölgelere göre ayırmak devleti ortadan kaldırmakla eştir. Bu devletin dili Türkçedir ve Türkçeden başka hiçbir dil, devletin resmi dili olamaz. Şu halde Türk dili ve Türk kültürü belirleyici, bütünleyici ve hükmedicidir. Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütün olmak, hükmedicinin birleştirici, uzlaştırıcı ve bütünleştirici tarihsel, dilsel, kültürel ve siyasal gücüyle gerçekleştirilir.

Beyaz ay yıldızlı bayrak dışında hiçbir sembol, işaret ya da flama; herhangi bir dinsel ya da etnik oluşumu simgeleyen herhangi bir bayrak geçerli olamaz.

İstiklal Marşı, milli marşımızdır; başka bir marş ile kıyaslanamaz, değiştirilemez. Türk milletinin marşı, şehit kanlarıyla yazılmıştır. Bu marşı değiştirmeye kalkmak, o kutsal kanda boğulmayı göze almak demektir.

Buraya kadar saydığımız esaslar değişmez, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Veryansın’ın milli muhalefetinde,

Küçükleri korumak, büyükleri sevmek ve saymak ahlaki bir görevdir. Türk aile yapısı kutsaldır, bu yapı yeni bilimsel gelişmeler, kültür değişmeleri ve sosyal devlet anlayışı ile geliştirilmeli, ilerletilmelidir.

Başta İslam olmak üzere diğer dinler ve mensupları saygındır. Dinlerini yaşamak için her topluluğa özgürlük tanınır. Dini yaşamlarının önündeki engeller kaldırılır. Ancak hiçbir din ya da mezhep devlet işlerine karıştırılmaz. Çünkü Tanrı siyaset yapıp muhalefet veya iktidar olmak amacında değildir. Hiçbir tarikat veya cemaat, Tanrı’nın siyasi yetkilerini üzerine alıp onun adına iktidar talep etmek gaflet ve dalaletinde bulunamaz. Siyasete Tanrı değil, insanlar ihtiyaç duyar.

İçeride ve dışarıda tam bağımsız bir Cumhuriyet ülküsü temeldir. Komşularla “sıfırlanmış ilişki” değil, Türk devletinin çıkarına dayalı barışçıl ilişkiler kurulmalıdır.

Tarımda, bilimde, fikirde, sanatta kısaca her alanda gerçekten yerli ve milli üretim seferberliği için insan kaynaklarımızın harekete geçirilmesi elzemdir.

Farklı etnik kökenler, dinler ya da mezheplerin kendi kültürlerini ve inançlarını geliştirmesi ve yaşatması, Türk devletinin dünyada benzeri görülmemiş özgürlük anlayışıyla mümkün olmaktadır. Bununla birlikte hiçbir oluşum, devlete ortak, paralel ya da hissedar olamaz.

Diyanet İşleri Başkanlığı, laik ve özerk bir Cumhuriyet kurumudur. Din işlerinde Türk halkını aydınlatmak ve fetvalarını Türk halkına göre vermekle yükümlüdür. Bu kurum bir Arap kültür kurumu değil, Türk halkına İslamiyet’in ahlak ilkelerini sağlıklı bir şekilde öğreten bir yapıdır.

Akıl, düşünce ve bilim, gerçek kılavuzdur. Manevi değerler, kutsaldır.

Çağdaş medeniyetleri aşmak, bilim, akıl ve düşünme ile mümkündür. Hedef, çağdaş medeniyetin ötesine geçmektir.

Türk milleti hiçbir milletin ya da devletin gölgesi altında duramaz. Tek sığınağı, kendi gücüdür.

Dünden bugüne, vatanları, milletleri, değerleri ve toprakları uğrunda can vermiş tüm şehitlerimiz azizdir. Gazilerimiz gurumuzdur. En büyük gazi, Mustafa Kemal Atatürk’tür ve en son Türk devletinin ölümsüz başbuğu ve önderidir.

Andımız, satırlardan (yazıdan) kalksa da südurlarda (gönüllerde) büyümekte. Büyüdükçe dağa taşa kendiliğinden yazılacaktır.

Veryansın’ın milli muhalefet ve iktidarında,

Türk’üm, doğruyum, çalışkanım

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmek

Ülküm: yüksel, ileri gitmek…

Vardır.

Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe hiç durmadan  yürümeye and içmek vardır.

Veryansın varlığını Türk varlığına armağan etmiştir.

Veryansın için mevzubahis vatansa gerisi teferruattır.

Vatanı bırakıp teferruatla meşgul olunmaz.

Meşgul olana da milli denmez.

Dincilik ve etnik ırkçılığın panzehiri, Türklüktür.