VeryansınTv okurlarına cevaplar -1

VeryansınTv okurlarına cevaplar -1

Veryansintv.com yayına girdiği ilk günden beri burada yazıyorum. Sizler de gösterdiğiniz ilgi ve yaptığınız yorumlarınızla bana güç verdiniz. Bugün yazılarıma yaptığınız kimi yorumlara kısa cevaplar vereceğim. Boşa yorum yaptığınızı sanmayın, hepsini tek tek okuyorum. Bundan sonra da okumaya ve zaman zaman cevap vermeye devam edeceğim. Yeter ki medeni insanlar gibi karşılıklı fikir alışverişinde bulunmasını ve konuşmasını bilelim. Gerisi kolay.

***

Cyrano De Bergerac şöyle demiş:

1 Aralık 2019 20:56

“Sayın yazar ve şahsınızda VeryansınTV’nin sayın yöneticileri;

Bu gazetenin “haftada bir gün Aleviliği konu alan bir köşe yazısı yazmalıyız” gibi bir yayın politikası mı var? Şahsınıza tahsis edilmiş bir Alevilik köşesi mi var? Anlamıyorum neden haftada bir gün Aleviliğe dair bir yazı ile karşımıza çıkıyorsunuz? Gündem bu değil. Bu gazeteyi okuyan hiç kimsenin Alevilikle bir problemi olduğunu da sanmıyorum. Tam tersine, burada yazan ve burayı okuyan insanların tümünün, hayata “mezhepler perspektifinden” bakmayan insanlar olduğuna da eminim. O zaman bu gayretkeşliğin sebebi ne? Birisi bize açıklayabilir mi?”

Şahsen ben de sizin gibi verysansıntv okurlarının Alevilikle ilgili bir problemi olduğunu düşünmüyorum. Alevilik ülkemizin bir gerçeği; bu gerçeği topluma doğru şekilde anlatmak hepimizin üzerine düşen ortak bir ödev… Keşke bizim gibi onlarca yazar Aleviliği, Türk toplumuna doğru şekilde anlatsa da, Türk toplumundaki fay hatları onarılsa… Çünkü biz konuyu ulusal birliğimiz açısından ele alıp anlatmazsak başkaları yanlış şekilde anlatır. Nitekim öyle de oluyor. Tıpkı Sünni cemaat ve tarikatlar üzerinde olduğu gibi Aleviler üzerinde de emperyalist projeler var. Bunları deşifre edip Türk toplumunu aydınlatmak görevimiz. Benim yazılarımda mezhepçilik olduğunu düşünüyorsanız lütfen eleştirilerinizi doğru bir dille ve detaylı bir şekilde bana iletin. Üzerinde mutlaka düşüneceğim.

***

Edip kassas şöyle demiş:

1 Aralık 2019 23:01

“Alevilik inancı ve Türklük (yazınızın daha kapsamlı anlatan özellikle inanış şekli ile ilgili) tavsiye edeceğiniz bir kitap var mı? Her seferinde takıldığım konu peygamberlik mertebesinde Hz. Muhammed ile Hz. Ali’yi eş konumda görmek mi vardır? Bir soru da: Şamanizm’i İslamiyet’i karıştıran bir oluşum mudur?”

Alevilik ile ilgili olarak benim Aleviliğin Yazılmayan Tarihi kitabı birçok konuya temas ediyor. Ayrıca Nihat Çetinkaya’nın Kızılbaş Türkler kitabı oldukça yararlı bir çalışma.

Aleviler Hz. Muhammed ile Hz. Ali’yi eşit tutmaz. Hz. Muhammed peygamberdir ama Hz. Ali peygamber değildir. Hz. Ali, Peygamberin meşru halifesi, kardeşi, vasisi, mirasçısıdır. Şimdiye değin Hz. Ali’ye peygamber diyen bir Alevi ulusu çıkmamıştır. Hz. Muhammed nübüvvet, Hz. Ali ise velayet mülkünün sultanıdır.

Alevilik ile Şamanizm (daha doğrusu Gök Tanrı inancı) arasında bir takım benzerlikler vardır ama ülkemizde bu konu abartılı şekilde ele alınmakta ve iş şirazesinden çıkarılmaktadır. Konuyla ilgili bir çalışmam baskıya hazır. Ancak baskıya vermek için korona günlerinin geçmesini bekliyorum.

***

Turk şöyle demiş:

2 Aralık 2019 14:39

“Esas olan Türklüktür mezhepleri ne olursa olsun Hz. Muhammed (S.A.V.) yaşıyorken mezhepler yoktu. Bu mezhep isini neden gündemde tutuyorsunuz. Bu gibi yazılar insanları kutuplaştırıyor.”

Doğru cümlelerle başlayan bu yorum, yanlış şekilde bitiyor. Mezhep işini biz gündemde tutmuyoruz. Zaten bin yıldır devam eden bir kutuplaşmaya, en azından Türk toplumunda, merhem olmaya çalışıyoruz. Alevi toplumunda yaşanan olayları milli menfaatlerimiz temelinde Türk kamuoyuna anlatıyoruz. Olay bundan ibarettir.

***

Serdar Varol oldukça uzun bir yorum yapmış, zaman ve emek vermiş, sağ olsun. Önemli bulduğum yerlere temas etmekle yetineceğim.

Alevi, tarih boyunca Hz. Ali’nin soyundan gelen insanlara yani seyit ve şeriflere verilen bir isimdi. Ülkemizde ve çevre bölgelerde Babai, Bektaşi ve Kızılbaş olarak bilinen topluluklar, aslında On İki İmam Şialığına (Caferiliğe) mensuptur. Ancak 19. yüzyıldan sonra Alevi olarak anılmaya başlandılar. Aleviliğin yazılı kaynaklarında bu toplulukların Caferi ve Şia olduğuna dair sayısız kayıt vardır. Bununla birlikte bugün medreseler etrafında kurumsallaşan Şiilik/Caferilik’ten önemli farklarla ayrılır. (Küçük bir bölümünü odatv’de yazmıştım, oraya bakabilirsiniz.)

Aleviliğin eski Türk inançları ile şerhi, ülkemizde abartılı ele alınan konulardan biridir. Bunun da nedeni, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında misyonerlerin Aleviler üzerindeki çalışmalarıdır. Çünkü misyonerler Alevileri, eski Anadolu halklarını bir bakiyesi olarak tanıtıyordu. Dönemin Türkçüleri de buna karşılık eski Türk inançları ile Aleviliği şerh etmeye çalıştılar. Bu gelenek, abartılarak günümüze kadar taşındı. Kim ne derse desin, hem Aleviliğe hem de eski Türk inançlarına vakıf biri olarak bu yaklaşımı son derece abartılı ve sakat buluyorum. Araplaşmak ile İslam olmayı ayırt edemediğimiz sürece, Medrese Sünniliğini İslam olarak kabul ettiğimiz sürece, kültür ile vahiy arasındaki farkı bilemediğimiz sürece bu kısır döngü tekrar edecektir.

Aleviliğe tepeden bakma meselesine gelince, bilim kimseye tepeden bakmaz. Hele ki, sosyal bilimler. Bu hastalık, modern bilimin Avrupa merkezli yükselişinin doğurduğu bir hastalıktır. Kendini merkeze koyarak, dünyanın geri kalanını buna göre açıklamak “bilimde yerellik” tartışmaları adı altında günümüze kadar gelmiştir. Her kültürel ve dini grup kendisini merkeze koyar ve dünyanın geri kalanını buna göre tanımlar. Sosyal bilimler de bunu görmek ve buna göre çalışmak zorundadır. Konuyla ilgili Gulbekyan Komisyonunun “Sosyal Bilimleri Açın” başlıklı raporunu okumanızı salık veririm.

Ben Kürtçe ve Zazaca konuşan aşiretleri açıklarken sadece Osmanlı kayıtlarına bakmadım. Aşiretlerin kendi aktarımlarına da dikkat kesildim. Kültürel özelliklerine de baktım. Bunu defalarca ifade ettim: Kişi kendini ne hissediyorsa odur. İsterse Oğuz Kağan’ın öz oğlu olsun kendini Türk hissetmeyen Türk değildir. Kürtçeyi sonradan öğrenen Türkmen boylarına mensup kişiler kendini ne hissediyorsa odur, ancak bu tarihi gerçekleri araştırmamıza engel değildir. Konuya böyle bakıyorum.

Nuh tufanı Sümer kayıtlarında olabilir, olması da doğaldır. Çünkü İslam kendi tarihini Hz. Adem ile (hatta Elest Bezmi) ile başlatır. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlere indirilen din aynıdır. Bu nedenle insanlığın sahip olduğu ilk din, tek tanrılı dindi ve diğer dinler bundan koptular, dejenere oldular. Bu Kur’an merkezli bir açıklama. Katılıp katılmamak size kalmış.

Dini ne yazık ki, Emevilerin inşa ettiği temelde ele alıyorsunuz. Onların uydurduğu yalanlar üzerinden okuyorsunuz. Emevilerin uydurmaları Yaşar Nuri’den önce de söz konusu edilmiştir. Ehlibeyt hakkında hadisler ve iftiralar uydurulduğu, Ehlibeyt’in faziletlerinin uydurma hadislerle diğerleri arasında pay edildiği gibi birçok husus Aleviliğin tarihi metinlerinde sıklıkla tekrar edilmiştir. Konu uzun. Yazsam yeni bir kitap olur. Sonra Mustafa Önsel dostumuz, “Kitap gibi yazıyorsun” der. En iyisi Serdar Varol’a cevabımızı burada bitirmek.

Yaptığınız yorumlara cevaplarımıza devam edeceğiz.