‘Ya cinler musallat olursa…’

‘Ya cinler musallat olursa…’

Merdiven altı denetimsiz bir Kuran kursunda taciz, tecavüz ettikleri çocukları “Ya cinler musallat olursa…” diye korkutuyorlardı. Bizi dinlemezsen cinler musallat olur. Bana masaj yapmazsan kötü şeyler olur. Benimle yatmazsan…

İstanbul’da ruhsatsız bir derneğin bünyesinde faaliyet gösteren yatılı Kuran kursunda yaşandı bu sapkınlıklar. Kurs sorumlusunun ve eğitmenlerin çok sayıda öğrenciye cinsel istismarda bulundukları ortaya çıktı.

“M.E.Ö. isimli çocuğun, hocalarla aynı yatakta yattığını, sabah kalkıp duş aldıklarını, daha sonra ise namaz kıldıklarını çok gördüm.”

Kuran Kursu’nda bir çocuk. Karanlık bir oda. Odada sakallı iğrenç bir adam. Önce cinsel bölgesine masaj yaptırıyor ve ardından çok daha iğrenç şeyler. Konu hakkında çıkan haberler hepimizin midesini bulandırdı. Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar, konuyla ilgili çarpıcı haberler hazırladı.

Çıkan haberleri okurken ilk aklıma gelen “Atlıkarınca” filmiydi. Ensest ilişkiyi konu alan bu filmde, neredeyse tek bir kötü sahne yok. Bütün iğrençliklerin sadece küçük noktaları bize sunuluyor. Beynimiz ise yapbozu tamamlayıp iğrençliğin gösterilmeyen taraflarını kafamızın içinde istemsizce canlandırıyor. Önce kendimizden iğreniyoruz, sonra bütün insanlardan.

“Konuşmayan en az 30 arkadaşımız var. Kendilerine hocanın cinlerinin musallat olacağını söyleyip susuyorlar. Hoca zaten verdiği derslerde sürekli cinleri olduğunu söylerdi.”

Ya cinler musallat olursa, ya Allah beni cezalandırırsa, ya işimden kovulursam, ya sakat kalırsam, ya hastalanırsam, ya ölürsem, ya kör olursam, ya rezil olursam, ya çocuklarım özürlü doğarsa, ya iş bulamazsam…

Ne çok korkumuz var, fark ettiniz mi?

Sizin fobileriniz nelerdir?

Belirli nesneler veya durumlar karşısında duyduğunuz olağan dışı güçlü korkularınız var mı?

Kendimizi ussal, hesaplı, ölçülü görmeye ne çok alışmışız! Bizler, Auguste Comte’un çocukları, aydınlanmanın vârisleri, duygularına ket vurabilen akıllı insanlar…

Gerçekten öyle miyiz?

***

Her yanımız FETÖ benzeri tarikatlarla sarılı. Bu durum bize özel değil. Büyük küçük bu tür yapılar dünyanın her yerinde mevcut. Mesihlik/mehdilik iddiasındaki liderlerini sorgusuz sualsiz takip eden milyonlarca insan var. Bu örgütler, etik dışı ikna ve kontrol yöntemleri kullanıyor. Üyelerini ailelerinden ve arkadaşlarından zaman içerisinde uzaklaştırıyor. Üzerlerinde güçlü grup baskısı kuruyor. Eleştirel düşünmeyi yasaklıyor ve en önemlisi “grubu terk etme korkusunu” çok güçlü bir şekilde yaratıyor. “Ya cinler musallat olursa…” bu tür örgütlerin kullandığı grubu terk etme korkusunun çarpıcı bir örneği.

“İşte kapı orada, gitmek isteyen gidebilir.” Fakat bu açık kapı, sadece görünendir. Bu tür örgütlerin ağına düşenler, çok değişik ve güçlü korkulara kapılır. Örgüt dışı onlar için ölümcüldür, örgüt içi ise en korunaklı yerdir. Eğer ihanet ederlerse, onları dışarıda çok kötü şeyler beklemektedir! Açık kapının ardında, onları bekleyen türlü tehlikeler vardır.

Bu tür örgütlerin ağına düşenler korku, suçluluk ve utanç arasında sıkışıp kalmaya başlar. Ortaya çıkan bütün sorunlar, örgüt üyesinin suçudur. Bir sorun varsa, üye yeterince inanmadığından ya da örgütün ideolojisine veya inancına sıkı sıkıya sarılmadığındandır. Böylece üye giderek örgüte bağlanır. Bu sıkıca bağlanma sürecinde korkulardan yararlanırlar. Onlara şu mesajı verirler: “sizi baştan çıkarmak için her köşe başında gizlenen bir şeytan var!”

Böylece insanların korkularını kullanarak duygularını kontrol etmeye başlarlar. Korku, bu tür örgütlerde temelde iki şeye yarar. Birincisi, dışarıda bir şeytan yaratarak örgüt üyelerinin birbirlerine daha sıkı sarılması sağlanır. İkincisi ise örgüt lideri tarafından üyelerin daha kolay yönlendirilmeleri sağlanmış olur. O ne isterse, yapmaya hazır bir kitle oluşur.

Duygusal kontrol olayı daha da genişletilebilir. FETÖ’de deneyimlediğimiz üzere bu tür örgütlerde liderler takipçilerinin kimlerle evleneceğine, dahası ne zaman cinsellik yaşayabileceğine kadar karışabilir. Bazı durumlarda örgütten ayrılmak isteyen kişiye, eğer gerçekten de onları bırakırsa şantaja uğrayacağı hissettirilir. Ya da doğrudan bu kişiler tehdit edilir.

***

Kuran kursunda taciz ve tecavüze kalkışan şahsın “cinleri olduğuna” dair küçük çocukları kandırması gibi, FETÖ elebaşı da ev sohbetlerinde insanüstü özelliklere sahip bir kişi olarak tanıtılıyor. Böylece henüz küçük yaşlarından itibaren zihni ele geçirilen bir çocuk, bu kült örgüt elebaşını sorgusuz sualsiz takip etmeye ve gözü kapalı peşinden gitmeye başlıyor. Buna karşı gelenler ya da bu duruma eleştirel yaklaşanlar ise zaman içerisinde böyle olağanüstü(!) birine inanmadıkları için büyük bir suç işlediklerine ikna ediliyorlar.  Öyleki kendilerini suçlu ve eksik hissetmeye başlayıp örgüte ve elebaşına tekrardan bağlanıyorlar.

Ardından bu tür yapılarda, yeni üyeler hakkında vakit geçmeden ayrıntılı bilgiler toplandığını görüyoruz. Kişinin ailevi bilgilerinden okuduğu kitaplara, alışkanlıklarından korkularına, zaaflarına, işine, gelirine, karakteristik özelliklerine, hatta evleneceği kişide aradığı özelliklere kadar ayrıntılı bir fişleme hazırlanıyor. Bu sayede kişi, örgütün ağına iyice düşüyor. Bu öyle bir ağ ki FETÖ gibi yapılardan ayrılmak isteyenler birçok tehdit ve şantaja uğruyor.

Tehdit ve şantaj noktasına varmadan önce çeşitli uyarılar, nasihatler ve telkinler yapılıyor. FETÖ’nün “şefkat tokadı” yöntemi de budur. Kendilerini sorgulamaya başlayan, sohbetlerini aksatan, gerçekleri görerek örgütten kopmak isteyenlere şefkat tokadı atılır.

Örneğin; askeri lisede hafta sonu ışık evlerine gitmeyi aksatan Fetullahçı bir askeri öğrencinin ders notları, örgüt mensubu bir subay öğretmen vasıtasıyla düşürülüyor ya da örgüt mensubu bir sınıf subayı tarafından birdenbire yoğun bir şekilde bu öğrenciye disiplin cezaları veriliyor. Fakat bu askeri öğrenci, bu subayların FETÖ mensubu olduğunu bilmediğinden dolayı, notlarının düşmesinin ya da disiplin cezaları almasının sebebini Allah’tan buluyor. Yani “ışık evlerine gitmeyi aksattığı için Allah’ın kendisini cezalandırdığını” düşünüyor. Böylece tekrardan örgüte daha güçlü bağlanıyor. Bunun dolandırıcılıktan bir farkı olmadığını fark eder de örgüte dönmemekte inat ederse, bu defa devreye tehditler ve şantajlar giriyor.

***

Küçücük çocukları cinlerle korkutup tecavüze kalkışanlar…

Küçücük çocukları “ben insanüstü bir hocayım, Mesihim” diye kandıranlar…

Küçücük çocukları içinden çıktıkları millete düşman edenler…

Küçücük çocukları askeri okullara ajan olarak yerleştirenler…

Küçücük çocukları annelerinden, babalarından kopartıp mankurtlaştıranlar…

Küçücük çocukları Allah’la Kuran’la aldatanlar…

Türkiye’de bu çocukların sizden çektiği nedir?

Peki, ilgili sorumsuz sorumlular bilmezler mi, “bir ülkenin çocuklarını ele geçirmek, o ülkeyi ele geçirmektir!”