Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak

Ne diyordu Bill Gates 10 yıl önce?

“Dünyanın nüfusunu yüzde 10-15 azaltmamız lazım”…

Dünya nüfusunu azaltmanın belli bilinen birkaç yolu var.

Birincisi büyük bir savaş, dünya savaşı…

İkincisi kıtlık, susuzluk, doğal afetler.

Üçüncüsü ise pandemi, yani öldürücü salgın hastalık.

Başka bir şey geliyor mu aklınıza?

Benim geliyor.

Tam tüccar işi.

Bilim mahareti gerektiren işler.

Çaktırmadan azaltmak.

Mesela neyle?

GDO’lu gıdalarla mı?

Yetmez.

Aşıya ne dersiniz!

Çipli aşı kandırmaca mıydı yoksa.

Aşıdaki asıl sürpriz bilinmeyen yan etkiler mi?

Aşı derken kastettiğim kızamık, kabakulak, zatüre aşısı değil tabii.

Onlar yıllardır hayatımızı kurtarıyor.

Yeni nesil mRNA ya da rekombinant denen insanın DNA’sına nüfuz edip onu değiştiren korona aşılarından söz ediyorum.

Aslında söz eden ben değilim.

Benim ne haddime.

Ben uzmanlara bakarım.

Konuyu bilen ve elbette büyük ilaç firmalarına satılmamış olanlarına.

DOKTOR SUCHARIT BAKHDI UYARIYOR

Dr. Sucharit Bakhdi, öyle tırt bir bilim insanı değil.

Ömrünün 50 yılını bu işlere vakfetmiş birisi.

Dünyanın en prestijli araştırma kurumlarından Max Planck Enstitüsü Bağışıklık Biyolojisi ve Epigenetik Bölümü’nde post doktora yapmış, ardından 12 yıl boyunca Mainz (Almanya) Üniversitesi Mikrobiyoloji Bölüm Başkanlığı’nı yürütmüş bir uzman.

Doktor Bakhdi aşı karşıtı birisi değil.

Ancak Covid 19 aşılarının acilen pazara sunulmasından fazlasıyla tedirgin ve endişeli.

Çünkü bu yeni aşı çeşitleri, insanın DNA’sıyla birleşiyor ve hiç umulmadık ve hayat boyu, hatta gelecek kuşaklar boyu sağlık sorunlarına yol açma riski taşıyor.

İnsanların panik içinde çıkacak aşıya atlayacak halde olmaları Bakhdi’nin kaygılarını artırıyor.

Doktor Sucharit Bakhdi’ye göre birinci endişe faktörü şu:

Aşının viral bazlı geninin insan hücrelerine sokulması ile ortaya çıkabilecek mutagenesis yani gen mutasyonu tehlikesi. Bu, özellikle çoğalacak hücrelerde (reproductive cells) meydana gelecek değişimlerin doğacak çocuklara da aktarılması olasılığını taşıyor. Almanya’daki Paul Ehrlich Enstitüsü bu konuda Moleküler Biyolojide Metodlar Dergisinde uyarıcı bir makale de yayımladı.

Bakhdi’nin ikinci endişesi ise:

Bağışıklık sistemimiz eğer bu verilen genetik materyali bir yabancı ve işgalci bir tehdit olarak algılarsa, anti DNA antikorları üretebilir. Bu da oto immün hastalığa yol açabilir. Her şey o kadar hızlı gidiyor ki aşıdan sonra böyle bir durumun ortaya çıkmama ihtimalinde en ufak bir kesinlik bile yok. Bu durum aşıdan hemen sonra da olabilir, bir, iki veya 3 yıl sonra da görülebilir. Halen bilinen 80 tane ölümcül oto immün (vücudun bağışıklık sisteminin bir çeşit intiharı) hastalık var dünyada. Covid 19 rekombinant aşıları bunlara yol açabilir. Aksi yönde hiçbir garanti yok. Rus ruleti oynamak gibi bir durum var yani ortada.

Doktor Bakhdi yazdığı “Korona Yanlış Alarm mı? Gerçekler ve Rakamlar” (Corona False Alarm? Facts and Figures) isimli kitabında üçüncü bir kaygısından daha söz ediyor:

“Viral çoğalma sonrası hücrelerden atılacak olan virüs proteinlerinin ürünleri hedeflenen hücrelerin dış yüzeylerine çıkacaktır. Sağlıklı bireylerin çoğunda mevcut olan katil lemfositler (killer lymphocytes) bunları hedef alacaktır. Hücrelere oto immün saldırıları da kaçınılmaz olacaktır. Bunların nerede ne zaman ve hangi tür etki yapacağını hiç bilmiyoruz. Sonuçları korkunç olabilir.”

DNA ve mRNA bazlı aşılar ilk deneylerde virüse karşı başarılı sonuçlar almış olsa da olay henüz çok deneysel bir safhada. Uzun dönemli etkileri bilinmiyor. Ayıca şu da var: Aşı olduğunuz zaman virüsten kaçmıyorsunuz, yine maruz kalıp hasta olmuyorsunuz ama hastalığı yayabiliyorsunuz.

Zaten Astrazeneca, Johnson and Johnson, Moderna gibi Amerikalı aşı üreticilerinin deneme aşamalarında pek çok beklenmeyen yan etki ortaya çıktı.

Ancak bu bilgiler sözde hasta özel hayatı gerekçesiyle kamu oyuna açıklanmıyor.

Neden basitçe anti viral ilaç üretmek varken illa da aşı diye paralanıyor bunlar?

Antikor ve plazma tedavisinin, birkaç anti viral ilacın işe yaradığı biliniyor.

BÜYÜK SIFIRLAMA YOKSA BU MU?

Neden henüz yan etkileri bilinmeden herkesi zorunlu aşılama turnikesine doğru ittiriyor bu Davos mafyası?

İyi düşündünüz mü?

Sadece (Great Reset) Büyük Sıfırlama ile batan kapitalizmi kurtarmak için mi?

Sanmıyorum çünkü tüm dünyada milyarlarca insan işinden aşından olurken, milyarderler kulübü servetlerini bir trilyon dolardan fazla arttırdı korona sürecinde.

Geriye bir tek seçenek kalıyor.

Bill Gates’in TED konuşmalarında ağzından kaçırdığı seçenek.

Yapay zeka ve robotik varken bu kadar aç boğaza kimin ihtiyacı var ki?

Hazır sıkı yönetim ve bu panik havası varken basın aşıları gitsin.

İnsanlar aşı olmadan uçağa, vapura binemesin, okula, işe giremesin.

İleride eğer tarihçiler (belki de yapay zeka!)bugünleri yazarsa belki de şöyle diyecek:

“O kadar ıvır zıvırla uğraşıp, o kadar gereksiz işlerle sarhoş yuvarlanıyorlardı ki, başlarına örülen çorabı anlayamadılar bile”…

Ama benim insanlıktan umudum yine de var.

4 milyon yıldır buralardayız.

Biraz akıllanmalı ve kendimize çeki düzen vermeliyiz.

Doğa bize değil biz doğaya muhtacız.

Doğayı ve insanları sömüren Davos mafyasına haddini bildirmeliyiz.

Bir büyük devrim geliyor.

NOT: Türkiye’nin en güzel kalemi, köşe yazılarını insanların dertlerini, adeta bir Orhan Veli Kanık gibi lirik dille anlatan Atatürkçü Aydın Bekir Coşkun’un vefatı beni de derinden üzdü. 11. Köyünde ona huzurlar diliyorum.