Yalan üzere kurulu düzen ‘Sıratı müstakim’ değil, ‘Sebîlü’l-Ğayy’dır

featured

Sedat Şenermen yazdı…

Bu memleketin içinden ve bu memleketin evladından bilmiyorum evledından mıdır?bazı insanların bütün gerçeklere göz yumarak kamuoyuna yanlış fikirler ve yönler göstermesi gerçekten üzüntü vericidir. Bunu yapanlar ya çevrelerini göremeyecek kadar cahil ve ahmak, yahut gerçeğe değinmekten korkacak kadar alçak ruhlu kimselerdir. Her iki halde de bu gibiler, Türk milletinin yüksek kamuoyu karşısında, hiç olmazsa utanç duymalıdırlar.[1] ATATÜRK

İnsanlık tarihi boyunca günümüze kadar dünyada görülen /bilinen iki dünya görüşü, iki insan tipi, iki karakter /kişilik var. Bunlardan biri rahmani diğeri tam karşıtı olarak şeytani..

Bunlardan birinin mayası, özü, kaynağı, dayanağı DOĞRU, DOĞRULUK; diğerinin ise YALAN, YALANCILIK.

Burada temel husus:

“Ve Saddeka bi’l-hüsna” / güzel, maruf, meşru olan kutsalı, anayasayı, Allah’ın Kelamı Kur’an’ı, bilimi doğru kabul etmek, doğrulamaktır.

Bunu yapana SIDDIK, SADIK deniyor. Nisa/69’da cennete gidecekler şöyle sıralanıyor:

Nebiler, Sıddıklar, Şehitler, Salihler.”

Esas olan Doğru ve doğruluktur.

Bunu yaygınlaştırmak şart. Bunun karşıtını, sıfır noktasına kadar azaltmak esastır.

Tarih boyunca yalan, muhatabı “aldatmanın, kandırmanın” özellikle “Allah ile Aldatma”nın esası, mayasıdır, yalancının bitip tükenmeyen sermayesidir. Yalan, “Allah’a karşı duruşun” ilk belirtisi, Hakkın/gerçeğin karanlık örtüsüdür. İnsanlaşmanın, çağdaşlaşmanın, uygarlaşmanın engelidir. Yalan, şerrin, şeytanlığın, şeytanlaşmanın, sömürgenliğin göstergesidir. Dolayısıyla doğruluğun, dürüstlüğün, rahmaniliğin, sevginin, barışın, vicdanlı, adaletli, nezaketli, merhametli ve dost olmanın zehirleyici virüsüdür.

Yalan sözcüğünün Kur’an’da geçtiği şekliyle Arapça karşılığı olan kezib (kizb) sözlükte “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz hakikate uygun olmamak” anlamındadır.[2]Olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren söz” olarak da tanımlanır.

Kur’an’da “gerçeğe aykırı konuşmak” manasında mastar; “gerçeğe uygun olmayan söz, haber” anlamında isim olarak kullanılmaktadır.[3]

KUR’AN’A GÖRE YALAN NEDİR?

Kur’an’da, yalanla ilgili sözcüğün kökü “k-z-b” ve türevleri 280 kez geçiyor.[4] Bu kullanımların çoğu “bir şeyi yalana nispet etmek” anlamında tekzîb mastarından türeyen fiil ve isimlerdir. Aslında,

* İnsanla ilgili olan tekzîb kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”;

* Olay ve haberle ilgili olanı ise “onu yalan sayma” manasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.[5]

Kur’an’da, Allah Elçileri’nin inkârcı uluslarının ve putatapar Arapların,Allah’ın dini”, “Allah’ın Elçileri”, “Allah’ın Kitapları (Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an)”, “kıyamet”, “ahret”, “din gününde yargılama, yargılanma”, “adalet”, “cehennem ve azap”, “Allah’ın nimetleri”, “hakikat ve doğruluk” gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır.

Bu ayetlerde tekzîb;

İlâhi vahyin inkârı”,

Allah tarafından gönderilen hakikatin reddi” anlamını içerir.

Kezib” sözcüğü de ayetlerde otuz üç kez geçiyor. Bunların çoğunda “uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikte,

Allah hakkında yalan uydurma,

O’nun bir’liği ve

Aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” anlamında kullanıldığını görüyoruz.[6]

Kezib” sözcüğünün üç kez tekrar edildiği Nahl/116’da insanlarınsorumsuzca yalan konuşarak”;

* Yiyecekler hakkındaŞu helâldir, bu haramdır” demeleri

*Allah hakkında yalan uydurmak”,

*Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir.[7]

AYETLERDE GEÇEN YALAN ÖRNEKLERİNDEN BAZILARI

Medine Yahudilerinin Araplara ait yanlarındaki emanetleri geri vermemenin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını ileri sürmeleri(Âl-i İmran/75);

Yahudilerin kutsal kitaplarına ekledikleri sözlerin Allah katından geldiğini söylemeleri(Âl-i İmran/78);

Bir ayette de “Allah hakkında yalan söylemek, O’na asılsız şeyler isnat etmek” diye nitelendirilmiştir. Müslüman olduklarını ileri süren münafıklar/ikiyüzlüler Allah’a ve Elçisi’ne yalan söylemişlerdir(Tevbe/90).

Bir başka ayette “gerçeği konuşana dürüst (sâdık), gerçekdışı konuşana yalancı (kâzib)” denmiştir (Mümin/28).

Birçok ayette inkârcılar ve münafıklar hakkında, “Allah’ın gönderdiği açık gerçekleri yalan saymaları nedeniyle” “yalancılar” ifadesi kullanılmış, ayrıca peygamberlerini yalancı (kâzib /kezzâb) diye suçlayan uluslardan söz edilmiştir.[8]

Tüm bunlardan sonra Ebu Bekir er-Razî’ye göre, yalanın asıl nedeninin “kibir duygusu” ve “yönetim tutkusu” olduğunu belleğimize not edelim.

Kur’an’da 76 ayrı surede, 280 ayet içinde “yalan” kökünden sözcüklerin geçmesi konunun toplumsal açıdan ne denli ciddi ve önemli olduğunun göstergesidir.

YALAN NE ŞEKİLDE, HANGİ ALANDA GERÇEKLEŞİR?

* Hem söylenen SÖZ (Nahl/105)

* Hem yapılan İŞ/EYLEM (Münafikun/1) ile gerçekleşir.

Münafikun/1’de yalancıların sözlerinin aslında doğru olduğunu, yalanlarının sözlerinde değil, inanç sistemlerinde bulunduğuna dikkat edelim.[9]

Bu açıdan bakılınca YALAN;

* İdeolojik, sosyolojik, stratejik, siyasal, küresel omurga bir kavramdır.

* Bir inanç sisteminin (batılın) dayandığı kavramdır.

* Allah’a, Elçisi’ne, Hakka, Kur’an’a Kıyamete, Ahrete İsyan’la başlayan hareketin önce yalanlamak, sonra kendi düzenini yalan üzerine inşa etme eylemidir.

* Süreklidir. Güncellenerek sürdürülür.

* Masumiyeti yoktur.

* Yıkıcıdır, gayrı bilimseldir.

* Gerçeklikle, hak, hukuk, adalet ve insanlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

YALAN ÜZERE KURULAN SİSTEM

Sıratı Müstakim Değil, Sebîlü’l-Ğayydır.

YALAN üzere kurulan sistemi KUR’AN, “Sebîlü’l-Ğayy /Taşkınlık, azgınlık, şer ve şeytanlık yolu” olarak nitelendirir.

– Kizb /yalan, SIDK/doğruluk, gerçekliğin zıddıdır.

– Kâzip/yalancı, SADIK/doğrucu, gerçekçinin zıddıdır.

Sözleri en güzeli Allah’ın sözü Kur’an’dır.

Sadık/Mümin, onu tasdik eder/gerçekliğini kabul eder (saddeka) ve ona inanır, onu yaşam biçimi edinir. Kur’an’ı kabul eden Allah’ı, Elçisi’ni ve ahreti de doğrular, kabullenir.

Kâfir, müşrik, münafık, münkir, zalim Kur’an’ı yalanlar (kezzebe), onu gerçek olarak kabullenmediği için ortadan kaldırmak ister. Kur’an’ı yalanlayan Allah’ı yalanlar, Allah’ın elçisini yalanlar (tekzîb), isyan eder, karşı çıkar; ahreti de inkâr eder. İşte tam bu noktadan itibaren Kur’an’ın yerine bir öğreti /ideoloji /sistem oluşturma eylemi başlar. Bu işi de gerçeklik, akıl, bilim üzerine değil; yalan, iftira, uydurma üzerine bina eder. “Yalancının mumu yatsıya kadar yandığı için”, yeni mumlara, yani güncellemelere ihtiyaçları vardır.

Yalancı, Allah’ı, selim aklı, gerçeği, bilimi ciddiye almaz. 

YALAN’IN, ‘SİSTEM BAĞLAMINDA’ KONUMUNUN KUR’AN’DAN KARŞILAŞTIRMALI BİR ÖRNEĞİ

(a) Hak /Rahmani Sisteme Göre:

Kim malını /kazancını verir (a’tâ),

Allah’ın koruması altına girer (v’ettekâ) ve

En güzeli DOĞRULARSA (saddeka),

Biz, ona, o en kolay olan için kolaylık (yüsrâ) sağlayacağız.”(Leyl/5-7)

Yani; “Kim gündüzden/vahyin ışığından/bilimden yararlanarak kazancından verir, kötülüklerden sakınır, en güzeli (Kur’an’ı) doğrularsa, Biz ona kolay olanı, yani mutluluğu kolaylaştıracağız”.

Bu durum ancak gündüzün parıldadığı, selim aklın, bilimin ışığının her tarafı sardığı, yani vahye uyulup iman edildiği zaman gerçekleşebilir.

Ayette dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus da “kazancından verir” ifadesiyle gelir paylaşımı konusunun gündeme getirilmiş olmasıdır. Çağdaş sosyal devlet anlayışının en önemli ilkelerinden birisi de gelir dağılımında adaletin sağlanması konusudur. Ayette geçen “kazancından verir” ifadesi, gelir dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesi çalışmalarında önerilen çarelerin en kestirme ve en gerçekçi yolunu göstermektedir. Rabbimizin müminlere yüklediği bu ekonomik ve ahlakî sorumluluk, bugünkü ekonomi terminolojisinde “yeniden gelir dağılımı” demektir.

Bu konu, Müddessir/43. ve A’lâ/15. ayetlerinde “sallâ (sosyal destek sağlama)” sözcüğüyle ifade edilmiştir. Bu ayette “kazançtan vermek” ifadesi ile sosyal destek sağlama konusuna bir açıklama ve detay getirilmektedir. Fecr suresinde ise konu daha fazla detaylandırıldığı ve önemsendiği açıkça görülmektedir.

(b) Batıl /Şeytani Sisteme Göre:

Kim de cimrilik (behıle) ederse ve

Kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görürse (v’esteğnâ),  

Ve en güzeli YALANLARSA (kezzebe),

Biz, ona, en zor olan (‘usrâ) için kolaylık vereceğiz. Aşağı yuvarlanıp değişime, yıkıma uğradığında /öldüğünde malı onu kurtaramayacaktır.”(Leyl/8-11)

Gecenin karanlığından (cehaletleri nedeniyle) zarar görerek vahye kulağını kapatıp iman etmeyenler ise, cimrilik ederler, kendilerini tüm ihtiyaçların üstünde tutarlar ve kimseye bir şey vermezler. Aksine sürekli mal ve zenginlik isterler, biriktirdikçe biriktirirler. Böyleleri sonuçta hem kendilerinin hem de toplumlarının felâketini hazırlamış olurlar.

Ayetteki “el-usra (o en zor olan şey)” ifadesi ile ilgili olarak “şer, mutsuzluk, sıkıntı” olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştır. “Yüsrâ (o en kolay olan şey)” gibi, bu sözcük de yapısı itibariyle “ondan daha zoru bulunmayan, en zor şey” anlamına gelmektedir. “Zor” sıfatının “en” anlamıyla şiddetlendirilmesi, bu büyük zorluğun ancak cehennem olabileceğini düşündürmektedir. Buna göre ayetin anlamı “Biz ona cehennem için her kolaylığı vereceğiz” demektir.

Cehennem için “kolaylık verilmesi” ifadesi, ahreti tekzip edenler/yalanlayanlarla alay içindir. Bu üslupla Kur’an’da edebî bir sanat yapılmaktadır.

Leyl/11’de “yuvarlanıp helâk olmak” anlamıyla çevrilen “tereddâ” sözcüğünün üç harfli kök mastarı “redy” sözcüğüdür. Sözcüğün temel anlamı “helâk olmak”tır. Tefe’ul kalıbına sokulduktan sonra “dağdan aşağıya düşerek helâk olmak, kuyuya, çukura düşerek helâk olmak” gibi anlamlar kazanmaktadır.[10]

Ayetten, o kişinin “ölmesi, mezar çukuruna yuvarlanması” anlaşılabileceği gibi, “cehenneme yuvarlanıp toptan helâk olması” da anlaşılabilir.[11]

Ayetlerde geçen sözcükler zıtlıklarına göre şöyledir:

* Nehar/Gündüz/Vahyin /BİLİMİN AYDINLIĞI

Leyl/Gece/CEHALETİN KARANLIĞI

* A’tâ/kazancından vermek/cömertlik 

– Behıle/cimrilik etmek

* İttika/Allah’ın koruması altına girmek

– İstiğna/kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görmek

* Saddeka/doğrulamak

– Kezzebe/Yalanlamak

* Yüsrâ/kolaylaştırma

– ‘Usrâ/Zorlaştırma

DOĞRULANACAK EN GÜZEL NEDİR? EN GÜZELİ YAŞAM BİÇİMİ EDİNENLERİN ÖDÜLÜ

En güzeli tasdik edenin/doğrulayanın” Leyl/6’da Yüce Allah’ın ifadesinde yer alan “en güzelin ne olduğu” iki ayette şöyle açıklanmaktadır:

* Allah’ın kelimesi en üstündür.”(Tevbe/40)

* Allah, sözün en güzelini indirdi.”(Zümer/23)

Demek ki Kur’an en güzel olandır. Bir başkası da “lâ ilâhe illâllah /Allah’tan başka tanrı yoktur” sözü de en güzel sözdür. Böylece Allah’ın kelimesini, Kur’an’ı ve tevhid inancını doğrulamak en güzel olanı tasdik etmek oluyor. Tasdik /doğrulamak, ham aklın eylemi, hem de yaşama geçirmekle ilgili eylemle kanıtlanır.[12] Bunun ayetlerdeki örnekleri şöyledir:

İyilik edenlerin (el-muhsinin) ödülünü daha da arttıracağız.”(Bakara/58)

Allah, güzel davranışta bulunanları (el-muhsinin) sever.”(Âl-i İmran/134)

Allah, güzel amel işleyenlerin (el-muhsinin) karşılığını zayi etmez.”(Tevbe/120)

En güzeli yaşama geçirenlere (ahsenû’l-hüsnâ) daha fazlası vardır. Yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet. İşte bunlar cennet ehlidir, orada sürekli kalacaklardır.”(Yûnus/26)

Elbette, kendilerine, yaptıklarının daha güzelini veririz.”(Ankebut/7)

Kim çalışır, bir güzellik (haseneten) üretirse, ona daha fazla bir güzellik (husnen) veririz.”(Şûrâ/23)

Güzellik işleyenleri (ellezine ahsenû) daha güzeliyle (bi’l-hüsnâ) ödüllendirecektir.”(Necm/31)

HALK DİNİNDE YALAN SÖYLEMENİN BİLİNEN ZARARLARI

* Yalan söylemek kalbe/akla kuşku yerleştirir, insanları huzursuz eder.

* Yalan söyleyen kişi bunu alışkanlık haline getirerek ahlakını bozar.

* İnsanların birbirlerine olan güveni kaybolur. Yalan söyleyenin en yakınları dahi kendisine güvenemez olur.

* İnsanlar, önem verdiği bir şeyi asla emanet etmek istemez.

* Yalan söylemek, fitneye yol açabileceğinden toplumsal huzursuzluk/kargaşaya neden olur.

* Doğru gecikir, adaletin yerini bulması uzun zaman alır.[13]

BİR BAŞKA AÇIDAN YALAN VE ZARARLARI

Bakara Suresi’nin ilk ayetlerinde “Münafıklara” ait on özellik yer alır. Bunların tümü de “yalanın neden olduğu
kötülüklerden doğan, kişiyi ve toplumları felâketlere sürükleyen zararlı davranışlardır
”.

Yalan söylemenin sonucunda oluşan ve Müslüman’ın imanına zarar veren bu özellikler ayetlerde şöyle sıralanıyor:

* Aldatıcılık, aldatmayı/kandırmayı kâr saymak;

* Bilinçsizlik, akılsızca davranmak;

* Fitne/fesat çıkarmak;

* Müminlerle alay etmek, onları aşağılamak;

* İkiyüzlü davranmak;

* Zihin hastalığı. Sürekli kuşku içerisinde bulunma hali.

* Güvensizlik;

* Bilgiden/ilimden/çağdaşlıktan uzaklaşmak;

* Söz, eylemde dengesizlik.

* Bencillik.

Dikkat edilirse bu kötü davranışların tümü, insan aklına ve dinin değerlerine tamamen aykırı şeylerdir. İnsanlığın selameti, mutluluğu bunlardan uzak kalmakla mümkündür. Bunların her biri, yalan söylemenin ve yalanla iş yapmanın oluşturduğu doğal sonuçlardır.

Müslümanlar arasında yalana başvurulan konular epeyce çoktur. Bir çıkarın temini için, aldatmak için ve benzer konularda yalan söylendiğine tanık olunmaktadır. Oysaki İslam’da yalanın her türlüsü yasaklanmıştır.

Ayet ve hadisler ışığında ortaya konulan bilinen dini hükümler şunlardır:

Yalan ile kazanılan mal helâl değildir. Bu konuda hile yapmak da aynı hükümdedir.

 Yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Böyle yeminlere “gamus”, yani günaha batıran yemin denir.

Yalanla iş yapmayı terk etmeyenin ibadetine Allah değer vermez.

Yalanı terk etmediği sürece kişinin aklına Allah’tan sakınma bilinci olan takva duygusu yerleşmez.

Yalancı dünyada gönül huzuru bulamadığı gibi ahrette de huzur bulamaz.

Yalanın egemen olduğu toplumda ahlaktan ve erdemli davranışlardan söz edilemez. Erdemli davranışlar dürüst
ortamlarda gelişir. Yalanın hâkim olduğu ortamlarda ise ikiyüzlülükler gelişir.

Yalanın ve yalancının geleceği her an perişanlık/hezimet olup, onda yok olma korkusu, güvensizlik egemendir. Gerçeğin ve dürüstlüğün geleceği ise ergeç hak ettiği değere ulaşıp mutlu, huzurlu olmaktır.[14]

Şair Ziya Paşa ne demişti, anımsayalım:

İnsana sadakat yaraşır, görse de ikrah.

Yardımcısıdır doğruların, Hazreti Allah.

Doğruluk ve dürüstlük, hem insanlığın, hem uygarlığın, hem çağdaşlığın, hem de Müslümanlığın kalite ölçüsüdür.

Kur’an’daki kullanımlarına göre yalan ve yalancının ne olduğunu gördükten sonra emperyalizmin, sömürgeciliğin, küreselleşme ile dünya egemenliği iddiasında olanların sistemleri ve davranışlarını bir kez daha gözden geçirip değerlendirmenin önemi çok açıktır. Dostunu, düşmanını tanımayanlar, yalanların kurbanı ve yalancıların tutsağı olmaktan asla kurtulamazlar.

KAYNAKÇA

[1] 1931, “Vakit” ve “Cumhuriyet” Gazeteleri, 1 2 1931; Prof.Dr. Utkan KOCATÜRK, ATATÜRK’ÜN Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 2007, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını. s.339.

[1] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, “K-z-b” md.

[2] Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara, 2013, c.43, s.297.

[3] M. Fuad ABDÜLBAKİ, el-Mu’cemu’l-Müfehres, “K-z-b” md.

[4] Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, a.g.e., c.43, s.297.

[5] Bkz. ÂL-İ İMRAN/94; NİSA/50; MAİDE/103.

[6], [7] TABERÎ, Câmiu’l-Beyân, c.VI, s.658’den aktaran: Mustafa ÇAĞRICI, “YALAN”, a.g.e., c.43, s.298.

[8] Ragın el-ISFAHÂNÎ, el-Müfredât, “K-z-b” md.

[9] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab, c.4, s.124.

[10] Hakkı YILMAZ, Tebyînü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.1, s.199-201.

[11] Prof.Dr. Bayraktar BAYRAKLI, Yeni bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, İstanbul, 2007, c.21, s.173.

[12] https://www.forumduasi.com/344934-yalan-soylemenin-zararlari-nelerdir-madde-madde.html

[13] Muhsin ÖZDEMİR, Yalan Ve Zararları, 21 Şubat 2014, 11.56, https://www.aciksozgazetesi.com/yalan-ve-zararlari.html

Yalan üzere kurulu düzen ‘Sıratı müstakim’ değil, ‘Sebîlü’l-Ğayy’dır

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Hocam Tengri Tengri!

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!