Yandaşlar ile Fondaşlar arasında

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Yandaşlar ile Fondaşlar arasında

"Savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir."

Tragedya tiyatrosunun babası Eshilos'un bu sözü o kadar geçerlidir ki, bugüne değin gelmiştir.

Bizler de Türk halkı olarak bitmeyen bir savaşın içindeyiz.

Savaş her zaman topla tüfekle olmuyor.

Hele de günümüzde.

Türkiye, ordusuyla geldiği (muhtemelen binlerce yıl önce de) ve vatan yaptığı topraklardan farklı yöntemlerle atılmaya, tasfiye edilmeye, dönüştürülmeye, bölünmeye çalışılıyor. 

Bunu kim yapıyor peki?

Çin mi?

Rusya mı?

Araplar mı?

Hayır.

Eminim güçleri ve etkileri olsa onlar da niyetlenebilirdi ama şu an öyle bir durum yok. 

Bu "Doğu için uygundur" (Bonne Pour L'Orient) projesinin müellifi, genel olarak "Batı" diye adlandırdığımız Atlantik kuşağı.

Avrupa destekli Amerikan Emperyalizmi yani.

Bunları hem uzak hem yakın tarihimizden biliyoruz. 

İngilizlerin "Hasta Adam" dedikleri Osmanlı İmparatorluğu'nu bitirip, Türkleri Haymana ovasına hapsetmek hayali hiç bitmedi. 

Bugün aynı hedefi ABD güdüyor. 

ABD, sözde müttefiki Türkiye'yi çok katmanlı bir proje esasında yok etmeye uğraşıyor. 

Bunun adına salam taktiği ya da Truva atları stratejisi de denebilir. 

Solcusundan, liberaline, dincisinden, milliyetçisine kadar her alanda kendine bağlı isimleri koruyor ve kolluyor. 

Son günlerde Amerikan fonlamalarıyla gündeme gelen Ruşen Çakır'ın Medyascope'u da bu çerçevede değerlendirilebilir. 

İktidarı elde tutmanın ilk koşulu, "gerçeği" yönetebilmektir. 

Devlet erkini yeterli görmeyen AKP de tam olarak bunu yaptı.

TRT ve AA gibi klasik enstrümanların yanına zaman içinde yayılarak neredeyse tüm ana akım medyayı koymayı becerdi. 

Tıpkı Hitler'in olmazsa olmaz sağ kolu propaganda bakanı Goebbels gibi.

Devletin parasıyla bir parti medya imparatorluğu kurdular.

Halkın sadece onların istediği biçimde bilgilenmesinin yolunu açtılar.

Bunun adına da "algı yönetimi" dediler. 

Yalan söylemenin kibar çevirisi buydu. 

Aslında tüm bunları kendileri de icat etmedi. 

İktidar projesini yapan ABD, propaganda sistemini de kendi elleriyle kurdu. 

Zaten 80 yıldır kademeli olarak avucuna aldığı Türkiye'de bunu yapması zor olmadı. 

Ancak özellikle FETÖ ile yolların ayrılmaya başladığı 2012 sonrası ve özellikle de 2015 itibarıyla AKP medyası ile ABD-AB medyası ayrıştı.

Fonlama sistemi ise benzerdi. 

Para o ya da bu şekilde bir yerlerden akıtılıyordu. 

Bağımsız gazetecilik sloganıyla pek çok Batı eksenli medya organları kuruldu.

Deutche Welle veya BBC gibi devlet medyaları da topa girdi. 

Batılıların sevdiği pek çok liberal veya sözde solcu gazeteciler de fonlandı ve sahte bir muhalefet kurulmaya başlandı. 

Gerekçe "özgür basın susturulamaz" gibi çok haklı görünse de niyet, Batılı kolpalar sistematiğinin sürdürülebilir olmasıydı. 

Yani AKP gitse de sevk ve idare sistemi devam etsindi.

Öz itibarıyla Yandaş medya da, Fondaş medya da aynı yolun yolcusudur. 

Algı yönetimi meselesi. 

Bakmayın şimdi fondaşlara karşı harekete geçmelerine filan. 

Bunlar şova dönük hareketlerdir. 

1975 Helsinki Nihai Senedi'nden beri Fondaşların görevi bellidir: ulusal kurtuluş hareketlerini ve solu ezmek, bunu yaparken de insan hakları ve demokrasi edebiyatı yapmak. 

Türkiye'de de hedefleri aynıdır. Tek farkla en çok korktukları şey, Mustafa Kemal Atatürk veya benim sevdiğim ismiyle Kemalizm'dir. 

Bu fikir Türklerin ve pek çok mazlum milletin emperyalist boyunduruktan kurtulma formülüdür çünkü. 

Türkiye'de 1938 sonrası Kemalizmin içi boşaltılmaya başlanmış ve karşı devrimin taşları sabırla tek tek döşenmiştir. 

Hazal Yalın'ın 1945 isimli kitabını okudum, çok başarılı ve aydınlatıcı bir eser.

O kitaptan bir örnek verirsem ne demek istediğimi daha iyi anlatmış olurum.

Ankara'daki İngiltere Büyükelçisi Peterson, Dışişleri Müsteşarı Nurullah Esat Sümer ile birlikte eski Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ı 17 Haziran 1945'te elçilik rezidansında yemeğe davet eder. Yemekten sonra Sümer, Peterson'u bir köşeye çeker ve bir daha Aras ile birlikte kendisini aynı ortamda davet etmemesini rica eder ve onu tanınmış bir Sovyet ajanı olarak niteler.

Düşünün...

1925'ten 1938'e kadar Türk Dışişleri Bakanlığı yapmış ve "Atatürk dönemi Türk Dış Politikası"nın kurucusu olan Tevfik Rüştü Aras, sırf anti faşist olduğu ve (Ata'nın vasiyeti doğrultusunda) SSCB ile dostluk siyaseti yanlısı olduğu için "ajan" suçlamasına hedef oluyordu. 

İşte Batı'nın esas hedefi hep buydu. 

Atatürk ve onun dönemine ait herşeyi tukaka ilan etmek.

Ulusalcılara, Kemalistlere faşist damgasını vurmak. 

Türkiye'nin yeniden toparlanmasına asla izin vermemek. 

Mavi Vatan gibi Atatürk dönemini hatırlatan siyasetleri itibarsızlaştırmak. 

Yandaşlar da Fondaşlar da bu yolda birbirleriyle gayet iyi anlaşıyor. 

Anlaşamadıkları sadece isimler.

Oysa Türkiye'de ne yandaş ne fondaş namuslu gazeteciler de var. 

Veryansın TV onların öncülerinden. 

Veryansın TV ve Pankuş Yayınları ne fonlanıyor ne yanlanıyor.

Onları taşıyan, ayakta tutan şey, gerçeğe olan inanç ve tavizsiz Atatürkçü yoldaşlar.

Azınlık gibi görünse de tek çıkış yolu bu. 

Tam bağımsız, üretebilen, toprağına, suyuna, insanına sahip çıkan bir Cumhuriyet özlemi bu. 

Efsunlanmış milyonlar ile yetmez ama evetçi fondaşların istemediği şey de tam olarak budur. 

Ama gerçeğin er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır