Ahmet Müfit

Nedir bu TÜSİAD’ın ‘kapsayıcı kurumları’?

featured

Ahmet Müfit yazdı…

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, geçtiğimiz hafta içerisinde Kayseri’de düzenlenen bir toplantıda, hayal ettikleri Türkiye’nin üç sütun üzerinde yükseldiğini, birincinin beşeri sermaye ve gelecekleri olan insanların yetkinliklerinin geliştirilmesi, ikincinin bilim, teknoloji ve inovasyonun hayatın her noktasına sirayet etmesi, üçüncünün ise ekonomiden hukuka ve demokrasiye kadar tüm alanlarda güvenilir, adil, kapsayıcı kurumlar ve kuralların hayata geçirilmesi olduğunu söylemiş.

Kurulduğu günden bu yana “hayal ettikleri Türkiye’yi”, sahip oldukları ekonomik güç ve bu ekonomik gücün nedeni ve sonucu olan ekonomik ve siyasi dış bağlantıları kullanarak ama özellikle 1979’dan itibaren doğrudan medyaya girerek, gerektiğinde Ecevit’e yönelik muhtıra olayında olduğu gibi, siyaseti doğrudan etki/baskı altına alarak şekillendirmeyi esas misyonu olarak gören bir dernekten bahsediyoruz. Her ne kadar sürekli demokrasiden bahsetseler de, siyaset kurumunu, ulusal ekonominin yok edilmesi sürecinin başlangıcı sayabileceğimiz 24 Ocak 1980 Kararlarını almaya zorlayarak, söz konusu kararların kararlılıkla uygulanmasının sağlanması için 12 Eylül darbesinin başının tablolarına Picasso tablosu muamelesi yapan bir yapı.

Söz konusu dernek adına, Kayseri’de söylenen bu sözleri de benzer bakış açısıyla değerlendirmek gerekiyor. Bu kapsamda önce bilimde, teknolojide, eğitimde, yaratıcılığın hayatın her alanına sirayet etmesi derken kastedilen şeyin, fikri ve sanayi mülkiyet denilen korkunç araç kullanılarak bilimin ve yaratıcılığın, parası olanın erişebileceği şekilde şirketlerin malı haline getirilmesinden söz edildiğini kısaca belirtikten sonra gelelim bu yazının esas konusu olan ve sanki adil ve demokratik bir şeymiş gibi söylenen Kapsayıcı Kurumlar, Kapsayıcı Kurullar konusuna.

Kapsayıcı Kurullar, “Kapsayıcı Kurumlar” derken kastedilen şeyin, aslında Yapısal Reform/Uyum adı altında, Dünya Bankası, OECD ve özellikle gündüz atılan havai fişeklerle kutladığımız 17 Aralık 2004 yani AB’ye tam üyelik için müzakerelere başlama kararı sonrasında, AB müktesebatına uyum adı altında yürütülen ulusal kurumların tasfiyesi sürecinin devamından başka bir şey olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

TÜSİAD Başkanı’nın ifade ettiği “kapsayıcı kurumlar ve kurullar”, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nın, çağın en parlak beyinlerinden biri olarak nitelediği, TÜSİAD toplantılarının müdavimi Daron Acemoğlu’nun “Ulusların Düşüşü” isimli kitaptan başlayarak yazdığı tüm yazılarda, “kapsayıcı kurumlara sahip devlet örneği” olarak niteleyip, öve öve bitiremediği,  ABD Kurumlarının, ülkemize ithalinden başka bir şey değil aslında.

Bu açıdan bakıldığında, TÜSİAD’ın, kapsayıcı kurumlardan, yeniden yapılandırılacak eğitimden, bilimden teknikten, yaratıcılıktan bahsederken, küresel ölçekte birer güç haline getirilmiş küresel şirketlerin, bağımsız düzenleyici/denetleyici kurumlar/kurullar marifetiyle doğrudan ulusal yönetimlerin içine sokulduğu, yaşama dair her şeyi her alanı kapsar hale getirilmiş mülkiyet hakkının küresel düzeyde, güvence altına alındığı bir düzenden bahsediyor olduğunu, hatırda tutmak gerekiyor.

Farklı şekilde, uluslar arası toplum tarafından ekonomik ve askeri güç kullanılarak düşürülmesi, güçsüzleştirilerek, kontrol edilebilir hale getirilmesi gereken ulus devletlerden” bahsettiğimizi söylemek de mümkün.

Bahsedilen kapsayıcı kurumların/kurulların, 1946 sonrasında yavaş yavaş sulandırılıp, 1980’den bu yana hunharca hedef alınan, Cumhuriyetin kuruluşunda ulusal bağımsızlık ve laiklik ekseninde yapılandırılmış olan üniter nitelikli ulus devletin kurumlarının yeniden ayağa kaldırılması olmadığını sanırım anlatabildim. Aslında bahsedilen şey, neoliberal küreselleşmeci dünya düzeni adı altında 1972’den bu yana dünyaya dayatılan ancak 2008 krizi sonrasında ciddi darbe almış olan , “ABD İmparatorluk projesi hedefleri doğrultusunda diğer devletlerin yeniden yapılandırılmasından başka bir şey değil.

Gölge CIA Strafor’un kurucusu ve yöneticisi George Friedman’ın “Gelecek On Yıl” adıyla dilimize de çevrilen 2011 tarihli kitabının hemen başında, Yazarın Notu başlığı altında yer alan ve aşağıda sizlerle paylaşacağım, bıkmadan okumanızı arzu ettiğim uzun alıntı, yaşananların Cumhuriyet Roma’nın yerini Cesar’la başlayan Diktatör Yöneticiler dönemine geçişle benzerliğini ve günümüz dünyasında ABD’nin de aynı Roma gibi bu tercihi yapmaya mecbur olduğunu anlatıyor.

“Sizi iki konuyu düşünmeye davet ediyorum. Birincisi, tasarlanmış imparatorluk kavramı. Bence ABD imparatorluk olmayı tasarladığı için imparator olmadı, tarih o şekilde gelişti. ABD bir imparatorluk olmalı mı sorusu anlamsız çünkü o bir imparatorluk. İkinci konu, bundan sonra imparatorluğun nasıl yönetileceği ve bundan sonra benim için en önemli olan soru cumhuriyetin hayatta kalıp kalamayacağı” dedikten sonra, her ne kadar, “ben aslında cumhuriyeti çok severim” dese de, “Adalet ve doğruluğun basit bir şey olduğunu ve gücün sadece iyi niyetlerin hayata geçirilmesi anlamına geldiğini düşünmüyorum. Bu kitabın ana teması, adaletin güçle sağlandığı ve gücün birçoğumuzun tahammül edemeyeceği bir acımasızlık seviyesiyle mümkün olmasıdır” diyerek, kendisini, kendince makul nedenler bulmuş olarak, imparatorluk cephesinde konuşlandırıyor. Aslında 11 yıl önce yazmış olduğu kitapla bugün ABD’nin ve AB’nin iç siyasetindeki keskinleşmenin, Ukrayna’da, Tayvan Boğazında yaşananların tesadüfi olmadığını ortaya koyuyor.

Friedman’a göre ABD İmparatorluğunun küresel düzeyde yaşanan gelişmelerle uygun olarak yeniden yapılandırılması ABD’nin çıkarları açısından kaçınılamayacak bir görev. Bunun yolu da, Daron Acemoğlu’nun, Mahfi Eğilmez’in ve TÜSİAD Başkanı’nın dediği gibi “kapsayıcı kurumların” oluşturulmasından, eğitimin, bilimin, yaratıcılığın küresel sitemle yani “imparatorluğun merkeziyle” uyumlu olacak şekilde yeniden yapılandırılmasından geçiyor.

https://www.bloomberght.com/tusiadturan-refahin-kaynagi-kurumsallasma-egitim-ve-bilimde-2319464

https://www.bloomberg.com/news/videos/2022-09-22/the-david-rubenstein-show-jake-sullivan-video

Nedir bu TÜSİAD’ın ‘kapsayıcı kurumları’?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 2 ay önce

    Savaş ve faşizim demek olan emperyalizmin parçası olan TÜSİAD
    yükselen değil,yok edilen bir ekonomi oluşturmada baş rolü oynadı.

    Cevapla
  2. 2 ay önce

    İnsanlarımız hiç bir şeyin farkında değil. Yıllar önce özelleştirmelere alkış tutanlar arasında Atatürkçü bildiklerimiz de vardı. Günümüzde ise, WHO’nun her söylediğine inananlar, kripto paraları ezilen insanların sisteme başkaldırısı olarak görenler, Dünya Bankası’nda görev yapmış ekonomistleri kurtarıcı zannedenler, Sedat Peker’in ifşaatlarının çare olacağını düşünenler, Tank Palet Fabrikası’na ses çıkarmayıp Şarkıcı Gülşen’e cansiperane destek olanlar, stadyumun isminin Atatürk olarak değiştirilmesini Atatürkçü bir eylem olarak algılayanlar var. İyi uykular Türkiye.

    Cevapla
  3. 2 ay önce

    merak ediyorum, TÜSİYAD’ı kim kurdu? Atatürk ve Cumhuriyet politikasına tam karşı bu dernek kimler tarafından ve neden korundu, korunuyor?

    Cevapla
  4. 2 ay önce

    Fikri ve sınai mülkiyet denilen korkunç araç sözünü, telif hakları diye anladım ben. Öyle mi acaba?

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!