Avatar
Ahmet Müfit

Siyasi tansiyonu düşürmek ya da ‘Yeni Anayasa’

featured

Ahmet Müfit yazdı…

31 Mart seçim sonuçlarının ortaya çıkması sonrasında aklıma takılan ilk soru, “CHP Anayasa konusunda öncelik almak isteyebilir mi” olmuş, bu kaygıyı, “Seçimler oldu, AKP yenildi… Şimdi ne olacak?” başlıklı yazımın sonuna eklediğim bir not ile kamuoyuyla paylaşmıştım.

Görünen o ki, korktuğumun başımıza gelmesi için çok da beklemem gerekmiyormuş. Özel’in, biz en büyük parti olduk, herkesle görüşüp siyasi tansiyonu yumuşatmamız lazım diyerek ve havadan sudan görüşme konuları arasına Anayasa değişikliğini koyarak ortamı ayarlaması, Erdoğan’ın, kendisini ve partisini çok rahatlatacak bu hamleyi görmesi, şimdilerde adı DEM olan bölücü partinin, Meclis Başkanının, devamında MHP dahil diğer partilerin topa girmesiyle ve “siyaseti yumuşatacak”, görüşmenin/zirvenin, oturma düzeni sorunlu olsa da gerçekleşmesiyle, Yeni Anayasa, kamuoyuna yutturulmak üzere tezgaha konmuş görünüyor.

Hep bir ağızdan kamuoyuna ifade edilen amaç, 12 Eylül Anayasasından kurtulmak, “sivil” bir anayasa yapmak olsa da gerçek amacın laikliğin, üniter devletin, devrimciliğin, devletçiliğin yani Altı Ok’un yön verdiği, şekillendirdiği 1924 Anayasasından yani cumhuriyetin kurucu değerlerinden kurtulmak olduğunu herkes biliyor. DEM, AKP, MHP ve CHP hepsi aynı amaç için birleşmiş durumda. Hepsi birlikte Cumhuriyetin yüzüncü yılında sahneye konulmak istenilen bu özel operasyonun, uzun zaman önce o niteliğini kaybetmiş de olsa, halen Cumhuriyeti kuran siyasi çizginin temsilcisi olarak görülen/gösterilmeye çalışılan partinin yani CHP’nin rızası/katılımı olmadan gerçekleşmeyeceğinin farkındalar. Sevr’in yerine Lozan’ın gelmesini içine sindiremeyen batının büyük devletleri destekli ittifakın bileşenleri -yerli-yabancı sermaye kesimi, din tacirleri, Zübük’ler, toprak ağaları, Tanzimat Aydınları-, Atatürk’ün vefatı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda olduğu gibi bir kez daha karşı devrim için uygun ortamın oluştuğunu düşünüyorlar ve iktidarıyla, ana muhalefetiyle siyaset kurumu, bu düşünceye/söyleme kendisini kaptırmış görünüyor.

Devrimcilik ve Devletçilik ilkelerinin, “demokratikleşme” ve “çağa ayak uyma” adı altında sessizce yok edildiği, devlet yönetiminin çok partili rejim adı altında söz konusu Cumhuriyet devrimleri karşıtı koalisyona devredildiği Atatürk’ün vefatı sonrası yıllarda, birçok olumlu yanı olsa da Devrimcilik ve Devletçilik ilkelerini dışlayarak, Cumhuriyeti korumasız bırakan 1960 Anayasası ya da “yetmez ama evet” sloganlı anayasa değişiklik süreçlerinde olduğu gibi, bir kez daha zehirli elmayı şekerle kaplayarak, topluma yutturmayı planlıyorlar.

Hedefledikleri anayasayla, bugün ortadan kaldırılmayı planladıkları ilkeler, 1940’lı yılların başından itibaren sulandırılmaya, yozlaştırılmaya, Özal’la başlayan süreçte ise, SPK ve Büyükşehir düzenlemelerinde olduğu gibi fiilen delinmeye başlamış olsalar da, bir türlü resmen kaldırmayı beceremedikleri/göze alamadıkları, Anayasanın ilk üç maddesi. Bunu da başarırlarsa, 100 yıldır hayalini kurdukları amaca yani Kurtuluş savaşı ile kurulmuş olan Cumhuriyeti sonlandırma amacına, resmen olmasa da fiilen ulaşmış olacaklar.

Günümüz itibarıyla, bu koalisyonun işini kolaylaştıran şey, yazının başında da farklı şekilde söylediğim gibi, CHP yönetim kadroları içerisinde her dönemde var olan, Cumhuriyet devrimlerinden asla fedakarlık edilmesini kabul etmeyecek ulusal bağımsızlıkçı çizginin -tasfiye sürecinin başlangıcı çok daha eskiye dayansa da-, günümüz itibarıyla bütünüyle tasfiye edilmiş ya da edildiği düşünülüyor olması.

Özgür Özel, sen önce mevcudu uygula, Türkiye’nin güncel sorunu Anayasa değil dese de, meşhur toplantı sonrası yapılan yorumlar/açıklamalar, görüşmenin eksenini Anayasa konusunun oluşturduğunu ortaya koyuyor. CHP Genel Başkanı, AKP Genel Başkanı zirvesinde, “yumuşama ortamının bozulmaması” için olsa gerek, ne faiz sebep enflasyon sonuç noktasından, ücretler sebep enflasyon sonuç noktasına nasıl gelindiği, ne yolsuzluklar, ne laik ve çağdaş eğitimi hedef alan eğitim müfredatı taslağı, ne de 1 Mayıstaki Taksim yasağı gündeme gelmemiş/getirilmemiş. İki partiden sızan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla, resmen öyle ifade edilmese de esas konuşulan konu, siyasi iklimin yumuşatılması adı altında, sermaye ve batının “büyük ülkelerinin de azmettiricisi oldukları 20 küsur yıllık deformasyon sürecinin siyaseten aklanması ve yine aynı azmettiricilerce desteklenen Yeni Anayasa olmuş.

Durum böyle olunca, bu girişiminin kaderini belirleyecek olan şey de, batının istediği çizgiye getirildiği düşünülen/öyle olduğu varsayılan CHP’nin, örgütlerinin ve seçmen tabanının bu algıyı haklı çıkarıp çıkarmayacaklarına ya da maalesef örnek aldıkları ve aynen uyguladıklarını düşündüğüm AKP belediyeciliğine benzer şekilde, belediyelerdeki rant dağıtımı yoluyla “ikna edilip, edilemeyeceklerine” bağlı.

Aslında, bir an durup baktıklarında, bu gün yaşananların, AKP’nin ilk iktidara geldiği yıllarda, sermayenin ve batının yoğun teşvikiyle, “AB’ye uyum” adı altında Cumhuriyetin deformasyonuna giden yolda, AKP-CHP iş birliğiyle, mevzuat değişikliklerinin büyük bir hızla gerçekleştirildiği 2002-2009 yıllarını hatırlatıyor olduğunu onlar da görecekler. Yeter ki baksınlar ve kendi kendilerine, “muhalefetteki bir parti, hele ki ciddi bir seçim başarısı sonrasında niçin siyasi tansiyonu düşürmek ister” diye sorsunlar.

https://www.veryansintv.com/yazar/ahmet-mufit/kose-yazisi/secimler-oldu-akp-yenildi-simdi-ne-olacak/

https://www.bbc.com/turkce/articles/cx8qyqdllrxo

Siyasi tansiyonu düşürmek ya da ‘Yeni Anayasa’

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 4 Mayıs 2024, 18:00

    Özel ,aldığı desteğe nankörlük yaparsa, aynı KK gibi halkın tepkisini alacak ve Tarihte Cumhuriyet Devrimi düşmanı olarak anılacaktır.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!