Cem Gürdeniz

Fransa’da katıldığım panel ve görüşlerim

featured

Amiral Cem Gürdeniz yazdı

3 Aralık 2022 tarihinde Marsilya Üniversitesi’ne bağlı Fransa’nın en prestijli düşünce kuruluşlarından Sciences Po-Aix’de dört oturumda gerçekleştirilen “Covid-19, Ukrayna’daki Savaş, Enerji Sorunları ve Yaklaşan Gıda Krizi Çerçevesinde Avrupa’nın Güney Cephesinde Nasıl Bir Güvenlik’’ paneline katıldım.

Birinci oturum “Egemenlik sınırlar ve İnsani Konular Çerçevesinde Covid Sonrası Beklenen Gelişmeler’’ başlığında icra edildi.  Konuşmacı olarak katıldığım ikinci panelin başlığı “Doğu Akdeniz: Özellikle Gergin bir Alan” idi. Bu panelde Türkiye’nin gücünü Atatürk’ten ve coğrafyamızdan alan Mavi Vatan tezlerinin uluslararası hukuka uygunluğunu ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın Sevilla Haritası üzerinden dayattığı maksimalist taleplerin hukuksuzluğunu üst düzey dinleyici topluluğuna anlatabilme fırsatım oldu. Üçüncü panel “Avrupa’nın Güney Sınırındaki İstikrarsızlıklar: Güvenlik, Sahel ve Magreb Bölgelerinde Güvenlik Sorunları’’; Son panel ise “Doğu Akdeniz için Nasıl bir Yönetişim” konusuna odaklandı.  Panele Fransa’dan Dışişleri, Savunma, İçişleri Bakanlıklarından direktörler, Akdeniz Donanma Komutanı ile Yüksek Askeri Komutanlık temsilcileri, büyükelçiler, akademisyenler, emekli amiral ve generaller; Avrupa Birliğinden Frontex (AB Sınır Güvenliği Ajansı) Direktör Yardımcısı, Avrupa Parlamentosundan temsilciler; BM’den Genel Sekreter Afrika Danışmanı, Senegal ve Cezayir’den büyükelçi seviyesinde temsilciler ile bazı ülkelerin Paris Büyükelçiliklerinden ve  Marsilya Konsolosluklarından  diplomatlar katıldı.

ABD İÇİN AB ÜLKELERİ VEKİL KONUMUNDA

Konuşmacılar arasında bulunan NATO Genel Sekreter Yardımcısının yüksek dozda ABD ve NATO propagandası yaptığı, ancak panelin asıl konusu olan Akdeniz’e pek değinmediği açılış konuşmasında vurguladığı en önemli husus, NATO Dayanışması ve Avrupa’nın ABD liderliğinden kopmamasıydı. AB ve NATO ülkelerinin Ukrayna Rusya krizinde birbirine daha çok yakınlaşmasının büyük kazanım olduğunu; İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği gerçekleştiğinde AB ülkelerinin tamamına yakının NATO güvencesi altına gireceğini vurgulaması beni, Ukrayna savaşının Amerikan jeopolitiği için bulunmaz bir fırsat olarak kullanılmaya devam edeceği ve bitmesinin hiç istenmeyeceği değerlendirmesine götürdü. Diğer bir deyişle ABD son 10 aydır Avrupa’yı vekili gibi kullanıyor ve bunun devamını hedefliyor. Bu arada AB Frontex Direktör Yardımcısının Ukrayna’dan AB ülkelerine gelen sığınmacıların büyük sorun teşkil ettiği ve özellikle kış koşullarının ağırlaştığı günümüzde baş etmenin zorluğunu gündeme getirmesi, Ukrayna krizinin Avrupalılar için sadece enerji kıtlığı veya hayat pahalılığı olmadığını aynı zamanda ciddi bir göç sorunu olduğunu da ortaya koydu. Avrupa zaten Akdeniz’den deniz yolu; Balkanlardan kara yolu ile gelen Afrika ve Asya kökenli göçlerle mücadelede zorlanırken yeni bir Avrupa dalgasının Ukrayna’dan akmaya başlaması hesapları alt üst etmiş durumda.

FRANSA’NIN KORKUSU: DÜZENSİZ GÖÇ VE SIĞINMACILAR

Söz konusu sorununun Fransa’nın da en ciddi güvenlik endişesi olduğu panel sırasındaki sunum ve tartışmalarda ortaya çıktı. Ukrayna’daki savaş ve Covid konusu çok az gündeme gelirken en çok tartışılan konu Düzensiz Göç ve Sığınmacı konusuydu. Magreb ve Sahil bölgelerini de içine alan Kuzey Afrika’dan kaynaklı göç, Fransa için bir demografik kâbus durumunda. İtalya ile yaşanan son kriz bu konuyu daha da öncelikli hale getirdi. 27 Ekim 2022 günü SOS Mediterranea adlı Sivil Toplum Kuruluşu adına Akdeniz’de Kuzey Afrika kaynaklı göçmenleri kurtaran Norveç Bayraklı Ocean Viking gemisi İtalya limanlarına sokulmadı. Uluslararası hukuk ve teamüller aksine hareket eden İtalya, gemiyi Fransa’ya gönderdi ve 10 Kasım günü Fransa göçmenleri kabul etti. Bu olay Fransa İtalya ilişkilerini son derece gerginleştirirken, Fransa’nın bu konuyu en üst güvenlik endişeleri arasına taşıdı. İtalya düzensiz göç ve sığınmacı sorunundan en çok etkilenen devlet durumunda. İtalya’nın durumu Türkiye’nin Suriye’de karşılaştığı duruma benzetilebilir. Libya’ya 2011’de İngiltere, Fransa ve ABD’nin saldırması ve mevcut düzenin bozulmasında İtalya çekince ile hareket etti. Ancak BM’nin NATO’yu yetkilendirmesi sonucu İtalya bu işin sonunun büyük bir göç fırtınası olacağını bilerek Libya’nın parçalanmasında aktif rol aldı. Şimdi bunun bedelini ödüyor. Fransa ise Libya’nın dağılmasında öncü rol oynadığı halde mevki mesafeler nedeniyle İtalya kadar deniz kaynaklı Libya göçmeni almıyor. Cezayir, Libya ve Tunus çıkışlı deniz göçmenleri için en yakın ada, adacık ve kara parçası İtalya’ya ait. Fransa deniz geçişi için nispeten uzak.  Libya’daki dengenin bozulması sonucu alt üst olan sahil (sahel) bölgesinden özellikle Mali’den göç alıyor. Değişik yollardan Avrupa topraklarına erişen Magreb ve Sahel insanları Fransa’daki akrabalarına erişmek için sınırları geçiyorlar.

EMPERYALİZM AFRİKA’DA EKTİĞİNİ BİÇİYOR

Magreb ve Sahil (Sahel) Bölgesi nüfus artışının çok yoğun ancak başarısız devletlerin dünyada sayıca en fazla olduğu bir bölge. Dünyanın en fakir bölgesinin insanları için Akdeniz’i geçerek İtalya, Fransa ve İspanya kıyılarına erişmenin riskleri bulundukları bölgede iç savaş, terör, salgın hastalık veya açlıktan ölmekten çok daha az risk taşıyor. Afrika’da emperyalist devletler ektiklerini biçiyorlar. Yarattıkları bataklık çok büyük. Sorun bataklığı kurutmakta. Bataklığın oluşum nedeni emperyalizmin 19. Yüzyıldan bu yana Afrika’nın altın gibi değerli toprakaltı kaynaklarının sömürülmesine yönelik acımasız çabaları. 100 yıl önce ulaşım ve iletişimin çok zor olduğu dönemlerde gözlerden uzak yapılan ve milyonlara can alan sömürge savaşları, yaratılan iç savaşlar ve katliamların bugüne yansıması sonu gelmeyen kitlesel göçlerle yaşanıyor. Adeta Afrika Avrupa’dan intikam alıyor. Sorun sadece iklim değişikliği, ekonomik çöküş ve kötü yönetişimden kaynaklanmıyor. Emperyalizmin Avrupa Atlantik öncülüğünde yarattığı ve başlattığı Afganistan, Irak, Libya ve Suriye krizleri de süreçte büyük rol oynuyor. Örneğin 2011 yılında yaşanan Libya müdahalesi de bu göçlerin temel nedenlerinden birisi. İngiltere ve ABD’nin tutumunu anlamak mümkün ancak 6 milyon Kuzey Afrikalı göçmen nüfusa sahip Fransa gibi bir devletin Libya’ya müdahale etmesini anlamak mümkün değil. Bugün Fransa’nın en ciddi sorun alanlarının başında Mali geliyor. Eski Fransız sömürgesi olan bu ülke Libya müdahalesine kadar kısmi bir denge içinde yaşarken, Kaddafi’nin düşürülmesi ve katledilmesiyle onun himayesindeki binlerce silahlı Malilinin ülkelerine dönmesine neden oldu. Dönenler de mevcut rejimle savaştı. 2011 sonrası Mali toparlanamadı. Bugün Fransa’ya en büyük düzensiz göç kaynaklarının başında Mali geliyor. Halen 90 bin civarında göçmen var. Düzensiz göç ve sığınmacılar sorunu Fransa gibi Avrupa’da en yoğun Magreb ve Sahel kökenli göçmen ve sığınmacıya ev sahipliği yapan bir ülke için Afrika’da düzen ve ekonomik istikrar sağlanmadan kolay kolay halledilebilecek bir sorun değil. Sömürgeci geçmişleri Afrika devletlerinin Fransa’ya bakışında menfi rol oynuyor. O nedenle Çin ve Türkiye gibi geçmişinde sömürgecilik sicili olmayan devletlerin Afrika’da etkin olması ve başarısız ya da haydut devletlerin toparlanarak düzen kurması Fransa’nın lehine olacaktır. Zira bu bölgelerin her geçen gün doğurganlığı artıyor ve milyonlar karşı sahile geçmek için akın akın geliyorlar.

FRANSIZLAR, ABD TARAFINDAN KULLANILDIKLARININ FARKINDA

Panelde dikkatimi çeken bir diğer husus, Ukrayna krizinin küresel jeopolitik arenada yarattığı kırılmaları ve bu krizin Anglosakson hegemonyanın gerilemesinin önlenmesinde kullanıldığını gören çok sayıda Fransız’ın olmasıydı. Bizde olduğu gibi Fransa’da da Amerikan çıkarlarını milli çıkarlar önüne koyan Atlantikçiler olduğu gibi kendi ulusal çıkarlarını öne koyan düşünce insanlarının varlığı da söz konusu. Fransa, bir kıta ve okyanus devleti olarak yüzyıllarca en büyük rakibi İngiltere ile savaştı. Sonunda yenildi ve kıtada 20. Yüzyıl başında Almanya yeni yükselen güç olarak ortaya çıkınca İngiltere küresel hegemonyasını devam ettirebilmek için Fransa’yı yanına çekti.  1904 sonrası Fransa, İngiltere ve ABD’nin ayrılmaz müttefiki oldu. Fransa’yı Nazi işgalinden 1944 yılında Amerikalılar ve İngilizler kurtardı. 7 bin civarında kayıp verdiler. ABD, Fransa için yaptığı bu fedakarlığı jeopolitik nedenlerle kullanmayı tercih ediyor. Bugün de ABD, Fransa’yı 100 yıl önceki İngiltere gibi kullanmak istiyor. İngiltere, Pax Britannica döneminde Almanya’yı durdurmak için Fransa’yı kullanmışsa, bugün de ABD, Rusya ve Çin’i durdurmak için kullanıyor. Bu kullanıma Charles De Gaulle 1966 yılında karşı çıkarak NATO’nun askeri kanadından ayrılmıştı. Ancak Sarkozy yönetimi 2006’da askeri kanata tekrar geri döndü ve İngiltere ile 2011’deki Libya saldırısının öncüsü oldu. Selefi Macron ara sıra ABD ve NATO aleyhinde söylemlerde bulunsa da somut sonuca götürecek kararlar alamıyor. Örneğin, ABD Başkanı Trump’ın Kasım 2018’de gerçekleşen Fransa ziyareti öncesinde AB’nin kendi askeri gücünü geliştirmesine yönelik olarak ‘’ Rusya, Çin ve hatta ABD’ye karşı kendimizi korumamız gerekir’’ çağrısında bulunmuştu. Trump da ziyaret sırasında ağır bir tepkiyle şu cevabı vermişti: ‘’Onlar her iki dünya savaşında da biz gelmeden önce Paris’te Almanca öğrenmeye başlamışlardı.’’ Macron bu sözlere karşılığı 1 yıl sonra 7 Kasım 2019’da ‘’NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir’’ diyerek verdi. Karşılıklı güvensizlik eylem ve söylemleri devam etti. ABD, Fransa’yı güvenilmez bulduğundan Pasifik cephesinde 2021 Eylül’ünde Avustralya ve İngiltere ile kurduğu AUKUS paktına Fransızları almadı. Almadığı gibi Avustralya’nın Fransa ile 46 milyar dolarlık 12 adet denizaltı inşa programını iptal ettirdi. Macron daha sonra rota değiştirdi ve ABD’ye tekrar yanaştı.  Ukrayna krizi başlar başlamaz Rusya’nın düşman ve şeytanlaştırılma kampanyasına katılarak yaptırım ve ambargolara dahil oldu. Ukrayna’ya çok sayıda saldırı silahı ve maddi yardım gönderdi. Diğer taraftan Fransa, ABD jeopolitiğinin gereklerini yerine getirse de ciddi ekonomik gerileme içindeki Fransa’da halkın çok büyük çoğunluğu ABD’yi Fransa’nın ekonomik çıkarları önünde en büyük engel olarak görüyor. Buna rağmen Fransa’nın yaptırımlara devam etmesi ve özellikle enerji alanında ciddi sıkıntılarla karşılaşması kamuoyunda kaynamalara neden oluyor. Fransız akademisyenler ve bürokratlar çoğunlukla Ukrayna Savaşının asıl kazanının jeopolitik boyutta Beyaz Saray, ticari boyutta ABD’ye ait kaya gazı firmaları ile silah firmaları olduğunu çok iyi biliyorlar.

MACRON, DE GAULLE OLABİLİR Mİ?

Macron 29 Kasım 2022 tarihinde ABD’de resmi ziyarette bulundu. Bu ziyaret sonrası yine ciddi bir rota değişikliğinde bulundu. Fransız televizyon kanalına yaptığı bir açıklamada ‘’NATO’nun Ukrayna’daki ihtilafın çözümünde Rusya’nın güvenliği için nihai garantilere ağırlık vermesi gerektiğini’’ söyledi. Ayrıca “Ukrayna’daki savaşın bitmesinin ardından Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinin Rusya için güvenlik garantileri içermesi gerektiğinin” altını çizdi. Putin ile doğrudan temas kurabilen Macron, savaşın yerini müzakerelerin almasını yani savaşın derhal bitirilmesini savunuyor. Ancak sorun ABD ve Fransa’daki Atlantikçiler bu savaşın bitmesini istemiyorlar. Zira uzayan savaş güçlenecek ABD jeopolitiği ve ekonomisi olacaktır.  Bu kapsamda Putin’in, Batı’nın “Rusya’yı yok etmek “istediği görüşüne katıldığını da belirten Macron, “Hedeflediğimiz şeyin bu olduğunu sanmıyorum. Biz Fransızlar hiçbir zaman bunun için çabalamadık. Dahası, kültürel ve tarihsel olarak çok yakın bağlarımız var. Biz Rus halkına her zaman saygı duyduk” dedi.  Macron’un tam ABD ziyaret sonrasında yaptığı TV röportaj açıklamalarının bir bölümü de AB ile ABD ilişkileri üzerineydi. Washington yönetiminin ve ABD Başkan Joe Biden’ın şahsen “Avrupa’ya çok bağlı” olduğunu, ancak ilişkilerinde bir uyumsuzluk olduğunu vurgulayan Macron, “Bugünkü duruma bakarsanız, gerçekten de bir senkronizasyon bozukluğu olduğunu görürsünüz. Neden? Enerji. Avrupa gaz ve petrol alıcısı, ABD ise üreticidir. Duruma bakarsanız, sanayimiz ve hane halkımız farklı fiyatlardan alım yapıyor. Dolayısıyla toplumlarımızın satın alma gücünü ve rekabetçiliğini etkileyen büyük bir uçurum var… Bu savaşın bedeli Atlantik’in iki yakasında da aynı değil” dedi. Sorunun kış ve kriz şartlarında Avrupa’nın ABD’den satın almakta olduğu enerji kaynakları olduğuna vurgu yapan Macron, enerjinin Avrupalı kullanıcının eline Amerikalıdan 6 kat daha pahalı geçtiğini söylüyor. Macron’un 2008-12 yılları arasında ‘Rothschild & Co. Investment Bank’ta üst düzey yöneticilik yapmasının ABD ve küresel sermaye çıkarlarına yakın olduğu iddialarına rağmen ABD ziyareti sırasında Fransız televizyonuna ABD karşıtı açıklamalar yapması dikkat çekici. Fransa’da hayat pahalılığı, orta sınıfın zayıflaması, kuraklık, göçmenler ve bazı şehirlerde ciddi asayiş sorunları devam ediyor. Sarı yelekliler gibi kitlesel gösterilerin devam etme riski çok yüksek. Bu koşullar altında Macron’dan De Gaulle çıkar mı? Bunu zaman gösterecek.

FRANSIZ HALKI DERTLİ

Panel sırasında bulunduğum Aix en Provence şehrinde bu saydıklarımı gözlemleme olanağım oldu. Taksi şoförü yol boyunca benzin fiyatından, evdeki elektrik ve doğal gaz faturalarından bahsetti. Şehir enerji kısıtlaması nedeniyle geçmiş yılların aksine Noel zamanı ışıldamıyordu. Kamu binalarında ısıtma sistemleri düşük derecelere ayarlanmıştı. Rusya’nın Fransa’ya doğal gaz akışını kesmesi Fransa’yı alıştığı refah seviyesinin altına çekiyordu. Macron’un Eylül ayında medyada yer alan “ekonomik savaş içindeyiz“, “bolluk döneminin sonu“, “tasarruf içinde yaşamaya birbirini teşvik etmek” gibi sözleri, Covid belasından yeni sıyrılan pek çok Fransız’ı rahatsız etmiş görünüyor. TF1 röportajında Macron’un söylediği ‘’Bu savaşın bedeli Atlantik’in iki yakasında da aynı değil” ifadesi gerçekte milyonlarca Fransız’ın görüşünü yansıtıyor. 1 Haziran 1944’te Amerikalılar Fransa için ölmüş olabilir, ancak bu fedakarlığın faturası 80 yıl sonra Amerikan jeopolitiği için Fransa’nın kullanılması sonucunu doğurmaz. Panelde gerek akademisyenler gerekse asker ve bürokratlarda açıkça dışa vuramasalar da bu görüşün ve ABD peşinde gitmenin yaratacağı risklerin farkındalığının yüksek olduğunu gördüm. Bu çerçevede Avrupa’nın ABD tarafından kullanıldığını en iyi gören kesimlerin Fransa’da yoğunlaştığını söylemek mümkün.

ABD, BAĞIMSIZ AVRUPA SAVUNMASI İSTEMEZ

Fransa’nın AB’nin tek nükleer askeri gücü olarak bağımsız AB savunma ve güvenlik yapısının kurulmasına öncülük etmek istedikleri gün gibi açık. Ancak ABD bu konuda izin verecek durumda değil. Zaten yıllarca Avrupa Savunma Politikasının ve Yeteneğinin oluşumunu dolaylı yollarla geciktirdiler. Bu durum refaha alışmış AB devletlerinin de işine geldi. Soğuk Savaş sonrası hepsi savunmada küçüldüler. Yugoslavya krizinde hiçbir şey yapamadılar. ABD’nin Avrupa’ya askerî harekât ile geri gelişini Yugoslavya Savaşında teşvik ve davet ettiler. Ukrayna krizi Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını tekrar ortaya çıkardı. Bırakalım savaşmayı, Ukrayna’ya gönderilecek topçu cephanesi stokları dahi 9 ayda bitti.  Bugün Bağımsız Avrupa, Rusya ve Çin ile her alanda ilişkilerini geliştirirse bu ABD hegemonyasının tahminlerden çok daha hızlı çökmesi anlamına gelir. De Gaulle 1966’da ABD’nin kendi jeopolitik çıkarları için bugün yaşandığı gibi Fransa’ya emrivakiler yapabileceğini görmüş ve NATO’nun askeri kanadından ayrılmış, Amerikalılar da Fransa’yı terk etmişlerdi. Bugün Fransa’da tek bir Amerikan üssü veya kolaylığı yoktur. Önümüzdeki günler Fransa’da Atlantikçiler ile Gaulistlerin mücadelesini görebiliriz. Bu mücadelede Peru’da, Arjantin’de ve Almanya’da geçen hafta yaşanan gelişmelere benzer Atlantikçi kumpas ve kışkırtmalar söz konusu olabilir.

YUNANİSTAN VE MAVİ VATAN ÇEKİNCESİ

Panele Yunanistan ve Güney Kıbrıs temsilcileri katılmadı. Bunda temel nedenin ilan edilen panel programında adımın yanında Mavi Vatan Doktrini Teorisyeni ifadesinin yer alması olduğunu değerlendiriyorum. Zira sosyal medyada, SciencesPo -Aix’in beni davet ederek ve programda açıkça kullanılarak Mavi Vatan kavramını meşrulaştırdığı eleştirisi yapıldı. Fransa tarafının Mavi Vatan terimini kullanma ısrarı ile Yunan ve Rum tarafın panele katılmama kararı aldığı düşünülebilir. Diğer yandan Fransa’nın, Yunanistan’ın ABD ile askeri iş birliğinin ve yığınaklanmanın stratejik seviyeden tüm bölgedeki dengeleri alt üst edecek jeopolitik boyutlara geldiğini gördüğünü; yoğun Fransız uçak, gemi ve silah satışına rağmen kendi etki alanından uzaklaşıp Amerikan etki alanına ve rakip Amerikan silah firmalarının pazarı durumuna girdiğinin farkında olduğunu değerlendiriyorum. Gelecekte bağımsız Avrupa Savunması söz konusu olduğunda Yunanistan ABD’nin Truva atı olarak hareket edebilecektir. Fransa panele beni davet ederek ve Mavi Vatan Doktrinini açık ismiyle kullanarak aslında Yunanistan’a ve Kıbrıslı Rumlara rahatsızlık verecek bir hamlede bulunmuştur. Gerek panelde gerekse soru cevaplar bölümünde Fransız akademisyen ve bürokratlarının pek çoğunun Seville haritasının Türkiye’yi kıtaya ettiğini, denizlerden uzaklaştırdığını; Ege’de 12 mil karasuyu ilanının Türkiye’nin Akdeniz’den tamamen kopmasına neden olacak bir durum yarattığını; Meis Adasının akla ziyan sözde ekonomik bölgesinin hukuksuzluğunu bildiklerini ancak devlet politikası olarak ABD ve AB ile hareket ettiklerini söylediğimde hiçbiri karşı argüman üretemedi. Gösterdiğim haritalarda durumu tüm çıplaklığı ile gören izleyicilerin sonraki yorumlarında Türkiye lehinde konuştuklarını gözlemledim. Ege ve Akdeniz’de gerilim nasıl azaltılabilir sorusuna verdiğim ‘’ Öncelikle Yunanistan’ın akıl yapısı değişmelidir. Hukuka, akla ve mantığa uygun hareket etmeyen bir devlet kültüründen; Türk düşmanlığından enerji alan siyasi bir varlıktan bahsediyoruz’’ cevabım üzerine Fransız panel Moderatörü tarafından yapılan şu yorum son derece dikkat çekiciydi: ‘’Ben hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de pek çok kez bulundum. Türkiye’de bulunduğum süre içeresinde Türklerin Yunanistan hakkında ayda bir kere konuştuğunu gördüm. Yunanistan’da ise onlar Türkiye hakkında 7/24 konuşurdu.’’

Fransa’daki panel özetle, NATO Genel Sekreter Yardımcısının açılışta propaganda sınırında yaptığı tek taraflı konuşmaya rağmen Ukrayna’daki savaşın Fransız kamuoyunu rahatsız edecek boyutlarda sonuçlar yarattığının artık gizlenemediğini gösterdi.  Bu kapsamda Macron’un ABD ziyaretinde televizyon kanalına söyledikleri ile paneldeki gözlemlerim örtüştü. Bu savaşın kazananı Biden yönetimi ve bu yönetim Pentagon’un açıkça ‘’bu savaş kazanılabilir bir savaş değildir’’ demesine rağmen savaşın bitmesini istemiyor. Fransa ise ekonomisinin ciddi darboğazda olduğu mevcut konjonktürde bir an önce savaşın durmasını ve normale dönüşü istiyor. Onlar için günlük hayatta en yakın güvenlik endişesi sığınmacı ve göçmenler sorunu. O nedenle bir günlük panelin büyük bir bölümü bu konuya odaklandı. Diğer taraftan Mavi Vatan konusunda Fransızların görüşlerinin netleşmesine katkı sağlaması; Türkiye’nin kıtaya itilmesinin; Ege’de karasuları genişliği konusunda bir oldu bittiye getirilmesinin; Seville Haritasını kabul etmesinin; KKTC’den vaz geçmesinin; güneyinde denize çıkış olan kukla bir Kürt devletine izin vermesinin asla mümkün olmayacağının defaten dile getirilmesi yönleri ile panel yararlı olmuştur.

____

(3 Aralık 2022 tarihinde TUYAP İstanbul Kitap Fuarında Pankuş ve Kırmızıkedi Yayınevlerinden çıkan kitaplarımın imza gününe gelen okuyucu ve takipçilerime yoğun ilgileri nedeniyle çok teşekkür ederim. Özellikle kitaplarımı okuyan gençlerin büyük çoğunluğu oluşturması, yaşadığımız her yönü ile çirkin, yoz ve iç karartıcı şu günlerde, gençliğin Cumhuriyete, mavi vatana ve Atatürk’e vefa ve sadakatlerinin emsalsiz boyutlara eriştiğinin bir göstergesi olmuş; güven ve güç vermiştir.)

Fransa’da katıldığım panel ve görüşlerim

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

9 Yorum

  1. 2 ay önce

    Saygıdeğer Amiralim; kaleminize sağlık. Yazınızın içerisinde yer alan iklim değişikliği konusuna katılmıyorum. Sayın Hüseyin Vodinalının sayfasında sizde biliyorsunuz, uzmanlar bunun emperyalizmin aldatmacası olduğunu savunuyor ve bununla ilgili belgeler yayınlıyor.
    Selamlar saygılar

    Cevapla
  2. 2 ay önce

    amiralim yazılarınızı ve çabalarınızı kaç türk evladı biliyordur merak ediyorum..siz bizim gururumuzsunuz

    Cevapla
  3. 2 ay önce

    İşte kurmaylık budur. Yerine gidip gerekli tespitleri yapıp dönmek ve bunu makaleleştirmek, subayın subaylığını gösterir. Tebrikler…

    Cevapla
  4. 2 ay önce

    Konularında uzman olan tüm değerli insanlarımızın devlet desteği ile bu tür toplantılara gönderilmeli ve teşvik edilmelidir, ABD’deki lobi şirketlerine milyonlarca dolar verilerek değil.

    Cevapla
  5. 2 ay önce

    Her yazinizla yeni seyler ogreniyorum. Ataturk’un ruhunu-gercekci olarak-gorup degerlendirebilen nadir komutanlardan birisiniz. Tesekkurler.

    Cevapla
  6. 2 ay önce

    Siz benim cumhurbaşkanı adayısınız. Elleri ayakları öpülesi bir insansınız. İyi ki varsınız. Gururluyum sizin gibi değerli büyüklere sahip olduğumuz için.

    Cevapla
  7. 2 ay önce

    HARIKA SINIZ AMIRALIM. SAYGILARIMLA.

    Cevapla
  8. 2 ay önce

    AMİRALİM HAKKINIZ ÖDENMEZ ..SİZİN VARLIGINIZ DA BİZE GÜÇ VERİYOR

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!