Hüseyin Vodinalı

Korona’nın hedefi sadece Çin değil

featured

Çin’deki salgın ortaya çıkmadan 1 buçuk ay önce ABD’de yapılan simulasyon çok önemli ipuçları taşıyor.

Ekim 2019’da düzenlenen “Event 201” isimli salgın tatbikatı, Johns Hopkins Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu (Davos), Bill ve Melinda Gates Vakfı, Johnson & Johnson ve diğer ağır siklet sermaye gruplarınca düzenlenmişti.

Senaryo Çin’dekinin neredeyse aynısıydı. Sadece olayın başlangıç noktası Güney Amerika olarak tasarlanmıştır.

Aslında bu tatbikat Rockefeller Vakfı’nın “Lock Step” isimli tatbikatının bir benzeriydi.

Lock Step tatbikatı 2010’da yapılmıştı.

“Geleceğe yönelik gelişmeler ve teknolojinin yarını” özetiyle yayınlanan 4 senaryodan biri novel corona virüsü benzeri bir küresel salgın halinde nelerin yapılması gerektiğine ilişkindi.

Küresel sermayenin korkuları arasında Çin ve Rusya’nın devletçi ve milliyetçi tercihleri kadar, hoşnutsuz Batı toplumlarında seçenek arayışları da var.

İşte 2010 tarihli o tatbikat, bir virüs sayesinde otoriter yönetime geçişin ipuçlarını veriyor.

Senaryo şöyle: 2012’de yaban kazları aracılığıyla taşınan ölümcül bir virüs yüzünden dünya nüfusunun beşte biri hastalanıyor. 8 milyon insan bu yüzden ölüyor. Bunların çoğu da genç ve sağlıklı yetişkinler. Bu durum küresel ticarete büyük darbe indiriyor ve ülke ekonomilerini çok kötü etkiliyor.

Ana bu ölümcül virüs herkesi eşit vurmuyor. Dünyanın, “lanetli ve fakir” güneyi en çok etkilenen bölüm oluyor. Afrika, Orta Amerika ve Güney Asya’da büyük felaket yaşanıyor.

ABD’de bu konuda “önlemler” alınıyor ve yurt dışına uçuş, hatta ülke içindeki uçuşlar kısıtlanıyor. Polis devleti uygulamaları hayata geçiriliyor. Merkezi yönetim her gün özgürlükleri daraltan “acil tedbirler” yürürlüğe koyuyor.

Mesela bu senaryoda Çin “totaliter” bir devlet olduğu için virüsle daha iyi baş edebiliyor.

Merkezi hükümet katı önlemler alarak, sınırları kapatıp, salgının yayılmasını önleyebiliyor.

Diğer ülkeler de Çin’den örnek alarak benzer polis devleti uygulamaları başlatıyor 2010 Rockefeller senaryosuna göre.

Mesela büyük ölçekli karantinalar, vücut ısı kontrolleri, seyahat kısıtlamaları vb.

Ama işin can alıcı noktası şu ki, bu polis devleti uygulamaları salgın sona erdikten sonra da devam ediyor. Tıpkı ABD’deki 11 Eylül saldırıları sonrası anti terör önlemleri bahanesiyle kurulan iç güvenlik bakanlığı ve ona benzer yeni kurum ve yurtsever vatandaş yasaları gibi.

Aslında Rockefeller tatbikatı ve sonuç raporu, küresel salgın, terörizm, ekonomik kriz ve fakirlik sonucu göç hareketlerinin önlenmesi için yeni bir polis devleti öneriyor bir paket olarak.

Yurttaşlardan, mahremiyet ve bağımsızlıklarından taviz vermeleri isteniyor. İnternete müdahale ile alternatif ve sosyal medyaya sansür de bu paketin içinde bulunuyor.

Gelecekte olası bir isyan ya da kalkışma hareketinin çıkmaması için de teknolojinin getirdiği imkanlarla tüm şehir köşelerinin izlendiği yapay zekalı 5G sistemleri ve insanların cep telefonlarının yanısıra, vücutlarına yerleştirilen biyometrik kontrol (sağlık için olacağı belirtilerek) cihazları hayata geçirilebilecek.

Dünyada ve özellikle de Batılı ülkelerde görülen yine batı yapımı sözde İslami terör, suç dalgası ve salgın hastalıklar, halkları iknada etkili olacak.

TEKELCİ BATI KAPİTALİZMİ

Önceki gün Twitter’de hoş bir paylaşım vardı. Wall Street’in sesi The Economist, ilgi çekici olması için ters bir başlık kullandığı bir yazısını paylaşmış. Yazının başlığı manidar: “Zenginler servet birikimlerini yasadışı yollardan mı elde ettiler?”

Bir başka Twitter kullanıcısı da buna alaycı bir yorum yapmış: “Economist’in bunu anlaması için 176 yıl geçmesi gerekmiş!”

176 yıl önce Karl Marks, “Komünist Manifesto”sunu yayımlamıştı ve servetlerin fakirlerden çalınmış olduğunu söylemişti.

Tekelci Batı Sermayesi bunu herkesten iyi biliyor ama saklamak için de her çareye başvuruyor.

Daha yeni ABD’de Demokrat Parti’nin sosyalist kimlikli başkan aday adayı Bernie Sanders’a yapılan bunun açık örneği.

ABD’de yükselen solun temsilcisi Sanders, Iowa ön seçimlerinde en çok oyu aldı ama bilgisayar sistemi çöküşe geçti. Allen kallem kazanan İsrail sermayesine yakın Pete Buttigieg oldu. Sanders bir önceki seçimde de en çok oy almasına rağmen neocon Hillary Clinton’a süper delege denilen şike yöntemiyle “hükmen” yenilmişti.

Sahi polis devleti deyince bunun en başarılı uygulaması halihazırda İsrail tarafından Filistinlilere uygulanıyor. Yüzyılın Anlaşması da bunu zirveye taşıyacak bir süreç.

Malumunuz İsrail Tekelci batı kapitalizminin çekirdek devleti.

Yani demem o ki, bu virüs olayı da küresel hegemonyanın faşizmine giden yolda bir parke taşı oluyor.

Korona’nın hedefi sadece Çin değil

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

4 Yorum

  1. Ve biz de hiç bıkmadan evanjelist siyonist kapitalizme lanet yağdırmaya devam ediyoruz.Diyeceksin ki etsen ne?Çok!İrademizi teslim alamadıkça bu iğrenç köpek sürüsünün topu twitteri bi b.k etmez.Yılma.

    Cevapla
  2. 3 sene önce

    Cemal Tunçdemir’in T24’te konu ile ilgili cok bilgilendirici ve bana mantIklI gelen bir yazIsI var. Konu ile ilgili komplo teorilerine inanmadan once okumak faydalI olabilir.

    Cevapla
  3. 3 sene önce

    Bir komplo senaryosu da ben anlatayım; bir Avrupa ülkesinde hızla yayılan ve ölümcül bir grip salgını ortaya çıkar. Bunu ilk isimlendiren Paris Pastör enstitüsü olur. Aynı zamanda aşı ürettiği için ticaret amacı ile olayı abarttıkları dedikoduları çıkar. Tesadüf o ya enstitüde çalışanlardan biri doktorasını Abd’de yapmıştır. Acaba Fransa Abd ile işbirliği mi yapmaktadır? Almanya ve Kuzey Avrupa ülkeleri aynı süper organize Çin devleti gibi tüm önlemleri alarak salgının Akdeniz havzasında ve yakın komşulukta olan Orta doğu ile kısıtlı kalabileceği ve oralardaki nüfus seyreltmesi ile doğal kaynakların daha küçük dünya nüfusu tarafından paylaşılacak şekilde zenginler bir organizasyon düzenliyor kuşkusu ortaya çıkıyor. Ama tuhaf bir şey oluyor ve salgın bırakın Akdeniz havzası, Orta doğu ve Afrika ile sınırlı kalmayı dünyanın en ücra köşelerine bile atlıyor. Öyle ki insan yoğunluğunun çok az olduğu kutuplardan tutun da okyanuslar ortasındaki en küçük adalara bile atlıyor ve tüm dünyada 2 milyar insan hastalığa yakalanıyor ve 200 Milyon insan ölüyor. Korkunç bir senaryo gibi görünen bu hadise 2009 yılında ortaya çıkan domuz gribinin ilk türü olan İspanyol Gribi olarak 1918-20 yılları arasında ortaya çıkan ve tarihin en ölümcül pandemisinin gerçek hikayesidir. O zaman Dünya nüfusu 1.6 Milyar iken 500 Milyon kişi hastalığa yakalanmış ve 50 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir. O zamanki ulaşım yoğunluğunun bugünkünün 100 biri olduğu göz önüne alındığında neden komplo teorilerini bir kenara bırakıp telaşlanmak gerektiği ortaya çıkabilir herhalde…

    Cevapla
  4. 3 sene önce

    O parke taslariyla fasizmin kafasini kiracak birileri bulunur elbet !Tüm insanligin güle oynaya gönüllü köleligi kabullenecegine inanmak istemiyorum

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!