Nihat Genç

Tarikatlar yasadışıdır ve derhal kapatılmalıdır

Nihat Genç yazdı...

featured

İki çürük domates satana dahi tüketiciyi korumak için dava açan sivil kurumları kutlamalıyız!

Çocuklarımızı iğfal ediyorlar tek bir sivil kurum bir insiyatif bir girişim veya bir parti veya bir Atatürkçü dernek dava açmıyor!

Kardeşim, bu (dernek vakıf tabelası altında faaliyet gösteren) yasadışı tarikat yapılarına Diyanet ve hükümetin göz yumması cibilliyeti gereği, ama, mesela CHP mesela Atatürkçü Düşünce Derneği veya muhalif olsun olmasın bir çok insan ya da dernek pekala dava açabilir!

Kimden korkuyorsunuz!

Altılı Masa’dan korkuyorlar, çünkü, Altılı Masa’nın açıklamalarıyla Diyanet Başkanlığı’nın açıklaması kelime kelime aynı: ‘dinimize saldırmak için bahane oluşturmayalım…’ gibi.

Altılı Masa’nın altı üyesi de ‘tarikatlar kapatılsın’ diyemiyor!

Başta İyi Parti ‘Süleymancılar’ın yuvası-kalesi, ki, CHP Fetöcüler’in yuvası-kalesi, ki, Gültekin Uysal zaten Saidi Nursici, ve şu Babacan ve Davutoğlu’nun oturuş kalkışındaki ofuduk gıbıdık hareketler de gözden kaçmıyor kesin bir şeyhin tedrisatından geçmişler!

Hadi ‘oy korkusu’ yüzünden kapatmaya .ötünüz yetmiyor, o halde, gelin başka bir ‘test’ yapalım!

Farzımuhal diyelim ki ‘cemaat ve tarikat’ medrese ve yurtlarına girmiş çocukular-insanlar ‘seçimlerde’ oy kullanamaz! Yani cemaat mektebinde büyüyenler vatandaş olarak bütün haklarını kullansınlar ama ‘seçmen’ vasıflarını ellerinden alalım.

Böyle bir yasa çıkartalım, göreceksiniz, tarikat ve cemaatler kitlelerini-çocuklarını bu mektep ve medreselere çocuklarını zinhar göndermez!

Tarikat ve cemaatleri, başta Şerif Mardin ve sonra liberaller, Türk halkını ve akademisini bir otuz yıl enayi yerine koyarak ‘sivil toplum’ yerine koyup legalleşmelerini sağlamışlardır!

Tarikat ve cemaatler ‘sivil toplum’ değildir, çünkü sivil toplum olabilmesi için ‘başkanı ve yönetiminin seçimle’ iş başına gelmesi ve daha ötesi denetlenmesi şarttır!

Bunlar şeyhden oğula geçen ….lerinin ve .ötlerinin keyfine göre halef-selefleri şeyhin belirlediği arkaik Ortaçağ yapılarıdır!

Karanlıktır ‘içerde’ ne olduğunu göremezsiniz!

Ve karanlıkta olup bitene şeyhten başka hiç kimsenin müdahalesi söz konusu olamaz!

Kilisenin tüm dünyada itibarını, gücünü kudretini kaybetmesinin sebebi de aynıdır. ‘Denetlenemeyen’ karanlık oda, ki, günah çıkartma, iki kişi arasında bir perde arkasındadır, günah çıkartma odasını iki kişi dışında kimse bilemez göremez denetleyemez, bu yüzden ‘kilise’ onbinlerce oğlancılık vakasıyla çalkalanmış ve onlarca kasabada kilise halkın tepkisiyle ya cemaatlerini kaybetmiş ya kapısına kilit vurmuştur!

Fransız ihtilaliyle insanlığın kazancı ‘modern lise’ öğretimi ‘açıklık’ ‘aydınlık’ içindedir, koridorlar sınıf ve okulda öğrenci-öğretmen ilişkileri sıkı gözetim ve denetim altındadır, hiçbir öğretmen, öğrencisiyle kimsenin göremeyeceği bir karanlıkta ya da mekanda görüşemez konuşamaz, herşey aleni ve ortada olmak zorundadır!

Ve insanlığın tarihsel birikimi uluslara şu acı dersleri öğretmiştir, birincisi, 9, 10, 11, 12, 13, vs. yaşlarda çocukların eğitimi yasa dışı kanallara bırakılamaz, çünkü bu yaşta bir kez beyinleri yıkanan çocukları ölünceye kadar zihinlerini şeyhden efendiden hurafeden rüyalardan kurtarmak mümkün değildir!

Zaten ‘rabıta’ denilen ritüelle, küçücük çocuk, her gün şeyhinin resmine odaklanmak zorunda!

İkinci acı ders, bu tarikat ve cemaatler, yurt ve okullarında kendi mezheplerine hizmet verir ve başka mezheplere kapılarını açmazlar, yani ayrımcılık yaparlar, yani, sosyal imkan ve yardımları sadece kendi mezhep ve tarikatları doğrultusunda kullanırlar!

Oysa bir toplumda sosyal yardım ve imkanlar dini mezhebi kim olursa olsun ‘herkese’ bölüştürülmek zorundadır!

Üçüncü acı ders, bizdeki Fetö deneyimiyle yakından tanıdık, bu tarikat mekteplerinde ‘şartlandırılmış’ gençler büyütülerek, askeriye ve hukuk ve bürokrasiyi ele geçirmek için gizli bir örgüt gibi kullanılmakta!

Bu tarikat ve cemaatler ve okulları hepsi yasadışıdır, gizli örgütlerin yuvasıdır, Ortaçağ karanlığına ve şeyhlerine hizmet ederler, ergen çağında yıkanmış beyinleriyle bir daha kendilerine gelmeleri bağımsız birey olmaları imkansız hale getirilir ve istisnasız Cumhuriyet ve Devlet düşmanı olarak yetiştirilirler!

Türk sağ hareketi, Demokrat Parti’den Adalet Partisi’ne, Özal ve Tayyip’e kadar bütün bu gizli yasa dışı örgütlerin oylarına göz dikip ya legalize etmişler ya ortaklık kurmuşlar ya ihaleler vermişler ya bakanlıklar vermişler ya çok derin siyasi ittifaklar kurmuşlardır!

Diyanet’in raporunda dediği gibi, bu tarikat ve cemaatlerin zararlıları ve faydalıları söz konusu olamaz, yani Diyanet, Fetö darbesi ortaya çıkınca Fetö’yü ‘zararlı’ saymış ama Menzil, İsmailağa vs. gibileri ‘faydalı’ kategorisine koymuştur, oysa, Fetösü de Menzili de İsmailağası da, hepsi, ortaklaşa ‘cumhuriyet’ düşmanıdır, hepsinin müridleri istisnasız Atatürk’e deccal der ve hepsi Cumhuriyet rejimini tağuti din dışı din düşmanı yani ‘dinsizliğin’ rejimi olarak tanımlar!

Ve bu tarikat ve cemaatlerin ortak diğer özelliği, hepsi, istisnasız ‘mesleksizdir’, asalak yaşarlar, ve hepsi istisnasız ‘devlet’ imkanlarını peşkeş çekmenin peşindedir, ki, Osmanlı’yı batıran bu şeyh ve tarikatlardır, ki, Cumhuriyet’ten yüz yıl önce II. Mahmut baş edememiş ve alayını kapatmıştır!

Ve sonra tarikat ve şeyhlerinin sapıklıklarıyla ve beleşçiliğiyle baş edemeyen Osmanlı bunları denetlemek için şeyhülislam’a bağlı ‘meclisi meşayih’i kurmuş yine tarikat arsa arazileri ve malları ve vakıfların şeyhleri tarafından yağmalanması iç edilmesiyle baş edememiştir!

Yasa dışı bu tarikatların bir diğer kutsallık atfettiği ‘vakıf’ kavramıdır, ki, vakıfların ortaya çıkması sosyal bir hizmet hiç değildir, şöyle, Osmanlı biraz kıllanan bitlenen yani zenginleşen herkesin malına konar ve tasfiye ederdi, yani, Osmanlı’da ‘müsadere’ geleneği vardı!

Müsadere şu demek, Osmanlı zenginlerin malları çocuklarına kalmasın diye o varlıklı ailenin bütün parasına malına arsasına çöker elinden alırdı. İşte, varlıklı aileler, mallarının çocuklarına geçebilmesi için ‘vakıf’ı icad etti ve bir takım hileyi şeriyeler düzenledi. Şöyle: vakıf senedinde, şu kadar yardım şu kadar bağış yapılacak diye çok cüzi bir sosyal yardım gösterilir ve ama vakfın ana gelirleri yine çocuklarına-soyuna kalması vakıf aldatmacasıyla devam ederdi, gerçek budur!

Bugün bütün İslami dernek cemaat ve tarikatların ‘vakıflaşmasının’ amacı da aynıdır, hem vergi vermezler hem de zenginlikleri kendi soylarına ve nüfuzlarına geçebilsin diye! Hem de ‘hayırlı’ kurumlar başlığı altında devletten ihale ve ödenek alsınlar, diye!

Yani bugünki İslami vakıflar bir Osmanlı geleneği diye kutsallaştırılıp ‘kulbuna’ ‘kılıbına’ uydurulmuştur!

Ve ülkenin hazine ve malları bu vakıflar tarafından yağmalanmasına (akıllarınca, İslami?) bir zemin hazırlanmıştır!

Ve Diyanet’in en tehlikeli söylemi, bu yasa dışı şeyhleri ve tarikatları korurken, bunlar için ‘Allah’ın dostları’ ve ‘mübarekler’ ve ‘efendiler’ ‘hazretler’ kavramını çok sık kullanmasıdır!

‘Allah’ın dostu’ payesi vererek bu şeyhleri hukuk önünde vatandaş eşitliğinin çok üstünde ruhani bir makama yerleştiriyor ve ilahi yüce bir üst sınıf yaratıyor, ve bunlara ‘mübarekler’ adı veriyor, ki, mübarekler de pek tabii dokunulmaz ve imtiyazlı bir sınıf haline geliyor, işte bugün yasaların işlemediği yer bu ruhani sınıfa başta devlet kimse dava açamıyor! (Müridleri şeyhlerine yemez içmez sıçmaz insan değil meleklerle konuşan üstün vasıflarla bağlanırken devlet de aynı şeyhleri dava açılmaz dokunulmaz üst sınıfa yerleştiriyor…)

Cumhuriyet düzeninde hiç kimse hiç kimseden üstün değildir olamaz, adına efendi, hazret, mübarek ya da Allah’ın dostu diyerek kimse kanun üstü insanüstü hiç değildir! Ve aynı şeyhlere ‘gavs’ gibi makamlar veriliyor, ki, gavs, Allah’ın bildiği herşeyi bilen, demek, yani bu soytarılar şu anda Nasa’nın dahi bilgisine sahip ve buna milyonlarca çocuğu inandırıyorlar….)

Ve bu ruhaniler, Fetösü Menzili, İsmailağası, hepsi istisnasız ‘biz inancımızı dinimizi yaşamak’ istiyoruz deyip kendilerini anayasaya karşı değil ilahi yasalara güya Kur’an’a karşı sorumlu sayıyorlar ve, tuhaf olan, Kur’an’da ve İslam’da ‘aracı bir ruhani’ sınıfın hiç olmayışı!

Yani tarikatçılık ve şeyhlik, dinde yoktur, bu aracı kurum, sonradan (bidat) uydurulmuştur ve mesela Selefiler dinde böyle kurum yoktur diye tarikatlarla savaş halindedir ve bu yüzden tarikatçıların iç savaş yaşadıkları ‘selefilerdir!! Yani an itibariyle dünyanın bütün İslam ülkelerinde tarikatçılarla selefiler iç savaş halindedir!

Ve binlerce yıl boyunca, Anadolu halkının vergisini yağma ve talan eden saraylar ve tarikatlardır!

Ellerindeki en büyük silah, kim karşılarına çıkıyorsa onları gavur padişah diye, dinsiz rejim diye, kafir diye din düşmanı diye din elden gidiyor diye suçlamalarıdır, ki, halen de yaptıkları budur!

Altı yaşında çocuğa düzenli tecavüzü dahi İslamileştirmek ya da dini kılıfla normalleştirmek başta İslamcılar ve tarikatlar ve Altılı Masa ve Diyanet’in ilk savunma hattı neden olmuştur!

Çok açıktır, tarikatlar demokrasi ve cumhuriyet düşmanıdır, hem ben demokratım diyecek hem de tarikatları besleyecek ve koruyacaksın, işte bunun adı siyasi şarlatanlıktır!

Türk sağının 90 yıldır sığınıp ve ülkenin tüm hazine ve değerlerini ele geçirmesi ve din, ahlak, Allah gibi bütün kutsalları dolarlaştırmasının sebebi tarikatların muazzam bir oy deposu olmasıdır!

İşte İslamcılar ve liberaller, işte mesela Altılı Masa, hem her dakika ben demokratım diyeceksin hem de tarikatlarla koyun koyuna siyaset yapacaksın!

Osmanlı’nın çürümesi ve yok olmasında çürüyüp dağılmasında baş rol oynayan bu dini şarlatanlığın sonunu getirip memlekete nefes aldıran İstiklal Mahkemeleri bir yüz yıl sonra yeniden tarikatları kapatmak için devreye girmek zorundadır!

 

 

Tarikatlar yasadışıdır ve derhal kapatılmalıdır

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!