Semih Dikkatli

Korgeneral Vural Avar’a verilen rapora ‘şerh’ yazım…

Semih Dikkatli yazdı...

featured

Emekli Hava Korgeneral Vural Avar 22 Aralık günü 85 yaşında, bir FETÖ kumpası dava nedeniyle cezaevinde yatarken uykusunda öldü.

Bakılınca ne kadar basit bir cümle ve dile ne kadar kolay geliyor değil mi? Ancak bu cümlenin içinde öylesine çok saçmalık var ki inanılmaz…

Ben işin bu hukuki gariplikleriyle ilgilenmiyorum.

İşin bir de sağlıkla ilgili kısmı var ve beni bir hekim olarak bu kısım daha çok ilgilendiriyor. Seksen beş yaşında bir tutuklu hastaneye gidiyor ve hakkında bir rapor düzenleniyor. Rapor içeriğinde, hipertansiyon hastası olduğu, atrial fibrilasyonu olduğu yazıyor, duyma ve anlamada zorlukları olduğu yazıyor ama buna rağmen algısı normal deniyor, fikir içeriğinden, fikir akış hız ve ritminden, yargılamasından, gerçeği test etme yeteneğinden, hafızasından, uykularının nasıl olduğundan, iştahından söz edilmiyor. Demans hastası olup olmadığının tespiti için hangi psikometrik incelemelerin yapıldığı, Beyin MR’ının çekilip çekilmediği ve sonuçlarından da hiç söz edilmiyor. Bu rapora göre; birinin ayağa desteksiz kalkabilmesi, kalbinin çalışması ve konuşabilmesi kendisine bakma yeterliliği olarak görülüyor.

Mesela psikiyatrist, nörolog ve fizik tedavi uzmanı meslektaşlarım bu hasta nörolojik, psikiyatrik ya da fizik tedavi yönünden sağlamdır yazamamışlar bile rapora ama “kendi kendine bakabilir” yazmışlar. Bir de raporun sonuna “KOCAMIŞ” koymuşlar TAM OLMUŞ…

Rahmetli Korgeneral Vural Avar hakkındaki 22 Kasım 2022 tarihli, 11 doktorun imzasını taşıyan raporda, cezanın ertelenmesinin gerekmediği, cezanın cezaevinde infazının hayati bakımdan bir tehlike arz etmeyeceği belirtilmiş.

Sincan Kapalı Cezaevi Müdürlüğü, İnfaz Kanunu’nun 16. Maddesi gereğince, Avar’ın infazının ertelenmesinin gerekip gerekmediğini, cezaevinde kalmasının hayati tehlikeye neden olup olmadığıyla ilgili yöneltilen soruya karşılık, Sağlık Bakanlığı Ankara Şehir Hastanesi’nden verilen rapora göre;

Psikiyatri, Avar’ın algısında patoloji saptamamış, tepkilerini doğal bulmuş. Nöroloji notuna göre desteksiz ayağa kalktığı belirtilmiş, mesane duvarında şüpheli kalınlaşmadan söz edilirken beyniyle ilgili hangi tetkikin yapıldığından söz edilmemiş. Raporda, “Bilinç açık, işitme kaybı nedeniyle zorlanıyor. Konuşma normal” ifadesi yer aırken kararda ise şu tespitler yapılmış:

1- Hapis cezasının tehirinin gerekmediği,

2- Cezasının cezaevinde infazı halinde hayati bakımdan bir tehlike arz etmeyeceği,

3-Maruz kaldığı ağır bir hastalık olmadığı, hayatını yalnız idame ettirebileceği,

4- Ceza tehiri gerektirir bir hastalık olmadığı,

5- Anayasa’nın 104/2-b maddesinde (Cumhurbaşkanının af yetkisi) yazılı kocamışlık hali olduğu tıbbi kanaatine varılmıştır.

Burada heyet olarak “KOCAMIŞLIK” diyerek bir tıbbi tanıdan kaçınmışlar ve af için Cumhurbaşkanını işaret etmişlerdir. Oysa hukuken affı gerektirecek durumdaki “kocamışlık” halinin tıpta karşılığı “düşkün ihtiyarlık”tır.

“Düşkünlük [Frailty (ing)], literatürde birbirine benzeyen, ancak tam da aynı olmayan çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Herkes tarafından kabul edilen bir tanım yoktur ancak uzmanlar arasında düşkünlüğü farklı bir hastalık olarak kabul etme konusunda giderek artan bir konsensus vardır. Ortak görüş olarak geriyatrik sendromlardan birisi olarak kabul edilmekte; yaşla birlikte bünyedeki fizyolojik rezervlerdeki azalma sonucunda gelişen güçsüzlük, bitkinlik, istenmeyen kilo kaybı, yavaş yürüme hızı, fiziksel engellilik, fonksiyonel gerileme, günlük yaşam aktivitelerinde yetersizlik ve bağımlılığın artması ile karakterize bir klinik durum olarak tanımlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) düşkünlüğü “günlük ya da akut stresle başa çıkabilme yetilerinin, fizyolojik rezerv ve çoklu organ sistemlerinde ortaya çıkan yaşla ilişkili azalmalardan kaynaklanan kırılganlığın artması ile riske atıldığı klinik olarak tanınabilir bir durum” olarak tanımlamaktadır. DSÖ’ne göre düşkünlük çoklu sistem düzensizlikleriyle karakterizedir ve dinamik homeostaz kaybına, fizyolojik rezervin azalmasına ve daha sonraki morbidite ve mortaliteye karşı daha fazla duyarlılığa yol açmaktadır. Bu durum genellikle stres yaratan durumlara karşı uyum yanıtlarının kötü ve yetersizliği ile ortaya çıkmakta ve işlevsel gerileme ve diğer ciddi olumsuz sağlık sonuçlarına yol açan kısır döngüye yol açmaktadır.

Düşkün yaşlı [Frail elderly (ing)] terimi 30-35 yıl öncesine kadar “tüm yaşlılar” için kullanılan bir terimken, 1978’de Amerikan Federal Yaşlanma Konseyi (Federal Council on Aging-FCA) bu terimin tüm yaşlılar için değil, sadece belirli bir grup özelliklere uyan yaşlıları tanımlamak için kullanılması gerektiğini belirtmiştir. FCA’nın tanımına göre “genellikle -ama her zaman şart değil-75 yaş üzerinde olan, kronik sağlık sorunlarının birikmesi sonucu günlük yaşamını devam ettirebilmek için bir veya birkaç alanda sürekli desteğe ihtiyaç duyan kişi”, düşkün yaşlı olarak değerlendirilmelidir.

Düşkünlük bazen engellilikle karıştırılabilmektedir. Düşkün yaşlı kişiler engelli olabilir ancak tüm engelli kişiler düşkün değildir.”  (Kaynak; Akdeniz Üniversitesi Aile Hekimliği Dergisi Yaşlılarda Temmuz 2019. “Yalılarda Düşkünlük” Yazarlar:Nedim Oğuz, Alper Arı, Ethem Kavukçu.)

Şu kritik cümleyi bir daha kalın harflerle yazalım:

“FCA’nın tanımına göre “genellikle -ama her zaman şart değil-75 yaş üzerinde olan, kronik sağlık sorunlarının birikmesi sonucu günlük yaşamını devam ettirebilmek için bir veya birkaç alanda sürekli desteğe ihtiyaç duyan kişi”, düşkün yaşlı olarak değerlendirilmelidir.”

Yani “düşkün ihtiyar” günlük yaşamını sürdürebilmek için yardıma ihtiyaç duyan kişidir ve koca bir sağlık kurulu “KOCAMIŞLIK” tanımının ardına saklanarak kendisini kurtaramaz.

Eğer Anayasa’da “KOCAMIŞLIK” tüm ihtiyarları kapsasaydı, o zaman zaten Cumhurbaşkanı’nın af yetkisinin içine bu madde konulacağına, Türk Ceza Kanunu’nun içine belirlenen bir yaştan sonra hapiste yatanlar tahliye edilir maddesi otomatik konulurdu. Bunun yapılmamasının sebebiyse Anayasamızda yer alan “KOCAMIŞLIK” tanımıyla uluslararası tanı kitaplarına göre kullanılan “DÜŞKÜN İHTİYARLIK” kavramlarının eş değer olmasıyla ilgilidir. Yani kocamışlık sadece yaşla ilgili değildir. Kişinin kendine bakabilecek durumda olup olmamasıyla ilgilidir.

Verdiğiniz kararın ilk dört maddesinde kendisine bakabilir, hapiste yatabilir dedikten sonra beşinci maddesine “KOCAMIŞLIK” ifadesini koyamazsınız. Bu tamamıyla ciddi bir çelişkidir.

Bir de “bu bir heyet kararıdır diye bu karardan imzacı hekimlerin tek tek sorumlu olamayacağını” iddia edenler var ki bu gerçekten komik bir iddiadır. Çünkü sağlık kurulları mahkeme heyetleri gibidir, oybirliği şartı yoktur, çoğunluk kararı yeterlidir. Karara katılmayanlar ise heyet kağıdını imzalar ama altına karara katılmadığını ve katılmama nedenleri içeren şerh koyar.

Maalesef bu heyet kararına imza atan meslektaşlarım adına son derece derin bir üzüntü duymaktan başka elimden gelen, kendimce inandığım bir gerçeği yazmaktır.

Aslında bu yazı, ben o heyette olsam koyacağım “ŞERH”dir.

Korgeneral Vural Avar’a verilen rapora ‘şerh’ yazım…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

5 Yorum

  1. 1 ay önce

    Rahmetli Vural Avar’ın ailesi, ömür boyu hatta gelecek nesillerinde bu yapılan caniliği unutmayacaktır. Buna sebep olan, başta Hipokrat yemini etmiş doktor heyeti olmuş. Bu yaptıkları her gece rüyalarına girer inşallah. Vural Avar’ın yerine babalarını koyup bir muhasebe yapsınlar.

    Cevapla
  2. 1 ay önce

    Hocam, bu rapor ne zaman verilmiş? Korgeneralimiz vefat etmeden sizler gibi yetkili ve etkili kişiler, şimdi yazdıklarını ve söylediklerini keşke daha önce yazıp kamuoyuna duyursalardı.

    Cevapla
  3. 1 ay önce

    Ulusal Kanal’daki son Çıkış Yolu programında, D. Perinçek, bu saygın komutanlarımız T. Erdoğan’dan af dilemeliler demiştir. işte durum bu.

    Cevapla
  4. 1 ay önce

    O 10 dan fazla hekimin hiç olmazsa bir tanesi bile mi hekimlik görevini ifa edememiş. ‘Kocamış’ ne demek. Tıbbi bir terim bulamamışlar mı? Ne acı durumlar. Vicdan yoksunu bir toplum olduk sanırım.

    Cevapla
  5. 1 ay önce

    On bir meslektaşın imzasını taşıyan rapor görünümlü belge gerçekte bir utanç belgesidir. Öncelikle biz hekimler açısından. Ama, tüm toplum bakımından. Ankara Tabip Odası bu utanç belgesini derinlemesine araştırmalı, soruşturmalı ve kovuşturmalı.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!