Yazarlarımızda Arapça-Farsça kullanma sevdası ve uyuyan TDK

Yazarlarımızda Arapça-Farsça kullanma sevdası ve uyuyan TDK

Özellikle son on yılda, yıllar boyunca nice değerli yazarın, dilcinin, bilim insanının karşılığını bulmak için emek harcadığı Arapça Farsça sözcük, mezarından çıkarılıp kullanılmaya başlandı. İngilizce Latince sözcükler de pek revaçta!

Dil Devrimi, bir zamanlar dilimizi yabancı sözcüklerden arındırma çabaları, Arapça Farsça üzerinden kıran kırana sürmüş mücadele boşa gitmiş gibi…  

Birbirleriyle yarışırcasına bu sözcükleri daha tumturaklı, daha “ağır” kullanmaya çalışan hemen bütün “medya” üyeleri, gecelerin ekran bülbülü analizciler, Orhan Pamuk’la başlayan modaya uyan Metis Yayınları romancıları, bazı edebiyat dergileri yönetimine “musallat” olmuş, Türkçe’ye bilinçli düşman kişiler bir aile gibiler; gizli bir örgüt gibi davranıyorlar.

Birbirlerini bu sözcüklerden tanıyor, böylece istilacı uzaylılar olarak işaretleşiyor, koklaşıyor, sevişiyorlar!

Şimdilerde bir “pandemi” var ki hafazanallah! “Salgın” neyinize batıyor a doktorlar diyesi geliyor insanın!

“Ortam”ı görünce Dil Devirimi niçin yapıldı beyler diye uyarmak istiyor insan! Bunca “öz Türkçe yaratma mücadelesi niçin verildi bayanlar baylar diye haykırmak istiyor!

Atatürk’ün cebinden parasını verdiği İş Bankası hisselerinin gelirini bağışladığı Türk Dil Kurumu (TDK) zaten sizlere ömür… 12 Eylül’de beli kırıldı. Oradan ayrılanların kurduğu Dil Derneği’nin de dinleyeni yok.

Bir dilin tek bir otoritesi olmalı bence; o da Türk Dil Kurumu’dur.

TDK üyelerinin basın toplantıları düzenleyip bu çılgınlığa bir son vermeleri, en azından “ayar” vermeleri gerekir.

Nasıl virüs salgınında her akşam uzmanlar halkı uyarıyorsa TDK üyeleri de dünyanın en nadide en özel en güzel dillerinden Türkçemize yapılan saldırıyı, hoyratlığı engellemek için gazeteleri, yazarları, konuşmacıları, haber ajanslarını denetlemeli, uyarmalılar.

Türkçemiz sahipsiz, yol geçen hanına döndü beyler! Bir Nurullah Ataç kadar bile, korkulacak yetke (otorite) yok! (Nurullah Ataç, “dair” sözünü kullandı diye Yaşar Kemal’in romanına oy vermeyeceğini ilan etmişti.)

Yani bugünlerde pek matah olan ve söylenirken bile ağızda sakız gibi uzayan “dair”, ta 1950’lerde arzın merkezine gönderilmişti!

Bir dilde elbette yabancı sözcükler olabilir. Ancak dilin arılaşması, yabancı sözcükler yerine var olan Türkçe karşılıklarının kullanılması, yoksa yetke sahibi kurumun karşılık bulması ve halka bunu duyurması doğru tutum değil midir? Tutmazsa tutmaz; o zaman eskisini kullanırız.

SIKÇA KULLANILAN YABANCI SÖZCÜKLER ve BAZI DEYİMLER

Türkçe karşılığı olmasına karşın ısrarla halkın gözü önünde,Türkçemizin başını gözünü yara yara, sıkça karşılaştığımız bazı yabancı sözcükler:

pandemi: salgın. (Herhalde “pandemi” deyince daha bilinmez, daha felsefi oluyor!)

aşikar: açık. (Nuray Mert, bela etti!)

adına: Bu dünyada hiç bir fani, birinin adı bu olduğu için (Mehmet, Hasan, Hüseyin, Kılıçdaroğlu vs.) “adına”  eylemde bulunmaz. O “kişi” için, o “kurum” için yapar, eder, eyler! Ne yazık ki haber merkezlerinde çalışan kardeşlerimiz, bilincimizi ters çevirmeye devam ediyorlar.

an itibarıyla: şu an, şimdi. Gavur illerinden borç alarak, yemeyip içmeyip aldığı yine gavur malı cep telefonundan kendini ve arkadaki ağaç, deniz, caddeyi de çekmeyi başarıp iyi iş yaptığını sanan cahillerin uydurduğu alçakça bir şey! TRT de olay yerindeki muhabire “an itibariyle orada durum ne” diyen sunucular bile gördüm. Şu an, şimdi.. çöpe gidecek endişesi içindeyim.

beyan: Mahkeme tutanaklarına hapsedildi sanıp kurtulduğumuza sevindiğimiz bir sözcüktü. Düşüncelerini dile getirme, bildiklerini anlatma, söyleme… anlamında kullanılan iğrenç bir sözcük.  

dair: ilgili. Arapça “devr”den, dönen, dolaşan, devreden anlamında, Türkçe’de ise bir şey hakkında olan, ilgili anlamındaki bu gariban sözcük Elif Şafak’ın başını çektiği çete tarafından baş aşağı çevrildi! (Radikal’de yazan, sonra romancı da olan, inanın şimdi adını anımsayamadığım cak caklı konuşan, Mağden soyadlı bir kadın da bu kullanıma ortaktır.)

daim: Arapça “devam”dan türeyip, devam üzere, her vakit, Türkçe’de sürekli, sürüp gelen anlamının dışında, bir de başına “her” ekleyerek cahil kişilerin duygulu, ağır şeyler söyleyebildiklerini kanıtlamak için kullandıkları zavallı sözcük.

hissiyat: Bir zamanlar dalga geçmek için kullandığımız bu sözcük, liberal/neogerici zamanlarda Elif Şafak ve diğer yeni yetme, genellikle de kadın yazarlarca kullanılmaya başlandı.  

mevzu: konu, olay. “Mevzuu” diye de kullanılan bu sözcük Mertgiller Laçinergiller’in “bir numara”  sözcüklerinden biri…  

kadim: Kürt siyasetçilerin, bu toprakların çok eski halklarından olduklarını kanıtlamak için kullandıkları – doğrusu amaca yardım etmiş- bir sözcük. (Ne yazık ki  bu “kadim(!)” halkın, bir müze kuracak minnacık bile etnografik bulgu, belge bulamaması bizi çok üzüyor.)

hakkaniyet: Arapça’da böyle sözcük var mı ondan bile şüpheliyim; Nuray Mert yaratıp başımıza bela etti.

mesele: sorun. Birikim dergisi bu sözü mezardan çıkarıp yaydı.

zira: Haber bültenlerinde bile kullanılmasıyla bizi çok üzen bir sözcük.

makul: akıllıca, akla uygun. (Ali Nihat Özcan bu sözcüksüz yapamaz.)

misal: örnek. Prof. Zeynep Kokmaz‘ı bile şaşırtacak denli bir Tanıl Bora sözcüğüdür. Çoktan mezarı boylamıştı; bana hortlak gibi geliyor.

şahsi: kişisel. Birikim’den Radikal’e, Radikal’den Birgün’e bulaşmış bir hastalık.

müşterek: ortak, birlikte.

otoriter: yetkeli. Emperyalizme, faşizme, faşiste bilimsel bakışı gizleyen, sosyalizmi de bu kavramın içine dahil edebilmek için kullanılan liberal bir sözcük. Evdeki baba da “otoriter”, Hitler de, Kenan Evren de!

malum: belli, bilinen.

sahne aldı: Sahneyi satın mı aldı? Kaça aldı? O tozlu mazotlu sahneyi aldı da çocuğuna eve mi götürüyor? Sanat sayfalarını yöneten, sanat programlarını sunanların, çoğu spor yorumcuları gibi cahil cühelanın, büyük halt karıştırıyormuşçasına kullanarak Türkçe sevdalılarının yüzlerce sinir hücresini öldüren sözcük.

mahfil: Büyük camilerde padişah ve müezzin için ayrılmış yer. (Ali Nihat Özcan – Nuray Mert ortaklığı bir kullanım. İnanın anlamını ben de bilmiyorum. Sözlüğe bile bakacak isteğim yok.) 

o isim: “Adına”nın babası!

mühim: önemli!

muktedir: Arapça kudret. Türkçe’de güçlü, kudretli, bir işi yapabilmeyi başarmış anlamında. Oysa liberal sol, bu sözcüğü başımıza bela ederek faşist, despot, kötü insanları net olarak göstermeyip başarılı birer kişi, hatta sevimli kişi haline sokuyor. (Hitler’i “muktedir” olarak düşünebiliyor musunuz?)

teamül: Arapça “amel”den türeyen bu sözcük eskiden beri, yapılagelen davranış, alışkanlık anlamında kullanılmış. Anlı şanlı politika analizcilerimiz aslında hiç bir Türk politikacısının uymadığı alışkanlıklar için kullanıyorlar.

hakikat: Gerçeeeeeeeeeeekkkk!

zinhar: Farsça, sakın, aman anlamında. İslamcı entelektüelimsi tayfanın dolaşıma soktuğu bir sözcük.

ziyade: çok, daha çok.

zihniyet: anlayış, düşünüş. Birikim’le özdeşleşmiş bir sözcük. “İdeoloji” gibi maddi dünyada tarihsel derinliği olması gereken bir etkeni, yalnızca insan beyninde o insana özgü bir anlık düşünceler dizgesi gibi metafizik çukura hapsedip basitleştiren gerici, sığ, bilim dışı bir sözcük.

DİL ULUS OLMANIN BİRİNCİ ŞARTIDIR

Pek ayırdında olmadan olumladığımız, kullandığımız bu sözcüklerin ne denli ideolojik bir içerik taşıdığı yazdıktan sonra beni de şaşırttı!

Biraz da eğlenceli dille anlatmak istedim. Bu örnekler kuşkusuz çoğaltılabilir.

Elimizden geldiğince öz Türkçe kullanmak yazar ve şairlerimizin, gazetecilerimizin, konuşmacılarımızın ilkesi olmalı.

Unutmayalım dil ulus olmanın birinci şartıdır. Ulusal yapının çöküşü dille başlar.

Atalarımızın temelini atıp binlerce yıl içinde çok sağlam bir yapıyla biz torunlarına kalıt bıraktıkları Türkçemiz, Türkiye Cumhuriyeti’ne dek hiç bir devletin resmi dili olmadı; hep horlandı. Ama Türkçe, bataklıktaki altın gibi üzeri temizlendikçe parladı.

Hiç bir yazı aman öz Türkçe yazayım diye matematiksel bir sıkıcı titizlikle yazılmaz. Ancak yazdıktan sonra herkes, yazısını iki üç kez okur. Bir kez de Türkçe karşılığı olan yabancı sözcükleri -uygun düşerse- Türkçesiyle değiştirmek için okumak zor olmasa gerek.

FETÖ ele başının, tek bir Türkçe söz kullanmamaya özen gösterdiğine dikkatinizi çekerim! 

YORUM YAZAN OKURLARA NOT:

Biz yazarlar için en güzel ödül olumlu olumsuz gelen yorumlardır; yorum yazmaktan çekinmeyin.

1- “Aydın” adlı okuruma: “Türkçe’ye” diye yazarken kesme işareti kullanılmalı. Ancak biz yazarların, bazı sözcükleri yazım kurallarının dışında kullanma hakkımız (kontenjanımız) var. Aziz Nesin “bitane”, “bigün’ diye yazardı, kimse de niçin böyle yazıyorsun demezdi. Nihat Genç, soluk almadan, kesilmeden okunsun diye çoğu kez virgül kullanmaz. Ben de “Türkçemizi..” diye yazmayı seviyorum.

2- “Latif Salum”: Noktalı virgülle ilgili Avrupa’da bir tartışma oldu son yıllarda. Fransa’da bundan bir kaç yıl önce alevlenen tartışma İngiliz Guardian’da haberleştirilmişti. Ancak haber, -bizimkinin tam tersi- Fransızca’da noktalı virgülün hiç kullanılmamaya başlandığını, bundan Fransız entelejinsiyasının panik düzeyinde rahatsız olduğunu anlatıyordu.

Örneğin Nouvel Observateur’un yazı işleri müdürü Sylvie Prioul’a göre noktalı virgüle giderek rastlanmamasının nedeni, “Fransızca üzerinde İngilizce etkisinin artması ve cümlelerin giderek kısalmasından” kaynaklanıyormuş. 

Yazara göre, noktalı virgül olmasaydı Hugo, Flaubert, Maupassant, Proust, Voltaire’in eserleri yalnızca soluk birer gölge olarak kalırdı. Noktalı virgülün güzelliği ve ihtişamı, zengin ve ince analizler yapıp oldukça karmaşık düşüncelerin aktarımını kolaylaştırmasından kaynaklanıyor.

Hatta Fransa’da “Noktalı Virgülü Savunma Komitesi” adıyla bir internet sitesi bile kuruldu. Gazete ve dergilerde, tv ve radyolarda yalnızca noktalı virgül için onlarca konuşma yapılmış.

(Batı’da dil üzerine nasıl titiz davranıldığı ve olagelen tartışmalar için Yargıtay eski başkanı Sami Selçuk’un yazılarına bakılabilir; google’a adını yazmanız yeterli.)

Görüldüğü gibi Fransa’daki tartışma, noktalı virgülü yanlış kullanma cahilliği üzerine değil, noktalı virgül kullanmaya gerek duyulmayacak denli kısa cümlelerin yaygınlaşmasına karşı gelmeye odaklanıyor.

Noktalı virgül kullanılarak bir sayfa uzunluğunda muhteşem tümceler kurmak özel bir yetenektir. Bizdeki gibi “Şöyle ki;..” deyip kullanmak değil.

Bizde yazım kuralları Latin alfabesini kabul etmemizle başladı. İlk zamanlar gazetelerde hatta Atatürk’ün yazılarında bile yazım kuralları hak getireydi. Zamanla oturdu. Noktalı virgül de Batı’da kullanılan biçimiyle aynıdır.

Bir ülkenin gelişmişliği bile yazım kurallarına ne kadar uyduğuyla doğru orantılıdır. Paldır küldür yazışma kültürü olan ülkeler az gelişmiş ülkelerdir çoğu kez. Örneğin İngilizlerin resmi yazışma metinlerinde bile kılı kırk yardıklarını, yazıyı sayısız kez yeniden yazdıklarını anlatmıştı İngiliz vatandaşı olmuş bir arkadaşım.

3-“İlker2”: Değerli yorumcuya bir üstteki paragraftaki yanıt yeterlidir sanırım. Takıntılı olmamalı ama en az bir İngiliz memuru kadar da titiz olunmalı!