Yeni 11 Eylüller yolda… Bitmeyen darbeler, sonsuz savaşlar

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Yeni 11 Eylüller yolda… Bitmeyen darbeler, sonsuz savaşlar

ABD’de John McCain’in ölümünden sonra yerini alan yeni en derin senatörlerinden biri olan Lindsey Graham önemli bir şey söyledi.

11 Eylül saldırıları ile Afganistan’a giren ABD’nin, 20 yıl sonra kaçarak ülkeyi Taliban’a terk etmesine tepki gösteren Graham; "Başka bir 11 Eylül ihtimali tavan yaptı. Dron saldırıları IŞİD’i parçalamayacak. IŞİD militanlarının sayısı ikiye katlandı. Müttefiklerimize sırtımızı döndük. Yeni bir 11 Eylül için koşulları oluşturduk" dedi.

Lindsey Graham, Amerikan siyasetine müesses nizam dışından giren çılgın Trump hakkında da, “Trump başkan olursa ikinci 11 Eylül yaşanabilir” demişti.

“11 Eylül’e özlem” Amerikan derin devletinde gün geçtikçe büyüyor anlayacağınız.

Türkiye düşmanlığıyla da ünlü olan Graham’a rol modeli olan John Mc Cain’in Irak’ta yapımına katkı sağladığı IŞİD bu kez Afganistan’da boy gösterdi.

ABD’nin 2014’te Irak ve Suriye’de kullandığı “IŞİD militanları”, artık Afganistan ve Orta Asya’da “istikrarsızlık” için görev yapacak.

Amerikan ordusu giderayak bunlar için bir sürü ileri teknoloji silah ve ekipman bıraktı.

11 Eylül 2001 sonrası Bush-Cheney cuntası sadece ülkelerinde değil, tüm dünyada kesintisiz darbeler ve savaşların kapağını açtı. 

NEYDİ HAKİKATEN BU 11 EYLÜL?

11 Eylül saldırıları aslında bir tür hükümet darbesiydi.

Bush ekibi bu tertibin sorumluluğunu almamak için ilginç bir tezgah düzenlemişti.

Fransız gazeteci Thierry Meyssan bunu 2002’de yayımladığı “Dehşetengiz Hile” isimli kitabına atıfta bulunduğu son yazısında şöyle anlatıyor:

“11 Eylül’de ne olduğu sorulursa, hepimiz İkiz Kuleler ve Pentagon’a yapılan saldırıları gözümüzün önüne getiririz. Olayı içeriden öğrenenlerin etkilenen havayollarının hisseleri üzerinden işlediği suçlar, Beyaz Saray’ın ek binasını (Old Eisenhower Building) harap eden yangın ya da Dünya Ticaret Merkezi’nin bir üçüncü kulesinin çöküşü gibi birçok şeyi unuttuk.

Daha da şaşırtıcı olan şu ki, Richard Clarke’ın “Süreklilik Hükümeti Planı”nı saat 10.00’da yürürlüğe koyduğunu şimdi neredeyse hiç kimse hatırlamıyor. Tam da o anda, Başkan Bush ve Kongre görevlerinden uzaklaştırıldı ve askeri koruma altına alındı. Başkan Bush, İkiz Kuleler’in üst düzey yöneticilerinin önceki geceden beri kaldığı Nebraska’daki bir hava üssüne ve Kongre de Greenbrier’deki Megabunker’e götürüldü. İktidar “Süreklilik Hükümeti”nin eline geçti. Hükümet, Raven Rock Mountain’deki Megabunker’deydi (site R). İktidar, ancak günün sonuna sivillere iade edildi.

Bir Rus uydusunun, Washington açıklarında ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait bir gemiden Pentagon’a füze fırlatıldığını öğrenen Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, ABD’li mevkidaşına ulaşmaya çalıştı. Ama başarılı olamadı. Telefon şebekeleri arızalı olduğu için değil, George W. Bush geçici olarak artık başkan olmadığı için.

Bu “Süreklilik Hükümeti”nin üyeleri tam olarak kimlerden oluşuyordu ve iktidarda oldukları süre boyunca ne yaptılar, bugün itibariyle bunu hala bilmiyoruz. Soruyu soran Kongre üyelerinin konuyla ilgili bir toplantı yapmasına izin verilmedi.

Aydınlatıcı açıklamalar elde edilene kadar 11 Eylül tartışmasının süreceğini idrak etmeliyiz. 11 Eylül’de yürürlüğe konulan prosedür, nükleer savaştan korkulduğu bir dönemde Başkan Eisenhower tarafından tasarlandı. Kendisi, meclis başkanları ve Kongre üyelerinin çoğunluğunun öldürülmesi durumunda, anayasal iktidar ortadan kalkmış olacaktı. Ordu, mantıksal olarak hükümetin sürekliliğini sağlamalıydı. Ama o gün öyle olmadığı açıktı. Seçilmişlerden hiç biri ölmemişti. Dolayısıyla yetki devri anayasaya aykırıydı. Açık konuşmak gerekirse, bu bir darbeydi.”

11 EYLÜL DARBESİ 20 YILDIR SÜRÜYOR

Evet aynen öyleydi.

Esasen Amerikan tarihi, müesses nizam veya derin devlet tarafından tezgahlanan onlarca suikast ve darbelerin de tarihidir.

11 Eylül de, küresel bir darbenin düğmesine basılmak için düzenlenmiş bir hükümet darbesiydi.

Sonuçları ve süresi itibarıyla şimdiye kadarkilerin en büyüğüydü.

Bunu faşist Bush ve Cheney ikilisi başta olmak üzere, İsrail yanlısı Neocon ve Evanjelist ekip tasarladı.

Alman yazar Jürgen Elsasser, “Gölge Hükümet” isimli kitabında darbeyi şu sözlerle anlatıyor:

“İktidara el koyma harekatı, 11 Eylül saldırıları sonrası diğerleri felaketin yaralarını sarmaya çalışırken, Cheney’nin hukuk danışmanı (14 çocuklu fanatik bir mormon olan) Addington’u sığınağa getirterek onunla devletin dönüştürülmesi prosedürlerini konuşmasıyla başlamıştı. Cheney, diğer iki hukukçuyu da yine bir dinci fanatik olan Timothy Flanigan ve G. Koreli antikomünist sığınmacının faşist oğlu John C. Yoo olarak belirlemişti. Üçlünün gelecek yıllardaki çalışma şekli basitti: Cheney’nin çağrısı üzerine Addington, Bush için bir kararname hazırlıyor ve kararnamenin uygunluğu için Flanigan Hukuk Müşavirliği bürosuna yasal bir başvuru yolluyor ve kararname Yoo tarafından kontrol ediliyordu. Yoo kararnamenin anayasaya uygunluğunu onayladıktan sonra Bush’un imzalamaktan başka çaresi kalmıyordu. Bush tarafından onaylanan kararnameler, başkanlık bürosunda değil Addington’un bürosunda saklanıyordu. Muhtemelen yine Addington tarafından hazırlanmış 13233 numaralı kararname ile Bush, kongrenin bile bu belgelere ulaşmasını engellemişti. Gölge hükümet böylece tüm kamusal kontrolden bağımsız hareket edebilme imkanına kavuştu.”

ABD’de yaşananlar, Türkiye’de “Küçük Amerika” olma sevdasıyla başlayan ve BOP Eşbaşkanlığı ile finale ulaşan sağ muhafazakarlar tarafından adeta taklit ediliyordu.

Bu paralelliğe İsrail’i de katabiliriz. Ariel Şaron ve Binyamin Netanyahu da Cheney cuntasından farksız azgın savaş kışkırtıcılarıydı. Filistin, Lübnan ve Suriye’ye yapmadıklarını bırakmadılar.

Saldırıları izleyen günlerde, Bush yönetimi Kongre’ye “Patriot Act” (Vatanseverlik Yasası) adıyla bilinen bir Terörle Mücadele Yasası’nı onaylattı. Bu, Federalist Society (Başsavcı Theodor Olson ve Adalet Bakanı John Ashcroft’un üyesi olduğu) tarafından önceki iki yıl içinde hazırlanmış çok kapsamlı bir metindir. Terör davalarında ünlü “Haklar Bildirgesi”ni (Bill of Rights) askıya alır.

Terörle Mücadele Yasası’nı uygulamak için çeşitli kurumları bir araya getiren Anayurt Güvenliği Bakanlığı (Homeland Security Department) adında yeni bir bakanlık kuruldu. Tüm Amerikalıları  gözetleyebilecek siyasi bir polis gücüyle donatıldı. 2011’de Washington Post’un ortaya koyduğu üzere, bu bakanlığa bağlı 112.000’i gizli görevli, toplam 835.000 memur çalışıyordu. Yani 370 kişi başına bir hafiye düşüyordu; bu bakanlığın çalışma şekli 2013 yılında Edward Snowden tarafından ifşa edildi. Snowden bugün Rusya’da siyasi mülteci olarak yaşıyor.

11 Eylül saldırılarından bir buçuk ay sonra, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Amiral Arthur Cebrowski’ye emanet ettiği Güç Dönüşüm Ofisi’ni (Office of Force Transformation) kurdu. Silahlı Kuvvetlerin işlevinin değiştirilmesi söz konusuydu.

Rumsfeld/Cebrowski doktrini, 1929 krizinden sonra Pentagon’un kurulması kadar önemli bir değişimdi.

Artık finansal kapitalizme tam uyum söz konusuydu.

Bundan böyle ABD artık savaşları kazanmaya değil, aksine onları mümkün olduğu kadar uzun süre devam ettirmeye çalışacaktı.

Bush’un meşhur “Sonsuz Savaş” ifadesini hatırlayın!

Sonsuz savaşlar için de ABD’de sürekli darbeler gerekliydi.

Trump’ın seçim sürprizi sonrası yaşananlar mesela.

Donald Trump’ın aslında bir Rus ajanı olduğu safsatalarını bizzat FBI destekledi.

Tam anlamıyla kaotik geçen Trump döneminde patlak veren biyolojik savaş şüphelisi pandemiyi de unutmayalım.

Sonra Genelkurmay Başkanı Milley’nin “muhtırası” ve o meşhur kongre baskını olayları.

Ve tıpkı 2000’de Bush’un hileyle kazandığı seçimler gibi hileli olduğu şüphesi çok yüksek olan Biden’ın kazandığı bu son seçim.

Ve şimdi yaşlı bir bunak olarak tanımlanan Biden’ın koltuğu sallantıda ve yine ABD’den gizli darbe fısıltıları yükseliyor. Kamala Harris aportta bekliyor. 

Amerika’yı perde arkasından yöneten cuntalar için hep savaş, daha çok savaş lazım.

Bunları, Rusya ve Çin’i zayıflatma harekatı olarak satmaya çalışsalar da, asıl hedefleri Amerika’yı avuçlarında tutmaya devam etmek.

Dikkat ederseniz, 11 Eylül’den sonra başlayan savaşların hiçbiri sona ermedi.

Türkiye’de de 2001 sonrası 11 Eylül sistemi ya da rejimi hakim oldu. Yine Amerikancı bir darbe olan 12 Eylül’e göre bile daha gerici bir ruha sahipti!  

Yani daha dikkatli bakacak olursak, Afganistan’daki 20 yıllık Amerikan işgali gibi Türkiye’de de benzer bir 20 yıllık (açık işgal olmasa da paralel-FETÖ?- etkileşim denebilir) dönemden söz edebiliriz.

Bunun mimarları olarak da Bush-Cheney cuntasının gözdeleri, Paul Wolfowitz ve “Karanlıklar Prensi” Richard Perle’yi gösterebiliriz.

Şimdi ise ABD Afganistan’dan çekildi.

Yerine IŞİD ve Taliban’ı bıraktı.

ABD’nin Irak ve Suriye’den de çekileceği söyleniyor.

Ben ABD’nin küresel hegemonyasının giderek bitmeye yüz tuttuğunu savunuyorum.

Ancak bu hegemonyanın çöküşü öyle davullu zurnalı olmuyor.

Her imparatorlukta olduğu gibi çöküş esnasında pek çok saray darbeleri ve savaşlar yaşanır.

Şimdi olan da bu.

Ancak Lindsey Graham’ın uyarılarına dikkat edilmeli.

Bu kez Orta Asya’da daha büyük bir oyun planlanıyor.

Benim aklıma gelen korkunç ihtimallerden biri de, IŞİD’in eline bırakılan küçük bir nükleer bomba.

Bakınız Meyssan’ın kitabında ne yazıyor:

“Pentagon, bu savaşları (Afganistan ve Irak) layığıyla yürütebilmek için gizlice yeraltı Özel Kuvvetleri’ni kurdu: Üniformasız 60.000 asker.  Bunlar herhangi bir ülkede istedikleri kişiyi iz bırakmadan öldürme yeteneğine sahiptiler.”

 Bunlardan 16 bini ise halen Afganistan’da.

Suriye, Irak, Afganistan ve Türkiye’de kaç güdümlü “terörist” olduğunu bilmiyoruz bile.

Muhtemelen çok daha fazlası.